SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 9 Sayfa:   Sayfa:   «ilk   <   2   3   4   [5]   6   7   8   >   son» 
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.914
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 05.04.2021- 04:13


Üstteki yorum yarım kalmıştı. Şöyle, sosyalizm ile demokrasiyi birlikte anmak, ''daha demokratik bir sosyalizm'' sözleri kulağa güzel geliyor. Ama içeriğe girince bir anda hem bilimsel ve hem de reel sosyalizm karşıtlığı ortaya çıkıyor. Sosyalizmi lafzi bir biçimde tekrarlamak, demokrasiden de liberal bir demokrasiyi anlamak sosyalizmin demokratikleştirilmesi falan değil, sosyalizmin iğdiş edilmesinden başka bir kapıya çıkmaz. Proleter diktatörlükten parti diktatörlüğü parti diktatörlüğünden partinin öncülüğü konusuna karşıtlık ve sonuçta partinin sınıfın aklı olduğu gerçeğini yadsımaya kadar götürmek, sosyalist devrimi de sosyalist kuruculuğu da kendiliğindenci süreçlere bağlamak anlamına gelir. Böyle bir akıl yürütmenin bilimsel sosyalizmle çok da ilişkili bir durum olmadığını düşünüyorum. Sürekli yineliyorum, sosyalizm, işçi sınıfının tarihsel çıkarları kendiliğinden bir süreçle ve sadece sınıfın çabasıyla gerçekleşemez. Proletarya bir sınıf olarak   tarihsel çıkarlarının farkına da varamaz. Hem sosyalist devrimi gerçekleştirebilecek stratejileri kuramaz ve hem de kuruculuk dönemindeki komünizme yürüyüşün siyasetlerine ''dışarıdan'' bir bilinç olmadan gerçekleştiremez. Demokrasiyi bu anlamda bir biçimsel anlayış olarak benimsemek doğrudan liberalizme savrulmaktan başka bir anlama da gelmez.

Şu konuyu önemsiyorum. demokrasi bir burjuva yönetim biçimi olarak bile sosyalistler için önemli olmalıdır. İçinde bulunduğumuz koşullardan bile bu gerçeğin ne kadar önemli olduğunu çıkarsamak mümkündür. Kapitalizm altında sınıf mücadelesi demokrasi mücadelesini içerir ve içermelidir. Burjuva sisteminde homojen bir siyasi anlayış olmadığı gibi, burjuva kesimler arasında hem çıkarların farklılığı ve hem de çok değişik kültürel pozisyonları sahiplenmek konuları burjuva partilerinin de çeşitlilik kazanmasına yol açmaktadır. Bu farklılığı yok sayan ve bir gören yaklaşımların sınıf mücadelesi konusunda yol alabilmesi pek mümkün değildir. Sınıf mücadelesini sınıfın kendiliğinden bilinç kazanması sonucu yürüyecek bir mücadele olarak görmek çok geçekçi bir görüş olamaz.

Kapitalizmi daha demokratik bir hale getirmek çabası, siyaset alanının genişlik kazanmasıyla proletaryanın sınıf bilincini kazanması ve sosyalizmin ancak böyle bir süreç sonunda gerçeklik kazanması bana bilimsel sosyalist bir görüş değil, daha çok sosyal demokrat bir görüşmüş gibi geliyor. Aslında bunu söylerken de bir tedirginlik olmuyor değil. SF'de Marksizmin böyle bir anlayış olduğunu iddia edenler vardı ve bunun da başını Borga çekiyordu. Borga Marks'taki devrim anlayışının bu olduğunu söylerken, daha da ileri gidiyor ve belki farkında değil, SF baştan sona Marks ve Engels'in inkarına dayanan bir iklimin yeşertildiği anti-marksist bir pozisyona yuvarlanıyordu. Kürt ulusalcılığının şiddete dayalı siyasetinin de etkisine girildiği için bilimsel sosyalizm ya da enternasyonalist anlayış Lenin ve Blanki kodlarıyla savunulur ve yorumlanır hale getirilmişti. SF'nin o dönemde niceliksel büyüklüğüyle orantılı olarak bilimsel sosyalizme çok zarar verdiğini düşünüyorum.

Marks'taki devrim anlayışının bir ölçüde kendiliğindenci bir tavır olduğu iddia edilebilir. Öncelikle Kautsky'nin dile getirdiği ve Lenin'in parti programının bir parçası haline dönüştürdüğü ''dışarıdan bilinç'' konusu, ve bununla birlikte öncülük ve örgüt anlayışı, demokratik merkeziyetçilik hiç kuşkusuz Marks'ta yoktu. Başka bir başlıkta bu konudaki görüşlerini yazmıştım, burada uzun uzadıya girmek gereksiz olacak, Dönemin koşulları deyip geçelim. Ama Marks'taki proletarya vurgusu, devrimin çoğunluk tarafından gerçekleştirilebilir olduğu konuları, hem siyasal ve hem de sonrasında toplumsal devrimin merkezi konusudur. Bu bakımdan Lenin'i de doğru anlamak gerek. Örgüt ve öncülük siyasal devrimin en az sınıfın kendisi kadar önemlidir ama bu durum, örgütün sınıfsız halksız devrim yapabileceği anlamına hiç gelmez. Diğer koşullar bir yana Lenin'in altını çizdiği biçimiyle   eskisi gibi yönetilmek istemeyen bir halk ortaya çıkmadıkça ve o halkın devrimci iradesi meydanlarda ses yükseltmedikçe ve bu o ses ve eylemin öncülüğüne yükselmiş bir komünist partisi ortaya çıkmadıkça ne sosyalist bir devrim gerçekleşebilir ve ne de sosyalist kuruculuk... Dolayısıyla Marks'ta var olan kendiliğindenci tavrın ortaya çıkardığı boşluk Lenin tarafından giderilmiştir. Lenin yok sayılarak bilimsel sosyalizmin savunulması bana çok gerçekçi gelmiyor bu yüzden.

Marksizm, bitmiş, sonlanmış bir ideoloji değildir. Bütünseldir ama ucu açıktır ve tamamlanmaya ihtiyaç gösterir. Lenin'in Marksizme katkısı bu bağlamda Marksizmdeki bu büyük boşluğun giderilmesi   yönündedir. Bence ve mutlaka Lenin reddedilmeden, Marksist siyasetteki merkezi rolü asla inkar edilmeden, bir tamamlayıcı sürece daha ihtiyaç vardır. Hem demokratik merkeziyetçilik ve hem de proleter diktatörlük konuları daha demokratik bir işleyişe sahip olacak bir tez/kuram geliştirilmelidir. Toparlarsak hem kapitalizm altında daha topumsal ve siyasal yapının demokratikleşmesi sınıf mücadelesinin bir parçası haline getirilmeli ve hem de ML'in temel tezleri, temel başlıklarında daha demokratik bir yapının egemen olması sağlanmalıdır diye düşünüyorum. Liberal bir demokrasiden ve bu anlamda biçimci bir yaklaşımdan söz etmediğimi de tekrarlayayım...

( Bu konuda söylenmesi gereken çok şey var sanıyorum, zaman zaman devam ederiz.)



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.914
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 08.04.2021- 04:35


Reel sosyalizmin çözülüşüyle birlikte dünyada yeni bir dönemin başlayacağı müjdeleniyordu. Sosyalizmin bittiği, yeni bir dönemin başladığı ve bu yeni dönemin demokrasiyi genişleteceği ve özgürlük anlayışının daha da yaygınlaşıp egemen hale geleceği algısı yaratılıyordu. Neo-liberalizm köpürttükçe köpürtüyordu. Dünya tiranlardan kurtulacak, küresel bir rüzgar estirilirken daha güzel bir dünyanın eşiğinde olduğumuz üfürülüyor, bilimsel sosyalizm devrimci içeriğinden soyutlanmış bir halde içi boş bir demokrasi mücadelesine dönüştürülmek isteniyordu.

Bir dönem başarılı da oldular. Ülkemizde 12 Eylül faşizminden yorgun çıkan kadroların büyük çoğunluğu da bu köpürtülen dalganın üstüne oturmuş, neo-liberal bir bayrak altında seslerini, birikimlerini bu yeni dönemin emrine vermişlerdi. Dönmüşlerdi, döneklerdi. Sadece köşelerine çekilseler belki, ''yoruldular'' denilip geçiştirilirlerdi. Ama yıllarca savundukları fikirleri düşmanlaştırmaya çalışan bir ideolojinin neredeyse sözcüleri haline gelmeleri ne kadar rahatsız ediciydi! O kadar çoklardı ki! Hemen her gün televizyonlara çıkıp yeni yeni keşfettikleri demokrasinin erdemlerinden ve geçmişlerinde ne kadar çok hata yaptıklarından söz eder olmuşlardı. Hidayete ermişlerdi. Liberal ideolojinin esiri olmuşlardı. Öylesine bir akıl yitimi yaşıyorlardı ki, bulundukları yayın kuruluşunda, televizyonlarda demokrasi ve özgürlük güzellemeleri yaparlarken, küreselleşme edebiyatı altında bu sürecin ülkemizdeki öznelerinin cemaat ve AKP olduğunu bile söylemekten çekinmiyorlardı.

Böyle bir liberal basınç ülkemizin tepesinden bastırdığında sözde sol forumlarımızın bundan etkilenmemesi mümkün müydü? Hepsi bir anda enternasyonalist olmuştu! Enternayonalizm adı altında sürekli pompalanan küreselleşmeyi, yani neo-liberalizmi, yani burjuva kozmopolitizmini savunduklarını ve o kesimlerin saflarında yer aldıklarını fark edemiyorlardı. Ulusalcılık, sosyal şoven ve neo-faşist suçlamaları da o iklimde doğdu. Sağlı sollu liberaller her gün, her akşam sürekli üfürüyor, buralarda konumlanan bir yığın ne olduklarını kendilerinin bile anlayamadığı tipler kendi meşreplerince o üfürülenleri bir şekilde savunur hale geliyorlardı.

Aralarında solcu olmadıklarını komünist olduklarını söyleyenler vardı. Liberalizmin tutsağı haline gelmişlerdi. Nedenini bilmiyorlardı, açık seçik söylemiyorlardı ama Lenin ve Stalin onlara göre sosyalist tarihten çıkarılmalıydı. Onlar jakobendi, otoriterdi ve belki de faşizan bir yapıya sahiptiler! Oysa sosyalizm demokrasi ve özgürlük demekti ki, bu kavramların hiçbiri SSCB'de de yoktu. Zaten SSCB sosyalist de değildi. Troçkist etkilenmelerle köpürtülenleri yarım yamalak yineliyorlardı.

Ortaya bir kerameti kendinden menkul bir solculuk çıkmıştı. Ne bir bütünlük vardı söylenenlerde ne de bir anlam ve tutarlılık. Partiye bile karşıydılar. Marks ve Engels'ten bu yana çok zaman geçmiş, koşullar değişmiş, okuma yazma da öğrenen kitleler neyi nasıl yapacaklarına karar verebilir hale gelmişti. Birilerinin parti mekanizması altında ''eski sosyalizmi'' anlatmasına gerek yoktu. O sosyalizm geride kalmıştı ve yenisini de zaten kitlelerin kendisi kuracaktı...

Hepsinin, o dönemde sözde sol, sosyalist forumların tamamında bu tür etkilenmeler vardı. Demokrasi ve özgürlük bir şekilde hepsinin dilindeydi. ( Kürt ulusalcılığının etkisi de büyüktü.) Liberalizme hayranlık duyuluyordu. Demokrasi ve özgürlük sihirli sözcükler haline gelmişti.   Soyut bir söylem buralarda boy gösteren hemen herkesi bir şekilde sarıp sarmalamıştı. Hatırlıyorum, bundan sonra mücadelenin partiye ve devlete karşı olacağını, olması gerektiğini söyleyenler vardı. Kerameti kendinden menkul solculuk buralara varmıştı. Hepsi bir anlamda bir akademisyen ve bir teorisyen modundaydı.

Garip bir durum da yaşanıyordu. SF'de yönetim ağırlıklı bir ''Leninist Blankist'' furyası vardı. Marks'ı yerin dibine soktukları oluyor, bu kerameti kendinden menkul solculuğun bir başka kanadı ''Marks'a laf söyletmem'' modunda karşı çıkarken, Marks'ın hangi temel tezini savunduğunun açıklamasını bile yapamıyordu. Ne devlet anlayışı Marksistti, ne proletaryanın öncülüğü ve gerekliliği...

Yazıya başlarken aklımda olanlar yazının devamında biraz silikleşiyor. Yazının tutsağı olmak böyle bir şey sanırım. Aslında söylemek istediğim demokrasi ve özgürlük kavramlarının önemsizliğini vurgulamak hiç değil. Yani insanın böyle bir anlatımda bulunmasının anlaşılır bir yanı olamaz. Marksist yaklaşımın dışında demokrasi   otoriterleşmenin, özgürlük de biatçı bir yönelimin karşısına koyulduğunda bile savunmak aklın ve bilimin gereği... Ama altı çizilmesi gereken durum bu kavramların sosyalizme yedirilerek savunulmasıdır, sosyalizmin dışlanarak değil. Bilimsel sosyalist tezlerin reel sosyalizmle farklılığı kuşkusuz irdelenmelidir, irdeleniyor zaten. Bir yığın kitap var bu konuda. Ama reel sosyalizm için ''yıkıldığı için yanlıştı'' algısından yola çıkıp, sosyalizm adına sosyalizmi reddi noktasına gelmemek ve sosyalizm yerine demokrasiyi bir güzellemeler bütünü olarak algılamamak gerek.   Ve liberalizme methiyeler düzülerek sosyalizm savunulamaz.

Belki fazlalıklardan arınmış bir şekilde bu konuyu yeniden yorumlamakta yarar olacaktır. Ve çünkü demokrasi konusunun teorik anlamdaki önemi bir yana, yaşadığımız nesnellikle ilgili önemi de üzerinde sürekli durulmasını ve yorumlanmasını gerekli kılıyor, diye düşünüyorum.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.914
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 14.04.2021- 08:42


Bir sosyalist, demokrasi ile faşizm tercihi arasında kalırsa ne yapmalı, sorusu önemli bir soru. Başka sözcüklerle bir sosyalistin ülkedeki dinci faşizm konusunda kayıtsız kalmasını olağan karşılayabilmek mümkün mü?

Şubat devriminden sonra Rusya'da önce kapitalizmin ve demokrasinin gelişmesi gerek diyerek burjuva iktidara destek vermekten yana olan Menşeviklere   karşı Bolşeviklerin sosyalizm ve devrimden yana ısrarcılığı Ekim devrimiyle noktalanmıştı. Bugünün Türkiye'sinde sosyalistler de böyle mi davranmalı? Dinci faşizm ile demokrasi ikileminde demokrasi mücadelesini yok sayarak çubuğun sosyalizme, devrime doğru bükülmesi gerektiğini vaaz etmek akılcı bir söylem mi? Şubat devriminden sonraki süreçte Menşevik Bolşevik ayrışmasının koşulları ülkenin bugünkü koşullarıyla benzerlik taşıyor mu?

Bir yol ayrımı var ortada. Ya dinci faşizm kurumlaşacak ya da bu sürece dur denilecek.
Sosyalistler bu sorunun yanıtını nasıl vermeli?

( Sonra devam edilir, dışarı çıkmam gerek.)



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.914
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 15.04.2021- 04:30


Üstteki yazı yarım kalmıştı. Devam edeceksek, demokrasinin sosyalizm için vazgeçilmez olduğunun altını çizmek gerek. Sosyalistler demokrasi konusuna sadece kapitalizmin bir yönetim biçimi olarak bakmazlar, bakmamalılar. Kaldı ki, kapitalizmin bir yönetim biçimi olarak sınırlandırılsa bile önemlidir, önemli olmalıdır. Marksizmin batı (liberal) tipte bir demokrasi anlayışına eleştiri getirmesi sadece kuramsal açıdan bakıldığında bile demokrasinin reddi anlamına gelmez. Proletarya işçi sınıfı mücadelesinde   bu ''biçimsel'' demokrasiyi savunmalıdır, savunmak zorundadır. Bir sosyalist için merkezi bir önem kazanmış demokrasi mücadelesinin kapitalizmin iyileştirilmesi anlamı taşıdığı ileri sürülebilir, bu başka bir tartışmadır. Ama demokrasi mücadelesini içermeyen bir sosyalist mücadelenin de ( içinde bulunulan koşullara da bağlı olarak) doğru bir mücadele şekli olduğu iddia edilemez. Mümkün değil. Çünkü proletaryanın kendini eğitebilmesinin yolu da demokrasiden, demokrasinin genişletilmesinden geçmektedir.

Türkiye'de solun, sosyalistlerin demokrasi mücadelesindeki rolü giderek daha da artmıştır. Bunun bilincinde oldukları konusunda en küçük bir kuşku da duymuyorum. Proletarya tarihsel çıkarlarını parti dolayımı üzerinden gerçekleştirirken, partinin bu konuda ( demokrasi konusunda) farklı bir düşüncede olduklarını da asla düşünmüyorum. Ama sorun, bu konunun parti tarafından yeterince işlenmediği ve üye ve sempatizan kitleye yeterince yansıtılamadığıdır. Demokrasi mücadelesinin sosyalist mücadelenin ayrılmaz bir parçası olduğunu, bu durumun işçi sınıfını nihai hedefinden asla alıkoymayacağını başta üye ve sempatizanlar olmak üzere geniş kitlelere aktarılabilmelidir.

Bu noktada bir sorun yaşandığını düşünüyorum.






Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.914
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 16.05.2021- 06:47


Türkiye'de solun, sosyalistlerin demokrasi mücadelesindeki rolü giderek daha da artmıştır. Bunun bilincinde oldukları konusunda en küçük bir kuşku da duymuyorum. Proletarya tarihsel çıkarlarını parti dolayımı üzerinden gerçekleştirirken, partinin bu konuda ( demokrasi konusunda) farklı bir düşüncede olduklarını da asla düşünmüyorum. Ama sorun, bu konunun parti tarafından yeterince işlenmediği ve üye ve sempatizan kitleye yeterince yansıtılamadığıdır. Demokrasi mücadelesinin sosyalist mücadelenin ayrılmaz bir parçası olduğunu, bu durumun işçi sınıfını nihai hedefinden asla alıkoymayacağını başta üye ve sempatizanlar olmak üzere geniş kitlelere aktarılabilmelidir.

Evet, Türkiye garip bir ülke; belki de kitap okuma alışkanlığının olmaması nedeniyledir, bilmek ile anlamak arasındaki fark burada bir türlü anlaşılamıyor, ya da acelecilik yüzeyselliği ortaya çıkartıyor, yüzeysellik de anlayabilmenin önüne bir set çekiyor. Kısa yoldan ve   oradan buradan edindiklerimizle konulara yaklaşıyor, hayatı da solu da o yüzeysellik içinde tanımlamaya çalışıyoruz. Böyle bir sorun var Türkiye solunun sempatizan kesiminde. Partilerdeki demokratik merkeziyetçiliğin yarattığı zihinsel tembellik de etki ediyor bu soruna, bir anlamda var olan sorunu büyütüyor ve sorun da içinden çıkılmaz bir hal alıyor.

Kısa yoldan ezberlemiştir örneğin, ''siyasal devrimden sonra proleter diktatörlük, sonra komünizmin birinci aşaması, ve sonra ikinci aşaması''der. Karşısına çıkan bir makalede görmüş kısa yoldan bilgilendiğini sanmıştır. O bilgiye ulaşmakla konuyu anladığını düşünür ve benzer pek çok yöntemle de sol-sosyalist bir bilinç edindiğini düşünür. Hava/iklim Kürt ulusalcılığından yanaysa o tarafa meyleder, bu durumu kafasına göre enternasyonalizm ile ilişkilendirir,   çok sıkışırsa ''demokrasi'' der, ''AKP'yı geriletmek için'' olduğunu söyler, ama hava/iklim biraz değişince bu kez HDP'ye karşıt bir pozisyon alır, demokrasiye de düşman kesilir.

Dedim ya garip bir ülke burası ve özellikle bu enternasyonalistler ve yetmez, ''enternasyonalist komünistler'' bir başka gariplik içinde. Bizim forumumuzda önceden yazan ama şimdilerde sadece takip eden bir arkadaşımız   eleştirmişti bir ara; ''düzen siyasetine doğru hızla yol alıyorsun'' diye... Gerekçesi de AKP karşıtlığımızı ve AKP'nin iktidardan mutlak bir şekilde düşürülmesinin sol için yaşamsal önemde bulduğumuzdanmış! Oysa bir sosyalist ve dahi ''enternasyonal komünist'' düzen dışı siyaseti savunurmuş, falan. Her dönem söylemeye çalıştıklarıyla yaptıkları arasında öylesine tutarsızlık ve hatta samimiyetsizlik var ki, önemsemek ve yanıt vermek bile içimden gelmiyor. Daha birkaç yıl önce ''oylar HP'ye'' derken veya ''AKP'yi geriletmek için'' gerekçesine sarılırken, şimdilerde tam bu nedenlerle siyasal konum alanlara karşıt bir pozisyon alması ve en önemlisi, hemen her konuda neden-sonuç ilişkisi içinde bir analizden yoksun olması onu bir samimiyetsiz, tutarsız ve sadece kendine oynayan, kendini mutlu etmeye çalışan bir sıradanlık içine sokuyor ama bunu da anlayamıyor. Ya da belki, başka bir şey elinden gelmediği için buna zorunlu....

Okumuş bir yerlerde ''proleter diktatörlüğü savunmayan biri komünist olmaz'' diye kestirip atıyor, sonra bürokrasiye karşı olduğunu söylüyor, Stalin'e zaten düşman, adını vermeden, belki de yine anlamadan demokrasicilik oynamaya çalışıyor ama bugünün Türkiye'sinde AKP karşıtlığı konusunda tek kelime söylemeden solun demokrasiyi değil, sosyalizmi savunması gerektiğini yineliyor. Neden sonuç ilişkisi olmayınca daha önce söyleyip yaptıklarıyla, bugün söyleyip yaptıklarının birer çelişki olduğunu da anlamaktan uzak bir duruş sergilemekle kalmıyor, demokrasi ve devlet (proleter diktatörlük) konusunda söylemeye çalıştıkları arasında bir tutarsızlık olduğunu da fark edemiyor.

Demokrasi ve sosyalizm (Marksizm) ilişkisi (bu yüzden) önemsenmeli. Yeterlilik yoksa, ''solcular burjuva demokrasisi ile faşizm arasında bir tercihte bulunmazlar mı, ya da sosyalistler faşizme karşı mücadele etmezler mi'' sorularını hiç yitirmeden, üzerlerini örtmeye çalışmadan belli bir samimiyet göstermeliler, hiç olmazsa konuya böyle bir perspektiften bakmalılar diye düşünüyorum. Evet, yetersizlik belki bu sorular üzerinde düşünülmeye başlandığında aşılabilir bir hale gelir. Ve belki ancak o zaman demokrasi ve devlet ilişkisinin sol-sosyalizm açısından nasıl kurulması gerektiği konusunda bilgi edinilme ihtiyacı başlar.


Ve sadece kuru ve soyut bilgi bile anlamak için yeterli değilken bir de yetersiz ezberlerle anladığını sanmak, kişiyi umutsuz vaka haline de getirebilir.

Bir de; sanal bir dünyanın vazgeçilmez bir gerçeklik haline gelmesi sorunu (bence) daha da büyütüyor. Gariplik biraz da bundan.








Bu ileti en son melnur tarafından 16.05.2021- 06:48 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.914
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 27.05.2021- 06:18


Kısa geçeyim, belki tekrar olacak ama bu bağlığı öne çıkarmak ve sürekli tartışılır kılmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Önemli ve gerçekten yararlı...

Reel sosyalizmin çözülüşüyle birlikte dünyada öne çıkan-çıkartılan neo-liberalizm, Türkiye solunun bir kısmı tarafından önemsenir bir hale geldi. Üzerinden çok değil, bir kaç yıl geçti Cumhuriyet gazetesinin anlı şanlı bir sosyailist(!) yazarı adı da vereyim ''Maocu'' Şahin Alpay, bu ''yeni'' döneme uygun bir ideolojik söylemle karşımıza çıkıyordu. Tek değildi kuşkusuz, onlarcası yüzlercesi vardı. Bunlar liberal demokrat olduklarını söylemeye başlamışlardı. Yani hem liberal ve hem de demokrat!

Fukuyama ile birlikte kitlelerin zihnine yerleştirilmek istenen iki kavram bu ve bir kısım sol üzerinde de etkili olmuştur. Liberalizm ve demokratizm. Liberalizmi biliyoruz, tanıyoruz ve ona karşı ideolojik ve siyasal bir donanımız var. Ama aynı şeyi demokrasi konusunda söylemek hiç de mümkün değil. Bu konuda üstünkörü tavırlar sergilenmekte. Üstelik garip bir çelişki de pek çoğumuzu teslim almış durumda. Bir yandan burjuvazi demokrasiyi terk ediyor, terk etmiştir diyoruz, öte yandan demokrasi burjuvazinin bir yönetim sistemi bir rejim tanımlamasıdr diyerek demokrasi mücadelesini burjuvazinin çıkarı gibi görüp değerlendiriyoruz! Burjuvazinin terk ettiği bir olguyu güncel bir mücadele başlığı altında savunmanın nesi burjuvazinin çıkarına uygun olabilir?

Açılmalıdır, derinleştirilmelidir ve özellikle sempatizan kitlenin önüne getirilmelidir. Demokratizm ile solun demokrasi mücadelesi birbirine karıştırılmamalıdır. Sol demokrasi mücadelesini önemser, önemsemelidir. Detaylarına da gireriz ama demokrasi mücadelesi kapsamayan bir sınıfsal mücadele olamaz. Demokrasi mücadelesi olmadan kitlelerin sınıf mücadelesine katılabilmesi de çok mümkün değildir. Birlikte yürütülmelidir bu yüzden ve faşizme karşı da mutlaka öne çıkartılarak sınıfsal mücadelenin başat bir parçası haline getirilmelidir.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.914
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 30.05.2021- 03:43


Tekrar edecek olursak demokrasinin monarşiye göre daha ileri bir yönetim biçimi olduğu söylenebilir. Kapitalizmin feodaliteye göre daha ileri bir düzen, daha ileri bir aşama   oluşu gibi. Demokrasi için burjuvazinin bulduğu bir rejim tanımlaması da yapılabilir. Bu demokrasi ''batı demokrasisi'' ya da liberal demokrasi olarak adlandırılır. Marksizmin savunduğu demokrasinin bu demokrasiyle hiçbir ilgisi yoktur. Marksist demokrasisinin ne olduğu, nasıl olması gerektiği, önemi...-ayrı bir konu, başka bir yazıda irdelenebilir ama, özellikle altının çizilmesi gereken konu, - özellikle bugünün Türkiye'sinde sürekli yinelemekte yarar var- eleştirdiğimiz liberal demokrasinin sosyalistler ve proletarya için ''gerçek demokrasi'' olmaması ve ''biçimsel bir demokrasi'' olmasına karşın sosyalistler için   yadsınmaz bir öneme sahip olduğudur.

Sosyalistler için olsun, işçi sınıfı için olsun sosyalizmin kurulabilmesinin yolu da demokrasiden geçer. İşçi sınıfının mücadelesi demokrasi içinde gerçekleşebilir ve sınıf   demokrasi için mücadele ederken kendini eğitir. Demokrasi mücadelesi   toplumsal ve siyasal alanı genişleterek sınıf mücadelesinin yaygınlaşmasının da önünü açar. İşçi sınıfının bilinçlenmesi de bu yolla olur. Ayrıca çok yinelediğimiz şekliyle burjuvazinin gericileşmesi ve kendi yönetim sistemi olan demokrasiden vazgeçme eğilimi içine girmesi de demokrasinin kazanılması yani demokrasinin sınırlarının genişletilmesi mücadelesinde işçi sınıfının omuzlarına öncülük görevi yükler. Ve bu öncülük, işçi sınıfına bu mücadelenin kazanılması yolunda diğer halk sınıflarıyla birliktelik kurma sorumluluğu da yükler.

Özetle demokrasi hem devrim öncesinde sınıflı toplumsal yapı içinde sosyalist mücadelenin ve hem de devrim sonrasındaki kuruculuk döneminin vazgeçilmez bir unsuru olmalıdır. Önemlidir, önemsenmelidir ve ayrıca liberal biçimciliğe övgü halini almamalıdır, diye düşünüyorum.







Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.914
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 09.06.2021- 00:32


Bu demokrasi konusunda sanırım epey bir yol almalıyız. Şöyle, biraz önce face'te bir arkadaşımız ki, karşıma çıkan her yazısında AKP gericiliği le düzen muhalefetini eşitleyen bir tavrı vardı, yine böyle bir yorumda bulunmuş ve özellikle Kılıçdaroğlu'nun demokrasi konusunda söylediklerini, söylemeye çalıştıklarını küçümseyen bir yorumda bulunmuştu.   Çok uzun zamandır face'te tartışmalara girmiyordum, böyle bir tavrı yeğlemiştim ama bu arkadaşın karşıma çıkan her yazısında böyle bir tavrı takınması bir yerden sonra rahatsızlık vermeye başlamıştı. Yaptığı eleştirinin altına kısa bir yorumda bulunduğumda, hemen, ''hangi sınıf için'' ezberini sıraladı. Ezber diyorum, çünkü arkadaşın bu tavrı,   bilgi ile anlama/kavrama konusunun farklı olduğunu bir kez daha hatırlatmıştı ve bu konuda en iddialı üye ve sempatizan kesimlerimizin   sorunlu bir yapıya sahip olduklarını düşündürtmüştü.

Üzücü.
Gerçekten üzücü.

Sadece demokrasi başlığından bir örnek vereceksek, bu konuda sağdan soldan bulduğumuz bilgiler çok basit bir konuyu aydınlatıcı nitelikte değilse, bir problem ve ortada bir eksiklik var demektir. Solcu bir zihin bunu anlayabilmeli. Rahatlıkla ''marksistim'' diyebiliyorsak en azından bu şekilde bir düşünme becerisi edinebilmeliyiz. Örnekse, ülkemizin doğusundaki dinci yönetim biçimleriyle kuzey Avrupa tipi bir burjuva demokrasisi arasında hiç mi fark yok? Daha somutlaştıralım, bizim ülkemizdeki AKP gericiliğini, tek adam faşizmini, cemaat-tarikat ve mafya ilişkilerini iktidardan uzaklaştıracak bir mücadeleyi sosyalist içerikli değil diye küçümsemek mi gerekiyor? 'Hangi sınıf için'' diyerek o küçümsemeyi sözde sol bir kılıf altına sokmak mıdır sosyalist tavır?

Ezbercilik, biat anlayışı genellikle sağın bir davranış yöntemidir.
Öyle bir iklim var ki, sol sempatizan kitleye de bu davranış yöntemi bulaşıyor.
Analiz edebime, sorgulama becerisinden mi uzaklaşıyoruz, nedir!
Solda, belki küçük bir kesim ama, sağın bir kesiminde olduğu gibi biatçı, ezberci bir kesim türüyor...
Anlamıyor, ezberliyor.
Ve sanal ortamda da yaygınlık kazanıyor.




Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 9 Sayfa:   Sayfa:   «ilk   <   2   3   4   [5]   6   7   8   >   son» 



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Sosyal Demokrasi ve Sosyalizm... melnur 15 4133 05.08.2021- 05:23
Konu Klasör Sosyal Demokrasi ve sosyalizm... melnur 3 1818 18.07.2022- 09:12
Konu Klasör Sosyal demokrasi mi devrimci demokrasi mi? melnur 2 127 29.08.2022- 08:41
Konu Klasör sosyalizm ile reel sosyalizm arasında ne fark var yura 5 12793 23.03.2014- 12:22
Konu Klasör Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm melnur 19 14412 30.08.2013- 00:25
Etiketler   Demokrasi,   sosyalizm.
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS