SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 5 Sayfa:   Sayfa:   «ilk   <   2   3   4   [5] 
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.799
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

40 kere teşekkür edildi.
33 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 05.04.2021- 04:13


Üstteki yorum yarım kalmıştı. Şöyle, sosyalizm ile demokrasiyi birlikte anmak, ''daha demokratik bir sosyalizm'' sözleri kulağa güzel geliyor. Ama içeriğe girince bir anda hem bilimsel ve hem de reel sosyalizm karşıtlığı ortaya çıkıyor. Sosyalizmi lafzi bir biçimde tekrarlamak, demokrasiden de liberal bir demokrasiyi anlamak sosyalizmin demokratikleştirilmesi falan değil, sosyalizmin iğdiş edilmesinden başka bir kapıya çıkmaz. Proleter diktatörlükten parti diktatörlüğü parti diktatörlüğünden partinin öncülüğü konusuna karşıtlık ve sonuçta partinin sınıfın aklı olduğu gerçeğini yadsımaya kadar götürmek, sosyalist devrimi de sosyalist kuruculuğu da kendiliğindenci süreçlere bağlamak anlamına gelir. Böyle bir akıl yürütmenin bilimsel sosyalizmle çok da ilişkili bir durum olmadığını düşünüyorum. Sürekli yineliyorum, sosyalizm, işçi sınıfının tarihsel çıkarları kendiliğinden bir süreçle ve sadece sınıfın çabasıyla gerçekleşemez. Proletarya bir sınıf olarak   tarihsel çıkarlarının farkına da varamaz. Hem sosyalist devrimi gerçekleştirebilecek stratejileri kuramaz ve hem de kuruculuk dönemindeki komünizme yürüyüşün siyasetlerine ''dışarıdan'' bir bilinç olmadan gerçekleştiremez. Demokrasiyi bu anlamda bir biçimsel anlayış olarak benimsemek doğrudan liberalizme savrulmaktan başka bir anlama da gelmez.

Şu konuyu önemsiyorum. demokrasi bir burjuva yönetim biçimi olarak bile sosyalistler için önemli olmalıdır. İçinde bulunduğumuz koşullardan bile bu gerçeğin ne kadar önemli olduğunu çıkarsamak mümkündür. Kapitalizm altında sınıf mücadelesi demokrasi mücadelesini içerir ve içermelidir. Burjuva sisteminde homojen bir siyasi anlayış olmadığı gibi, burjuva kesimler arasında hem çıkarların farklılığı ve hem de çok değişik kültürel pozisyonları sahiplenmek konuları burjuva partilerinin de çeşitlilik kazanmasına yol açmaktadır. Bu farklılığı yok sayan ve bir gören yaklaşımların sınıf mücadelesi konusunda yol alabilmesi pek mümkün değildir. Sınıf mücadelesini sınıfın kendiliğinden bilinç kazanması sonucu yürüyecek bir mücadele olarak görmek çok geçekçi bir görüş olamaz.

Kapitalizmi daha demokratik bir hale getirmek çabası, siyaset alanının genişlik kazanmasıyla proletaryanın sınıf bilincini kazanması ve sosyalizmin ancak böyle bir süreç sonunda gerçeklik kazanması bana bilimsel sosyalist bir görüş değil, daha çok sosyal demokrat bir görüşmüş gibi geliyor. Aslında bunu söylerken de bir tedirginlik olmuyor değil. SF'de Marksizmin böyle bir anlayış olduğunu iddia edenler vardı ve bunun da başını Borga çekiyordu. Borga Marks'taki devrim anlayışının bu olduğunu söylerken, daha da ileri gidiyor ve belki farkında değil, SF baştan sona Marks ve Engels'in inkarına dayanan bir iklimin yeşertildiği anti-marksist bir pozisyona yuvarlanıyordu. Kürt ulusalcılığının şiddete dayalı siyasetinin de etkisine girildiği için bilimsel sosyalizm ya da enternasyonalist anlayış Lenin ve Blanki kodlarıyla savunulur ve yorumlanır hale getirilmişti. SF'nin o dönemde niceliksel büyüklüğüyle orantılı olarak bilimsel sosyalizme çok zarar verdiğini düşünüyorum.

Marks'taki devrim anlayışının bir ölçüde kendiliğindenci bir tavır olduğu iddia edilebilir. Öncelikle Kautsky'nin dile getirdiği ve Lenin'in parti programının bir parçası haline dönüştürdüğü ''dışarıdan bilinç'' konusu, ve bununla birlikte öncülük ve örgüt anlayışı, demokratik merkeziyetçilik hiç kuşkusuz Marks'ta yoktu. Başka bir başlıkta bu konudaki görüşlerini yazmıştım, burada uzun uzadıya girmek gereksiz olacak, Dönemin koşulları deyip geçelim. Ama Marks'taki proletarya vurgusu, devrimin çoğunluk tarafından gerçekleştirilebilir olduğu konuları, hem siyasal ve hem de sonrasında toplumsal devrimin merkezi konusudur. Bu bakımdan Lenin'i de doğru anlamak gerek. Örgüt ve öncülük siyasal devrimin en az sınıfın kendisi kadar önemlidir ama bu durum, örgütün sınıfsız halksız devrim yapabileceği anlamına hiç gelmez. Diğer koşullar bir yana Lenin'in altını çizdiği biçimiyle   eskisi gibi yönetilmek istemeyen bir halk ortaya çıkmadıkça ve o halkın devrimci iradesi meydanlarda ses yükseltmedikçe ve bu o ses ve eylemin öncülüğüne yükselmiş bir komünist partisi ortaya çıkmadıkça ne sosyalist bir devrim gerçekleşebilir ve ne de sosyalist kuruculuk... Dolayısıyla Marks'ta var olan kendiliğindenci tavrın ortaya çıkardığı boşluk Lenin tarafından giderilmiştir. Lenin yok sayılarak bilimsel sosyalizmin savunulması bana çok gerçekçi gelmiyor bu yüzden.

Marksizm, bitmiş, sonlanmış bir ideoloji değildir. Bütünseldir ama ucu açıktır ve tamamlanmaya ihtiyaç gösterir. Lenin'in Marksizme katkısı bu bağlamda Marksizmdeki bu büyük boşluğun giderilmesi   yönündedir. Bence ve mutlaka Lenin reddedilmeden, Marksist siyasetteki merkezi rolü asla inkar edilmeden, bir tamamlayıcı sürece daha ihtiyaç vardır. Hem demokratik merkeziyetçilik ve hem de proleter diktatörlük konuları daha demokratik bir işleyişe sahip olacak bir tez/kuram geliştirilmelidir. Toparlarsak hem kapitalizm altında daha topumsal ve siyasal yapının demokratikleşmesi sınıf mücadelesinin bir parçası haline getirilmeli ve hem de ML'in temel tezleri, temel başlıklarında daha demokratik bir yapının egemen olması sağlanmalıdır diye düşünüyorum. Liberal bir demokrasiden ve bu anlamda biçimci bir yaklaşımdan söz etmediğimi de tekrarlayayım...

( Bu konuda söylenmesi gereken çok şey var sanıyorum, zaman zaman devam ederiz.)



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.799
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

40 kere teşekkür edildi.
33 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 08.04.2021- 04:35


Reel sosyalizmin çözülüşüyle birlikte dünyada yeni bir dönemin başlayacağı müjdeleniyordu. Sosyalizmin bittiği, yeni bir dönemin başladığı ve bu yeni dönemin demokrasiyi genişleteceği ve özgürlük anlayışının daha da yaygınlaşıp egemen hale geleceği algısı yaratılıyordu. Neo-liberalizm köpürttükçe köpürtüyordu. Dünya tiranlardan kurtulacak, küresel bir rüzgar estirilirken daha güzel bir dünyanın eşiğinde olduğumuz üfürülüyor, bilimsel sosyalizm devrimci içeriğinden soyutlanmış bir halde içi boş bir demokrasi mücadelesine dönüştürülmek isteniyordu.

Bir dönem başarılı da oldular. Ülkemizde 12 Eylül faşizminden yorgun çıkan kadroların büyük çoğunluğu da bu köpürtülen dalganın üstüne oturmuş, neo-liberal bir bayrak altında seslerini, birikimlerini bu yeni dönemin emrine vermişlerdi. Dönmüşlerdi, döneklerdi. Sadece köşelerine çekilseler belki, ''yoruldular'' denilip geçiştirilirlerdi. Ama yıllarca savundukları fikirleri düşmanlaştırmaya çalışan bir ideolojinin neredeyse sözcüleri haline gelmeleri ne kadar rahatsız ediciydi! O kadar çoklardı ki! Hemen her gün televizyonlara çıkıp yeni yeni keşfettikleri demokrasinin erdemlerinden ve geçmişlerinde ne kadar çok hata yaptıklarından söz eder olmuşlardı. Hidayete ermişlerdi. Liberal ideolojinin esiri olmuşlardı. Öylesine bir akıl yitimi yaşıyorlardı ki, bulundukları yayın kuruluşunda, televizyonlarda demokrasi ve özgürlük güzellemeleri yaparlarken, küreselleşme edebiyatı altında bu sürecin ülkemizdeki öznelerinin cemaat ve AKP olduğunu bile söylemekten çekinmiyorlardı.

Böyle bir liberal basınç ülkemizin tepesinden bastırdığında sözde sol forumlarımızın bundan etkilenmemesi mümkün müydü? Hepsi bir anda enternasyonalist olmuştu! Enternayonalizm adı altında sürekli pompalanan küreselleşmeyi, yani neo-liberalizmi, yani burjuva kozmopolitizmini savunduklarını ve o kesimlerin saflarında yer aldıklarını fark edemiyorlardı. Ulusalcılık, sosyal şoven ve neo-faşist suçlamaları da o iklimde doğdu. Sağlı sollu liberaller her gün, her akşam sürekli üfürüyor, buralarda konumlanan bir yığın ne olduklarını kendilerinin bile anlayamadığı tipler kendi meşreplerince o üfürülenleri bir şekilde savunur hale geliyorlardı.

Aralarında solcu olmadıklarını komünist olduklarını söyleyenler vardı. Liberalizmin tutsağı haline gelmişlerdi. Nedenini bilmiyorlardı, açık seçik söylemiyorlardı ama Lenin ve Stalin onlara göre sosyalist tarihten çıkarılmalıydı. Onlar jakobendi, otoriterdi ve belki de faşizan bir yapıya sahiptiler! Oysa sosyalizm demokrasi ve özgürlük demekti ki, bu kavramların hiçbiri SSCB'de de yoktu. Zaten SSCB sosyalist de değildi. Troçkist etkilenmelerle köpürtülenleri yarım yamalak yineliyorlardı.

Ortaya bir kerameti kendinden menkul bir solculuk çıkmıştı. Ne bir bütünlük vardı söylenenlerde ne de bir anlam ve tutarlılık. Partiye bile karşıydılar. Marks ve Engels'ten bu yana çok zaman geçmiş, koşullar değişmiş, okuma yazma da öğrenen kitleler neyi nasıl yapacaklarına karar verebilir hale gelmişti. Birilerinin parti mekanizması altında ''eski sosyalizmi'' anlatmasına gerek yoktu. O sosyalizm geride kalmıştı ve yenisini de zaten kitlelerin kendisi kuracaktı...

Hepsinin, o dönemde sözde sol, sosyalist forumların tamamında bu tür etkilenmeler vardı. Demokrasi ve özgürlük bir şekilde hepsinin dilindeydi. ( Kürt ulusalcılığının etkisi de büyüktü.) Liberalizme hayranlık duyuluyordu. Demokrasi ve özgürlük sihirli sözcükler haline gelmişti.   Soyut bir söylem buralarda boy gösteren hemen herkesi bir şekilde sarıp sarmalamıştı. Hatırlıyorum, bundan sonra mücadelenin partiye ve devlete karşı olacağını, olması gerektiğini söyleyenler vardı. Kerameti kendinden menkul solculuk buralara varmıştı. Hepsi bir anlamda bir akademisyen ve bir teorisyen modundaydı.

Garip bir durum da yaşanıyordu. SF'de yönetim ağırlıklı bir ''Leninist Blankist'' furyası vardı. Marks'ı yerin dibine soktukları oluyor, bu kerameti kendinden menkul solculuğun bir başka kanadı ''Marks'a laf söyletmem'' modunda karşı çıkarken, Marks'ın hangi temel tezini savunduğunun açıklamasını bile yapamıyordu. Ne devlet anlayışı Marksistti, ne proletaryanın öncülüğü ve gerekliliği...

Yazıya başlarken aklımda olanlar yazının devamında biraz silikleşiyor. Yazının tutsağı olmak böyle bir şey sanırım. Aslında söylemek istediğim demokrasi ve özgürlük kavramlarının önemsizliğini vurgulamak hiç değil. Yani insanın böyle bir anlatımda bulunmasının anlaşılır bir yanı olamaz. Marksist yaklaşımın dışında demokrasi   otoriterleşmenin, özgürlük de biatçı bir yönelimin karşısına koyulduğunda bile savunmak aklın ve bilimin gereği... Ama altı çizilmesi gereken durum bu kavramların sosyalizme yedirilerek savunulmasıdır, sosyalizmin dışlanarak değil. Bilimsel sosyalist tezlerin reel sosyalizmle farklılığı kuşkusuz irdelenmelidir, irdeleniyor zaten. Bir yığın kitap var bu konuda. Ama reel sosyalizm için ''yıkıldığı için yanlıştı'' algısından yola çıkıp, sosyalizm adına sosyalizmi reddi noktasına gelmemek ve sosyalizm yerine demokrasiyi bir güzellemeler bütünü olarak algılamamak gerek.   Ve liberalizme methiyeler düzülerek sosyalizm savunulamaz.

Belki fazlalıklardan arınmış bir şekilde bu konuyu yeniden yorumlamakta yarar olacaktır. Ve çünkü demokrasi konusunun teorik anlamdaki önemi bir yana, yaşadığımız nesnellikle ilgili önemi de üzerinde sürekli durulmasını ve yorumlanmasını gerekli kılıyor, diye düşünüyorum.



Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 5 Sayfa:   Sayfa:   «ilk   <   2   3   4   [5] 



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Sosyal Demokrasi ve Sosyalizm... melnur 11 1539 13.05.2020- 11:56
Konu Klasör Sosyal Demokrasi ve sosyalizm... melnur 1 841 19.12.2019- 06:12
Konu Klasör sosyalizm ile reel sosyalizm arasında ne fark var yura 5 11148 23.03.2014- 12:22
Konu Klasör Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm melnur 19 11957 30.08.2013- 00:25
Konu Klasör Demokrasi Nedir? spartakus 0 2443 22.02.2016- 17:01
Etiketler   Demokrasi,   sosyalizm.
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS