SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 6 Sayfa:   Sayfa:   «ilk   <   3   4   5   [6] 
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.917
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

43 kere teşekkür edildi.
33 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 10.06.2021- 07:54


Bir üstte sözünü ettiğim tartışmadaki ilk yorumum şöyleydi: ''...sosyalizmi savunmak ne zamandan beri dinci faşizmi sıradanlaştırmak haline geldi? Böyle yaparak sosyalizmin güncel hale geleceğini mi sanıyorsunuz, anlamıyorum. Sosyalist mücadelenin faşizme karşı aynı zamanda bir demokrasi mücadelesi olduğunu neden yitiriyoruz?''

Verilen yanıta göre ikincisi de şuydu:

''Arkadaş burjuva demokrasisi dinci olanıyla ve askeri diktatörlüğüyle kapitalizmin yönetim biçimiyle özdeş yorumlanamaz Sınıf mücadelesi demokrasi mücadelesini içerir. Liberaller gibi değil. Sosyalistler gib. Kapitalizmi iyileştirmek için değil, proletaryaya alan açmak için, siyaset alanını genişletmek için. Sanırım bu konuları birbirine karıştırıyorsunuz.''

Ve üçüncüsü ...

''...burjuva demokrasi deyince aklına sadece Hitlerci, Mussolinici, Salazarcı rejimler mi geliyor? Örnekse İsveç, Norveç türü bir iskandinav yönetiminin de faşizm olduğunu mu söylüyorsun? Yıllarca faşizme karşı demokrasi sloganını atmıştık yanlış mıydı? Bakın, karıştırdığınız şey sınıflı bir toplumda yani kapitalizmde rejimler ne olursa olsun özde hepsinin burjuva içerikli olmasıdır Ama burjuva içerikli olması hepsinin aynı olduğu, proletarya için aynı önemde olduğu anlamına gelmez. İrandaki rejimle Danimarkadaki rejim aynı değilse, aynı sınıfsal içeriğe sahip faşizmle burjuva demorasisi de aynı değildir. Bu yüzden sosyalist mücadele faşzme karşı demokrasi mücadelesini içerir. Server Tanlli'nin altını çizdiği Lenin alıntısı da demorasi konusuna bu açıdan yaklaşır. Yoksa biz sado mazo insanlar mıyız ki, faşizmle burjuva demokrasisinin herhangi bir yönetim biçimi arasında fark yok diyelim! Bilimsel, sınıfsal gerçekliğe aykırı olduğu gibi, yaşanan realiteye de aykırı...''

O başlıkta henüz yanıt alamadığım sonuncu yorumum da şu:

''Basit bir örnek verdim, konuyu nerelere taşıdınız. Aslında karar vermeniz gereken şey, varolan saray rejiminin iktidardan düşürülmesinin gerekip gerekmediği. Bunun için sosyalist-komünist ve dahi enternasyonalist olmaktan feragat etmeniz gerekmiyor. Böyle bir somut gerçek varken, demokrasinin ne olduğu konusunda teorik tartışmalar içine girmek, gerçeklikten kopmaktır. Sosyalistler faşizme karşı mücadele ederler. NOKTA. Ve bu mücadele sosyalist mücadelenin de bir gereğidir. Sınıfın aklı olan parti ile sınıfı bir araya getirebilecek ve yakınlaştırabilecek bağ da faşizmle mücadele kapsamında olur. Halk, sınıf yoksul kitleler soyut teorik doğrularla partiye kazandırılamaz. Bir daha tekrar edeyim, saray rejiminin iktidardan alaşağı edilebilmesi için düzen muhalefetiyle ''bir günlük ittifak'' etmek sosyalizm gereğidir. Ve bir günlük ittifak da sosyalistleri sosyalist olmaktan çıkarmaz. Yeter ki, bilgilerimizi anlayabilme doğrultusunda kullanabilme becerisi edinelim. Bunu yapamazsak bir ezberci haline gelir ve çoğu kez de olan biten konusunda hatalı yorumlarla zaman geçiririz, diye düşünüyorum.''

Sonuçta bir noktada anlaşamıyoruz; anlaşabileceğimizi de düşünmüyorum. Bu tür tartışmaların sürüp gitmesinde bir akıl dışılık egemen oluyor, gibi geliyor bana. Faşizmden yana mısın, yoksa bir burjuva demokrasisinden mi, sorusunun yanıtı bu kadar zor olmamalı. Saray rejimi ile örnekse bir CHP HDP koalisyonu kıyaslandığında ''hepsi bir'' denilebilir mi? ''Evet ama, hepsi burjuva siyasetleri savunmuyorlar mı, son uçta...''demek sorunun yanıtı değil ki! Lenin'in kendi dönemindeki gerçeklik karşısında söylediklerinin mutlak doğru kapsamına almak da doğru değil...

Lenin Petrograd Tren İstasyonunda indiğinde kafasına sosyalist devrimi koymuştu. Burjuva iktidarın hiçbir sorunu çözemeyeceğine inanıyordu. Menşevikler ise burjuva hükümete bir zaman tanınması düşüncesindeydiler. Kapitalizm yaygınlık kazanacak, demokrasi gelişecek ve sosyalizm için daha uygun koşullar ortaya çıkacaktı. Böyle düşünüyorlardı ve dahası Bolşeviklerin büyük çoğunluğunun düşüncesi de buydu. Sosyalist bir devrim için harekete geçmek intihar olurdu. Lenin'in yanıtı sosyalist devrimin olabileceği yönündeydi. Koşullar buna uygundu. Demokrasi için beklemek sosyalizmi ötelemek ve hatta imkansız bir hale getirmek demekti. O süreçte demokrasinin sınıfsal bir analizini yapmak en başta parti yöneticilerini ikna etmek anlamına geliyordu. Temmuz ya da Ağustos 1917 koşullarında ayaklanma kararını mYK'ye getirdiğinde parti yönetiminde hala aynı düşüncede olmayanlar vardı. Ve dolayısıyla demokrasinin sınıfsal analizinin faşizm karşısına hiçbir anlamı olmadığı şeklinde yorumlanamayacağı aradan yüz yıl geçtikten sonra bile eğer anlaşılamıyorsa, solun bir kesimi tıpkı sağın bir kesimi gibi biatçı ezberci-biatçı bir anlayışa bürünmüş demektir ve ne yazık ki, parti üyelerinin bu gerçeklik karşısındaki suskunlukları ve boyun eğişleri de bu iddiamı kanıtlar nitelikte...

Yazık!




Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.917
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

43 kere teşekkür edildi.
33 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 12.06.2021- 10:28


Bazen gerçekten şaşırıyor ve adeta umutsuzluğa kapıldığım oluyor. Hatta böyle olduğu için de hem partide merkeziyetçilik konusunda ve hem de siyasal devrim sonrasında proleter diktatörlüğün algılanışı ve uygulanışında ortaya çıkacak sorunların kaçınılmaz bir hale geleceğini, büyüyeceğini ve dahası çözülemez olacağına ilişkin kör bir düşünce sarıp sarmalıyor. Sadece seçimlerde CHP ve HDP'nin içinde bulunduğu ''ittifak''ın desteklenmemesi mi böyle bir düşünceye yol açıyor, diye sorulabilir; aslında konu böylesine basit değil. İçinden geçtiğimiz sürecin kavranamaması, tam böyle de değil, daha çok kimi solcu-sosyalist oldukları algısı yaratanların   süreci anlama ve anlatabilme becerisinden yoksunluğunun kitle ile kopukluk yarattığı ve bu koşullarda da sosyalizmin yaygınlık kazanma konusunda var olan duvarların aşılamayacağı... Sosyalizmin adeta sahipsiz kalacağı...ve belki de başka bir nesil ve başka bir iklimin oluşmasına ihtiyaç duyulacağı...

Tartışıyoruz...adam önce sınıfsallık gereğinden söz ediyor İçinden geçtiğimiz karanlık tüneli hiç de hesaba katmadan ve sanki bir akademik tartışma içindeymişiz gibi ele almaya çalışıyor konuyu; onu da beceremiyor ya, eksik yanlış bir yığın bilgi ve ezberden başka bir şey değil, söylemeye çalıştıkları...

Sonra, CHP'nin siyasal iktidara bir seçenek olamayacağını savunmaya çalışıyor. Sanki sorun buymuş gibi.

Nihayetinde AKP'den HDP ve Saadet'e kadar bütün partilerin aynı olduğunu söylemek zorunda kalıyor.

''Neden CHP'yi eleştirmeyeyim ki?'' diyor.

Tam bir kafa karışıklığı mı?

Konuyu bir türlü kavrayamamayı ve birbiriyle ilintisiz, konuyla epey de ilgisiz cümleler kurmanın nedenini sadece   kafa karışıklığı olarak nitelemek de basit bir yorum olur. Başka faktörler de etki ediyor bu kafa karışıklığına... Bu zihinsel dağınıklık bence yakın olduğu partinin siyasal söylemleriyle de ilgili... Parti kanallarında siyasi iktidarın faşist uygulamalarından söz edilir ve düzen muhalefetinin ''etkisizliğinin'' de altı çizilirken, bu siyasi tavrın sosyalizme toplumsal alanda bir güç devşirebileceğinin hesabı yapılıyor. Belki de nasıl olsa düzen muhalefeti saray rejimini düşürecek, biz kendimizi daha farklı bir şekilde görünür kılarak kitlesellik yolunda çaba harcayalım diye düşünüyorlardır. Tutar, tutmaz ayrı bir konu. Kendince haklı ve meşru bir yanı da var. Ama bu siyaset, ( sanıyorum) üye ve sempatizana farklı yansıyor, süreci de partinin siyasetini de anlayabilmekten uzak bir perspektifle donatıyor. İtici de oluyorlar, kırıcı da...CHP ve HDP'yi ve hatta düzen muhalefetinin diğer bileşenlerini de bu yönde bir yoruma tabi tutmanın parti amacıyla uyuştuğu nasıl söylenebilir? Hatta partiyle ilişkili kimi dostların da benzer bir tavrı göstermesi amaçlanan şeye   uygun bir siyasetin ortaya konulduğu anlamına gelir mi?

Partinin neden kitlesellik konusunda sıkıntılar yaşadığı sorusunun nesnel nedenleri var. Hiç kuşkusuz doğru. Ne var ki, bunun arkasına da sığınmamak gerek, partinin işleyişi konusunda da sorunlar var. Leninist partilerde demokratik merkeziyetçilik esastır diyerek geçiyoruz ama, sorunun bir yanı bence burada yatıyor. Üye ve sempatizan bu biçimde zihinsel bir tembellik içine giriyor. Abartmıyorum, sağın bir özelliği bu yolla sola da bulaşıyor ve bir biat kültürü gelişiyor.



Sorunu biraz da buralarda aramak gerekmiyor mu?





Bu ileti en son melnur tarafından Dün, 02:10 tarihinde, toplamda 2 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.917
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

43 kere teşekkür edildi.
33 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: Dün, 02:40


Lenin Petrograd Tren İstasyonunda indiğinde kafasına sosyalist devrimi koymuştu. Burjuva iktidarın hiçbir sorunu çözemeyeceğine inanıyordu. Menşevikler ise burjuva hükümete bir zaman tanınması düşüncesindeydiler. Kapitalizm yaygınlık kazanacak, demokrasi gelişecek ve sosyalizm için daha uygun koşullar ortaya çıkacaktı. Böyle düşünüyorlardı ve dahası Bolşeviklerin büyük çoğunluğunun düşüncesi de buydu. Sosyalist bir devrim için harekete geçmek intihar olurdu. Lenin'in yanıtı sosyalist devrimin olabileceği yönündeydi. Koşullar buna uygundu. Demokrasi için beklemek sosyalizmi ötelemek ve hatta imkansız bir hale getirmek demekti. O süreçte demokrasinin sınıfsal bir analizini yapmak en başta parti yöneticilerini ikna etmek anlamına geliyordu. Temmuz ya da Ağustos 1917 koşullarında ayaklanma kararını mYK'ye getirdiğinde parti yönetiminde hala aynı düşüncede olmayanlar vardı. Ve dolayısıyla demokrasinin sınıfsal analizinin faşizm karşısına hiçbir anlamı olmadığı şeklinde yorumlanamayacağı aradan yüz yıl geçtikten sonra bile eğer anlaşılamıyorsa, solun bir kesimi tıpkı sağın bir kesimi gibi biatçı ezberci-biatçı bir anlayışa bürünmüş demektir ve ne yazık ki, parti üyelerinin bu gerçeklik karşısındaki suskunlukları ve boyun eğişleri de bu iddiamı kanıtlar nitelikte...

Yazık!


Böyle söylemişim. Bozuk cümleler, yanlış tuş nedeniyle yanlış sözcükler de var ama ne anlatılmak istendiği paragrafa yansımış. Anlaşılmayacak bir şey yok ama başka sözcüklerle üzerinden bir daha geçmek gerekirse, farklı koşullarda doğru sayılabilecek bir siyasal davranışın, koşullar değiştiğinde farklı bir biçim alması gerektiğinin altını çizelim. 1917 koşullarında   Lenin'in demokrasiden yana bir tavır alması mümkün değildi. Menşevik Martov'un deyimiyle ''rüyasında bile devrim gören'' bir liderin siyasal iktidarın fethi konusunda çubuğu devrimden yana bükmesi kadar doğal bir tavır da olamazdı. Lenin'in zamanı yoktu, ya siyasal devrim gerçekleştirilip sosyalizmin kuruculuğuna başlanacak, ya da devrim belirsiz bir tarihe terk edilecekti. Burjuva iktidar eğer savaştan çekilme kararı alırsa toplumsal muhalefetin ateşi de düşecekti. Bu yüzden acele ediyordu ve sürekli olarak yinelediği ''bütün iktidar sovyetlere'' sloganını bir karar haline dönüştürmüş ve parti yönetimine kabul ettirmişti. Yinelenecekse, Lenin'in demokrasiyi burjuva yönetim biçimi olarak nitelemesi, hem doğru ve hem de içinde bulunulan koşullara ilişkin olduğu gerçeğinden soyutlamamak gerekir. Sonuçta Lenin'in demokrasi konusunda çok daha genel bir tanımlamaları da var ve onlardan biri '' demokrasinin önemi sınıf mücadelesini genişletmesi, açması ve bilinçlendirmesindedir'' şeklindedir.

Şu yanlışa çok düşüyoruz. Ezbercilik kaçınılmaz bir şekilde biatçılığa dönüştürür. Marksizm ezbercilikle de anlaşılmaz. Marksist kavrayış, koşullara uygun bir çözümleme becerisi yoksa edinilemez. Sosyalist siyaset mutlaka sosyalist bir amaç-hedef-vizyon gerektirir. ''Biz komünistiz, biz düzen muhalefetiyle birlikte hareket etmeyiz.'' Ya böyle bir şey olabilir mi? Böyle bir gerekçeyle hareket edilebilir mi? Bunu söyleyen bir zihin mutlaka dinci faşizmi geriletmek veya iktidardan uzaklaştırmak için somut olarak ne yapılması gerektiğini de söylemelidir.

Gerçekten inanamıyorum. Sanki sosyalizm saray rejimi karşısında bir seçenek! Böyle bir şey yok. Yok!. Saray rejiminin değişmesi konusunda sosyalizm bir seçenek değilse, bir yandan onu bir seçenek haline getirecek çalışmalardan asla vazgeçmeden ama öbür yandan somut bir biçimde rejimin karşısında yer almak solcu olabilmenin bir gereğidir. Bu yalın gerçeği anlayamayan bir zihnin sosyalizme yararı ne olabilir ki?

Hiç!




Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 6 Sayfa:   Sayfa:   «ilk   <   3   4   5   [6] 



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Sosyal Demokrasi ve Sosyalizm... melnur 13 1887 27.05.2021- 06:00
Konu Klasör Sosyal Demokrasi ve sosyalizm... melnur 1 952 19.12.2019- 06:12
Konu Klasör sosyalizm ile reel sosyalizm arasında ne fark var yura 5 11451 23.03.2014- 12:22
Konu Klasör Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm melnur 19 12288 30.08.2013- 00:25
Konu Klasör Demokrasi Nedir? spartakus 0 2550 22.02.2016- 17:01
Etiketler   Demokrasi,   sosyalizm.
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS