SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 7 Sayfa:   Sayfa:   «ilk   <   4   5   6   [7] 
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.029
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

44 kere teşekkür edildi.
33 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 07.07.2021- 10:28


''...çağımızın otoriterleşme süreçlerini demokrasinin yokluğu/azlığı/zayıflığından çok, onun tüm imkanlarını temsil ilkesine tıkıştıran bir yorumunun şişe şişe patlama (ya da çatlama) noktasına gelmiş olmasıyla birlikte düşünmek faydalı olabilir.''

''Demokrasi, artık, keyfi yönetime karşı temsil ilkesinin güçlendirilmesinin protokollerini ifade etmekten çıkıp halk ile yönetimin, demos ile kratos’un ayrılığının üstesinden gelinmesinin olanakları açısından düşünülebilir hale gelmiştir.''

''Günümüzde demokrasi bahsinin ele alınışının   (...) bir radikal sorunsallaştırma tarzına gereksinim duyduğu açıktır.''

''Demokrasinin rejimden ve temsil ilkesinden farklı bir şey olduğunu savunuyor Ranciere; temsil, varsayılan bir topluluğun siyaset alanına katılımını düzenleyen bir protokolken, demokrasi bizzat topluluk tarafından siyaset alanının inşa edilmesi oluyor bu düşüncede. Bu anlamda, temsil sistemi iktidarın icrasını üstlenecek temsilcilerin seçilmesi anlamına gelirken, demokrasi iktidarı icra etmeye yetkili/ehil olmadığı savlananların icracı olmasıdır; ikisi arasında sadece kip farkı değil, antagonistik bir zıtlık vardır.''

''...temsil ilkesinin ötesinde bir demokrasi anlayışı Marx’ın da sık sık altını çizdiği bir sorun; ancak dünya solunun geniş bir eğri çizerek geldiği bugünkü noktada, demokrasi temsil sistemine indirgenmiş ve böylece gerekli bahaneler de bulunarak rafa kaldırılmış durumda. Sorunsallaştırılamayan olgu, bir düğüm olarak bırakılmakta.''

''...karşı karşıya olduğumuz otoriterleşmenin pervasız saldırıları altında en ufak demokratik hak ve özgürlüklerin bile kıskançlıkla korunması, hatta biçimsel ve yasal kazanımlara sahip çıkılması, bunun için canla başla mücadele edilmesi ile demokrasinin bu biçimde sorunsallaştırılması arasında bir çelişkiden söz edilemez. Sorunsallaştırma, biçimsel demokrasinin imha edilmesiyle değil, onun baskılamak zorunda olduğu olanakların açığa çıkarılmasıyla ilgilidir daha çok ve geçmişe değil, geleceğe dönük bir bakışa sahiptir.''

''... demokrasiyi biçimsel sınırlarından kurtarıp gerçek bir özgürleşmeye, sınıfların, sömürünün ve tahakkümün her türlüsünün aşıldığı bir özgürleşmeye doğru taşıyacak olan güzergah temsil ilkesinin (ve onun kusursuzlaşması beklentilerinin) de aşılmasıyla kat edilebilir.

“Demokrasinin krizi”, belki de temsil ilkesi gibi protokollerin iyi işlememesinden değil de bizzat onun varlığından, temsili zorunlu kılan yarığın açık kalmasından kaynaklanıyor olabilir.''

https://ilerihaber.org/yazar/sorunsallastiramadiklarimiz-127889.html



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.029
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

44 kere teşekkür edildi.
33 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 08.07.2021- 09:18


Faşizm hiç kuşku yok, kapitalist bir düzen üzerinde temellenir. Bütünüyle ortadan kaldırılabilme yolu da kapitalizmin yıkılıp sosyalist kuruculuğun gerçekleştirilmesine bağlıdır. Ne var ki bu durum, kapitalizm içinde faşizmin geriletilme mücadelesini önemsiz bir hale getirmez. Faşizme karşı demokrasi mücadelesini de anlamsız bir hale getirmez. Güncel olanla ilişkilendirilecekse AK-MHP ittifakına karşı demokrasi mücadelesini küçümseyen ve hatta bu mücadeleyi faşizmle eşitleyen bir anlayışı sol saflarda nitelemek çok abartılı bir yorum olacaktır. Öteden beri söylüyorum, ya cehaletin dibidir bu durum,   ya ak-trollüğün sola sızmış hali, ya da hastalıklı bir zihinsel yapıdan çıkmadır. Başka da bir şey değil. Böyle söylemişim ama, anlaşılan yetmemiş. Yasaklar kaktığından beri daha çok karşılaşmaya başladığım ''kuyrukçu ve trol arkadaş'' yazılarımı okuyor ve sonra kendince yorumluyor. Anlamıyor mu, yoksa anlamazlıktan mı geliyor, pek anlamıyorum. Bu yüzden anlayıncaya kadar kuyrukçu ve dahi trol arkadaş demeyi yeğleyeceğim. Ciddiye aldığımdan da değil, muhtemelen anlamama sadece arkadaşımıza özgü olmayabileceği ihtimalinden...

1- Burjuva demokrasisinden, liberal demokrasiden söz etmiyorum Kaldı ki, burjuva içerikli bir demokratik yönetimin de faşizm denilen bir karabasana karşı savunulabileceği ve sosyalist mücadelenin bir parçası haline getirilebileceğinden söz ediyorum.

2-Konuya teorik bir çerçeveye oturtma zorunluluğu varsa, demokrasi sosyalizm ilişkisi açısından şöyle bir netleştirme de yapılabilir. Bu kaçıncı tekrar, burjuva-liberal bir demokrasi peşinde koşalım demiyorum, sosyalizmi hedefleyen, sosyalist mücadeleyi içeren bir demokrasiyi önemsediğimi ve önemsenmesi gerektiğini söylüyorum. Geniş anlamda bölüşüm ve paylaşım ilkelerini de gerektiğinde kapsayan ve hemen her konuda kapitalizmi hedefi haline getiren bir demokrasi mücadelesinin altını çizmeye çalışıyorum.

( Kimileri için bu yinelemelerin de nafile olduğunun bilincindeyim. Adam, bir şekilde AKP-MHP ittifakının sanaldaki trollüğüne soyunmuşsa, ne söylersen söyle faydasız olacaktır.   Bu ülke yakın tarihinde bile sol içine sızmış o kadar fazla trol, ajan vb. var ki!)



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.029
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

44 kere teşekkür edildi.
33 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 14.07.2021- 00:16


Sürekli yazıyor çiziyoruz ve söylemek istediğimizin özetini kısaca yineleyeceksek   demokrasiyi önemsemeyen bir siyaset anlayışın hastalıklı olduğudur, hele de bugünün Türkiye güncelliğinde...   Sürekli yinelemek bıktırıcı gelmeye de başlamıştır, ama dinci faşizmin iktidar olduğu bir ülkede faşizmi karşıya almadan, sosyalist mücadelenin bir parçası haline getirmeden sağlıklı bir sol siyasi duruş gerçekleştirilemez ve sosyalist bir konumlanıştan da söz edilemez. Daha da ileri gidiyorum, demokrasi konusunun Marksizm'in her başlığına da içkin bir hale getirilmelidir.

Sosyalistler için önemli olanın, sosyalizmi hedefleyen ve anti kapitalist bir içerikle donatılmış bir demokrasi mücadelesidir. Sosyalizmden soyutlanmış bir demokrasi mücadelesi de Türkiye güncelliğinde önemsiz sayılamaz. Ne var ki, sosyalistlerin demokrasi mücadelesi sosyalist mücadeleye eklemlenerek yürütülür. Ve bu mücadele tek başlarına sadece sosyalistlerin bir aradalığıyla da sürdürülemez, toplumdaki diğer kesimlerle, demokrasi ve özgürlük savunucularıyla temas halinde de yürütülür.

Umarım tam da ihtiyacımız varken, sosyalistler, dinci faşizme karşı demokrasi mücadelesini önemsizleştirecek bir siyasal konumlanış içine girmezler.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.029
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

44 kere teşekkür edildi.
33 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 20.07.2021- 04:57


Faşizme karşı mücadele aynı zamanda bir demokrasi mücadelesidir. Nokta. Evet, nokta... Demokrasi lafını duyduğunda aklına ''hangi sınıf için'' sorusundan başka bir şey gelmeyen ve bu soru üzerinden aklınca demokrasi mücadelesini küçümseyen birinin veya bir siyaset anlayışının günümüz Türkiye nesnelliğinde bir karşılığı olamaz ve olmamalıdır.   Kaldı ki, demokrasi konusunu sadece Türkiye nesnelliğiyle ilişkilendirerek önemsemek ve açıklamak da bana çok doğru gelmiyor. Bence bu konuyu Marksizmin   sorunlu bir alanı olmaktan da çıkarmak gerekiyor.

Şöyle de sorulabilir; demokrasi konusu Marksizmin sorunlu bir alanı mıdır? Ya da demokrasiyi Marksist ustaların   yaklaşımlarıyla sınırlayıp sadece bir ''sınıfsal yönetim tarzı'' olarak nitelediğimizde hemen her konuyu aydınlatan bir temel ilke haline mi getirmiş oluyoruz? Değil kuşkusuz. Böyle değil. Demokrasi konusunu sınıfsal içeriği açısından bir yönetim tarzı olarak yorumladığımızda bile biçimsel olarak önemsiz sayabilmek mümkün değil. Daha önce de bu tür örnekler verilmişti,   gelişmiş bir kapitalist demokrasiyle kapitalizmin faşizme dönüştüğü bir rejimin sınıfsal niteliğinin aynı olması, biçimsel   bir farklılığın olmadığı ve bunun da proletarya ve sınıf mücadelesi için önemli olmadığı anlamına gelmez.

Bence bu yaklaşım da yeterli değil. Demokrasi konusunu ''revizyonizm'' gibi bir merkezi mücadele konusu haline getirmeden ve sınıfsal mücadelenin bir parçası ve yadsınmaz bir başlığı haline getirmek ve dahası Marksizme içkin bir olgu/kavram olarak da anlamlandırmak onu bir sorunlu alan olmaktan çıkaracak ve gereksiz tartışmalardan da uzaklaştıracaktır. Bunlar yapılmadığında demokrasi üzerinde tepinmek hem gereksiz bir kör dövüşüne ve sosyalist mücadelede bir bulanıklığın ortaya çıkmasına neden oluyor ve hem de gereksiz bir enerji israfına yol açıyor.











Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.029
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

44 kere teşekkür edildi.
33 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 25.07.2021- 07:25


''Demokrasinin kazanılması'' gerekiyor ve demokrasinin kazanılması konusunu salt siyasal devrimin kazanılmasına ve sonrasındaki sosyalist kuruculuk sürecine indirgememek gerekiyor. Demokrasi bu gün için de gerekli ve sürekli olarak ve ne yazık ki, demokrasi diye tutturmanın bu ülkede yanlış giden, yanlış gitmiş bir şeyler olduğunu da gösteriyor Biat sadece sağa yakıştıran bir olgu değil, iyi tarafından baksak bile solun en azından bir kesimine de uygun düşüyor, belki yetiştirme şeklimizden kaynaklanıyordur, ayrı bir konu...

Türkiye'nin düzeni saray rejimine geçmiştir. Yani özünde sermayenin çıkarlarıyla özdeş olan kapitalist düzen bir biçim değişikliği yaşamış, Cumhuriyet rejimine karşı bir karşı devrimci süreç işletilmiş, dinci karakterde örtük de olsa bir faşist rejim inşasına koyulmuştur. Böyle bir süreç işlemektedir. Bir solcunun, bir sosyalistin bu gerçeği görememesinin anlaşılır bir yanı olmadığını daha önce defalarca yinelemiş olmama rağmen bir kez daha altını çiziyorum. Peki neden böyle sorusunun da yanıtını vermiştim, ya cehaletin dip yaptığı bir süreç söz konusu, ya da trollük ve ajanlık gibi bir aykırı durum var.

Sınıfsal mücadele demokrasi mücadelesini kapsar, diyerek devam edelim. Ve üstelik Türkiye gibi bir ülkede çok daha önemli bir ilişki haline gelmiştir bu durum. Türkiye 1917 Ekim devriminin öncesindeki gibi koşullara sahip değil. Böyle bir dönemde faşizme karşı demokrasi mücadelesini açıkça savsaklamak AKP'den, dinci faşizmden, saray rejiminden yana olmak değil de nedir? Özeti şu söylediklerimiz, eğer bir kişi bu konumda bilmeden bulunuyorsa bunun adı cehaletin dip yapmasıdır. Başka da bir şey değil. Yok eğer bu konuda bilinçli bir çaba içindeyse ( bende o izlenim uyandırıyor) troldür, ya da ajandır.  



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.029
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

44 kere teşekkür edildi.
33 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 28.07.2021- 04:20


Bu sayfaları takip edenler için söylüyorum, umarım bıkmamışsınızdır ve hemen her gün ''demokrasi demokrasi'' diye tutturma bir rahatsızlık yaratmamıştır. Gerçekten önemli bir konu. Herkesin anlamasını, herkesin bu konuda samimi olmasını, tutarlı kalabilmesini elbette beklemiyorum. Daha düne kadar ''amaçsız, gerekçesiz, Lenin'in kimi alıntılarına dayanarak ''enternasyonalizm'' diye burjuva kozmopolitizmini savunanların bugün keskin devrimci rollerinde demokrasiyi tu kaka ilan etmeleri ve söylenip yazılanları da anlamadan devrimci sosyalizmi liberal/reformist bir demokrasi tanımının karşısına koyarak savunmalarını hiç de ciddiye almıyorum. Ciddiye alınacak yanları da yok. Girdikleri samimiyetsizlik burgaçlarında dönenip durmaya ve etraflarında var olduğunu sandığım bir iki kişiyi kandırmaya çalışarak egolarını tatmin etmeye devam edebilirler. Ama Ülke insanı için önemli. Eminim buraya gelip zaman ayırabilenler ve buradaki yazıları okuma zahmetine girenler için de öyledir.

Demokrasi önemli arkadaşlar, hele bugünün Türkiye koşullarında... Hepimiz için önemli. Hangi görüşten olursak olalım önemli. Sınıfsal mücadeleyi öteden beri önceliğine alan solcular, sosyalistler için de önemli. Bir konuyu iyice karıştırmadan kavramalıyız. Demokrasi nasıl savunulursa savunulsun, hangi amaçlarla olursa olsun, samimiyetle ve tutarlı bir şekilde cümlelere ve eylemlere döküldüğünde hepimizin vazgeçilmezi olmalıdır. Sosyalistler için kapitalist düzenin demokratikleşme mücadelesiyle daha farklı bir toplumsal mücadeleye ulaşma çabası bile önemlidir ve gerçek sosyalist mücadele olarak nitelediğimiz bir mücadelenin siyaseten de olsa karşıya alınacak bir yanı yoktur. Faşizm koşullarında ise ideolojik mücadeleyi öne çıkararak kendimizin dışında herkesi şeytanlaştımanın ve herkesi düşmanlaştırmanın savunulacak bir yanı da yoktur. Bu tavırlar sürecin anlaşılmadığını, sınıfsal mücadelenin ezbercilikle yapılamayacağını ve ayrıca samimiyetsizliği ve hatta iki yüzlülüğü göstermekten başka bir olmadığını göstermektedir. Bu yüzden süreci kavramak ve arada bir de olsa ortaya çıkan bu tür ayrık otları pek de ciddiye almamak gerektiğini tekrar tekrar yinelemek istiyorum. Hem böyle yaparak belki de trollük ve ajanlık konusunda da kendimizi bu tür şaklabanlıklardan korumuş oluruz, öyle değil mi? Neyse, geçelim.

Belki akla şöyle bir soru gelebilir, daha düne kadar demokrasi konusunda hiç de böyle yoğun bir savunma ihtiyacı görmezken, bugün neden böyle?   Dün ile bugün arasında yaşananlar ve savunulanlar bir çelişik durum değil mi?

Şöyle; dün demokrasi diye tutturan bloğun dışarıdan bakıldığında iki temel yanlışı vardı, bunlardan birincisi AKP'ye kölece bağımlı hale gelmiş sağlı sollu liberallerin öncülüğünde gerçekleşiyor olması, ikincisi sürekli sözünü ettiğimiz ''kutsal ittifak''ın iki büyük öznesinin yani AKP'nin ve Kürt ulusalcılığının bu konuda ayrı bir portföylerinin olmasıdır. Sanal için konuşacaksak böyle bir ittifaka destek vermek sosyalist sol için mümkün değildi. Tekrar edilecekse hem   savunulan şey demokrasi değildi ve hem de yürünen ve mesafe alınan yol demokratik değildi. Detaya girmeyelim, geldiğimiz yerden belli bu. Dinci bir faşizm batağına saplanmışsak   nedeni oralardadır; kutsal ittifakta, sanal için söylenecekse liberal öncülüğü kabullenmiş sözde enternasyonalist geçinenlerdedir. Samimiyetsizce çıkılan ve her bir öznenin söylemediği gizli bir programa sahip olduğu bir yolda gerçekten demokrasi mücadelesinin olduğu iddia edilebilir mi? Türban mücadelesi örneğin sadece türban mücadelesi miydi? Çok söyledik, çok yazdık, gerçeğin bu olmadığını sürekli anlatmaya çalıştık, bir türlü olmadı, anlaşılamadı. Bugün türban tartışmalarının bir demokrasi tartışması olmadığı sanırım anlaşılmıştır. Ve AKP'nin demokrasi diye bir derdinin hiç olmadığı da...

Bugün ise içine düştüğümüz bataklıktan çıkmanın yolunun salt demokrasi veya salt sosyalizmle sınırlı bir mücadele olmadığını söylüyoruz. Bu ifade bile somutlaştırmak için kurulmuştur. Çünkü zaten, sosyalist mücadele demokrasi mücadelesini içerir; ayrıca bu tür cümleler kurmaya gerek de yok. Ama daha iyi anlaşılsın diye söylüyorum, sosyalizm mücadelesi bu dinci faşizm koşullarında kendi siyasetinin gereği demokrasi diye tutturan, savunan hiçbir kişiyi ve anlayışı dışlamayacak şekilde savunulmalıdır. Başka çaremiz de yoktur. Keşke koşullar bu şekilde olmasaydı, keşke AKP'yi iktidardan edecek toplumsal muhalefetin iradesi sosyalist bir kanala akıtılabilseydi, önceden becerilebilseydi ama olmadı, şu ya da bu nedenlerle yapılamadı. Ve verili koşullar artık faşizmi iktidardan uzaklaştırabilmenin yolunun faşizme karşı demokrasi mücadelesini savunanlarla birlikte yürütülmek zorunda kalındığını resmetmektedir. Artık bu sürecin dışında kimse kalmamalıdır. Bu sürece sosyalistler destek vermelidir. Sürecin nasıl işletilmesi gerektiği, iktidar alınsa bile sonrasında nelerin yapılması veya yapılmaması gerektiği konusunda farklı bir anlayışı benimsiyor olmak başka bir şey. Faşizme pratikte karşı olanların hemen tamamı zaten beş benzemez. Burada şaşırtıcı bir şey de yok. Faşizm karşıtlığı da gerçekte böyle bir şey değil mi?

Kısaca sonuç, demokrasi mücadelesinin öneminin altını çizmekten geçiyor.
Ve sosyalistler için ise, konu mutlaka Marksizme içkin bir hale getirilmeli ve öyle savunulmalıdır, diye düşünüyorum.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.029
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

44 kere teşekkür edildi.
33 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: Bugün, 01:24


Çok gerilerde kalmasın, demokrasi konusunda yorumda bulunmaya devam edelim. Çok temel doğrular var bir kere. Demokrasi Marksizme göre ancak işi sınıfının sosyalizmle kuracağı bir özgürlük rejimidir. Bu bağlamda Marksizme içkin bir yoruma tabi tutulmalıdır. Marksistler sınıfların bulunduğu bir toplumsal formasyonda demokrasinin de özgürlüğün de gerçek bir demokrasi ve gerçek bir özgürlük sistemi olmadığını savunurlar. Bunların hepsi doğru. Kapitalizm altında demokrasi sadece biçimsel bir anlam taşır. Evet bunların hepsi doğru. Ancak bütün bu doğruların yanında bu biçimsel demokrasi daha sosyalistlerin asla önemsiz olarak niteleyeceği bir rejim değildir.

Tekrar tekrar yinelemek gerekiyor, Marksizmin kapitalist demokrasiye yönelttiği eleştiriler, demokrasinin kapitalist düzende işçi sınıfının mücadelesi için önemsiz olduğu anlamına gelmiyor. Marksist ustaların demokrasiyi burjuvazinin bir yönetme biçimi olarak nitelemeleri bu gerçeğin yani işçi sınıfı mücadelesinde önemsiz olduğu anlamına gelmez. Birbirine karıştırıyoruz, yanlış yorumluyoruz. Ne salt demokrasi mücadelesiyle sosyalizme varılabileceği iddiası doğrudur ve ne de işçi sınıfının devrimci mücadelesinde demokrasiyi yok sayan bir anlayışı Marksist bir yorum olarak nitelemek doğrudur. Kapitalist düzende de siyasal devrimden sonraki kuruculuk döneminde de demokrasi hem proletaryanın mücadelesi için ve hem de sınıfsız ve devletsiz bir toplumsal formasyona yürüyüş için zorunlu bir rejim ve hatta bir yönetim yöntemidir. Demokrasi kapitalist rejimde işçi sınıfı mücadelesinde merkezi bir rol oynamasa da sosyalist mücadelenin temel bir başlığıdır. Sosyalizmle bağlantılandırılarak, sosyalizme eklemlenerek sosyalistler tarafından savunulur.

Tam da bu günlerde olduğu gibi...



Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 7 Sayfa:   Sayfa:   «ilk   <   4   5   6   [7] 



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Sosyal Demokrasi ve Sosyalizm... melnur 14 2148 31.07.2021- 17:02
Konu Klasör Sosyal Demokrasi ve sosyalizm... melnur 1 1039 19.12.2019- 06:12
Konu Klasör sosyalizm ile reel sosyalizm arasında ne fark var yura 5 11629 23.03.2014- 12:22
Konu Klasör Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm melnur 19 12493 30.08.2013- 00:25
Konu Klasör Demokrasi Nedir? spartakus 0 2655 22.02.2016- 17:01
Etiketler   Demokrasi,   sosyalizm.
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS