SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
19 Mayıs 1919, Kurtuluştan Kuruluşa...           (gösterim sayısı: 73)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.035
Konum: İstanbul
Durum: Forumda
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

17 kere teşekkür etti.
24 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 19.05.2020- 04:46


Mustafa Kemal Atatürk'ün Samsun'a çıkışının 101.yıldönümü. Öncelikle kutlu olsun. 19 Mayıs tarihi bu coğrafya için önemli bir tarih ve sanılanın tersine bu tarihe, bu tarihin önemine en çok da solcular, sosyalistler sahip çıkabilmelidir.   Çünkü 19 Mayıs emperyalist işgale karşı Anadolu yerelinde ortaya çıkan direnişleri tek bir önderlik altında toplama idealinin   başlangıcıdır. 19 Mayıs 1919 Kurtuluştan Kuruluşa giden yolun ilk adımıdır. 19 Mayıs 1919 1908'de başlayan bir devrimci sürecin tamamlanması ve monarşiden cumhuriyete geçilmesi yolunda atılan en önemli tarihsel adımdır.
Resim Ekleme

Kurtuluş Savaşı anti-emperyalist karakterli bir savaştır. Hem kurtuluş ve hem de kuruluş döneminin önemli bir sürecidir. Türkiye'de önce 12 Eylül 1980 faşizminin etkisi, ve sonra reel sosyalizmin çözülüşüyle birlikte ideolojik etkinliğinliğini sağlı sollu liberallere kaptıran solda yaşanan savrulmaların Kurtuluş ve Kuruluş konusunda da yaşanmaması mümkün değildi. Öylesine bir iklim yaratıldı ve bu iklim özellikle   sosyal medyaya ve sözde sol, sosyalist forumlara öylesine yansıdı ki, bu coğrafyada tarihsel anlamda ilerici olan hemen her şey ötekileştirildi ve düşmanlaştırıldı. Böyle davranmak sanki solcu olmakla eş anlamlıydı. Böyle davranıldı. Devletleşme yolunda tırmanışa geçen gericiliğin değirmenine su taşındığının bile farkına varılamadı. Kurtuluş ve kuruluşa düşmanlığın Fransız solunun 1789 Büyük Fransız Devrimi'ne düşmanlıkla aynı anlama geldiği, böyle bir siyasi tavrın akıl dışı olduğu da anlaşılamadı; sonrasında bugünlere geldik. Türkiye soluna bir kama gibi giren bu gerici tavır şimdilerde bir ölçüde tavsasa da yeri geldiğinde sürekli hatırlatma çabasının yararlı olduğunu düşünüyorum. Başlığın amacı da bu, hatırlatma.


Bu vesileyle 19 Mayıs bir kez daha kutlu olsun ve başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm devrimci kadrolara da buradan selam olsun, diyelim.










Bu ileti en son melnur tarafından 19.05.2020- 04:50 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.035
Konum: İstanbul
Durum: Forumda
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

24 kere teşekkür edildi.
17 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 19.05.2020- 04:55


Maksat Osmanlı'yı kurtarmak değildi

Kurtuluş Savaşı’nın ilk bakışta görülen esası budur: Yenik imparatorluğun topraklarına doluşan işgal ordularına karşı mücadele. İşgal edilen, onuru kırılan imparatorluğun yeniden ayağa kaldırılması. Savaşın liderliğini yürüten çekirdeğin ufkuysa bu değildir. Hedef işgale son verilen topraklarda Cumhuriyet’tir.

Resim Ekleme
Mustafa Kemal’in Karadeniz Bölgesi'ndeki çete faaliyetlerini engelleme göreviyle Samsun’a ayak bastığı 19 Mayıs 1919 günü, Kurtuluş Savaşı’nın başlangıcı olarak sonradan edindiği sembolik önemle hep tartışma konusu oldu. Bir yandan Türkiye’nin geç burjuva devriminin kritik bir evresine denk düşen 1919-1923 uğrağının sınıfsal bağlamından koparılarak salt bir bağımsızlık mücadelesine ve askerî dehanın öne çıktığı bir kahramanlık destanına indirgenmesine vesile oldu 19 Mayıs. Diğer yandansa Mustafa Kemal’in Nutuk’ta Kurtuluş Savaşı’nı kendisinin Anadolu’ya geçişiyle başlatmasının, halihazırda Anadolu’da şekillenmekte olan direnişi önemsizleştirdiği ileri sürüldü.

Liberallere göre Mustafa Kemal ve beraberindeki birkaç Osmanlı paşası, her zamanki gibi İstanbul’dan gelip Anadolu’daki hareketlenmenin başına geçmiş, devleti kurtarmaya soyunmuşlardı. İslamcılarsa, Mustafa Kemal’i kendi adına Kurtuluş Savaşı’nı başlatması için gizli görevle Anadolu’ya yollayanın bizzat Sultan Halife Vahideddin olduğunu söylemekten hiç vazgeçmediler. Dertleri bazen Mustafa Kemal’in tarihsel rolünü önemsizleştirmek, bazense meşruiyetini kaybetmiş Osmanlı’ya ve hain sıfatını kazanmış Vahideddin’e itibarını iade etmekti.

Mustafa Kemal’in attığı tarihsel adımın üzerinden 101 yıl geçti, ama bu adımın arkasında yatan saiklere, 19 Mayıs’ın ardından şekillenen yeni mücadeleye ve bu mücadelenin içinde billurlaşarak ortaya çıkan Cumhuriyet fikrine ilişkin tartışma hâlâ sürüyor. Kuşkusuz açık olan bir nokta var. Kurtuluş Savaşı büyük fedakarlıklarla sürdürülen askerî bir mücadeleydi ve eğer bu mücadele sahada kaybedilseydi, sadece ülke bağımsızlığını yitirmekle kalmaz, Türkiye burjuva devriminin temsil ettiği siyasal, toplumsal ve kültürel dönüşüm de kadük kalırdı. Emperyalistlerin Anadolu’daki zaferi, aynı zamanda Osmanlı gericiliğinin de zaferi anlamına gelirdi. Ancak bu askerî mücadelenin kazanılmasını sağlayan da başta Mustafa Kemal olmak üzere Kurtuluş Savaşı’nın lider kadroların askerî becerileri kadar, 1911 yılından beri aralıksız bir şekilde savaşan yorgun Anadolu halkının bir kez daha silaha sarılmasını mümkün kılan siyasi seferberlik oldu.

Mustafa Kemal Nutuk'ta neyi itiraf ediyor?

Mustafa Kemal Nutuk’ta, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasının ardından hükümet teşkili hakkında bir teklifte bulunduğu zaman, hissiyatı ve anlayışları göz önünde bulundurmak zorunluluğu olduğunu, bu zorunluluğa tabi olmakla beraber, maksadı saklı bulunduran teklifini bir önerge halinde sunduğunu söyleyecekti. Kısa bir tartışmanın ardından bazı itirazlara rağmen kabul edilen teklifte, Meclis'te yoğunlaşan milli iradenin, bilfiil vatanın mukadderatına el koyduğunun kabul edilmesinin temel ilke olduğu belirtiliyordu. Üstünde hiçbir kuvvet mevcut olmayan Türkiye Büyük Millet Meclisi kanun yapma ve icra salahiyetlerini kendinde toplamıştı. Baskı ve zorlamadan kurtulduğu zaman padişah ve halifenin de Meclis'in düzenleyeceği kanuni esaslar çerçevesinde vaziyetini alacağı not edilen teklif için Mustafa Kemal Nutuk’ta şöyle diyordu: ‘‘Efendiler, bu esaslara dayalı olan bir hükümetin mahiyeti kolaylıkla anlaşılabilir. Böyle bir hükümet, milli hakimiyet esasına dayalı halk hükümetidir; Cumhuriyet'tir.’’


İşgale karşı mücadelenin çatışan hedefleri
1919-1923 devrimi tarihteki pek çok başka devrim gibi, savaşla toplumsal ve siyasal mücadelelerin iç içe geçtiği, birbirini beslediği, ileriye doğru ittiği bir sürecin ürünüydü. Üstelik söz konusu mücadele sadece saltanat makamının korunması için ülkenin işgal edilmesini bile kabullenmiş İstanbul hükümetiyle, Anadolu’da şekillenen yeni iktidar odağı arasında yaşanmadı. Ülkeyi emperyalist işgalden kurtarmak için harekete geçen kadrolar da kurtuluşun ardından kuruluşun nasıl gerçekleşeceğine, yeni siyasal sistemin hangi temeller üzerinde kurulacağına, saltanatın ve hilafetin bu sistemde bir yeri olup olmayacağına dair farklı görüşlere sahiplerdi. Bu farklılıklar savaşın zaferle sonuçlanmasından önce de gerilim ve tartışmalar üretti.

Pek çok Osmanlı subayının, İmparatorluğun ayaklar altına alınan onurunu kurtarmak, ülkenin parçalanmasını önlemek, hatta geleneksel sadakat bağlarıyla bağlı oldukları saltanat ve hilafet makamlarını kurtarmak için Anadolu’ya geçerek Millî Mücadele’ye katıldığı açıktır. Ancak genellikle görmezden gelinen nokta, Anadolu Hareketi’nin liderliğini üstlenen genç kadronun, uzun bir devrimci birikim süreci içinde şekillenmiş olduğudur. Kurtuluş Savaşı’nda sorumluluk üstlenen önde gelen 25 komutanın yaş ortalaması 38’di ve bu isimlerin hemen tamamı İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kuruluşunda ve İkinci ve Üçüncü ordularda örgütlenmesinde görev almışlardı. Gençliklerini burjuva devriminin düşünce dünyası içinde geçirmiş, subay olarak ilk görevlerini milliyetçilikle sosyalizm fikirlerinin birlikte boy attığı Makedonya dağlarında yapmışlardı. Bunlardan bir bölümü Mustafa Kemal gibi süreç içerisinde İttihat ve Terakki’nin merkezinden uzaklaşmış olsalar da 1908 sonrasının çalkantılı yıllarını, yükselen karşı devrim tehdidini, 31 Mart vakasını, İttihat ve Terakki’nin 1912’de iktidardan düşürülmesini, Bâbıâli baskınını, Birinci Dünya Savaşı felaketini yaşamışlardı. Aralarında, imparatorluk emperyalist işgal altında can çekişirken, kurtuluşun sadece askerî bir başarıyla değil, topyekûn bir siyasal, toplumsal ve kültürel atılımla gerçekleşebileceğine kanaat getirenlerin olması hiç de tesadüf değildi.

İşgalle sonlanan çöküş Cumhuriyet'in önünü nasıl açtı?
II. Meşrutiyet devriminde İttihat ve Terakki Cemiyeti’nde somutlaşan burjuva devrimciliğinin, bir siyasal alternatif olarak Cumhuriyet fikrini açıkça gündemine almamış olmamasının iki temel neden vardı. Bunlardan ilki, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin çok uzun bir süre boyunca iktidarı eski rejimin kimi unsurlarıyla paylaşmak zorunda kalması, karşı devrimin aldığı darbelere rağmen hiçbir zaman başının ezilememesiydi. Karşı devrimin direnci ve temsil ettikleri toplumsal sınıfların göreli güçsüzlüğü nedeniyle iktidarlarından emin olamayan İttihatçılar, 31 Mart vakası ve Bâbıâli baskını gibi fırsatlar çıktığında bile siyasal rejimin dönüştürülmesini gündeme almadılar. Saltanatın ve hilafetin sorgulanmamasını sağlayan ikinci temel nedense, çok geniş bir coğrafyaya yayılmış Osmanlı İmparatorluğu’nun çok dinli ve çok uluslu yapısıydı. Egemenliğin kaynağı olarak işaret edilebilecek bir milletin yokluğu, saltanatın ve hilafetin geniş toplumsal kesimler için bir sadakat odağı olmayı sürdürmesi anlamına geliyordu.

Mustafa Kemal 19 Mayıs’ta Samsun’a çıktığında, burjuva devrimcilerini Cumhuriyet fikrinden uzakta tutmuş bu iki temel neden, bütünüyle ortadan kalmasa da köklü bir değişim geçirmişti. Karşı devrim ve Vahideddin’in kişiliğinde karşı devrimi temsil eden saltanat makamı artık İmparatorluğun parçalanması anlamına gelen emperyalist işgalle birlikte anılıyordu. Dahası Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı sonrasında İmparatorluk, dinî ve etnik açıdan daha türdeş bir yapıya kavuşmuştu. Bu egemenlik üzerinde hak iddia edecek bir millet fikrinin de gerçeklik kazanmaya başlaması demekti.

Kuşkusuz bu yapısal dönüşümler, Cumhuriyet fikrinin doğrudan bir siyasal programa dönüşmesi anlamına gelmedi. Fakat çalışmalarını Ankara’da hakimiyet-i millîyeyi temsil edecek bir meclisin kurulmasına yoğunlaştırırken Mustafa Kemal’in aklındaki hükümet şekli son derece açıktı.

https://sol.org.tr/haber/maksat-osmanliyi-kurtarmak-degildi-4719




Bu ileti en son melnur tarafından 19.05.2020- 05:01 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.035
Konum: İstanbul
Durum: Forumda
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

24 kere teşekkür edildi.
17 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 19.05.2020- 04:58


Mustafa Kemal Samsun'a inerken... Padişahlar ve hainlerin işleri

Mustafa Kemal 19 Mayıs 1919’da Anadolu içlerine ilerleyip işgale karşı direnişi örgütlemek için Samsun limanında emektar gemiden inerken, İstanbul emperyalist işgal güçlerine yaranmak için birbirleriyle yarışanlardan, çıkarları için ihanet içinde olanlardan geçilmiyordu. Vahdettin bu tiplerin önde gelenlerinden biriydi sadece.

Resim Ekleme

19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Anadolu içlerine ilerleyip direnişi örgütlemek için Samsun limanında emektar gemiden inerken İstanbul’da emperyalist işgal güçlerine yaranmak için birbirleriyle yarışanlar vardı.

Bunlardan biri İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nin kurucusu Sait Molla’ydı. Molla, bu derneği İngilizlerin de teşvikiyle Yunanistan’ın İzmir’e asker çıkarmaya karar verdiği sırada kurmuştu. Ülke işgal altındaydı ve yaranmaya çalıştığı İngilizler de işgalciler arasındaydı. İşgale karşı Büyük Sultanahmet Mitingi'nin yapıldığı gün belediye lerine telgraf çekip, kurduğu cemiyeti yeni mahalli şubeler açmak suretiyle desteklemelerini istedi. 1921’de Kurtuluş Savaşı yeni bir ülkenin tohumlarını atarken o hala İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nin kongrelerini yapmakla meşguldü.

Sait Molla bütün bunları Padişah Mehmed Vahdettin adına yapıyordu. Yeni İstanbul gazetesini ve İngiliz Muhipleri Cemiyeti'ni Sultan'ın inayetiyle kurmuştu. Vahdettin’in İngilizleri dostluğuna ikna etmek için kullandığı sıradan bir şarlatandı yani. Said Molla’nın çabalarının bu işe yetmeyeceğini anlayınca yeni bir proje hazırladı. Damat Ferit projeyi Padişah adına 30 Mart 1919 tarihinde İngiliz Yüksek Komiseri'ne sundu. Projeye göre İngiltere lüzum gördüğü yerleri 15 yıl süreyle işgal edebilecekti. Osmanlı Bakanlıkları'na ve hatta Valiliklere İngiliz müsteşarlar atanacaktı. Seçimler İngiltere’nin denetiminde yapılacak, maliyeyi İngilizler denetleyecekti. Fakat nasıl olacaksa Sultan İmparatorluk'un dış politikasını yönetmekte özgür olacaktı.

Vatana ihanet tek başına olur mu? “Asılacaksan İngiliz sicimiyle asıl” lakırdısının atasözü sayıldığı zamanlardı, herkes tek kurtuluş yolunun İngiliz Mandası olduğuna inanmaktaydı. Vahdettin bu tiplerin önde gelenlerinden biriydi sadece. Başka nasıl olabilir ki, ucunda tahtı vardı nihayetinde?

Vahdettin'in fetvacısı hin Şeyhülislam

Bu tiplerden biri de Kurtuluş Savaşında Vahdettin’in direnişçilerin öldürülmesi emrini bir fetvayla onaylayarak suça ortak olan Şeyhülislam Fakir Dürrizade Esseyid Abdullah’tır.

İlginç bir tarihi var Dürrizade’nin.1908’de velinimeti Hamid devrilince Dürrizade için de karanlık günler başlamış. Önce kızağa çekmişler, sonra, 1909’da Anadolu Kazaskerliği'ne atanmış. Ancak İttihatçılar peşini bırakmayınca, 1912’de istifa etmiş. İttihatçılar çekilince Padişah emriyle Şeyhülislam olarak atanmış. Damat Ferit hükumetinin önemli ayaklarından biridir.

Damat Ferit Hükümeti yeni Şeyhülislam Dürrizade’den Anadolu direniş hareketine karşı bir fetva istemiş. Yazdığı fetva Yunan uçakları ve İngiliz gemileri ile Anadolu’ya taşınmış, dağıtılmış.

Damat Ferit Paşa Paris’e gittiğinden vekâleten başbakan koltuğuna o oturmuştu. 1920’de, Anadolu İhtilali'nin en kanlı zamanında Vahdettin’in emriyle Saltanat Şurası düzenledi, hükümet temsilcisi olarak Şura'ya katıldı. Orada eski Şeyhülislam Mustafa Sabri ile birlikte Sevr’in kabulü yönünde görüş belirtti. Millî Mücadele'nin zaferini görünce 1922’de Rodos’a kaçtı, oradan İtalya’ya geçti. 1923’te Cumhuriyet ilan edilirken o hac için Mekke yolundaydı. Orada öldü. 1923 bütün Şeyhülislamlar'ın ortak ölüm tarihidir.

Bastonu için daha fazla telaşlandı
1918’de, ülke 10 yıllık uzun iç-dış savaştan paramparça çıkarken büyük umutlarla tahta oturtulmuştu. Duyduğunda “Ben bu makam için hazırlanmadım” diye mırıldandı. Kendisine biat edilmek için yola koyulduğunda bastonunu unuttuğunu fark etti, “Bu bir felaket” diye dövünmeye başladı. Bütün saltanatı felaketlerle geçti ama gözleri önünde bir ülkenin yitip gitmesine bastonunu unuttuğu anki kadar tepki vermedi. Bastonları ülkesinden daha değerliydi.

Fakat işler umduğu gibi gitmedi. Kemalistler Anadolu içlerinde denetimi sağlamak üzereydi. Üzerine bir de Damat Ferit kabinesinin düşüşü gelince paniğe kapıldı. Son bir hamleyle İngilizlerden güvenliğinin sağlanmasını, tahtından düşürülmesine engel olunmasını “rica” etti. Gotthard Jaeschke’nin “Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri” adlı çalışmasında Yıldız’da titreye titreye oturduğunu not ediyor. Sonrası malum, bir İngiliz gemisiyle Malta Adası’na doğru yola çıktı. Çabaları ancak bu kadarına yetmişti. Vapur limandan ayrıldığında İngiliz uşağı Vahdettin de tarihten silinmişti.

İngiliz belgelerinin gösterdiği gibi son padişah açıkça İngiliz uşağıdır. Hatta çıkarı olan herkese uşaklık yapmaya teşne bir hali vardır.

Vatanı yoktu ki, hain olabilsin

Şimdi AKP’ye danışman olan Tarihçi İlber Ortaylı, Vahdettin’e “İngiliz uşağı” dememek gerektiği yönünde bir çıkış yaptı yakın zamanda. Abdülhamit’e yaslanan, hatta İstanbul’daki GATA’nın adını değiştirip “Sultan Abdülhamit Hastanesi” yapan iktidar Vahdetttin’in de suçlarını unutturmak için hamleler yapıyor. Halbuki ikisi de pek çok defosu olan sıradan gericilerdir. Hamit sıradan bir borsa simsarıdır gerçekte, çöken bir imparatorluğun en tuhaf tiplerinden biridir. Fakat bugüne bakınca bu ithamlar pek masum görünmektedir. Hamit, düştükten sonra bir zavallıya dönüşmüştü. İngiliz gemisiyle sıvışmış olmasına rağmen Ortaylı’nın dediği gibi Vahdettin Cumhuriyet aleyhine beyanda bulunmamış, akıbetini sessiz sedasız kabul etmişti.

Ama bunlara karşı, Kadir Mısırlıoğlu adlı İslamcı bir yazar 10 Kasım nedeniyle paylaştığı bir mesajda “10 Kasım’da saat 09.05’te kenefe gidin” diye yazabilmiştir. Sonra nevzuhur sarayda ağırlanmış, hürmet görmüştür. Ardından Vahdettin’e rahmet okuturcasına, Kurtuluş Savaşı’nı kastederek “Keşke Yunan galip gelseydi" diyebilmiştir.

Bir bakıma Vahdettin vatan haini değildi, çünkü bir “vatanı” yoktu. Bizim vatan bildiğimiz yeri o mülk edinmişti. Kaçtı, mülkünü kaybetti. Onu kovaladığımız için bir vatanımız var.

https://sol.org.tr/haber/mustafa-kemal-samsuna-inerken-padisahlar-ve-hainlerin-isleri-4728




Bu ileti en son melnur tarafından 19.05.2020- 04:59 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Lenin'in 1919 tarihli konuşması iskra 1 2485 08.09.2013- 14:24
Konu Klasör Lenin'in 1919'da yaptığı 1 Mayıs konuşması proleter 1 4379 24.04.2014- 20:23
Konu Klasör Karanlığı yakan ışık: 19 Mayıs 1919 tarihselmaddeci 2 2224 21.05.2015- 09:46
Konu Klasör 1919-1920 Sevr sürecinde Kürtler owert 0 1362 31.01.2016- 15:55
Konu Klasör İstanbul'da 1 Mayıs... melnur 1 668 01.05.2019- 19:59
Etiketler   Mayıs,   1919,   Kurtuluştan,   Kuruluşa.
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS