SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
TKP ve güncele sırtını dönerek sol komünist olmak!           (gösterim sayısı: 1.941)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 10.121
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

35 kere teşekkür etti.
49 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 30.05.2020- 13:01


Aydemir Güler'e bu noktada katılıyorum ''... dünya ve memleket meselelerini konuşurken kırılmaca, gücenmece de olmaz. Konumuz nezaket değil… ''

Siyasette hemen her şey açık seçik konuşulabilmeli. Sınıfın aklı ve iradesini temsil iddiasında olanlar ise halk'a/sınıfa her zaman doğruları söyleyebilmeli ve yapmaya çalıştıklarının gerçek nedenini dile getirmekten çekinmemeliler. Lenin'in dediği gibi: ''Kendi çevrelerinde' kendi aralarında gerçeği bilen ama kitlelere, kendi söylemleriyle, onlar cahil ve kıt anlayışlı oldukları için bunu iletmeyen önderler, proleter önderler değildir. Doğruyu söylemeli. Yenilgiden korkuyorsan bunu ''zafer kazanılacak' diye satmamalısın, eğer uzlaşmaya gidiyorsan kitlelere bunun uzlaşma olduğunu söylemelisin; zafere kolayca ulaştıysan, illa 'zordu'' diye ısrar etmemelisin. ve eğer zor olduysa 'kolay oldu' diye böbürlenmemelisin; hata yaparsan, kendi itibarın için, bunun hata olduğunu itiraf etmelisin, çünkü sana itibar kaybettirecek olan esasında hataların konusunda sessiz kalmandır. Eğer koşullar yön değiştirmeni gerektiriyorsa sanki hiçbir değişim yokmuş gibi olayları sunmamalısın; eğer sınıfın sezgilerine ve devrimci sağduyusuna güveniyorsan, ona karşı doğru sözlü olmalısın.. Bir Marksistin bunlara inanmaması ayıptır ve çürümüşlüktür.''

http://www.solpaylasim.com/k8120-devrimin-ongununde-lenin-mavi-defter.html

Hakkını vermek gerek, sağlı sollu liberallerin ve Kürt hareketinin ortaklaşa desteğini alarak Ergenekon ve Balyoz süreçleriyle devletin içini boşaltmaya çalışan AKP zihniyetinin gerçek amacının devletin bağırsaklarını temizlemesi olmadığını söyleyen bir partiydi TKP. Daha o zamanlar hemen her siyasi çevrelerin hücümlarına uğrayan ve bu konuda yalnız kalmayı da göze alabilen bir partiydi. Ne söylediyse doğru söylüyor, söyledikleri de bir bir çıkıyordu. AKP'nin sıradan bir burjuva partisi olmadığını ve gizli bir ajandası olduğunun sürekli altını çiziyordu. Birinci cumhuriyeti yıkmıştı, ikincisi konusunda zorlanıyordu. Toplumsal tepkiye yol açıyor, kitleler ayaklanıyor ama sandıkta sağladığı meşruiyetle ajandasının gizliliğini artık açığa vuruyor ve ülkenin yönetimini neredeyse Diyanete ve imamlara teslim eder bir notaya geliyordu.


Daha bir iki gün önce el ele tutuşarak kol kola girerek dans etmenin bile yasak/j-haram olduğu konusunda fetvalar verilmişti. İktidara yaslanarak muhalefete ve muhalif söylemlere her türlü tehdit ve saldırının normal karşılandığı günlere geldik. Muhalefet liderine açıkça saldırılıyor, cam kavanoz içinde mermiler gönderiliyor, televizyonlardan ölüm listelerinin hazırlandığı ilan ediliyordu. Türkiye solunun önemli bir kesimini böyle bir geleceğin hazırlandığı konusunda uyarılarda bulunan parti de TKP'ydi. Hiç unutmuyorum; BirGün gazetesi ''yesinler birbirini'' diye manşet attığında bunun yanlışlığını ısrarla dile getiren ve AKP gericiliğinin durdurulması yönünde bir siyaset izleyen de yine TKP'ydi.

Sonra bir şey oldu; bir değişim yaşanmaya başlandı. Sanırım bir iki seçim öncesinden başlayarak TKP sanki başka bir partiye dönüştü. AKP konusunda duyarlı ve doğru çözümlemelerde bulunarak solun önemli bir kesimini demokrasi zevzekliğinden uzak tutmayı başarabilen parti gitti, ''Reformist mi, sol komünizm mi'' diyen bir parti   geldi. Anlamakta zorlanıyorum. Erdoğan AKP'sinin olan biten onca şeyden sonra siyasi iktidarda sonunu getirecek bir muhalif güç ortaya çıkmışken ''ben oynamıyorum'' demenin açıklaması bu mu olmalı?

Bi de şu;   ''biz komünistiz   ne yapmamız gerektiğini bize hiç kimse söyleyemez, dayatamaz'' tavrı yok mu...   Bir yanıyla üstten buyurgan bir tavır ve bir yandan da   ''yesinler birbirini'' tavrı. Dejavu yaşatıyor bizlere. Birdönem beğenmeyip eleştirdiğimiz BirGün tavrı! Ama bu TKP tavrının o zamanki BirGün tavrından bir farkı var; Kılıfı epey bir ''komünist keskinlik'' kokusu veriyor.: ''Reformizm mi Sol Komünizm mi?''

Yahu, AKP'nin gericiliğinin deşifre edildiği ve doğrudan karşısına dikildiğimiz koşullarda komünist değil miydik? Şimdi Erdoğan'la Mansur Yavaş'ı veya İmamoğlu'nu eşitleme çabalarıyla mı komünist olduğumuzun farkı ortaya çıkacak? Bir dönem sağlı sollu liberallerden gördüğümüz biçimiyle muhalefete muhalefet etmekle mi payımıza keskin komünistlik düşecek? Nedeni bu değil. TKP'ye böyle bir tavrı yakıştıramam. En azından adıyla yan yana getirmek bile zuldür.. TKP'nin de bu ''yeni'' siyasetinin dayanakları bunlar değil. ''Reformist değil, sol komünistiz, ondan'' tavrı ise hiç değil!

TKP'nin her dönemde bağımsız ve ''farklı'' bir noktada durmak istemesi ve o durduğu noktaya göre bir siyaset belirlemesi anlaşılabilir bir durum. Doğru da sayılabilir. Hem komünistler, sınıfın aklı ve iradesi olarak farklılıklarını topluma göstermek zorundadırlar ve hem de örgütsüz olsa bile kendini solda hisseden her birey de benzer bir sorumlulukla davranmak zorunda olmalılar. Doğrusu budur. Ne var ki, bu genel duruş, güncel olanın, güncel olanda öne çıkanın, belirleyici olanın, -adını koyalım- dinci faşizmin hesaba katılmadığı bir siyasi tavrın doğru ve sol bir tavır olduğu anlamına gelir mi? Mümkün mü böyle bir şey? Ve TKP için nasıl mümkün olabiliyor?

Evet, siyaset konuşmaya çalışıyoruz ve kırılmaca gücenmece olmayacağını varsayıyoruz. TKP böyle davranıyor çünkü, yine bağımsız olmak adına, yine farklı olmak adına bu kaotik nesnel süreçte toplumsal alanda kendine bir yer bulabileceğini düşünüyor. Hazır Erdoğan karşıtı düzen sağı ve düzen solu bir araya gelmişken sosyalistler ve Kürt hareketi de aynı telden çalıyorken bir farklı sesle siyaset alanında yer tutmanın sosyalist siyaset için daha uygun olabileceği kanısındalar. Faşizm iktidardaymış, kurumsallaşma açısından belki de son hamlelerini yapıyormuş, ne gam!

Alınabilir risk!

( Düzen partisi gibi olmamak siyasi iktidarda egemenlik kuran ve yerleşiklik kazanma yolunda adımlar atan gerici anlayışın karşısına doğrudan çıkmamak değildir. seçimlerde, sadece seçimlerde, önümüze sandık konulduğunda ''AKP'ye hayır'' anlamına gelen bir seçeneği işaretlemek de reformist olmak değildir diye düşünüyorum. Eğer reformistlik anlamına geliyorsa da, eminim herşeyi doğru bilen, doğru karar veren yöneticilerimiz AKP'ye doğrudan karşı çıkmayı ihmal etmeyen bir kapsayıcılığı da içerecek bir siyaseti sol komünistlik adına bulabileceklerdir; eminim!)








Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 10.121
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

49 kere teşekkür edildi.
35 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 30.05.2020- 13:06


Geçen hafta bu köşede bir imza metninden söz etmiş ve onu imzalayan “3 bini aşkın entelektüelin her birinin kapitalizmi kurtarmak için kolları sıvadığını düşünmek için nedenimiz yok.” demiştim. Önemli olan kişilerin niyeti değil. Emekçiyi insan yerine koymayan sermaye sınıfıyla el sıkışmaya çalışmak, bir işleve denk düşüyor. Konumuz bu işlev…

  Reformizm mi Sol Komünizm mi? - AYDEMİR GÜLER

Solun sorunu hangisi?

Hadi “genel olarak” demeyeyim de, Türkiye için konuşacağımın altını çizeyim…

Solun bugüne kadar başarılı olamamasındaki temel etmen reformistlik, yani düzenin kökten değişmesini öngörmemek midir? Yoksa sol acil ihtiyaç ve taleplerle ilgilenmeyip nihai hedefe takılıp kaldığı için mi başarılı olamamıştır?

Bu gerçek bir tartışma ve önümüzdeki dönem, pandeminin, ateşine benzin döktüğü kriz ortamında düze çıkış stratejileri çok konuşulacak. Şimdiden başladı zaten…

Lütfen bu tartışmayı, tarafları aptal yerine koyup iki “aşırı uçta” yürütmeyelim. Yani ne güncele, somuta, acil soruna vurgu yapanların tamamının “yeter ki bu düzen sürsün gitsin” diye düşündüklerini varsayalım; ne de reformistler kalkıp bize hayatın gerçekleri, vatandaşın ihtiyaçları, sokağın çamuru diye akıl öğretmeye kalksın!

Yöntem önerim şudur: Doğru düzgün tartışmak için reformistin de devrimcinin de akıllı insanlar olabileceğini varsayalım!

*     *     *

Geçen hafta bu köşede bir imza metninden söz etmiş ve onu imzalayan “3 bini aşkın entelektüelin her birinin kapitalizmi kurtarmak için kolları sıvadığını düşünmek için nedenimiz yok.” demiştim. Önemli olan kişilerin niyeti değil. Emekçiyi insan yerine koymayan sermaye sınıfıyla el sıkışmaya çalışmak, bir işleve denk düşüyor. Konumuz bu işlev…

Ha, bu arada dünya ve memleket meselelerini konuşurken kırılmaca, gücenmece de olmaz. Konumuz nezaket değil…

Hatırlatmak gerekirse, geçen hafta demeye çalışmıştım ki, reform programları, eğer sermaye sınıfı ile, onun isteklerini göğüsleyip geriye püskürten emekçiler arasında oluşan bir pat durumundan türemiyorsa, düzenin ömrünü uzatmaya yarar. Reform, onu ortaya atanlar farkında olsun olmasın, düzenin sosyalizm doğrultusunda “yıkılmasının gerekmediğini kanıtlamaya” hizmet edecektir.

Kırılmaca, gücenmece yok; karşımızda emek, insanlık, hatta gezegen düşmanı bir sınıf var. Bu sınıfın egemenliğine hizmet etmek karşı-devrimci bir işlev değil midir?

Buraya kadarı geçen haftayı hatırlamak içindi. Günün sorusu ise başlıkta: Türkiye solunun geçmişte ve bugün temel sorunu veya yanılgısı, düzen içi kısmi ve acil kazanımları önemsememek mi olmuştur, yoksa sosyalizmi belirsiz bir geleceğe ertelemek mi?

*     *     *

Şöyle de ifade edilebilir: Türkiye solunun geçmişte ve bugünkü sorunlarını aşmak için, ille büyük devrimci Lenin’in eserlerine başvuracaksak, başucuna konması gereken kitap Nisan Tezleri midir, Sol Komünizm mi?

Tabii ki biliyoruz; Nisan Tezleri devrimin içinde ve seherinde, Sol Komünizm ise devrimin gurup vaktinde yazılmıştır. 2020 Türkiye’sinin “devrimin sonrası” olmadığı belli. Arifesi olup olmadığı konusunda ise kesin bir kanaat sahibi olamayız. Bana sorarsanız, “Birinci Dünya Savaşından eksik bir pandemi kalmıştı” derim! İspanyol gribiymiş 100 yıl önce... Kovid kılığına girip geri geldi işte… Ama bu kadar benzerlik bile devrimin yaklaşmakta olduğuna dair kanıt oluşturmaz.

Madem öyle yaşanmışlıklara bakacağız. Yani tarihe…

*     *     *

Türkiye’de sol, yabancı değil, bizim Partimiz, TKP’miz, 1925’te bir kongre toplar. TKP tam Kemalizmi hangi koşullarda destekleyebileceğini netleştirmeye çalışırken Takrir-i Sükûn patlayacaktır. Kemalist devrimle ilişki elbette çok önemlidir, ama egemenler solun güncel, acil meselelere ilişkin görüşünü duymaya bile tahammül edemezler; sessizlik istemektedirler.

İkinci Savaş biterken TKP Nazizmin yenildiği dünyada demokrasinin bize de geleceğine inanır. Ve zorlamaya başlar; faşizmin, ırkçılığın, emek düşmanlığının sınırlarını geriye doğru ittirir. Solun güncel gereksinimlerin hakkını vermekte hiç kusuru yoktur, gerçekten işçi sınıfı kafayı kaldırır bu sayede. Sermayenin tercihi ise Soğuk Savaşın en kavurucusunu Türkiye’de sergilemektir.

1960’larda Türkiye İşçi Partisi ülke demokratikleşsin diye uğraşmıştır. Sol sendikal hareket grev ve toplu sözleşme hakkını birinci sıraya yazmış, sonra sarı patron sendikalarından bağımsızlaşarak işçi sınıfının ekonomik kazanımlarını hızla genişletmenin önünü açmıştır. Yanıt 12 Mart, olmadı 12 Eylül olacaktır.

Arıyorum, arıyorum; güncel sorunların çözümünü belirsiz bir sosyalizm geleceğine erteleyen kimseyi bulamıyorum…

68 ile anılan gençlik hareketi militanca bir mücadeleyi yükseltir. Ancak yükseltilen talepler hemen o gün, herhangi bir acil sorun veya kısmi kazanım gözetilmeksizin sınıfsız topluma geçişe ilişkin değildir.   Hatta daha sonra Türkiye’de doğru yolun silahlı mücadele olduğunu gündeme getiren sol hareketler bile bu yolla bağımsızlığın kazanılmasını, feodalitenin tasfiyesini, düpedüz toprak reformunu hedefliyorlardı. Programlarında demokratik devrim yazıyordu ve demokrasinin kazanılmasını belirsiz bir geleceğe ertelemeye karşı çıkıyorlardı. Sosyalizm istemek için önce demokrasinin hakkı verilecekti.

Daha yakın zamanları bizzat hatırlayacak yaştayım. Türkiye’de ana akım sol hareketler aralarındaki anlaşmazlıklar ne olursa olsun, ve her biri kendi kulvarında ne büyük kahramanlıklar, ne onurlu mücadeleler vermiş olurlarsa olsunlar, 1970’lerde Milliyetçi Cephe’ye karşı “acil ve somut görev gereği” CHP’yi desteklediler.

1980’lerde bu kez darbeyi geriletme görevi baskın çıktı. Yıllar geçti, demokratikleşme için eski MC lideri Demirel’e hayırhah bakıldı.

1990’lar “kirli savaş” günleriydi ve Kürt sorununun çözülmesi öncelikliydi. O sorun çözülmeden, değil sosyalizmden söz etmek, demokrasinin d’si bile gelmeyecekti. Şimdi sıra, Erdoğan’a karşı AKP’nin döküntülerini ittifak gücü ilan etmeye geldi… Kirli savaş günlerinin kontra içişleri bakanı Akşener’den başladık, Sivas katliamının Karamolla’sından geçip, Suriye fatihi Davutoğlu’na, özelleştirme şampiyonu Babacan’a geldik. Kadın eşitliği adına Gül’le omuz omuza vermeye ne dersiniz?

*     *     *

Görüldüğü gibi Türkiye solunun tarihinde demokratikleşmeyi ihmal edenler, lüzumsuz yere sekterlik yapanlar hiç yok değillerse bile, pek iz bırakmamışlar. O halde nereden uydurulup yazılıyor bu “sol sekterlik tarihi”? İnanmayın, uyduruyorlar!

Acil ihtiyaçları boş verip hemencecik sınıfsız topluma geçmeye çalışanlarla, varsa da bu yaşıma kadar ben tanışmadım. Ama “sosyalizm için acelesi yok, gidip el sıkışalım” diyenin eksik kaldığına da hiç tanık olmadım.

Sonuç: Reformizm yenilginin, düzenin yelkenini yeniden doldurmasının en garantili formülüdür. “Sol hep bu nedenle yenildi” demeyeceğim, ama “kabahatin çoğu sosyalizmi güncel ve gerçekçi bulmayanlarda” demekten de kendimi alamayacağım.

https://sol.org.tr/yazar/reformizm-mi-sol-komunizm-mi-5704



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 10.121
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

49 kere teşekkür edildi.
35 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 03.06.2020- 12:50


Aydemir Güler'in sorduğu soruya gelirsek sosyalistlerin bugün tartışması gereken soru mudur: ''Reformizm mi, sol komünizm mi?''   Aşılmadı mı bu konu? Reformistler, sosyal demokratlar, özel mülikyete dokunmadan sosyalizmi savunanlar veya savunduğunu sananların yanıtı da, önlerine sınıfsız toplumu koymuş, siyasal devrim perspektifini de bu sınıfsızlığın bir gerekliliği olduğuna inanmış, radikal gruplar için yanıt da hep farklı olacaktır. Birinciler sorunun yanıtını hep demokrasi olarak vereceklerdir, diğerleri ise devrim. Sabahtan akşama kadar tartışılsa bu gerçeğin değişmesi pek de mümkün değil.   Aydemir Güler bunu bilmez mi? Hem sonra '' ...tartışmayı, tarafları aptal yerine koyup iki “aşırı uçta” yürütmeyelim. Yani ne güncele, somuta, acil soruna vurgu yapanların tamamının “yeter ki bu düzen sürsün gitsin” diye düşündüklerini varsayalım; ne de reformistler kalkıp bize hayatın gerçekleri, vatandaşın ihtiyaçları, sokağın çamuru diye akıl öğretmeye kalksın!'' diyerek tartışmayı bir koşula da bağlamak gereği duymuş.

Bana öyle geliyor ki, Aydemir Güler'in ''yani''sinin yanisi şu:   ''Hadi gelin, Türkiye gerçeklerini bir kenara bırakalım ve bilimsel sosyalizme göre sosyalizmin kuruluşunun yolu devrimden mi geçer yoksa demokrasiden mi? konusunu tartışalım. Aydemir Güler topluma, bize, bunu öğütlüyor. Madem ki, tartışma zemini Türkiye ''Türkiye gerçekleri'' ortaya konmadan ve AKP realitesine gözler kapanarak bu sorunun yanıtı bütün boyutlarıyla tartışılabilir ve verilebilir mi? Sorunun yanıtının komünistler için demokrasi olmadığı gerçeği, AKP ve Türkiye nesnelliği söz konusu olduğunda da değişmez, değişmemelidir; ama kapsayıcı olmalıdır, göz ardı edilmemelidir. Türkiye gerçeğinde AKP gericiliğini doğrudan karşıya almadan onu iktidardan düşürecek bir siyasi duruş üretilmeden ''demokrasi mi devrim mi'' sorusunu tartışmaya/ tartıştırmaya çalışmak, -hiç kimse kızmamalı- AKP'nin ekmeğine yağ sürmekten, AKP değirmenine su taşımaktan başka hiçbir işe yaramaz.

Hep yineleme gereği hissediyorum, bu siyasetin ülkeye de sol siyasete bir getirisi olmayacaktır ve dahası, bu siyaseti savunanların bu aşamada toplumsal gelişimin gerisine düşeceklerini düşünüyorum.

Umarım yanılırım.




Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 10.121
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

49 kere teşekkür edildi.
35 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 01.11.2022- 05:36


( Düzen partisi gibi olmamak siyasi iktidarda egemenlik kuran ve yerleşiklik kazanma yolunda adımlar atan gerici anlayışın karşısına doğrudan çıkmamak değildir. seçimlerde, sadece seçimlerde, önümüze sandık konulduğunda ''AKP'ye hayır'' anlamına gelen bir seçeneği işaretlemek de reformist olmak değildir diye düşünüyorum. Eğer reformistlik anlamına geliyorsa da, eminim herşeyi doğru bilen, doğru karar veren yöneticilerimiz AKP'ye doğrudan karşı çıkmayı ihmal etmeyen bir kapsayıcılığı da içerecek bir siyaseti sol komünistlik adına bulabileceklerdir; eminim! )

Başlık yazısını bu şekilde kapatmışım Evet, TKP İBB seçimlerinden bu yana sürekli aday çıkarma eğiliminde bulunarak   düzen partilerinden ''bağımsız'' bir siyaset izliyor! Cumhurbaşkanlığı referandumu için de -bugüne kadar- farklı bir tutum alacağına ilişkin bir açıklama yapmadı. CHP ve HDP'ye giden sol oyları, yüzü sola dönük kesimleri bir şekilde partiye kazandırmaya yönelik bir siyaseti ısrarla işlemeye çalıştığını düşünüyorum.



Bu amaca katılmamak mümkün değil ama referandum niteliğindeki bir seçimde somut ve kesin bir saray rejimi karşıtlığını ortaya koymadan böyle bir siyasetin başarıya ulaşması ve partiye artı olarak dönmesi bana göre çok da mümkün değil. Çünkü bu siyasetin kimi kesimlerde tepkiye de yol açtığını biliyorum. Ve üstelik bu amacı gerçekleştirmek adına referandum niteliğindeki bir seçim karşımızda dururken muhalefete, özellikle CHP ve HDP'ye yönelik eleştirilerle cumhurbaşkanı Erdoğan'ın değirmenine su taşımış olunmuyor mu?

TKP ve SOLparti'nin içinde bulunduğu sosyalist güç birliği referandumda nasıl bir tavır alınacağı konusunda bir açıklamada bulunmadı. SOLpartinin muhalefetin adayını destekleyeceğini sanıyorum. Zaman zaman medyaya yansıyan açıklamalardan bu   kanıya varmak mümkün. Peki TKP ne yapacak? Bence SOLparti bu konuda kesin bir tavır alırsa ki, alacağa da benziyor, TKP'nin tutumunu değiştirebileceği ve ''ittifak gereği'' gerekçesiyle aday çıkarmayacağı düşünülebilir.

Umarım böyle olur.




Bu ileti en son melnur tarafından 01.11.2022- 10:38 tarihinde, toplamda 2 kez değiştirilmiştir.
Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Anti-komünist olmak isteyenlere 40 tavsiye melnur 0 1474 25.10.2019- 08:38
Konu Klasör Sosyalist olmak için ateist olmak mı gerekiyor? melnur 5 4901 22.06.2015- 14:13
Konu Klasör Devlete karşı olmak mı, devletten yana olmak mı? melnur 3 4228 05.04.2016- 23:37
Konu Klasör Sosyalist olmak için ateist olmak mı gerekiyor? melnur 17 19833 15.12.2015- 16:39
Konu Klasör Sol olmak, solcu olmak denizcan 18 10367 03.11.2020- 07:36
Etiketler   TKP,   güncele,   sırtını,   dönerek,   sol,   komünist,   olmak
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS