SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
Siyasi muhasebe, kavrama yöntemi ve Kürtler...           (gösterim sayısı: 94)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.276
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

21 kere teşekkür etti.
29 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 08.09.2020- 06:38


Çulhaoğlu İLERİ'de yine önemli bir yazıya imza atmış. Çulhaoğlu bunu hep yapıyor; tıpkı Kemal Okuyan gibi, tıpkı Aydemir Güler gibi... Önemli oluşu sadece yazdığı konu çerçevesinde de değil ve aynı zamanda bu tür yazıların, bu tür siyasi analizlerin bir sosyalist için gerekliliğinin ve siyasi tutum alışın bu tür çözümlemelerden geçtiğinin anlaşılmasının altını çizdiği içindir.

Bu konularda eksiğimiz var.
Marksizmin her şeyden önce bir düşünme yöntemi olduğunu bir türlü benimseyemiyoruz.
Temel eksiğimizin bu olduğunu düşünüyorum.
Kavramları zihnimizde netleştirmeden yazıp çizmek kolayımıza geliyor.
Kolay olanı seçiyoruz bu yüzden.
Ve böyle olduğunda yazmaya çalıştığımız yazı ''ben yazıyorum hala, konuyu pek de anlamadım'' diye bas bas bağırıyor.

*****

Türkiye siyasetinde, sosyal medyada ve özellikle sözde sol, sosyalist ve enternasyonalist forumlarda önemli bir sorun buralardaki liberal ve kuyrukçu anlayışın bir üstte sıraladığım isimleri daha baştan ve malum nedenlerle ötekileştirmesiydi. Böyle olduğu için onlardan yararlanmak pek de mümkün olmadı. Buralara girip çıkan sol sempatizanlar, bu forumlarda egemenlik kurmuş kimi şarlatanların yönlendirmeleriyle gerçek solun, enternasyonalist komünistliğin bu kişilere ve temsil ettikleri anlayışa karşıtlık üzerinden geçtiğini köpürtüp durdular. Karşıtlık ne söz, yıllarca düşmanlık yaptılar. Beslendikleri kaynak genellikle sağlı sollu liberallerdi. Bu ülkenin kurucusuna, bu coğrafyada yaşanan kurtuluş ve kuruluş sürecine, sonra Cumhuriyete, aydınlanmaya ve laikliğe düşmanlıkları da hep bu beslendikleri çevrelerin dayatmalarına kulak kabartmaları, önemsemeleri nedeniyledir. Bakmayın kendilerini enternasyonalist veya keskin komünist olarak   ileri sürmelerine gerçekte durum liberal söylemlere birtakım sol(!) kılıflar giydirilmeye çalışmaktan başka bir şey değildi.
 
Neyse, aradan epey zaman geçti. Bu sağlı sollu liberaller hiç olmazsa AKP'nin gerçek yüzünü gördü ve yaslandıkları özneleri biraz olsun değiştirdiler. Onlar değişince bizim enternasyonalist ve dahi komünistlerimiz de değişti. Önceleri Kürt hareketinin AKP ile birlikte daha demokratik bir ''çözüme'' yürüyüşlerine UKKTH bağlamında destek veren bu kesimler, ilginçtir, şimdi özne değiştiğinde AKP'nin yerini CHP alınca ''bu kadarı olmaz''da karar kıldılar ve hem liberalleri ve hem de Kürt hareketini eleştirir oldular. Sanırım AKP'ye tamam da işin içinde CHP olunca liberal basıncın etkisinde bulundukları yerden ''ne yani, cumhuriyeti, aydınlanmayı ve laikliği mi savunacağız'' moduna geçmeye karar verdiler. Zihni bir kez ve uzunca bir müddet liberal basınca açınca artık düzelebilmesi pek de mümkün olmuyor. Yıllarca kurtuluş ve kuruluş sürecine düşmanlığa alış ve sonra birdenbire tarihsel bilince kavuş; mümkün mü böyle bir şey?

Çulhaoğlu'nun yazısıyla devam edelim, sonrasında ekleyeceklerim olacak.




Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.276
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

29 kere teşekkür edildi.
21 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 08.09.2020- 06:40


Siyasette karar ve zarar muhasebesi - Metin Çulhaoğlu

Kafadan atmıyoruz, “herhalde böyleydi” de demiyoruz. 8-10 yıl kadar önce Türkiye sol hareketinde şöyle bir “öngörü” vardı: Türkiye’de sol-sosyalizm, Kürt siyasetiyle arasına ciddi bir mesafe koyarak güçlenecek, ayrıca Kürt siyasetinin mevcut iktidarla bir şekilde uzlaşması da bu konumu pekiştirecekti…

Büsbütün temelsiz bir öngörü olduğunu söylemiyoruz. 2013 Gezi Direnişi, Kürt siyasetinin kimi sözcülerinin Gezi’ye ilişkin olarak söyledikleri, karşılıklı “barış süreci” paslaşmaları ve Türk-Kürt kardeşliğinin “İslam bayrağı” altında gerçekleşeceği yolundaki söylemler, bu öngörüye belirli bir inandırıcılık kazandırıyordu.

Ancak hayatın, daha doğrusu siyasetin akışı bu yönde olmadı.

Siyasetin farklı bir mecrada şekillenmesinin pek çok nedenine işaret edilebilir. Bu nedenler arasında, elbette Kürt siyasetinin kendi iç dinamikleri ve gerilimleri, sonuçta ortaya çıkan “tercihler” de yer alır. Ancak, bize göre ağırlıklı neden, iktidarın özellikle 2013 yılından başlamak üzere netleşen tercihidir.

AKP, Türkiye’yi değiştirme ve ülkeye istediği şekli verme sürecinde, bir tarafta Batıdan ve AB’den, diğer tarafta ise Kürtlerden ve Kürt siyasetinden alabileceği desteğin, kendisine yakılan yeşil ışığın sonuna geldiğini görmüştür. Giderek daha belirginleşen emperyal heveslerle birlikte, ülkeyi sıkı denetim altında tutma niyetinin salt “İslam bayrağı” altında toplanmayla gerçekleşemeyeceği görüldüğünde, bir zamanlar “ayaklar altına alınan” milliyetçilik öne çıkartılmıştır.

Başka bir deyişle, AKP’nin orijinal misyonunda ve vizyonunda değişiklik anlamında bir tercih söz konusu değildir; tercih, bu misyon ve vizyonun kiminle saf tutarak sürdürülebileceği konusundadır ve burada da Kürt siyaseti değil MHP tercih edilmiştir.

Özetin özeti derseniz: AKP, Selahattin Demirtaş “Seni başkan yaptırmayacağız” dediği için Kürt siyasetini ötelere itmemiştir; misyon ve vizyon “tehlikeli” sayılan Kürtlere düşmanlık boyutu da içerdiğinden Demirtaş o sözü etmiştir.

Bunlar geçmişte kalmıştır; 2013’e dönüş ne rejim ne de Kürt siyaseti açısından mümkün görünmemektedir.

***

Son dönemin dikkate değer çıkışlarına bakarsak, Selahattin Demirtaş’ın maddeler halinde sıraladığı ilkelerle Murat Karayalçın’ın “ittifakta HDP’nin de yeri olmalı” sözüne mim koymak gerekir.

Karayalçın’ın sözünün, samimi de olsa, bir tür zemin yoklama, nabız ölçme girişimi olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Selahattin Demirtaş’ın yeni anayasa, “güçlendirilmiş parlamenter sistem”, yargı bağımsızlığı, dış politikada militarist çizginin terk edilmesi, medya özgürlüğü, kadın hakları, vergi politikalarında değişiklik yapılması gibi başlıkları da içeren ilkeleri, HDP “ittifakta” yer alsın almasın es geçilmemeli, “Ama bunlarda sosyalizm yok” gibisinden naif karşı çıkışlara yol açmamalıdır.

Tartışılacaksa ve eleştirilecekse, bu tartışma ve eleştiri, önerilerin içeriğinden ziyade gerçekleşebilme imkanları üzerinden yol almalıdır.

Biz de bunu yapmaya çalışacağız.

***

“AKP sonrasına” ilişkin olarak CHP’nin ve çevresinde tutmaya çalıştığı diğer muhalefet partilerinin söylediklerini alın; bunların üzerine Demirtaş’ın ilkeleri dahil HDP’nin önerilerini ekleyin; hepsinin üzerine aydınların ve akademisyenlerin zaman zaman yayınladıkları bildirilerde yer alan talepleri koyun…

Biz, “bunlar eksik” deyip geçmiyoruz. “Eksikliklerden” önce, hepsinin ya da önemli bir kısmının gerçekleştiği; bu zeminlerde belirli bir oturmuşluğun, istikrarın ya da stabilitenin hüküm sürdüğü bir Türkiye olamayacağını söylüyoruz. Türkiye, gerilimlerin, saflaşmaların ve kutuplaşmaların ancak geçici (ve kısa) bir süre için dengelenebileceği, her dengelenmenin daha keskin gerilimleri besleyeceği ve işlerin “böyle” gideceği bir ülkedir.

***

Kısacası, Türkiye’nin önündeki sürece her biri belirli bir oturmuşluğu ve istikrarı temsil eden etapların ya da aşamaların değil, bir sürekliliğin damga vuracağını söylüyoruz.   Biri “sosyal demokrasi”, öbürü “liberal demokrasi”, beriki “radikal demokrasi” desin, hiçbir sakıncası yoktur; yeter ki bunların her birini hem daha geriye çekecek hem de daha ileri ittirecek dinamiklerin aynı anda devrede olacağı ve bir “sabitlenmeye” izin vermeyeceği unutulmasın.

Bir de şu: Gününüz Türkiye’sinde ne sosyal demokrasi, ne liberal demokrasi ne de radikal demokrasi “Şu kadarı karar, ötesi zarar” diyebilecek durumdadır.

https://ilerihaber.org/yazar/siyasette-karar-ve-zarar-muhasebesi-117094.html



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.276
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

29 kere teşekkür edildi.
21 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 16.09.2020- 01:43


''... aradan epey zaman geçti. Bu sağlı sollu liberaller hiç olmazsa AKP'nin gerçek yüzünü gördü ve yaslandıkları özneleri biraz olsun değiştirdiler. Onlar değişince bizim enternasyonalist ve dahi komünistlerimiz de değişti. Önceleri Kürt hareketinin AKP ile birlikte daha demokratik bir ''çözüme'' yürüyüşlerine UKKTH bağlamında destek veren bu kesimler, ilginçtir, şimdi özne değiştiğinde AKP'nin yerini CHP alınca ''bu kadarı olmaz''da karar kıldılar ve hem liberalleri ve hem de Kürt hareketini eleştirir oldular. Sanırım AKP'ye tamam da işin içinde CHP olunca liberal basıncın etkisinde bulundukları yerden ''ne yani, cumhuriyeti, aydınlanmayı ve laikliği mi savunacağız'' moduna geçmeye karar verdiler. Zihni bir kez ve uzunca bir müddet liberal basınca açınca artık düzelebilmesi pek de mümkün olmuyor.'' demişim bir üstteki yazıda.

İlginç değil mi?

Hem solcu, sosyalist veya enternasyonalist komünist geçinmek ve hem de aydınlanmaya, cumhuriyete ve laikliğe karşı bir pozison alıp   AKP ile aynı çizgide yer almak! Sıradan bir yanılgı denilip geçiştirilemez. Anlaşılması o kadar kolay olmadığı gibi, şimdilerde o günlere ilişkin bir öz eleştiri yapılmadan, sanki hiçbir şey olmamış, ve sanki böyle hiçbir şekilde büyük bir yanlışlık yapılmamış gibi   siyasete devam edilemez, edilmemesi gerekiyor, gibi geliyor bana.

Geçenlerde Ufuk Uras Tele1'deki bir açık oturumda bu konuda hala kendini savunmaya çalışıyordu. ''Yetmez ama evet değil, doğrudan evet''diyorum demişti ve bu konuda ne kadar kararlı ve inançlı olduğunu göstermişti. Ülkenin demokratikleşeceğine inanıyordu ve AKP, liberaller, ve Kürt hareketi hep birlikte ülkeyi ''askeri vesayet''ten kurtaracaklar ve ülkeyi daha da demokratik bir aşamaya taşıyacaklardı. 12 Eylül referandumuna bu yüzden onay verilmeliydi.

İyi de neden böyle olmuş, böyle bir hata neden yapılmıştı?
Gerici bir siyasi anlayıştan ülkeyi ileri taşıyabilecek ve daha da demokratikleştirecek beklentiler içine girmek nasıl mümkün olabiliyordu?
Bu insanlar Marksist değiller miydi?

Örnekse, komünizmin ileri aşamalarında devletin alacağı şekil konusunda bir fikir yürütebilecek donanımda değiller miydi? Ya da kapitalizmin özünün sömürüye dayandığını bilmiyorlar mıydı? Veya tarihsel süreç içinde toplumların nasıl değişip dönüştüğü konusunda hangi toplumsal yasaların etkili olduğu konusunda bilgileri mi eksikti? Özetle Marksizm veya Leninizm konusunda yetersiz bilgiye mi sahiptiler?

Şuraya gelmek istiyorum; özellikle sosyal medyada solculuk bir ezberci anlayışmış gibi algılandı-algılanıyor. Defalarca bunun böyle olmadığını, marksist ustaların kendi dönemlerinde söyledikleri pek çok şeyi internette bulup -çoğu kez de anlamadan- altına üstüne bir şeyler yazmakla keskin komünist olunamayacağı, marksizmin her şeyden önce bir düşünce yöntemi olduğu ve bu bağlamda marksist dünya görüşünün ve sosyalist ideolojinin devrimci özünü kavramadan, içselleştirmeden atıp tutmanın solculuk, sosyalistlik veya enternasyonalist komünistlikle ilişkilendirilemeyeceği, böyle bir algının yanlış olduğunu...-evet, defalarca yazıp durduk.

Ufuk Uras'ın bir türlü anlamadığı ve anlamak istemediği şey iktidarda olan siyasi anlayışın geçmişle olan ilişkisi, müktesebatı ve buradan ülke ve toplum yararına hiçbir iyi-güzel şeyin çıkmayacağı gerçeğiydi. Ufuk Uras'ın ve onun şahsında tüm sağlı sollu liberallerin temel yanlışı buydu.

Altını çizmek istediğim konu tam da bu noktada başlıyor. Özellikle sözde sol sosyalist ve enternasyonalist forumlarımızda yıllar boyu sadece Kürt hareketi üzerinden solculuk yapılmaya çalışıldı. Kürt hareketi ne söylediyse, ne yaptıysa ve nasıl bir siyasi tutum almışsa bizim keskin solcularımız da öyle yapmaya çalıştı. Kuyrukçuluk dediğimiz şey de buydu zaten. UKKTH diyerek, Kürt hareketinin etrafında dolaşmaya uygun bir sol kılıf uydurmaya çalışarak bir siyasi tutum almaya çalışmaktı kuyrukçuluk.

Peki, bütün bunların sosyalist olmakla, sosyalist siyaseti savunmakla hiçbir ilgisinin bulunmadığı apaçık ortadayken, pratikte bu tür örneklerin azımsanmayacak sayıda olmasının nedeni ne? Bir başka deyişle -özellikle sanalda- neden böyle hatalar yapıldı ve yapılıyor? Sorun nerede?

Aynı noktadaya geldik; solculuk, sosyalistlik, veya entrernasyonal komünistlik sağda solda bulduğumuz alıntıların altına üstüne bir şeyler karalamadan geçmiyor. Yapılması gereken şey, marksizmin devrimci özünü yakalamak, içselleştirmek ve marksist düşünme yöntemini mutlaka bir ucundan yakalayabilmek. Bu olmadığında çoğu zaman hata yapılabiliyor, çoğu zaman yanlış bir konumlanış içine girilebiliyor ve örnekse,UKKTH veya enternasyonalizm kavramını gerekçe göstererek Kürt ulusalcılığına yedeklenmenin solculuğun temel koşulu olduğu algısına teslim olunabiliyor.

Marksist kuram kuşkusuz önemli. Sosyalizmi bilmek, öğrenmeye çalışmak ona göre davranmak emekten yana bir toplumsal düzen doğrultusunda tavır alabilmek için gerekli. Ama bunun yolu -sürekli yineliyorum- marksizmi her şeyden önce bir devrimci düşünebilme yöntemi-becerisi olarak kavramaktan geçiyor. Olabildiğince diyalektik tarzda bir kavrayış... Bu da pek kolay değil. Ama gerekli. Olmadığında ortaya çıkan şey bir ezbercilikten öteye geçmiyor. Marksizmi bir dogmatizm haline getiriyor. Yapılan bütün hatalar da bu tutum nedeniyle olup bitiyor. Örgütlenmenin bir gereği de bu zaten. Tek başına süreci anlama, yorumlama ve bir siyasal tutum alma pek mümkün değil.

Yazdıkça arkası geliyor ve konu dağılıyor sanki. Söylemek istediğim -bana göre- sosyalist olabilmek her şeyden önce günceli doğru okumaktan ve o doğru okumaya uygun bir siyasal tavır almaktan geçiyor. Bunun için elbette bir tarih okumasına ve marksizmin devrimci özünün içselleşmiş olmasına ihtiyaç var. Ezbercilikten ve marksizmi sanki bir dogmaymış gibi algılama alışkanlığından uzaklaşmak gerek. Kuramı, ideolojik olanı güncelle ilişkilendiremeden ve neden-sonuç ilişkisi bağlamında güncel olana doğru bir projeksiyon tutmadan yaşanan süreci, geride kalanı ve gelecekte nelerin yaşanacağını anlayabilmek pek de kolay değil, hatta mümkün değil.

Ve böyle olduğunda da hata yapıyor, güncel olanı okuyamıyor ve hata yapmaya açık bir pozisyona sürükleniyoruz. Sorun burada. Sorun güncel olanı okuyamamak, marksizmi bir dogma gibi algılayarak üç beş alıntıyla doğru bir siyasi tavır sergilediğimizi sanmakta yatıyor.

Metin Çulhaoğlu, Aydemir Güler ve Kemal Okuyan'ın önemini bir de bu bağlama oturtarak anlamaya çalışmanın yararı var. Bu konularda çok hatalar yaptık, çok fazla ön yargılar oluşturduk. Ama devrimci olmak her şeyden önce değişimi kendi içimizde yaşamaktan geçmiyor mu?












Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör 60 yıllık muhasebe konusu: 27 Mayıs... melnur 1 204 27.05.2020- 08:37
Konu Klasör Pervin Buldan: Bu günün galibi Kürtler ve HDP olmuştur Nokta! melnur 2 560 24.06.2019- 11:48
Konu Klasör Hegel’in Diyalektik Yöntemi ve Diyalektik Anlayışı... melnur 0 123 12.05.2020- 00:28
Konu Klasör Siyasi Parti melnur 0 2325 05.09.2013- 17:46
Konu Klasör Siyasi virüs denizcan 0 1859 24.04.2015- 11:49
Etiketler   Siyasi,   muhasebe,   kavrama,   yöntemi,   Kürtler.
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS