SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
Milliyetçiliğe önyargılardan uzak bir yaklaşım.           (gösterim sayısı: 52)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.276
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

21 kere teşekkür etti.
29 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 16.09.2020- 10:16


Sol sempatizanların sağ sempatizanlara göre kitap okuma konusunda bir üstünlüğü olduğu gerçektir. Ne var ki, bu durumun sanıldığı kadar büyük bir fark oluşturmadığı da -bana göre- bir gerçek. Bu saptamaya bakılarak Türk toplumunun kitap okumadığı kanısına varılabilir ki, araştırmalar da bu gerçeği doğruluyor. Gelişmiş batı toplumlarında ve Japonya'da kitap okuma oranları almış başını almış gitmişken bizde yerlerde sürünüyor olması hem üzücü ve hem de düşündürücüdür.

Düzenli kitap okuma alışkanlığı gelişmiş ülkelerde yüzde 15'le yüzde 20 arasındayken bizde binde 1... Ortalama bir Japon yılda 25 kitap okurken Avrupa ülkelerinde bu sayı 10 civarındayken bizim ülkemizde bir kitap ancak 10 yılda okunabiliyor. Böyle olduğunda elbette bilgi, anlama, analiz vb. konularında da sorunlar çıkıyor. Aslında kitap okuduğunu söyleyenlerin de ne okudukları, nasıl okudukları da bir başka sorun değil mi?

Bu yaklaşımla bir solcunun entelektüel donanımıyla bir sağcının entellektüel durumunu aynılaştırdığım anlamı çıkarılmamalı. Elbette solda merak, öğrenme ve bilgiye ulaşma konusunda daha fazla bir çaba olduğunu söyleyebilmek mümkün. Ama bunun yeterli olmadığını, sol için ise çok daha yetersiz kaldığını düşünüyorum. Söylemeye çalıştığım da bu.

Altyapı bu olduğunda sola da sağa da yansıyor bu durum. Bir kere anlamını bilmeden kullandığımız, benimsediğimiz kavramları bir türlü yüzeysellikten kurtaramıyoruz. Face'te başıma gelen örnektir; Kürt hareketi için ulusalcı/milliyetçi bir çizgide siyaset yapıyor yorumunda bulunduğumda, geçmişinde örgütlü bir sol gelenek bulunan bir arkadaşımız benim için ''Kürt halkının düşmanı'' yakıştırmasında bulunmuştu. TKP'liydi, sonra HTKP çizgisini savunmuştu, şimdilerde TİP organizasyonu içinde yer alıyor. Sözde sol forumlarda da benzer yaklaşımlar var. Örnekse ulusalcı kavramı da böyle bir algı çerçevesinde kullanılıyor. Hatta bu konudaki eksiklik ve yanlışlıkların tahmin edilenin çok ötesinde bir yaygınlık taşıdığını söylediğimizde hiç de yanlış yapmış olmayız. Ve zaten ezbercilik dediğimiz şey de bu yaygınlık ve yanlışlık nedeniyle gerçekleşiyor ve buralardan besleniyor.

Cumhuriyet gazetesinde Mustafa Balbay ve Leyla Kılıç'ın Milliyetçilik başlığı altındaki çalışmalarını okuduğumda aklıma geldi bunlar.   Milliyetçilik konusu da tıpkı ulusalcılık gibi çok yüzeysel değerlendirilen bir kavram. Yararlı bir okuma ve başlık olacağını düşünüyorum.









Bu ileti en son melnur tarafından 16.09.2020- 23:45 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.276
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

29 kere teşekkür edildi.
21 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 16.09.2020- 10:18


Milliyetçilik Nereye-1: Vazgeçilemez ama bıçak sırtı bir kavram: Milliyetçilik


2004 yılıydı... Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç o günlerde Türk-Alman Dostluk Federasyonu başkanıydı. Bihlun Tamaylıgil, Tufan Türenç, Baki Özilhan ve beni bir konferans için Münih’e davet etmişti. Bir günü Dachau Toplama Kampı Müzesi’ne ayırdık. İkinci Dünya Savaşı sırasında 45 bin kişiye mezar olan kampta insan yakma fırınları dahil her şey korunmuş. Ziyaretimiz sırasında öğrencileri de gördük. Kalabalık bir öğrenci topluluğu olabildiğince düzenli sıralarla öğretmenler eşliğine müzeyi geziyordu. Biz Nazi Almanyası’nın vahşetini izlerken ürperiyorduk. Öğretmen öğrencilere müzeyi nasıl anlatıyordu?
Resim Ekleme
Mustafa Balbay / Leyla Kılıç

Ali Kılıç’tan bir süre okul grubuna eşlik edip dinlemesini rica ettik. Kılıç dönüşte öğretmenin anlattıklarını şöyle özetledi:

“Çocuklar milliyetçilik temelde ikiye ayrılır; pozitif ve negatif. Burada negatif olanını görüyorsunuz. Pozitif milliyetçilik ise ülkenin kalkınmasını, gelişmesini istemektir. Bunu başkasına zarar vermeden yapmak gerekir... Biz Almanya’yı 1950’lerden sonra yeniden inşa ederek gerçek milliyetçiliği gösterdik...”

“Alman ırkı en üstün ırk” çılgınlığıyla yola çıkan Hitler’in siyasal yaşamı bugün de insanlık için en önemli derslerden biri.

Milliyetçiliğin ırkçılığa evrilmesiyle yurtseverliği güçlendirmesi arasındaki çizgi elbette kalın ama bu güçlü kavramın her iki yöne de zemin oluşturduğu gerçek.

1789 Fransız İhtilali’nden sonra yükselen milliyetçilik 250 yıldır dünyanın şekillenmesinde en önemli kavramlardan biri oldu. Milliyetçilik, imparatorluklar batırdı, yeni devletlerin tarih sahnesine çıkmasının yolunu açtı, toplumbilime ciltler kattı.

Osmanlı İmparatorluğu’ndan 20’yi aşkın devletin çıkması sürecinde, imparatorluğun sahipleri kendilerine sordu:

- Peki, biz kimiz, bundan sonra nasıl devam edeceğiz?

Prof. Dr. Niyazi Berkes, Türkiye’de Çağdaşlaşma adlı ansiklopedik eserinde İstanbul’daki Osmanlı çevresi için şöyle diyordu: “Kendilerinin Türklükleri, yabancıların onlara “Türk” demesinden ileri geliyordu...”

Bu ortamda yükselen çıkış yolu arayışı üç damarı güçlendirdi:

Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük...

Rusya’da okumuş-yazmış Yusuf Akçura’larla Diyarbakır-İstanbul hattından yetişmiş Ziya Gökalp’lerin kalemleri Türkçülük akımını “Türk birliği” hedefi uyandıracak kadar etkiledi.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’nın ardından kuruluş mücadelesinde inşa ettiği ulus devletin öznesi 1924 Anayasası’nın 88. maddesinde yer alıyordu: “Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibarıyla Türk denir.”

Uğur Mumcu’nun “40’ların Cadı Kazanı” kitabında Atatürk’ün ölümünden sonra farklı bir şekilde yükselen Türk milliyetçiğinin serüveni şu eksende irdeleniyordu: Sabahattin Ali-Nihal Atsız davası!

Partili milliyetçilik
Bu sürecin devamı milliyetçiliğin partileşmesini getirdi.

1970’lerde ise milliyetçilik bir “cephe”nin adı oldu ve AP-MHP-MSP ile Milliyetçi Cephe hükümetleri kuruldu. 5 bin gencin kıyıldığı 12 Eylül 1980 öncesinde milliyetçilikle ümmetçilik “Türk-İslam sentezi” olarak öne çıktı. 12 Eylül rejimi bu tanımın da bekçiliğini üstlendi.

Bu süreçte CHP’nin 6 okundaki “milliyetçilik” bir yanıyla “Atatürk milliyetçiliği” bir başka yanıyla “yurtseverlik” olarak vitrine konuldu.

Siyasetin başlıca konusu
Milliyetçilik dün olduğu gibi bugün de siyasetin ve siyaset biliminin başlıca konusu. Küreselleşmenin yükselmesi, bölge işbirliklerinin güçlenmesiyle ikincil duruma düşeceğini iddia edenler oldu ama koronavirüs salgınında Avrupa ülkelerinin “birlik ilkelerini” bir kenara itip “önce benim vatandaşım” demesi dikkat çekiciydi.

Türkiye kendi içindeki milliyetçilik tartışmalarının yanı sıra Orta Asya’da 1990’dan itibaren doğan Türk cumhuriyetleriyle yeni pencereler açtı. Kazakistan’ın Ankara Büyükelçisi Abzal Saparbek’in ODTÜ mezunu olması ilişkilerin pozitif sonuçlarından biri. Saparbek, Türk dünyasını Cumhuriyet için yazdı.

Bugün Türkiye’de iktidarı milliyetçi bir partiyle siyasal İslamcı bir partinin paylaşması yukarıda özetlediğimiz tartışmaları yeniden gündeme getirdi.

Bu yazı dizisinde çok geniş kavram olan milliyetçiliğin Türkiye’deki tarihsel gelişim içindeki yerini, bugün geldiği noktayı, konuya kafa yoran kişilerin penceresinden aktarmaya çalışacağız. Arkadaşlarımız Ankara’dan Selda Güneysu, İstanbul’dan Leyla Kılıç’la birlikte hazırladığımız dizi katkı koymak isteyenlere de açıktır.

Resim Ekleme

TÜRKOLOG PROF. DR. AHMET BİCAN ERCİLASUN:
SİYASAL TABANI GENİŞ, ENTELEKTÜEL BİRİKİMİ ZAYIF

Türk Dil Kurumu’nun eski başkanı, Türkolog Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun’la Ankara Çayyolu’nda zaman zaman uğradığı bir kitabevinin yanında söyleştik.  

Sayın Ercilasun, geçen günlerde Yeniçağ’daki yazınızda Türk milliyetçiliğinin ihmal ettiği konuları yazdınız. Sizin gözünüzle bunlar neler?

Türk milliyetçiliği üç ayak üzerinde kuruldu. Türklük, İslamlık, Çağdaşlaşma... Böyle başladı, ilerici bir hareket olarak başladı... Kendi dönemlerinin bütün aydınlarını toparlayabilecek kadar güçlüydü, çekiciydi. Halide Edib, Yakup Kadri, hepsi Ziya Gökalp’in etrafındaydı, Türk Ocağı müdavimleriydi. Türklük, Müslümanlık zaten var, asıl hedef çağdaşlıktı... Gökalp, Yusuf Akçura, aynı zamanda Türk birliği hedefine sahipti. Buna gitmek için güçlenmek gerekiyordu. Güçlenmek için de çağdaş olmak gerekiyordu. Atatürk’ün yönetimde olduğumuz dönemlerde kesinlikle devletin temel felsefesi milliyetçilikti. Altı okun diğer bütün okları milliyetçilik içindi. Onun zamanında da çağdaşlaşma devam etti. İnönü zamanında Türklük geri plana atıldı... Çağdaşlaşma devam etti. Bu Türk milliyetçilerini Türklüğü ve manevi değerleri savunmaya itti. Bu defa Türk milliyetçileri çağdaşlaşmayı unutur gibi oldu. Bayağı da unuttular...

Sizin gözünüzde Türk milliyetçiliğini temsil eden siyasi parti ya da akım var mı?

Akım var ama parçalanmış durumda... Türk milliyetçilerinin bir kısmı, ülkücü hareket diyorlar, dışında da var... Bir kısmı çağdaşlaşmayı ihmal ettik dedi. Onlar daha çok İYİ Parti’de veya partide değil... Hâlâ farkına varmayanlar, yerli milli diye dolaşanlar çağdaşlaşmayı ihmal ettiğinin farkında olmayanlar. Onlar kendileriyle çok benzerliğimiz olmayan siyasal İslamcılarla birlikte. Milliyetçiler siyasal İslamcı değildir...

Siyasal İslam ne durumda?

Bugün iktidarda... Cumhuriyet, tarihinin en kötü günlerini yaşıyor. Siyasal İslam’ın, cepheler oluştuğu dönemlerde zaman zaman Türk milliyetçiliği ile bir araya geldiği oldu. Siyasal İslamı tanırız... Bunlar TC’de yüzde 5-10’luk kitleye sahipken yarısını kapsama alanına alacak bir güce ulaştılar. Türkiye’yi çağdaşlaşma yönünde giderken Ortadoğu ülkesi haline getirdiler. İhvancılık siyasal İslamın Mısır’da kurulmuş örgütü... Biz daha Sovyetler dağılmadan Azerbaycan’daki bir milliyetçiliği, Tataristan’daki milliyetçiliği tanırdık. 20 yaşından beri birbirimizi biliriz. Bunlar da 15-20 yaşından beri Mısır’daki İhvancıyı, Suriye’deki İhvancıyı biliyorlar. Kardeş gibiler. Onun için Mısır’da iktidara gelince yüklendiler, Suriye’ye, Libya’ya girişimizin sebebi bu...

AKP iktidarını ayakta tutan güç MHP. Bu yanıyla MHP’yi nasıl değerlendiriyorsunuz?  

MHP Türk-İslam dediği andan itibaren biraz kaydı. Bizim fikrimizin adı Türk ülküsü, Türk milliyetçiliği... Belki “iktidarı PKK ile mücadele eder noktaya getirdik” diyorlar. Ama, oyları gittiği için AKP bu yolda. Bence hâlâ AKP’nin samimi fikri açılım politikası.

Amaçları din devleti

FETÖ, Türk milliyetçilerini etkiledi mi?

Hayır... Belki yüzde 5-10’unu etkilemiştir. Orta Asya’da okullar dolayısıyla. O arkadaşlara hep itiraz ettim. Tayyip Erdoğan, ‘Aynı menzilde olduğumuz’ dedi. O sözü ilk defa ben çıkardım. Aynı menzil dini kurallara dayalı devlet kurma... Bunun için Batı ülkelerinin şemsiyesine razılar... FETÖ de razı... Ne kadar ileri gitti, gördük ABD ile beraber...

Şemsiye derken manda mı?

Evet evet, her türlü şeye razılar. Ankara’nın şerrinden Brüksel’in şeyine diyen iktidarın mensuplarından biriydi... Avrupa Birliği’ne girmeyi de bunun için istiyorlar. Yani menzilleri bu. Türkiye’de dini kurallarla yönetilmesini istiyorlar. İktidar hedefe gitme yolundan hiç vazgeçmiyor. İki adım ileri, şartlara göre bir adım geri, ama hep oraya doğru.

Ortak hedefler anlamında Türk dünyasının lideri kim?

Bizimki olamaz. O kavrama sahip değil. Ülke sorarsanız Türkiye... Lider ülke... Toparlayıcı güç Nazarbayev.

Milliyetçiliğin entelektüel birikimi ne durumda?

Zayıf... Milliyetçilerin en büyük sıkıntılarından biri de entelektüel birikimlerinin zayıf olmasıdır. Bayağı zayıftır. Ciddi şekilde. Daha açık ifade etmek gerekirse milliyetçiliğin siyasal tabanı geniş, entelektüel birikimi zayıftır.

Bugün Türk milliyetçiliğinin genel görünümü nasıl?

Milliyetçilik siyasal olarak güçlü, yüzde 20-25’lerde, fakat entelektüel olarak son derece zayıf... Tam tersine Marksist sol entelektüel olarak çok güçlü, siyasal olarak bugün çok zayıf. Mensubiyet şuuru istiyoruz; kendisini Türk milletine mensup hissetme... Bu kan bağı, din bağı olabilir, tarih bağı olabilir... Kişi ben bu millete mensubum diyecek. Diyelim Kürt kökenli kardeşlerimiz kan bağı yok, dil bağı yok, beş bağ var; ortak tarih, ortak vatan, gelenekler var, din var... Mensubiyet eğitimle sağlanır. Cumhuriyet bunu sağlamıştır. 60’lara, 70’lere kadar... Şu an İngiltere’de Almanya’da milliyetçilik sözü edilmez ama o yüksek kültürü veriyorlar. O nedir? Fransa’da Viktor Hugo’dur. Ortak tarihtir. Tek başına Shakespeare İngilizi İngiliz yapıyor.

Bizim böyle değerlerimiz yok mu?

Var ama bu eğitimle verilir... Tek başına Dede Korkut, Yunus Emre, Karacaoğlan... Namık Kemal, Tevfik Fikret, Akif... Cumhuriyet bunları 70’lere kadar veriyordu... O zaman bunlar ortak kültürdü... Liseyi bitiren insanın sahip olacağı ortak kültür ilk ve ortaöğretim insanı Türk yapar.  
Resim Ekleme

KARAR GAZETESİ YAZARI TAHA AKYOL:

12 EYLÜL DÖNEMİNDEN DERS ÇIKARMAK GEREKLİ

MHP’de 1965 yılında siyasete başlayan ve 12 Eylül sonrası yaşamına gazeteci olarak devam eden Karar gazetesi yazarı Taha Akyol, Cumhuriyet’in sorularına şu yanıtları verdi:

1980 darbesi öncesinde MHP içinde aktif siyaset yaptınız. O dönemin MHP’sini ve ülkücü hareketini anlatır mısınız?

Siyasetle ilgilendiğim dönemde ülkücü hareket Türkiye’nin genel şartları içerisinde bir hareketti. Yani soğuk harp dönemindeki sağ-sol kutuplaşması, komünizm tehlikesi... Ancak Alparslan Türkeş’in etkisiyle Türkçü ve daha çok dış güçlere karşı, Turan vurgulu bir milletçilikti. Anadolu milliyetçiliğini benimsemiyorlardı. Atatürk milliyetçiliğine karşı değillerdi ama onu da benimsemiyorlardı.. Dönemin şartlarında mücadeleci ve çatışmacı bir hareketti. 12 Eylül’ü bugünkü şartlarda eleştirmek son derece kolaydır. Ancak 12 Eylül’den dersler çıkarabilmek için Türkiye’nin 12 Eylül’e gelmesinde politikacıların kusurunu, vebalini çok iyi anlatmak gerekir. Alparslan Türkeş’in bu sürece giderken tabanda çatışmayı önlemek için iki teşebbüsü olmuştur. Ancak sonuç olarak, sağdan ve soldan günde 20 genç birbirini öldürürken, politikacılar uzlaşmayı, teröre karşı en azından bir dil birliği sağlamayı, cumhurbaşkanı seçmeyi başaramadılar.

12 Eylül döneminde tutuklandınız. Neler yaşadınız?

Hakkımda gıyabi tutuklama vardı. Ben, Yaşar Okuyan ve birkaç arkadaş olmak üzere gidip teslim olduk. Aynı zamanda Türkeş’in avukatlığını yapıyordum. Hukuka güvenerek “15-20 gün sonra bu gıyabi tutuklamanın sorgusu yapılır ben bırakılırım” diyordum. Eşimle de böyle vedalaştım. Çabuk çıkacağım diye yanıma ufak bir çanta aldım. Tutukluluğum tam 14 ay sürdü. İlk hâkim karşısına çıktığımda tahliye kararı verildi.  

AKP ile MHP arasında çok fazla fikir ayrılıkları mevcuttu. AKP bunu nasıl değiştirdi?

Devlet Bahçeli’nin, Recep Tayyip Erdoğan hakkında çok ağır sözleri var. Bizim tarihimizde böyle ağır sözler kullanan başka bir lider bilmiyorum. Ayrıca parlamenter sistemi savunan, başkanlık sisteminin dış güçlerin bir tuzağı olduğunu söyleyen Bahçeli, baktık ki ittifak yaparak cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini destekliyor. Buna karşı olanlar ayrılarak İYİ Parti’yi kurdu. O arada perde arkasında neler olduğuna dair bir bulgum yok.

‘AKP’LİLER KULLANDI’
Erdoğan, Türkeş’in 9 Işık doktrini ile Devlet Bahçeli’ye başkanlık vurgusu yapmış ve olumsuz yanıt almıştı... Şimdi bu sistem üzerinde ittifak ortağı oldular?

Türkeş’in 9 Işık Doktrini bölüm bölüm baştan sona oturulup yazılmış bir kitap değildir. Benim öğrenciliğimde 18-20 sayfadan oluşan bir broşürdü. Zamanla Türkeş’in konuşmaları eklenerek genişletildi. Türkeş’in Başkanlık sisteminden bahsettiği dönem MHP’nin en fazla 1975’e kadarki dönemidir. Nasyonel sosyalizm olarak suçlanan milliyetçi toplumculuktan bahsettiği dönem. Türkeş orada “tabii senatörlükler” kaldırılsın diyerek başkanlık sistemi demiştir, 1970’ler dönemi olduğu bundan da belli . AKP’liler MHP’yi kazanabilmek için bunu kullandılar. Bahçeli de çıkıp dedi ki “Bu Türkeş’in o zamanki fikridir sonrasında parlamenter sistemin yanında olmuştur.” Sonraki dönemde milliyetçi-toplumcu kavramı da yoktur, başkanlık sisteminden bahseden bir konuşması da yoktur. Hatta parlamenter demokrasiyi savunan konuşmaları var.

Ülkücü hareket Atatürk ve ilkelerine sahip çıkan bir hareket mi?

Türkeş Atatürk’e saygılı bir liderdi. Türkeş’in benimsediği Atatürk, Cumhuriyet gazetesinin anlayacağı “devrimci” bir Atatürk değildi. Türkeş’in anladığı Atatürk daha çok milliyetçidir. MHP, Atatürk’e saygılı bir hareketti. Ama parti içinde keskin Atatürkçü de Atatürk düşmanı da görmedim.  

Milliyetçi ve ülkücüler siyasal İslam’a nasıl bakıyorlar?

MHP’de Gençlik Kolları İstanbul İl Başkanı olduğum dönemde ümmetçilik negatif bir kavramdı. O dönemde gençlerin söylemleri Türkçülük vurgusu taşırdı. Ancak parti halka bütünleşme çalışmalarına girdikçe milliyetçi muhafazakâr söylemler geliştirdi. 1969 CKMP Adana Kongresi’nde muhafazakâr milliyetçilik ile Türkçülük çatışma haline geldi. Şöyle bir çözüm bulundu: Gençlik kolları ve ülkü ocaklarının simgesi bozkurt, partinin simgesi üç hilal oldu. Partide her zaman Türklük ve İslamiyet vurgulandı ama asla siyasi ümmetçilik olmadı.  

1980’lerde öne çıkan Türk-İslam sentezinde bugün İslam kısmının öne çıktığı doğru mu?

Doğru. Türk-İslam sentezi kavramını ben de zamanında çok kullandım. Bunu deyişimizin sebebi, Erbakan hareketinden faklı olduğumuzu ifade etmekti. Bu kavram 12 Eylül’ün bir komplosu değildir. Bu kavram, bizi ümmetçilikten ayıran, Türk tarihinde gördüğümüz türden, milliyetçiliği de reddetmeyen bir İslam anlayışı. Düşünün size diyorlar ki “Kavmiyetçilik İslamiyette yoktur, milliyetçiyim dersen küfre girersin.” Bu kavram bir siyasi hareketin kendi içerisinde çatışabilecek iki kavramı birleştirme, bir sentez çabasıydı. Türklüğümüzü kaybetmeden Müslüman olmak ya da Türklüğümüz uğruna İslamı küçümsememek.

https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/milliyetcilik-nereye-1-vazgecilemez-ama-bicak-sirti-bir-kavram-milliyetcilik-1766292



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.276
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

29 kere teşekkür edildi.
21 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: Dün, 00:59


Milliyetçilik Nereye-2: Milliyetçi hareketin siyasal kronolojisi

1800’lü yılların sonu, 1900’lü yılların başlarında, dünya yeni bir yola evrildi. Elbette bu evrilmeden Ortadoğu coğrafyası, bu coğrafyada konumlanan Osmanlı Devleti de payını aldı. Osmanlı’nın son dönemlerinde uzun süren savaşlar ve bu savaşların sonucunda kaybedilen topraklar, halkta da “farklı bir bilincin uyanmasına” yol açtı. Osmanlı’nın hâkim olduğu topraklarda önceleri “Osmanlıcılık” akımı ön plana çıkarken, artan toprak kayıplarıyla birlikte “Türkçülük” akımı “Osmanlıcılık” akımının önüne geçti. Peki, neydi “Türkçülük” akımı ve Türk siyasi yaşamını nasıl etkilemişti?

Mustafa Balbay / Selda Güneysu
Resim Ekleme

‘TÜRKÇÜLÜK’ AKIMINDAN ‘SİYASET ARENASINA’
Türkçülük, genel tanımla “Türk halkının kültürel ve siyasal birliğini sağlamayı amaç edinen” bir akım. Bugün, “Türk milliyetçiliği”nin de temeli kabul ediliyor. Hakkı Öznur, “Ülkücü Hareket” isimli eserinde, “Türk milliyetçiliğinin ilk bilince kavuşma tarihi olarak 1908’de ilan edilen İkinci Meşrutiyet’i gösteriyor. Fikri gelişmeyi de aynı eserinde şu ifadelerle anlatıyor:

“Türk milliyetçiliğinin ilk şuura yani bilince kavuşması 1908’de kurulan Türk Derneği sayesinde gerçekleşti. 1908 İnkılabı’na kadar milliyet esasına dayalı dernek kurmak mümkün değildi. Bu tarihe kadar ‘Osmanlıcılık’ itibar görüyordu. 1908’den itibaren durum değişti ve Türkiye’de Türk milliyetçiliğine dayanan ilk Türk derneği kuruldu. Derneğin kurucuları arasında Yusuf Akçura, Ahmet Mithat Efendi, Necib Asım Bey daha sonra ise Mehmet Emin Yurdakul, İsmail Gaspıralı, Hüseyin Cevat yer aldı. Türk Derneği, ‘Türk Cemiyeti’ adı altında bir de dergi çıkardı. (...) 18 Ağustos 1911’de kurulan Türk Yurdu Cemiyeti’nin Türk Yurdu Mecmuası adlı bir dergisi vardı. Türk Yurdu Cemiyeti’nin kurucuları ise Mehmet Emin Yurdakul, Yusuf Akçura ve Ahmet Ağaoğlu. Programı ise şöyle açıklandı:

- Türk Yurdu, umumi Türklerce makbul olabilecek bir mefkureyi meydana çıkarmaya çalışacaktır.

- Dahilde ancak Türklük ve Türk unsurunun siyasi ve iktisadi menfaatlarını temin edecektir.

- Mefkuresizlikten dolayı tembelliğin, rehavetin ve ümitsizliğin önüne geçmeye çalışacaktır.

- Türk Yurdu’nun beynelmilel siyasette takip edeceği istikamet Türk olanın menfaatlarını müdafaa olacaktır.”

‘ADIMIZ TÜRK GÜCÜ’
İkinci Meşrutiyet döneminde kurulan derneklerden biri de Türk Gücü Derneği. Dernek, 1913’te, İstanbul Türk Ocağı binasında kuruldu. Kuruluşundaki başlıca nedeni ise “1912 yılının sonlarında Türk Ocağı’nın kapatılma tehlikesi” olarak adlandırıldı. Türk Ocağı’na üye gençlerin 1913’te yeni bir yönetim oluşturmak üzere kongreye giderken, derneğin yönetiminde o dönemin “fikir insanlarından” oluşan Yusuf Akçura, Halis Turgut, Hüseyin Ragıp, Akil Muhtar ve Hüseyin Ertuğrul gibi isimler yer aldı. Derneğin amacı ise tüzüğünde, “Adımız Türk Gücü, şiarımız Türkün gücü her şeye yeter, maksadımız, soyumuzu huyumuzu düzelterek, atiye tam manasıyla bir er yetiştirmektir” olarak yer aldı. Ancak Cumhuriyet devrinde “en etkili yapının“Türk Ocağı Cemiyeti” olduğu belirtiliyor. İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra kurulan Türk Derneği ve Türk Yurdu Cemiyeti’nin “Türk milliyetçiliğine bir bilinç ve yol vererek hareketin tohumlarını attığı” ifade ediliyor. Türk Derneği ve Türk Yurdu ile harekete geçen Türk milliyetçiliğinin Türk Ocakları’nın kurulmasıyla hız kazandığı, ocağın kurulmasında ise o zamanki adı Mekteb-i Tıbbiye olan askeri tıp öğrencilerinin önde olduğuna dikkat çekiliyor. Ocağın kurucuları ise Mehmet Emin, Ahmet Ferit, Ahmet Ağaoğlu ve Fuat Sabit. İlk başkanı ise Ahmet Ferit Bey. 23 Ağustos 1912 yılında ise başkanlığı Hamdullah Suphi Tanrıöver alıyor.

MİLLİ MÜCADELE’DE YER ALDI
Türk Ocağı, salt Osmanlı’nın son döneminde değil, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda da etkin rol oynadı. “Ocaklı gençler” olarak adlandırılan gençlerin kimi Kuvayi Milliye’ye katılırken, Anadolu’nun işgal edildiği 1919’da Sultanahmet Meydanı’nda düzenlenen ve Halide Edib Adıvar’ın konuşma yaptığı mitinge de Türk Ocağı ön ayak oldu. Adıvar, o gün meydanı dolduran kalabalığa şu sözlerle hitap etti:

“Ey Türk ve Müslümanlar, bugün gözlerimizin önünde öteyi görmeye mâni olan bir karanlık var. Bu karanlık belki aylar, belki de yıllarca devam edebilir. Fakat Türk ve Müslüman dünyası elbet bir sabaha kavuşacaktır. Ufkumuzda güneş doğacak ve ortalığı aydınlatacaktır. Türk istiklal ve zafer güneşi şimdi sapsarı olan benizlerimize taze bir pembelik, ümit ve saadet getirecektir. Gözlerimizi bu güneşi görmeye alıştırmalıyız. Fatih’lerin, Yavuz’ların, Kanuni’lerin ülkesi, istiklalsiz kalamaz. Onların torunları sizler, Mithat Paşa’ların ve Namık Kemal’lerin vatanı asla hürriyetten mahrum edilemez. Ulu Türk ve Müslüman kardeşlerim gözlerimizi bu istiklal ve zafer güneşini görmeye muktedir bir hale getirelim. Birbirimize ellerimizi uzatalım, tek bir hedefe, yalnız Türk istiklal ve hürriyeti gayesine doğru yürüyelim. Vatan behemehal kurtulacak, tarihte esaretin adını dahi bilmeyen Türk, bu kere de Türkü esarete davet edenlere şerefli bir ders daha vermesini bilecektir.”

Türk Ocakları’ndan son Osmanlı Mebusan Meclisi’ne girenler de oldu. Hamdullah Suphi, Antalya vekili olarak, 22 Ocak 1920’de, Meclis’te, “Anadolu’daki Milli Mücadele’nin desteklenmesini” istedi. Düzenlenen bu mitingler ve ocağın Milli Mücadele’ye verdiği destek, dönemin işgal güçlerinin de dikkatini çekti. İngiliz ve Yunan işgal güçleri tarafından ocak merkezleri basılınca, ocak başkanı Hamdullah Suphi, Anadolu’ya geçmek zorunda kaldı. Arkasından da Mehmet Emin Yurdakul, Ahmet Ağaoğlu, Hikmet Müftüoğlu ve Yusuf Akçura gibi ocağın önde gelen isimleri de Anadolu’ya geçti. İngiliz ve Yunan işgal güçleri sonrasında kapatılan ocaklar ise Milli Mücadele sonrasında, yeniden faaliyet göstermeye başladı. İşgal edilen genel merkezi ise 1 Haziran 1923’te açıldı. 23 Nisan 1924’te Türk Ocakları’nın birinci kurultayının açılış konuşmasını ise Başkan Hamdullah Suphi yaptı. Suphi, Türk Ocakları’nın Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk öncülüğünde gerçekleştirdiği devrimleriyle ilgili tavrını ise şöyle açıkladı: “Türk Ocakları, üzerine kutsi bir vazife daha almıştır. Türk Ocakları inkılabımızın bekçisidirler.”

YOLLAR TEK TEK AYRILIYOR
3 Mart 1924’te hilafetin kaldırılması ve Osmanlı hanedanının Türkiye Cumhuriyeti dışına çıkarılmasına dair yasa Meclis’te görüşülürken, bu yasaya ocak üyelerinden karşı çıkanlar oldu. Yasaya ilişkin tek alehte konuşmayı genç cumhuriyetin Gümüşhane Milletvekili Zeki Bey yaptı. Zeki Bey’in bu tutumu Mustafa Kemal Atatürk’ün de dikkatini çekti. Bu konuşmaya ocağın Adana, Biga, Çeşme, Denizli, Gerede ve Mersin gibi şubelerinden de tepki geldi. Şubeler, Atatürk’e telgraf çekerek “devrimlere olan desteklerini” bildirdiler. Ancak bu ilk yol ayrımı olmadı. Daha sonra o dönem hâlâ ocak başkanı görevini yürüten Hamdullah Suphi Tanrıöver, “tarihi bağların kopacağını” gerekçe göstererek, “tekke ve zaviyelerin kapatılmasının yanlış olduğunu” öne sürdü.

HARF DEVRİMİ’NE KARŞI
Yeni cumhuriyetin en önemli adımlarından biri de Harf Devrimi. Milli eğitimin de temelini oluşturan devrim, “gelecek neslin medeniyetle buluşmasını” amaçlıyordu, ancak   Osmanlıcanın kaldırılarak, yerine Latin alfabesinin kullanılması, ocak çevresindeki bazı aydınları da “rahatsız etti.” Hakkı Öznur, “Ülkücü Hareket” isimli eserinde, bu “rahatsızlığı” şöyle anlatıyor: “Yazıyı değiştirmek, kullanılan harflerin Kuran yazısı olduğu için o dönem ‘dini değiştirmek’ sayılmıştı. Türk-İslam birliğini çökerteceği endişesi ile ocak çevresindeki bazı aydınlardan Ziya Gökalp, Halide Edip Adıvar, Necip Asım Yazıksız, Sadri Maksudi Arsal, Fuat Köprülü gibi birçok kişi karşı çıktı. Türk Ocakları’nın tavrı ise diğer inkılaplara oranla ‘belirsizdi.’ 5. kurultayda Harf Devrimi ile ilgili lehte ya da aleyhte tavır ortaya konmadı. Fakat Harf Devrimi’nin Meclis’ten geçmesinden sonra Mustafa Kemal Atatürk’ün de tavrını açıkça ortaya koymasıyla birlikte Türk Ocakları, 20 Ağustos 1928’de yayımlanan tamimde Harf Devrimi’nin desteklenmesi için şu direktifi verdi: ‘Lisanımıza büyük bir inkişaf verecek olan yeni harflerimizin her sınıf halkımız tarafından süratle öğrenilmesi hepimiz için bir mefkure olmalıdır.”

İYİ PARTİ İSTANBUL MİLLETVEKİLİ PROF. DR. ÜMİT ÖZDAĞ:
Resim Ekleme
YÜKSELEN MİLLİYETÇİLİĞİN DÜŞÜNSEL HEYECANI KAYBOLDU


İYİ Parti İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Ümit Özdağ, 1994’te çıkarmaya başladığı Avrasya Dosyası yayınlarıyla stratejik düşünce alanında adından söz ettirmeye başladı. 1999’da Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi’ni, sonrasında da 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü’nü kurdu. Babası 27 Mayısçı Muzaffer Özdağ’ın Japonya görevi nedeniyle 1961 yılında Tokyo’da doğan Prof. Dr. Özdağ, 2011-2015’te MHP’den, 2018’de İYİ Parti’den milletvekili seçildi. Röportaj önerimizi kırmayan Özdağ, “İstediğiniz soruyu sorabilirsiniz” diye karşılık verdi.

- Türk milliyetçiliğinin tarihsel süreç içinde geçirdiği evreleri sıralar mısınız?

Türk milleti, Çinlilerle birlikte varlığını sürdüren tarihin en kadim iki milletinden birisidir. Türk milliyetçiliğinin kökenlerini Hunlar dönemindeki Mete Han’ın mitolojik efsanelerinden başlayarak resmi adı “Türk Kağanlığı” olan Göktürklerin devlet felsefesinin anlatıldığı 8. yüzyıla ait Orhun Abideleri’nde çok açık bir şekilde görmek mümkündür.

19. yüzyılda ise Rus Çarlığı’nın işgali altındaki Kırım ve Kazan’da Türk milliyetçisi aydınlar tarafından Türk milliyetçiliğinin teorik temellere kavuşturulduğunu görürüz. Bunu, gerileyen ve çöküş sürecine giren Osmanlı Devleti’ndeki Türk aydınlarının Ziya Gökalp başta olmak üzere teorik arayışları izlemiştir. İttihat ve Terakki, sınırları belirgin olmasa da büyük ölçüde Türk milliyetçiliği zeminine oturmuştur. İstiklal Harbi’nin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ideolojisi Türk milliyetçiliğidir. Bu dönemde Türk milliyetçiliğinin konumunu 19 Mayıs 1944’te İnönü’nün yaptığı konuşma çok açık şekilde ortaya koymuştur. İnönü mealen şöyle demiştir: “Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne değin Türk milliyetçisi olmak her Türk vatandaşının görevi idi, bundan sonra hakkıdır.” Bu açıklama devletin Türk milliyetçiliği ruhunu kaybetmesi ve ruhsuz bir bürokratik devlet milliyetçiliğinin doğması anlamına geliyordu. Ancak İnönü’nün bu adımı devlet aklı çerçevesindeki rasyonel çizgiyi yitirmiş, taktik bir adım olmaktan çıkmış, bir grup aydında ve devlette bir süre sonra Turancılığı-Türk Birlikçiliği zararlı akım olarak görme eğilimi başlamıştır.

TÜRKEŞ SONRASI DURGUNLUK

- Bu durum ne tür gelişmeleri beraberinde getiriyor?


Türk milliyetçiliğinin siyasal bir parti ile siyasete dönüşü 1964’te Alparslan Türkeş’in CKMP-MHP Genel Başkanı olması ile gerçekleşmiştir. 1944’te Turancılık suçlaması ile yargılanan genç üsteğmen 20 yıl sonra 27 Mayıs’ın kudretli albayı olmanın ötesinde Türk milliyetçiliğinin siyasal ve fikri liderliğini üstlenmiştir. 1990’lı yıllarda bağımsız Türk Cumhuriyetlerinin kurulması ile Türk milliyetçiliğinin Türk birlikçi ideolojik temellerinde canlanma yaşanmıştır. Türkeş’in vefatı sonrasında Türk milliyetçiliği ideolojik-politik durgunluk dönemine girmiştir. İYİ Parti’nin kuruluşunu sağlayan ana dinamik, Türk milliyetçiliğini bu ideolojik-politik durgunluk döneminden sonra bir büyük atılım ile iktidara taşıma hamlesidir.

- AKP-MHP ittifakı bu bağlamda tarihsel bir sentez mi, dönemsel bir işbirliği mi?

AKP ile MHP arasında ideolojik bir ittifak, stratejik bir işbirliği olduğunu düşünmüyorum. Çünkü bir tarafta milli kimlik ve bilinci sorun ve ortadan kaldırılması gereken hedef olarak görüp yerine siyasal ümmeti koyma mücadelesi veren AKP var, diğer tarafta bugün AKP’ye siyasal destek verse de Türk milli kimliği ve Türk siyasal bilincini esas alan MHP var. Özetle dönemsel bir işbirliği söz konusu.

- Küreselleşme tartışmaları milliyetçilik kavramını nasıl etkiledi?

Tek kutuplu dünya düzeninin ideolojik ekseni neo-liberalizm ve küreselleşme sona ererken neoliberalizm hızla egemen küresel ideoloji konumunu yitiriyor. Neo-liberalizme sert eleştiriler sadece gelişmekte olan ülkelerden değil, ABD’den ve Avrupa’dan da yükseliyor. Neo-liberalizm çökerken, milliyetçilik politik ve entelektüel anlamda büyük bir yükselişe geçmiştir. İçinde bulunduğumuz süreçte milliyetçilik, milliyetin yerine menfaatçı bireyi koyan, “toplum yok, fert var” diyen diğer enternasyonalist ideolojiyi yani neo-liberalizmi tasfiye etmektedir.

- “Atatürk milliyetçiliği” kavramına bakışınız nedir?

Ben, Atatürk milliyetçisi değilim, Atatürk’ün yorumladığı çerçevede Türk milliyetçisiyim. Atatürk, Türk milliyetçisi idi. Biz Türk milliyetçileri de öyleyiz. Eğer Türk milliyetçisi olduğunu söyleyen birisinin Atatürk ile ilgili herhangi bir sorunu varsa bilin ki ya Atatürk’ü gerçekten anlamamıştır ya da gerçekten Türk milliyetçisi değildir.

- Ülkücü hareket Türk milliyetçiliğini ne kadar kapsamaktadır?

Ülkücü hareket, siyasal Türk milliyetçiliğinin 1965 sonrasındaki özel adıdır. Ve MHP’de temsil edilmiştir. Belirli bir dönemde ülkücü harekete siyasal Türk milliyetçiliğinin tek temsilcisiydi. Bu tespit diğer partilerde Adalet Partisi, Anavatan, Doğru Yol veya CHP’de Türk milliyetçilerinin olmadığı anlamına gelmiyor tabii. Ancak Türk milliyetçiliğini siyasal örgüt olarak İYİ Parti’nin kuruluşuna kadar MHP temsil etmiştir. İYİ Parti’nin Sayın Meral Akşener’in liderliğinde kuruluşu ile 21. yüzyılda Türk milliyetçiliği potansiyeli ve Türk milliyetçiliğinin Soğuk Savaş sonrası sosyolojisi yeni bir hamle yapmıştır.

21. YÜZYILDA TÜRK BİRLİĞİ
- Türk milliyetçiliği, çağı, dünyadaki değişimi okuyabildi mi?


Evet, doğru okumuştur çünkü metodolojisi sağlamdır. Tarihin ana dinamiğinin millet ve milletler arası mücadele olduğunu gören milliyetçilik, çağı sosyalizm ve liberalizmden çok daha iyi okumuştur. Sosyalizm, sınıfsız toplum denemesi ile insani trajedilere yol açarken, liberalizm özellikle küreselleşmenin ideolojisi olan neo-liberalizmin insan ve doğanın en ahlaksız sömürüsünü meşrulaştırmıştır. Türk milliyetçiliği 20. yüzyılı iyi okumuş, İstiklal Harbi’nin ana dinamiği ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi olmuştur. Türk dünyasının bağımsızlığına kavuşmasının mücadelesini vermiştir. Marksizm ve liberalizme karşı ancak aynı zamanda siyasal ümmetçiliğe karşı fikri mücadelede hep haklı çıkmıştır. 21. yüzyılın başında bazı teorik sıkıntıları ve dağınıklığı olmakla beraber ciddi bir entelektüel birikimi temsil etmektedir. Türk milliyetçiliğinin öngörüsü ve ülküsü olan Türk Birliği sakin fakat kesin adımlar ile gelişmektedir. Doğu Türklüğü ile Batı Türklüğü bin senelik ayrılıktan sonra sosyolojik bütünleşme doğrultusunda önemli adımlar atıyorlar. Kültür alışverişi, ekonomik ilişkiler, askeri ilişkiler yoğunlaşıyor. Azerbaycan-Türkiye ilişkileri bu hususlarda çok büyük bir ilerleme kaydetmiş durumda. Güney Azerbaycan’da Türklük bilinci şahlanmaktadır. Tebriz’de yüz binler “Ne mutlu Türküm diyene” ve “Haray Haray men Türkem” diye slogan atıyor. Özetle, 21. yüzyılın içinde Türk birliğinin kurulacağını düşünüyorum.

- Türk milliyetçiliğinin entelektüel birikimini ve üretimini nasıl buluyorsunuz?

Türk milliyetçiliğinin entelektüel birikimi yüksektir. Birikim yüksek olmakla beraber içinde bulunduğumuz süreçte fikri üretimin olması gereken noktanın çok gerisinde ve örgütsüz olduğunu düşünüyorum. Türk milliyetçiliği düşünsel heyecanını kaybetmiş görünüyor. Oysa geleceği doğru öngören bir fikrin aynı zamanda geleceği inşa edecek projeleri aydınları olduğu gibi kitleleri de heyecanlandıracak şekilde ortaya koyması lazımdır.

https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/milliyetcilik-nereye-2-milliyetci-hareketin-siyasal-kronolojisi-1766564



Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör 60'lardan 68'lere gençlik hareketleri spartakus 1 5597 31.01.2015- 19:00
Konu Klasör Beka yaklaşımından Öcalan açılımına... melnur 0 546 17.05.2019- 20:32
Konu Klasör Yine ulusalcılık histerisi, önyargılar ve klişeler... melnur 4 3915 22.02.2014- 17:18
Konu Klasör Yeniden, ulusalcılık ve milliyetçilik konusu... melnur 2 771 06.05.2019- 18:14
Etiketler   Milliyetçiliğe,   önyargılardan,   uzak,   bir,   yaklaşım.
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS