SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 2 Sayfa:   Sayfa:   «ilk   <   1   [2] 
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.496
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

34 kere teşekkür edildi.
27 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 28.09.2020- 08:32


Milliyetçilik Nereye-9: Elde kılıç, fütuhat... Bu çağın işi değil!

Türk Ocakları Genel Başkanı Prof. Dr. Mehmet Öz, milliyetçiliğin kucaklaşma ve ortak kültürü ifade ettiğini, bu kavramın da çağa ayak uydurması gerektiğini vurguladı.

Mustafa Balbay

Resim Ekleme

TÜRK OCAKLARI GENEL BAŞKANI PROF. MEHMET ÖZ:
ELDE KILIÇ, FÜTUHAT... BU ÇAĞIN İŞİ DEĞİL!

Prof. Öz’le Türk Ocağı Caddesi üzerinde, 1999’da katledilen Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’nın adını taşıyan spor salonunun hemen altındaki Türk Ocakları Genel Merkezi’nde görüştük. 1912’de kurulan Türk Ocakları, tarihini Çanakkale ile başlatıyor. İlk üyelerinin çoğu orada şehit olmuş. Bugün 80 şubesi, 20 bin üyesi var. Gençlerin gelip gitmesine izin veriyorlar ama olabildiğince az genç üye kaydediyorlar. Nedenini şöyle açıklıyorlar: “Siyasal bir gençlik hareketine dönmesinden yana değiliz. Ülkenin geleceğine yön verecek güçlü insanlar yetiştirmek istiyoruz.” Prof. Öz sorularımızı şöyle yanıtladı:

-Türk Ocakları’nın temelinde Yusuf Akçura’lar, Halide Edip’ler var. Sizin milliyetçilik tarifiniz nedir?

Türk milletine hizmet etme davasıdır. Biz kendi tarihimize baktığımız zaman Türkçülüğün Esasları’nı yazan Ziya Gökalp’i hatırlamamız lazım. Gökalp, “millet ne sadece ırki ne sadece coğrafi ne sadece kan bağı kısaca millet ortak kültürü almış insanlar topluluğudur” diyor. Aynı zamanda ortak gelecek tasavvuru. Bizim milliyetçiliğimizin temeli bu. Gökalp, atlarda, hayvanlarda cins aranır der. İnsan için belli bir soydan gelmenin fazla bir önemi yoktur. Millet tarih içinde oluşan bir şey. Ortak kültür, ortak inançlar, ortak gelecek bir millet olma vasfına dayanır. Atatürk “Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür” der. Türk Ocakları bu ülkü ile kuruldu. Yusuf Akçura yayın organımız Türk Yurdu’nun kurucusu. Osmanlı’nın son döneminde Osmanlıcılık, İslamcılık denendi, birliği korumaya yetmedi. Bunların işe yaramadığının görülmesi üzerine Türk milliyetçiliğiyle bunu sağlamak hedefiyle Türk Ocakları kuruldu.

-Bir asır sonra birlik olma hedefi ne durumda?

Yeni çağın diliyle bazı şeyleri yeniden yorumlamak gerekiyor. Bir kere etnikçi ve mezhepçi yaklaşımlara hayır demek gerekiyor. Bizim bir sloganımız var; hep birlikte Türk milletiyiz. Bazıları aldı, siyasi olarak kullandı ama o sloganı biz ürettik. Biz 12 Eylül öncesini yaşamış nesiliz. Biri etnikçilik, tırnak içinde Kürt meselesi, PKK’nın araç olarak kullanıldığı bölücülük hareketi. Bir de mezhepçilik. Biz bu ayrıma karşıyız. Kuruluşta temel ilke var; Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran halka Türk milleti denir. Biz bu anlayışı benimsiyoruz. Milliyetçilik anlayışını bu şekilde geliştirmek lazım.

-Türkiye dışındaki Türklerle bağınız nasıl?

Bakû ve Kerkük’te şubelerimiz var. Talep çok. Yardımlarımızı Türkmeneli, Turaneli adlarıyla öteki coğrafyalara yayıyoruz. Millettaşlarımızı düşündüğümüzü göstermemiz lazım. Türk dünyasının neresinde ne var, haberdarız.

İDEALİMİZLE GERÇEKÇİLİĞİN SENTEZİ
-Orta Asya ülkeleriyle kurulan bağlar ne ölçüde kurumsallaşabildi?


Devletlerin mazilerinden gelenler var. Bazı şeyleri gücünüz oranında yapabilirsiniz. Fincancı katırlarını ürkütmeden bunu yapmak lazım. Mesela Nursultan Nazarbayan çok büyük bir Türk milliyetçisidir. Doğu Türkistan’da post modern soykırım yapılıyor. İnsanlar toplanıyor, “doğrular” anlatılıyor. Çin, onlara eğitim verdiğini söylüyor ama bu post modern soykırımdır. Buna Türk dünyasından gerekli oranda ses yükselmemektedir. Biz dillendiriyoruz. Kimse devlet olarak Çin’i karşısına almak istemiyor. İdealizmle gerçekçiliğin sentezini yapmak lazım. Maceracılık başka, çıkarları korumak başka. Atatürk’ün en büyük özelliği budur.

-İç barışı sağlamak için ne yapmalı, bu konuda ne yapıyorsunuz?

Bu, kolay bir mesele değil. Gerçekçi olmak gerekir. Hem içten hem dıştan manipüle edilme durumu açıktır. Bu 100 yıl önce de böyleydi. Huntington, Medeniyeler Çatışması’nda Türkiye bölünmüş görünüyor. Laik-anti laik, Türk-Kürt, Alevi-Sünni şeklinde. Bunlar kullanıma açık... Acıları da ortak yaşadık. Örneğin 12 Eylül’de herkes işkence gördü. Tarihimiz ortak, en az bin yıllık. Biz ayrılıkçılığa karşıyız. Bu bakış ne Türke yarar ne Kürt’e. Cumhuriyet tüm vatandaşlarına eşit mesafede olmalı. Bir devlette bir resmi dil olur. Ama yurttaşlar istediği dili öğrenebilir, anadilini istediği gibi kullanabilir. Çeşitlilik zenginliktir, ama farklılık koymaya çalışmaya karşıyız. Bazı şubelerimizde Zaza vatandaşlarımız yönetimde.

-Bu çağ için Turan tarifiniz nedir?

Türklerin bulunduğu her yerle ilgilenmek. Bizim Turanımız budur. Elbette siyasi açıdan da işbirliği olacak. Türklerin ruh birliği çok önemli. Millet aslında bir ruhtur. Manevi bir varlıktır. Yoksa elde kılıç fütuhat bu çağın işi değil. Bu çağ bilginin, iletişimin önemli olduğu bir çağ. Buna uygun şekilde iletişimi artırmak gerekiyor. Sonra fikir birliği, işte birlik...

-Küreselleşme karşısında milliyetçilik ne durumda?

Türk milliyetçiliği kozmopolit küreselleşmeci anlayışa karşı. Vaka olarak küreselleşme tüm dünya köy olacak, devletler ortadan kalkacak... Öyle olmadığını gördük. Küreselleşme fakirlere felaketler getirdi. Milli devletleri parçalayarak daha kolay hegemonya istiyorlar. Küresel egemenlik mücadelesini bir veri olarak alıp güçlendirici önlemler almak gerekir.

SİYASAL İSLAM YANLIŞ PROJE
-Siyasal İslam akımına nasıl bakıyorsunuz?


Çok yanlış bir proje. Bu zihniyetin İslam dünyasına faydası dokunmamıştır. Türkiye’deki etkileri de olumlu olmadı. Din, millet kimliğimizin taşıyıcı unsurudur. Bunu din bezirgânlarının eline bırakmadan, iyi yetişmiş insanlar aracılığıyla gençlere anlatmamız lazım. Bu anlamda biz ilahiyatçı arkadaşlarımıza çok önem veriyoruz.

-İslam dünyasının çağın gerisinde kalmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

En önemli etken Batı’daki zihniyet değişimini anlamamasıdır. Bu hümanizmayla başlıyor. Rönesanla, coğrafi keşiflerle... Bugün de en önemli mesele... Beka bilimdir, teknolojidir. Türkiye’de çok yanlış bir üniversite politikası var. Yaygın üniversite yerine meslek edindirmek lazım. Diplomalar işe yaramıyor. Bu yanlış. İngiltere’de yükseköğretimdeki öğrenci sayısı 2.5 milyon, Türkiye’de 7-8 milyon... Biz daha mı zenginiz?

TÜRKÇE DE ANADOLU’YU FETHETTİ
-Prof. Ahmet Taner Kışlalı, “1071’de Türkler Anadolu’yu fethetti Anadolu da Türkleri” diyor, katılır mısınız?


Anadolu Türkleşmesi, İslamlaşması ayrı bir konu... 1071’den çok önce de geldik. Ama 11’inci yüzyıldaki geliş kalıcı geliş. Devlet kurmak üzere geliş. Biz burayı Roma’dan aldık. Bizans ordusunda da Türk komutanlar var. Haçlılar geldi bu topraklara Türkiye dedi. Biz demedik. Güneydoğu’ya da Türkomanya derler, yani Türkmen yurdu. Biz geldiğimizde burada yaşayan unsurlar varlıklarını sürdürdü. Bir de Moğol istilasında Cengiz’in önünde gelenler oldu. Kültürel etkileşimde Kışlalı haklı. Şu da var; burayı Türkçe de fethetti. 13’üncü yüzyıl ikinci yarısından itibaren yazı, edebiyat dili oldu. Karşılıklı etkileşimdir.

ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİSİ TÜRK OCAKLARI TAKİPÇİSİ BATUHAN YÜKSEL:

Resim Ekleme
‘SEN YANMASAN... BEN YANMASAM...’
Ankara Üniversitesi öğrencisi Batuhan Yüksel’le ilk 2019’daki Ankara Kitap Fuarı’nda karşılaştık. O gün telefon numaralarımızı paylaşmış özçekim yapmıştık. Kimliğini Türk Ocakları’nda bulduğunu söylemişti. Dizi kapsamında bir kez daha buluştuk. Sorularımızı yanıtladı...

-Kendini nasıl tanımlıyorsun?

Türk Ocakları’na gönül vermiş, milliyetçi bir ailede yetişmiş ve milliyetçilik duygusuyla beslenen bir insanım. Babam askerdi, çok şehir gezdik. Doğu Anadolu’da çok bulundum. Süryaniler, Kürtler, Bursa’da Balkan göçmenleri... Erzurum, Kars Terekemeler tanıdım.

-En çok kimden etkilendin?

Şırnak’ta bulunduğumuz yıllarda İsmail amca vardı. Köy korucusu... Muazzam bir Türk milliyetçisiydi. Bana Türk milliyetçiliğini aşılayanlardan birisi de o oldu.

-Kürt kökenli bir kişiden mi?

Evet, Şırnak Beytüşşebap mezrasında. 3100 rakımlı yer. Karayolu yok. Kışın yol kapanıyor. Bana en büyük milliyetçilik aşılamasını yaptı.

-Ondan aklında kalan üç cümle nedir?

Mücadele, vatan duygusu... Kardeşlik. Aynı sofraya oturduk... Bana babalık da yaptı diyebilirim.

-Onun Kürt kökenli olmasını nasıl değerlendiriyorsun?

Bu toprakların insanıyız. Kültürümüz bir. Yemeklerimiz bir. Acımız bir. Türk bizi birleştiren çatı. Aslen Samsunluyum, Samsun’da ne kadar acı varsa Şırnak’ta da acı vardı. O insanlar da aynı şeyi hissettiği için çok zor olmadı. İsmail amcanın oğlu Haşim’le de görüşüyoruz. Sonuçta armudun altına elma düşmez.

-İlk hangi kitapları okudun?

Namık Kemal, Ziya Gökalp, Yusuf Akçura okudum ilk çağlarda. Zaten ilkokulda bunlar Atatürk’ün etkilendiği yazarlar olarak geçiyordu. Tırnak içinde sağ sol ayırt etmeksizin her şeyi okumak bilinçlenmek istedim. Kampusta farklı kökenlerden, siyasi düşünceden arkadaşlarla konuşuyorum ve ortak sentez oluşturmaya çalışıyorum. 1920’li yıllarda Atatürk nasıl bir çatı oluşturduysa, bunun geçerli olduğunu görüyorum. Ama biz o yıllardaki kadar heyecanlı, özverili insanlar değiliz maalesef. Onun için ayakta tutmakta zorlanıyoruz. Siyaset-tarikat-ticaret üçgeni ülkeyi deforme ediyor.

-Türk Ocakları’nda ne buluyorsun, ne yapıyorsun?

Vizyonu ve misyonu Türklük bilincini aşılamak. Türk dünyasına eğitim ve kültür aşılamak. Türk Ocakları bir partiye bağlı değil. Benim de en çok gitme sebeplerimden birisi bu. Kurulduğu 1911’den, Genç Kalemler, 190 Tıbbiyeli olaylarından itibaren her zaman Türklerin yanında... Vatan bilinciyle hareket etmiş. Bir partiye eleman yetiştirme kurumu değil. Tarikatlar gibi devleti ele geçirme düşüncesi yok.

-Hangi partiye yakınsın?

Düşüncemi tam anlamıyla temsil eden bir partinin olduğunu düşünmüyorum. CHP, MHP, İYİ Parti’den arkadaşlarım var. Partizan olmanın da manası yok.

-Türk milliyetçiliği sence nasıl bir güç?

Bir potansiyeli olduğunu düşünüyorum ama kullanma konusunda tökezlemeler yaşıyor. Türk Ocakları akademisyen çevresi çok geniş. En büyük temsilcilerimiz akademisyenlerimiz, edebiyatçılarımız olmak zorunda... Biz mükemmel bir altyapıya sahibiz. Ama bunu halka açamıyoruz. Biz açamayınca farklı örgütler, cemaatler, neyse işte onlar açılıyor.

-Sen neler yapmayı düşünüyorsun?

Bu vatanın neye ihtiyacı varsa yapacağım. Gerekirse kendimi yakacağım...

-Niye yakacaksın?

Şu anlamda yani; sen yanmasan, ben yanmasam... Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa...

-Nâzım Hikmet’ten etkilenerek mi söylüyorsun?

Tabii ki...

-Nâzım Hikmet sence neyi ifade ediyor?

Her şeyden önce bu topraklarda yetişmiş, acı çekmiş bir insan. Her ne kadar düşünceleri milliyetçi camiada değer görmese de “Nâzım Hikmet Vatan Hainliğine Devam Ediyor Hâlâ” şiirindeki duyguları veren kaç şairimiz var? Kuvayi Milliye’yi yazan kaç şairimiz var?

-O şiir sende hangi duyguları canlandırıyor?

Yurtseverlik... Ben son yüzyılın en büyük milliyetçisi olarak Atatürk’ü görüyorum. Altı ilkeden biri. O dönemde çok çaba var; Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu hep bunun parçası... Bugün aydınların halka ulaşma sorunu var. Siyasiler zaten bu konuda zayıf.

-Erdoğan’ın yerli ve milli sözü sana samimi geliyor mu?

Kesinlikle samimi gelmiyor... Milliyetçiliği önce ayaklar altına alıyor sonra yerli ve milli diyor. Ama milliyetçilik bir siyasi partide temsil edilecek kavram değil.

-Şırnak’ta bulunmuşsun... O bölgenin sorununa ne ad koyuyorsun?

Kürt sorunu değil. Ne olmadığını biliyorum... Kürt sorunu biraz da yabancı ülkelerden... Değişim dilde başlar... Değişimi dilde başlatıyorlar, Kürt sorunu diyorlar ki çatıştırmak istiyorlar. Biz bu topraklarda beraber yaşamışız. Ayrımız, gayrımız yok... Belki çok klasik bir söz ama yaşadığım için böyle tarif ediyorum. Bundan 100 yıl önce olduğu gibi, Wilson prensipleri gibi dayatma... Benim Şırnak’ta, o bölgede en çok gördüğüm eğitimsizlik. Aşiret ve tarikat liderlerine teslimiyet var...

-Siyasal İslamla ilgili düşüncelerin ne?

Ümmetçilik başımıza belalar açmış bir şey. Açmaya da devam edecek... Filistin mi, Azerbaycan mı? Kutsal değerler ama... Ümmetçilikten fayda görmedik. İslam ülkelerine bakalım hangisinde insan haklarından söz edebiliriz...

ÜSTÜMÜZE GELMEYİN
-Z kuşağı ile ilgili tartışmaları izliyor musun?


Biraz, çoğu dile getiriliyor. Farklı yönlendirmelere tabi tutuluyor. Herkes bir yere çekmek istiyor. Sırf bu baskılardan dolayı apolitik olmaya sürükleniyor. Bir şeyi çok sıkarsanız elinizden kaçar ya... Üstümüze gelmeyin, kendi yolumuzu bulmaya çalışıyoruz.

https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/milliyetcilik-nereye-9-elde-kilic-futuhat-bu-cagin-isi-degil-1768340



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.496
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

34 kere teşekkür edildi.
27 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 01.10.2020- 08:32


Milliyetçilik Nereye-10: İşin tadı tuzu kaçtı

MHP’nin eski Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Şevket Bülent Yahnici milliyetçiliğin bugün geldiği noktadan ve AKP-MHP ortaklığından memnun değil. “Ülkücü hareketin de zeminden uzaklaştığını, işin tadının tuzunun kaçtığını” düşünüyor.

Mustafa Balbay

Resim Ekleme
ŞEVKET BÜLENT YAHNİCİ:

İŞİN TADI TUZU KAÇTI
-Yaşam biçiminiz olan milliyetçiliği nasıl tarif ediyorsunuz?

Milliyetçiler, öncelikle tarihin bir milletler mücadelesi olduğuna inanırlar. Milliyetçilik, milliyetçiliktir. Ulus, ulusalcılık tanımlamaları işi sulandırmaktadır. Arapçadaki ümmet karşılığı olarak kullanmak da bir başka yanlıştır. Milliyetçiler temsil ettikleri ideolojinin öneminin farkında mıdırlar? Aslında soru böyle sorulmalıdır. Bu öneme göre davranabilmişler midir? Öncelikle milliyetçilik bütüncü, birleştirici bir kavramdır. Yapıcı bir fikirdir. Millet anlayışımızın temelinde mensubiyet şuuruna sahip olmak yatar. Cumhuriyeti kan, ter emekle kuran Kuvayi Milliye, her şeyin temeli olmalıdır.

-Yaşama geçen bu tarif mi oldu?

Türk milliyetçiliği sadece Anadolu’da, Osmanlı’da değil, Rus coğrafyasında, Kuzey-Güney Azerbaycan’da, Kırım’da büyük mücadeleler vermiştir. Cumhuriyet aydınlanmasına katkı koymuştur. Elbet kırılma anları da oldu. 3 Mayıs 1944 bu anlamda önemlidir. Bugün de tarihin değişik evrelerinde yaşadığımız sorunların benzerleriyle karşı karşıyayız. Müslüman toplum, laik devlet... Batı’da yer bulmaya çalışan bir topluluk... Bu gerçekler sağ, sol herkesi etkiledi.

-Siyasete gelirsek, AKP-MHP ortaklığını nasıl değerlendiriyorsunuz?

AKP ile MHP’nin işbirliğini ideolojik bir olay olarak görmek mümkün değildir. Milliyetçilikle, her türlü milliyetçiliği ayaklar altına almak, bir yerde buluşamaz. Buluştuysa başka iş var demektir.

-Küreselleşme milliyetçiliği nasıl etkiledi?

Olayın zenginlikleri üleşmeyi beceren yapıların işbirliği olduğu açıktır. Millet gerçeği önemini koruyor. Tarih, milletler mücadelesi tarihidir. Sosyolojik olarak en geçilmez yapıdır. Trump’ın, Putin’in yaptığı milliyetçilikten başka bir şey değildir.

-Atatürk’ün milliyetçiler arasındaki yeri nedir?

Atatürk milliyetçiliğini doğru bulmam. Değer artıran pozitif bir beyan gibi ama iyi tahlil edilince boşluk doğar. Farklılıklar oluşur. Bildiğim şu: Ben bir Türk milliyetçisiyim ve Atatürk de bir Türk milliyetçisidir.

‘ZEMİNDEN UZAKLAŞTI’
-Ülkücü hareketin tarihsel işlevini ve bugünkü durumunu nasıl görüyorsunuz?


Biz, parti yönetiminde bulunduğumuz yıllarda çok yayın hazırladık. Bunları yaparken şu söz bana aittir, diyebileceğim çok cümleye imza attım. Bunlardan birisi de Türk milliyetçiliğinin ve idealinin temsil yeri MHP’dir, sözüdür. Buna inanıyorduk. Eskiden Kamil Koç varken Hakiki Koç gibi firmalar çıktı. Şimdi herkes en ülkücü benim diyor. BBP esas benim, diyor... MHP baba ocağı, diyor... Eve gelin diyor. İYİ Parti’ye gidenler MHP’de ülkücü kalmadı diyor. Bu yüzden ülkücü harekete inanların kafası karışık haldedir. MHP Ankara’da Özhaseki’ye oy isterken Mansur Yavaş ülkücülerden oy ve destek alarak seçim kazanmıştır. Bu işlerin tadı tuzu kaçmış görünmektedir... Kurtuluş ve kuruluş iradesi etrafında şekillenen Türk milliyetçiliği esastır. Bu esas, birleşme zemini olmalıdır. Ülkücüler ve ülkücü hareket bu zeminden uzaklaşmıştır maalesef. Yüzde 20’den az olmayan yüzde 30’ları zorlayabilecek bir siyasi potansiyel ne yazık ki yüzde 8-10 aralığında bocalamalara mahkûm edilmiştir.

-Milliyetçilik entelektüel olarak ne üretiyor?

Böyle bir kaygı görünmüyor. Bu işlere kafa yoranlar ancak merkezi bir organizasyonla üretir ve bunlar siyaset kurumunca kullanılır ve değerlendirilir ise bir hüküm ifade eder. Camia bu nitelikten uzaklaşmış durumdadır. İdeolojik boş vermişlik ve siyasi dağınıklık söz konusudur.

-Sizin de yaşamınız “esir Türkler” mücadelesi ile geçti. Bugün bağımsız devletler. O coğrafyayla ilişkiler nasıl?

Türk dünyası gerçekliğini ilk dile getiren milliyetçiler ve rahmetli Türkeş olmuştur. Fakat bu işte yaya kaldık. TİKA isimli bir kuruluş var. Adı Türk İşbirliği Teşkilatı. Ancak Afrika ülkelerini kalkındırmanın ve Afrika’ya hizmet vermenin peşinde. Bu devletin hali. Türk dünyasını savunan camia da iyi değil. Nutuklardan gayri bir şey yok. Genel durum başarılı değil. O dünyadan da bize sevecenlik yok.

-Bugün Turancılık deyince ne anlıyorsunuz?

Dün Turancıydım, bugün de. Bu atı, oku, yayı alıp buralara sefer etmek demek değildir. Nerede bir Türk varsa ilgi alanımız olmalıdır. Macaristan ovalarında her yıl Turan kurultayları toplanıyor. Kime ne zararı var. Turan gönüllerde yaşayan hoş bir idealdir. Her Türkü sevmek kucak açmaktır. Yerinde ve zamanında kullanılacak bir kavram Türkiye’nin diplomatik gücü de olabilir. Bunu değerlendirmeyi bilmeliydik.

-Bugünden geçmişe bakınca ne görüyorsunuz?

Milliyetçilikle 15-16 yaşlarında lisede tanıştım... İdealleriyle övünen bir nesiliz... Pişman mıyım? Hayır. Güzel miydi? Evet... Ciğer yakan kayıplar olmadı mı? Oldu... Biz bu ülkeyi çok sevdik. Sevilmeye değer bir ülke olduğunu düşünüyorum.

SÜLEYMAN TOSUNOĞLU LE MONDE DIPLOMATIQUE/ PARİS

FRANSIZ DEVRİMİ, ETKİLERİ VE BUGÜN

Fransız Devrimi sonrası gelişen hürriyet, adalet, kardeşlik, eşitlik ve bireysel özgürlük kavramları, Osmanlı İmparatorluğu’nda 19. ve 20. yüzyılın başlarında yer bulmaya başladı. Bu dönemlerde Osmanlı aydınlarının Batı ile yoğun etkileşim içinde olduğu dönemdir. Osmanlı’da Batı ve laiklik hareketinin yayılması da aynı dönemde yaşandı.

“Milliyetçi” teriminin farklı anlamlarının da açıkça ayırt edilmesi gerekir. Ülkelerinin bağımsızlığı için mücadele eden savaşçılar söz konusu olduğunda, bu terim açıkça olumlu değerlerle yüklüdür. Buna karşılık, bağımsızlık mücadelesinin uzun süredir terk edildiği bağımsız devletlerde, milliyetçi terimi belirgin bir şekilde aşağılayıcı bir anlam kazanıyor. Nitekim milliyetçi olduklarını iddia edenler, kendilerini milletin “gerçek” savunucuları olarak sunmakta, halkın çoğunluğunun temsilcilerine şiddetle karşı çıkmakta. Onları ulusal değerleri “satmakla”, ulusal kimliği zayıflatmakla ve hatta milleti yabancılara terk etmek algısı yaratılıyor.

Fransa’da bu anlamda milliyetçilik 1970’li yıllarda ortaya çıkmaya başladı. 2018 yılına kadar Ulusal Cephe (FN) olarak bilinen şimdi ise parti adını Milli Birlik (RN) olarak değiştiren milliyetçi hareket 1972’de kurulan bir Fransız aşırı sağ siyasi partisi olarak siyaset sahnesine çıktı. Başkanlığını 2011 yılında JeanMarie Le Pen, ardından ise kızı Marine Le Pen yapıyor. Ulusal Cephe, 1980’lerde, özellikle 1986’daki genel seçimleri sırasında, Fransız siyasinde ortaya çıktı.

Beş kez cumhurbaşkanlığı seçimleri için aday olan Jean-Marie Le Pen, 2002 yılındaki ikinci tur seçimlerine kalmayı başardı. Fakat ikinci turdaki rakibi Jacques Chirac’a karşı tarihi bir yenilgi alarak seçimi kaybetti. Ardından, FN yapılan çeşitli önemli seçim başarıları elde etti. Babasından başkanlığı devralan Marine Le Pen, 2017’de yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turuna kalmayı başardı. İkinci turda Macron’a karşı kaybetse de AP seçimlerinde Fransa’da birinci parti olarak seçimlerden zaferle çıktı.

Fransa’da 1986’da yapılan seçimlerde Milliyetçi Cephe (FN) partisinin oyunun yükseldiği seçim coğrafyası esas olarak sol partilere oy veriyordu. Bu bölgelerin ortak noktası, ister güneyde ister Fransa’nın kuzeyinde veya “kırmızı banliyölerde”, Fransız olsun ya da olmasın bir Mağrip göçmeni nüfusunun varlığıydı. 1988’de ekonomik koşullar 1980’lerdeki kadar kötü olmasa da işsizlik Fransa’da en yüksek seviyelerdeydi. Suçluluk oranları birkaç yıl içinde aniden fırladı ve öncelikle işçi sınıfı mahallelerini etkiledi.

Paris, Lyon, Grenoble, Nice ve Marsilya banliyölerinin şehirlerinde de aynı sorunlar başlamıştı. Milliyetçi lider Jean-Marie Le Pen’in ulustan söz eden tek kişi olması onu halk için önemli, hatta gerekli bir değer haline getiriyordu. Marine Le Pen’e göre Fransa’daki tüm olumsuzlukların kaynağı göç: İşsizlik, suçluluk, güvensizlik, yabancılara ve ailelerine ödenen sosyal yardımların maliyeti nedeniyle artan kamu açıkları. Yabancı işçiler ile birlikte ekonominin yayılması, şirketlerin yer değiştirmelerinden ve dolayısıyla artan işsizlik, yabancılar ve dış sermayedir.

AB’YE KARŞI DURUYORLAR
Milliyetçilere göre, Müslüman göçünün Batı Hıristiyan milletine getireceği tehdit karşısında korunması gerekir. Bu nedenle, Müslüman inancına sahip yeni göçmenlerin gelişini engellemek için sınır kontrolü güçlendirilmelidir.

AB, milliyetçilerin gözünde, Schengen bölgesinde malların ve insanların serbest dolaşımı, göçmenlerin kontrolsüz gelişine izin veren Truva atı olarak görülüyor. Bu nedenle, AB artık olumlu etkileri olan siyasi ve ekonomik bir proje olarak görünmüyor. Avro artık enflasyonist devalüasyonlara karşı koruyan bir para birimi değil... Aşırı sağ milliyetçi partiler, Avrupa siyaset anlayışına göre ırkçı partiler kategorisine koyuluyor.

Tarihsel olarak, sosyalizmi veya komünizmi yenebilecek bir milliyetçi tipte rejimin kurulmasını savunan hareketlere veya siyasi partilere verilen ad. Aşırı sağ da demokrasi ilkelerine karşı çıktı. Benito Mussolini’nin (İtalya) ve Adolf Hitler’in (Almanya) siyasi rejimleri genellikle bu ideolojiyle ilişkilendirilir. Şiddet kullanımını meşru gören bu hareketler, fikirlerini savunmak için otoriter hatta terörist kanalları kullanıyor.

Açıkça yabancı düşmanı, ırkçı ve göçmenlik karşıtı nitelikte programlar sunan bireyler ve gruplar genellikle bu ideoloji ile ilişkilendirilir. Günümüzde aşırı sağ siyasi partiler, bazı ülkelerde seçmenlerin bir kısmından önemli ölçüde destek alabilmiş olsalar da çoğunlukla marjinal olarak algılanır. Popülizm biçimlerine güvenirler; “ulusal saflığı” idealize ediyorlar. Merkez sağ ise bireysel özgürlüklere dayalı piyasa ekonomisini, özel mülkiyeti ve değerleri savunan politik duruş. Bu pozisyon genellikle muhafazakâr veya Hıristiyan demokrat partiler tarafından savunulur.

Bu siyasetin savunucuları, devletin düzenleyici rolünü ve asgari ekonomik planlamanın avantajlarını inkâr etmezler ancak bu işlevin sınırlı kalması gerektiğini düşünürler. Genellikle kamu harcamalarında kesinti, devletin belirli alanlarda bağlantısının kesilmesi ve özel girişimlerin devralabileceği ölçüde kamu işletmelerinin özelleştirilmesini önerirler.

Sonuç olarak, Fransa dış siyasette Atatürk’ün de izlediği ulusal milliyetçilik ve ülke çıkarları yönünde politik adımlar atıyor. Ülke içerisinde ise genellikle ayrımlaştırıcı milliyetçiliğe karşı “liberté, egalite, fraternite,” (özgürlük, eşitlik, kardeşlik) kavramını kullanarak milliyetçiliği dışlıyor. Fransa liderleri ulusa seslenişlerini “Yaşasın cumhuriyet ve yaşasın Fransa” cümleleriyle bitirir.

MÜSAVAT DERVİŞOĞLU İYİ PARTİ İZMİR MİLLETVEKİLİ

SOĞUK SAVAŞ’IN SICAK YÜZÜ- 12 EYLÜL

Dünyada devletler oluşmaya başladığı andan beri kamplar vardır. Üstelik bu kamplar her zaman doğal çizgilerle ayrılmazlar. Coğrafyalar bölünür, millet bölünür, din bölünür, hatta aileler bölünür... Herhalde en isabetli ve en acı örnekler yine bizim tarihimizdendir. Soğuk Savaş dönemi, yaşadığımız ve ilgi alanımıza giren coğrafyalarda yeni paradigmaların oluşmasına vesile olmuştur. Ve Türkiye, kurulan bu yeni dünyada yerini almıştır.

Gitgide ısınan “Soğuk Savaş” gelişen zaman içerisinde kampların statüsünü de belirginleştirdi. Bütün dünya iki kampa bölünmek zorundaydı ve üçüncü bir yol arayışı, hele ki Türkiye gibi bütün soğuk çatışmaların sıcak kavşağında olan bir ülke için mümkün değil gibiydi. İşte tam bu noktada sağ ve sol kamplar vücut bulmaya başladı. Başlangıçta ayrılıklar sandığımız kadar net değildi, sağ ve sol kamplar zaman zaman iç içe geçiyor, hatta ortak hareket edebiliyordu.

Örneğin Demokrat Parti ilk kurulduğunda “CHP’ye göre sol” bir parti olarak değerlendirilmişti. Geçen zaman, köşeli görüşlerin ve sert söylemlerin ortaya çıkmasına neden oldu. Sovyetler’in himayesindeki sol kanat, yekpare görünmesine rağmen, fraksiyonlara ayrılmış, sağ ise her ülkede kendini farklı tanımlamaya başlamıştı. Sağcılık, kimi yerdemuhafazakârlık, kimi yerde liberallik, kimi yerde de milliyetçilik olarak tarif edildi. Ortak nokta “Sovyet karşıtlığı” idi.

Bu yüzden, bu yazıdaki “sağ”ı, 80 sonrası siyasetinin sağıyla karıştırmamak lazım. Bizim yaş kuşağı, kamplaşma trajedisinin canlı şahididir. Gençlik yıllarımız mücadeleyle geçti. Bizim içinde bulunduğumuz yapı, bizzat Sovyet yetkililer tarafından “güneyimizdeki sivil direnişi kıramadık” diyerek tarif edilmişti.

DİRENDİK...
Evet, biz her şeyden önce Sovyetler’in Soğuk Savaş operasyonlarına direnmeyi başarabilmiştik. Acı tatlı anılar biriktirdik. Nelere şahit olmadık ki? Şairin “yüreği kardan beyaz bahtı esmer yiğitler” diye tarif ettiği arkadaşlarımızı toprağa verdik. Elbette bu trajedi tek yönlü değildir. Elbette trajediyi yaşayanlar bu toprakların insanlarıdır ama senaryoyu yazanlar buralı değildir. Bu yüzden geçmiş kampların trajedisinin kan davasını güdüp karşı tarafı “karşıya mahkûm etme”yi asla doğru bulmuyorum.

Nelerin yanlış olduğunun tartışmasını yapmayalım, ortak doğruları arayıp birleşelim. Bir de iki kampın da üzerinden çığ gibi heyelan gibi tsunami gibi geçen 12 Eylül’ün kimlere yaradığını düşünelim. Ancak Türkiye, idealist gençlerini kamplaşmaya kurban verirken, 12 Eylül’ü hazırlayanlar el ovuşturan, “işini bilen” bir gençlik tasavvurunu yazıp uygulamaya koymuşlardı bile. İşte 12 Eylül’ün en önemli neticesi budur, düşünmeye, düşündüğü için eyleme geçmeye korkan bir gençlik.

Dünün sol ve dolayısıyla Sovyet taraftarı kampında bulunduğu halde, bugün Amerikancılık yapan, Batı STK’lerinden ödüller, davetler alanlar ilginizi çekmiyor mu? Amerika’nın sol kampı fraksiyonlara bölmek için kullandığı uzantıları, bugün sol-liberal bir dille, Türkiye’nin bir başka kaynama noktasına ulaşması için uğraşıyorlar, mesela. Ulaşsın ki hangi kamptan olursa olsun “işe yarar” olmayan odaklardan, direnç noktalarından hızlıca kurtulabilsinler. Sonra, el ovuşturanlar, her devrin adamları ülkeye hâkim olsunlar ki parası neyse verilsin, düdüğü el çalabilsin. 12 Eylül öncesinden en çok bunu özlüyorum.

Düşünen, inanan, fikri için inancı için eylem yapan, örgütlenen, ses yükselten bir gençlik. Bu gençliği işkencelerden geçirdiler, örselediler, dövdüler. İşkence ettiler, onurunu kırdılar. Çoğu evine içi boş bir kabuk olarak döndü, ruhunu zindanda bırakıp döndü. Bu örnekleri gören çocuklar nasıl idealist olsunlar, nasıl bir yüce fikre adansınlar?

Devlet eliyle idealizme böyle bir tokat atıldı. İşte bugün, idealist olmayan, cebini, çıkarını düşünen, vatanı seccadeden ibaret sayan tiplerin siyasetçi yahut bürokrat olmasının bedelini ödüyoruz. Kırılan, kırdırılan gençliğin ardından korkan, başı omuzlarının içinde kaçan bir gençlik yaratmak için uğraşmanın bedelini ödüyoruz.

YENİ NESİLLER
Fakat beni ümitlendiren odur ki o korkunç manzarayı görmeden büyüyen yeni nesiller, mayalarındaki Türklüğü yeniden keşfediyorlar. Yeniden cesaret ediyorlar. Yeniden ses yükseltiyorlar. Bizleri biçen tırpanın bıraktığı köklerden yeni filizler yeşeriyor. Bu yüzden, kişisel mücadelemin de benimle kıyas kabul etmez büyüklerimizin çektiği çilelerin, verdiği mücadelenin de boşa gitmediğini görüyor, yeni ne- sildeki baş eğmezliğin önünde hürmetle eğiliyorum.

BİTİRİRKEN...
Çok geniş kavram olan milliyetçilikle ilgili genel ufuk turunu içeren yazı dizisini burada noktalıyoruz. Yüzyıllardır dünyanın kaderini en çok etkileyen milliyetçiliği bütün yönleriyle ele aldığınızı düşündüğünüzde bile yeni boyutları ortaya çıkıyor. Yaşayan bir kavram. İçinin iyi doldurulması gerektiğine inandığımız için beyin fırtınası yaratmaya çalıştık. Dizide yer alan yazı ve söyleşilerin büyük bölümünü sayfa koşullarına indirgemek durumunda kaldık. Türkiye ve dünya sorunlarına yıllardır kafa yoran Prof. Dr. Anıl Çeçen’in yazısından Prof. Şerif Mardin ve Prof. Dr. Mümtaz Soysal gözetiminde yaptığı “Türk Milliyetçiliğinin Doğuşu” başlıklı doktora tezini kitaplaştıran emekli büyükelçi Prof. Dr. Ali Engin Oba’ya kadar pek çok katkı bize ulaştı. Genel Yayın Yönetmenimiz Aykut Küçükkaya’dan bunları önümüzdeki günlerde okura ulaştırma sözü aldık. Katkıda bulunun herkese teşekkür ediyoruz.

DÜZELTME
Milliyetçilik Nereden Nereye yazı dizisinin dünkü bölümünde Kazakistan Devlet Başkanı Nazarbayev’in adı yanlış yazılmıştır. Düzeltir, özür dileriz. Türk Ocakları’nın şube sayısı 87, temsilcilik sayısı 9’dur.

https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/milliyetcilik-nereye-10-isin-tadi-tuzu-kacti-1768636



Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 2 Sayfa:   Sayfa:   «ilk   <   1   [2] 



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör 60'lardan 68'lere gençlik hareketleri spartakus 1 5767 31.01.2015- 19:00
Konu Klasör Beka yaklaşımından Öcalan açılımına... melnur 0 614 17.05.2019- 20:32
Konu Klasör Yine ulusalcılık histerisi, önyargılar ve klişeler... melnur 4 4029 22.02.2014- 17:18
Konu Klasör Yeniden, ulusalcılık ve milliyetçilik konusu... melnur 2 874 06.05.2019- 18:14
Konu Klasör Milliyetçilik ve dincilik üzerine gösterdiğimiz tepkiler... melnur 1 123 05.10.2020- 11:06
Etiketler   Milliyetçiliğe,   önyargılardan,   uzak,   bir,   yaklaşım.
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS