SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
HDP ve birçok şey...           (gösterim sayısı: 114)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.373
Konum: İstanbul
Durum: Forumda
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

25 kere teşekkür etti.
32 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 09.10.2020- 08:57


HDP çok uzunca bir zamandır hem CHS'nin (Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin) hedefinde ve hem de bu hedefte olma nedeniyle   siyasetin merkezinde. Ve hatta sadece bu da değil, aynı zamanda cumhur ve millet ittifakları arasında bulunduğundan ülkenin geleceğine şekil veren en önemli öznelerden biri olduğu için de siyasetin önemli bir paydaşı halinde. Dolayısıyla klavyanin başına oturulduğunda HDP'ye yönelik bir şeyler söylemeye adeta mahkum bir haldeyiz. HDP bu denli önemli.

Açıkçası Akın Olgun'un İLERİ'deki yazısını sonuna kadar da okuyamadım. Dışarı çıkmam gerekiyor ama yazıyı buraya almamak da olmazdı. Sonrasında yorumlanabilir.

HDP ve birçok şey - Akın Olgun


Ne yapacağız sorusu, bu ülkenin geleceğine dair derdi olan her kesimin yüzleştiği bir soru. Farklı muhalif partiler içinde mücadele eden, koşturanlar dahi bu soruya bir cevap bulmaya çalışıyor.

Her cevap, bir başka soruyu beraberinde getiriyor.   Bu noktaya elbette bir günde gelinmedi. Adım adım sıkışmıyor-muş gibi yapılarak, anı kotarma üstüne kurulan ne varsa, gittikçe daha fazla ayağa dolaşıyor.

Umut kapısını hep açık bırakıp, daralan hareket alanına ne kadar merhem sürülürse sürülsün, oyun kurucu ve dönüştürücü gücü olma konusunda iktidarın çok ama çok gerisine düşüldüğü, siyasetin her alanına yansıyor. “Yetiştik” denilen yerde, iktidar yeni bir hamle ile gündemi değiştirip, yenisini   yaratıyor. Siyasetin arka bahçesi “gündem” çöplüğü olmuş durumda. Birçoğunu hatırlamıyoruz bile.

Siyaseti, anti demokratik yöntemlerle yürüten, dahası bunu tüm ülkenin gözünün içine bakarak yapan bir tek adam rejimi ve despotluğu ile karşı karşıya olduğumuz gerçeğini kabul etmeyen yok.

Bununla nasıl baş edileceğine dair, herkes tehlikesiz cümleler kurmaya çalışıyor. Hala bir demokrasi var-mış gibi yaparak, sorunun sebebi olanlara şikayet edip, yine onlardan bir çözüm bekleyen hal, aynı zamanda   elindeki gücü bir cellada dönüştüren iktidara,   bir sonraki hamlesi için “meşru” alan açıyor.

Ayhan Bilgen’in “Demokrasicilik oynayacak yaşı çoktan geçtik” sözü ile istifasını duyurması bu yanıyla çarpıcıydı ve açıkçası, bu oyunun içinde var olan her kesime “uyanalım artık” diyordu. Elbette herkesin farklı bir okuması olmuştur ama gerçek şu ki birbirimizi artık olmayan bir şeye inandırarak yürümeye çalışıyoruz ve artık bundan yorgun düştüğümüz, kendimizi ikna etmekten utandığımız, bir başkasına inandırmak için çalıştıkça kendimize olan saygımızı sarstığımız bir hal almaya başladı her şey.

“Demokrasicilik oyununa” son vermek, iktidarın kendisini meşru kıldığı zemine, büyük bir itaatsizlik tavrıyla cevap vermekle olabilir. Bunun hangi yol ve yöntemlerle yapılacağı, asıl üzerinde kafa patlatılması gereken meseledir. Üstüne oturdukları hukuksuzluk zeminini altından çekmeyi hedeflemeyen her önerme, doğal olarak üretilen hukuksuzluğun kurbanı olacaktır.

HDP, güçlendirilen bu anti demokratik zeminin en çok muhatabı olan ve yalnız bırakılarak bedel ödeyen parti durumunda.

HDP’nin “mevzi” savunusu içine kurulan konumlanması ise gittikçe daha fazla kuşatılıyor.

Kazanılan mevziiyi korumak elbette önemlidir ama korumak, gücü elinde bulunduranların üzerinde istediği gibi top çevirdiği ve en önemlisi etkisiz hale getirdiği bir noktada ise artık ayaklarda bir pranga var demektir.

İktidarın, HDP’yi “demokrasicilik oyunu” için, mevzi içinde tutma stratejisi, aynı zamanda sistem içi siyasete bağımlı hale getirme stratejisidir. Ne kadar bağımlı hale getirirseniz karşıtınızı, elindeki argümanları o kadar fazla tırpanlarsınız. Denge kollama, kulis yapma, dili ve tavrı buna uygun bir statüko içinde kurma ve sonuç olarak gerçeklikten kopartma politikası, iktidarı elinde tutanlarla, sistemin devamlılığını “aynı gemideyiz” diyerek kollayanların ortaklaştığı yerdir.

Durulan zemin, artık hareket edemez hale gelinen bir yere dönüşmüşse, “kalmak” bir “kahramanlık” tutumu olacaktır ama alternatif olma iddiası taşıyan bir siyasetin kahramanlığa değil, stratejik hamlelerle mevziiyi dönüştürmeye, inisiyatifi ele almaya ve siyasetin üzerine kurulduğu -mış-gibi yapma halini bozmaya ihtiyacı var. Çok açık ki bunu HDP’nin tek başına yapmasını beklemek haksızlık olacaktır. Toplumsal muhalefetin tüm temsilcilerinin, geleceğe dair ortak bir strateji inşa etmesi ve birlikte hareket ederek, kuşatmayı kırması olmazsa olmaz olarak karşımızda duruyor.

Siyaset sahasının stratejik aklını CHP’ye bırakmış, kendisini de onun kurduğu siyaset içinde pozisyonlamış gibi gösteren her yaklaşımın, her cümlenin, aynı zamanda kendi özgünlüğüyle yapacağı her hamleyi zayıflattığını, iddialı halini paralize ettiğini bir es alıp düşünmeliyiz.   Oyunu, CHP’nin stratejisine uyumlu hale getirme hali maalesef hem beklentileri törpülüyor, hem de refleksleri ana muhalefetin belirlediği kurallara hapsediyor.

CHP’nin “stratejik” aklı,   “ilk seçimde gidecekler” diyerek, toplumsal itirazları ve boğazlarda düğümlenen öfkeleri bir beklenti içine alarak, çıkan enerjiyi sisteme topraklama yaparak boşaltmak ve böylece, beklentilerin çarpan etkisi yapmasının önüne geçmek olduğu çok açık.   Başarılı mı? Evet.

Gerçeğin böyle olmadığını bilenlerin, bunun siyasetini yapanların, aynı anlama gelecek bir yaklaşımı ortalığa salmaları, sosyal medya üzerinden bunun reklamını yapmaları, etki yansıması olarak görülmüyorsa, durum vahim demektir.

Bir “hayali zafer” temennisi oluşturup, değişim umudu taşıyanların reflekslerini   “nasıl olsa gidecekler” rahatlığına çekmenin ve sistemin statükolarına teslim etmenin, daha da ötesi herkesi bununla tatmin eder hale getirmenin nasıl bir tehlike olduğunu tespit etmek için siyaset uzmanı olmaya gerek yok.

Çaresizlik içinde kalmış, öfkesi boğazında düğümlenmiş milyonlara duymak istediklerini söyleyip, pratikte hiçbir karşılığı olmayan ezber cümleler kurmanın yarattığı tek etki, kendiliğindenliğe sevk edilmiş bir ruh hali oluşturmak oluyor. Ve buradan sokağa seslenen her çağrı, ağızdan çıktıktan kısa bir süre sonra gücünü yitirip yere düşüyor.

HDP’ye dönük operasyonların ardı arkası hiç kesilmedi. Her operasyonun ardından söylenen bütün cümleler hemen hemen aynı. Handikaplar her operasyonda büyüyor. Anketlerde HDP’nin oyu, barajın bir iki tık üstünde durmaya devam ediyor lakin bunu aktif ve üretken bir siyasetin yansıması olmaktan çok, iktidarın saldırılarından doğan mağduriyetin bir yansıması olarak okumak mümkün.

Operasyonlar karşısında,   “anlaşılır gibi değil”, “bundan vazgeçmeye çağırıyoruz”, “ bu bir darbedir”, “siyasi soykırım sürüyor”, “yanlıştan dönülmelidir” şeklinde süregelen çağrıların, iktidar kanadında hiçbir karşılığı olmadığı da çok açık. Denilebilir ki bu çağrı asıl olarak kamuoyuna yapılıyor ama zaten muhalif kamuoyu meselenin bir “çökertme” olduğu konusunda bir şüphe taşımıyor.

Kobane sürecinde, 6-8 Ekim’de ortaya çıkan sahiplenmeyi, iktidarın sürekli   “kalkışma” diyerek gündeme getirmesinin bir nedeni de, olası bir sahiplenme ihtimalini terörize ederek, sokağa çıkma düşüncesini kırmaktır.

Sokak düşüncesini kırmaya dönük her operasyon, itirazı sokaklaştırma fikrine de bir darbe amacı taşıyor ve bunda başarılı olduğunu da kabul etmek gerekiyor.   Muhalefet kanadından yapılan her açıklamanın, toplumsal itirazları sokaksızlaştırmaya dönük bir söylem bütünlüğü taşıması ve bunun ana muhalefet tarafından uyumlu hale getirilerek, irili, ufaklı tüm çıkışları yalnızlaştırması, bugün yaşadığımız sessizlik halinin de önemli bir nedenidir.

Tam bu noktada, Kobane ve 6-8 Ekim toplumsal sahiplenmesini, tartışma konusu yapan, sahiplenmeyi “provakasyon” yaklaşımına indirgeyen ve böylece iktidarın yaptığı operasyonları “terör, kalkışma” sahasına bilerek ya da bilmeyerek çekerek, refakatçi durumuna düşen tarz, eğer hızla mahkûm edilmezse, yarın Kobane’yi hedef alan bir topyekûn saldırı karşısında, kitlelere yapılacak bir çağrı havada kalacaktır. Bir sahiplenmenin meşruluğunu, iktidarın istediği zeminde “haklılık, haksızlık” olarak tartışıp, “terör, provakasyon” söylemleri ile sürdürdüğünüzde, olası bir katliam girişiminde, kitleler sokağa çıkıp, meşru olanı savunmaktan çekinecek ve her çağrıya şüphe ile bakacaklardır.

Pozizyonu korumanın ve mağdur alanda sözü çevirmenin daha “risksiz” olacağı kabulü, sokakta var olmuş, mücadeleyi önce sokakta kurmuş ve bunun yarattığı dinamik üzerine yükselmiş olan HDP için kabul edilebilir olmamalıdır. HDP’den beklentilerin yüksek olmasından kaynaklı bir basınç olduğu ve bu basıncın yükselen baskı koşullarıyla doğru orantılı olduğu çok net. HDP, bu basıncı, çeşitli kampanyalarla dengelemeye çalışıyor lakin korku havası, hem görünürlüğü, hem de katılımı zayıflatıyor lakin kitleleri hem politik, hem de manevi anlamda toparlayacak söylem yetisinin ve manevra kabiliyetinin atıllığı da kendisini çok fazla hissettiriyor.

HDP Eş Genal Başkanı Mithat Sancar’ın, “Her ihtimale göre biz hazırlığımızı yapıyoruz. Halkımız bu konuda en ufak bir karamsarlığa düşmesin, kesinlikle her türlü mücadele için ve her türlü saldırıya karşı biz hazırlıklarımızı yapıyoruz” açıklaması, oluşan basıncı ne kadar dengeler bilinmez ama “Demirtaş bizi iki ay önce uyarmıştı” söylemi ile cezaevinde rehin tutulan siyasetçiler, on bin tutuklu üye, kayyımlar ve elde kalan belediye sayısı ile   birlikte düşündüğümüzde, neye hazır olup, olunmadığı konusu bir soru işareti olarak karşımıza çıkıyor.

Ortaya çıkan krizlerin nasıl yönetildiği, nasıl müdahale edildiği, yaşanacaklar karşısında vaat edilen “hazırlığın’’ ne kadar gerçekçi olduğuna dair birçok soru işareti olsa da, HDP’nin üzerinde yükseldiği mücadele geleneği, deneyimi ve cesareti tartışmasız şekilde bir umut olarak varlığını güçlü şekilde devam ettiriyor.

Yan yana görünmeyerek, iktidarın saldırılarına açık kapı bırakan ve “ilk seçimde gidecekler” yaygarası ile açığa çıkan öfkeye, “her şey kontrol altında”   şerbetini dökerek hızla uzaklaşanların, “gidecekler” dedikleri iktidarla (olasılık) yarın beka kulvarı içinde yer almayacaklarının bir garantisi yok.   Daha vahimi ise bunu HDP’li seçmenin oyunun kullanılarak yapılması olur ki, bu duruma düşmek HDP ve seçmeni için geri dönüşü olmayan bir yıkım olur.

“Yetmez ama Evet” merkezli siyaset yolculuğunun sonuçlarının bir travmaya dönüştüğünü hep akılda tutmak bu anlamda iyi olabilir.   Çünkü toplumsal mücadelede kazandırmayan her hamle, karşıtının üzerinde oynadığı bir oyuncak haline gelir.

HDP’li seçmen, oy’unun ana muhalefet ve ittifakı tarafından kendi siyasi çıkarları için kullanılmasına karşı güven altına alınmasını talep edecektir ve bu onun hakkıdır. Bağrına bastığı yeterince taş var ve şimdi bağrına bastığı taşların yükünü, kendi üzerlerinden alma sorumluluğu ittifak partilerine aittir. Verilen sözler üzerine siyaset kurulamayacağını yerel seçimlerde sanırım hepimiz gördük. Bunun önüne set çekecek şekilde, açık, şeffaf ve ilkeleri net olarak ilan edilmesi bu güvencenin önemli bir parçası olacaktır.

M. Sancar’ın dile getirdiği gibi   “HDP tüm bu saldırıları tek başına püskürtemez” Ondan tüm saldırıları tek başına göğüslemesini beklemek, tıpkı iktidarın uyguladığı adaletsizlikle benzeşmek olur.   Bütün yükü ve bedeli HDP’nin sırtına yükleyip, kenara çekilerek, kazanabileceğimiz hiçbir şey yok. Dışarıdan Milletvekillerine “neredesiniz” diyerek ses çıkarma “ödevi” veren,   “ortada yoklar” diyerek hedef tahtasına koyan ve bir birey olarak sorumluluğu sırtından atıp, seyircisi olan ve bazen çekilmez hale gelen sosyal medya sıkıştırmalı seslenişler de öyle.

Yük ağır ve insanların bunu kelle koltukta yaptığını unutuyoruz bazen. Dört bir koldan devasa bir saldırı altında HDP ve tüm demokrasi güçleri. Bizi, “gidecekler” diyerek evimize tıkan, sözümüzü kısan, itirazlarımızı küçük bir alana sıkıştıran ve hepimize konforlu bir itiraz sahası belirleyen siyasete sığınıp, “neredeler” diyerek soruyorsak, aynı soruyu aynı hiddetle kendimize de sormalıyız.

Neredeyiz?

Ne yapacağız?

Nasıl yapacağız?

Artık çok hızlı şekilde tartışmamız gereken şeyler bunlar. Devletin iktidar, iktidarın devlet olduğu ve tek adam rejimi üzerine uzlaştığı ve bunun için tüm anti demokratik uygulamaları “meşru” hale getirdiği bir zeminde, neye güveneceğiz?

“Demokrasicilik oyunu” nu bu iktidar daha ne kadar sürdürecek değil, biz daha ne kadar bunun parçası olacağız ve özlediğimiz geleceği demokrasinin olmazsa olmazlarına nasıl kavuşturacağız?

https://ilerihaber.org/yazar/hdp-ve-bircok-sey-118116.html



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.373
Konum: İstanbul
Durum: Forumda
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

32 kere teşekkür edildi.
25 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 10.10.2020- 06:34


Katılıyorum, ''HDP bu saldırıları tek başına püskürtemez''. Ve bu noktada özellikle HDP'nin ne yapması gerektiği sorusunun yanıtı öncelikle kışkırtmalara kapılmaması, ve bence çok önemli, tek başına kitlesel sokak protestolarına baş vurmaması olacaktır. Seçimlerde kazandığı 65 belediyenin (sanıyorum) 60'ının elinden alınarak kayyum atandığı ve üye ve yöneticilerine her türlü saldırıların yapılarak kitlesine gözdağı verilmek istenen bu ortamda aynı zamanda önünün ve arkasının hesap edilmediği tepkiler verilmemeli. Bir yanıyla siyasi iktidarın ekmeğine yağ sürmekten başka bir şeye yaramayacaktır.

Ne yapılmaması böyle de, peki ne yapılmalı sorusunun yanıtı da her şeyi sineye çekmek olmamalı. HDP öteden beri bir demokrasi çağrısı, bir demokrasi vurgusu yapıyor. Devam etmeli ve kendi solundaki partilerle ve özellikle CHP ile ilişkisini asla kesmemelidir.   HDP yalnızlaştırılmaya ve hatta şeytanlaştırılmaya çalışılırken bu tür ilişki ve dayanışmaya gerçekten ihtiyacı var.

HDP saldırılarının sadece HDP'ye yönelik olmadığını, ve aynı zamanda muhalif ittifak çabalarının önünü kesmek olduğunu zaman zaman söylüyorum. Bu konudaki görüşlerim hiç değişmedi. Siyasi iktidar HDP üzerine oynayarak İYIP'i ittifak dışı bırakmak istemektedir. Şunu net olarak söylemek gerek; İYİP bu oyunu görmez ve HDP karşısına açık seçik geçer ve demokrasiden yana bir tavır almazsa iktidarın oyunu başarılı olacaktır. Böyle bir yanlışlık karşısında HDP ve kitlesinden destek beklemek hem bir hayal olacak ve hem de Türkiye içinde bulunduğu karanlıktan kurtulma umutlarını başka baharlara bırakmak zorunda kalacaktır. Böyle bir tavrı da İYİP'e bir getirisi olmayacaktır. Türkiye şoven milliyetçiliği MHP ve AKP tarafından doldurulmuştur, İYİP'in buralarda kendisine gelecek araması hüsranla sonuçlanmaya mahkum, içi boş bir hayaldir. Buralardan İYİP'e bir şey çıkmaz. İYİP ya demokrasiden yana merkez sağ bir alana oynayacak ya da işlevsiz, misyonsuz kalacak, MHP'nin kötü bir kopyası haline dönüşecektir. Meral Akşener'in bu konuda daha cesur bir siyaset izlemesi gerekiyor diye düşünüyorum.

Cesaret sadece Meral Akşener için geçerli değil; CHP için de geçerlidir. İkide bir iktidara akıl verircesine ''şöyle yapılmalı, böyle yapılmamalı'' türünden söylemler belki iktidar karşıtı muhalif kesimlere mesajlar şeklinde yorumlanmalı ama gerçekten baydı. Sanki iktidarda gerçekten iyi niyetli bir siyasi iktidar var ve o iktidar zaman zaman istemeden, bilmeden yanlış sonuçlara yol açacak hatalar yapıyor da, CHP yetkilileri, başta Kılıçdaroğlu olmak üzere doğruyu ve nasıl yapılması, ne yapılması gerektiği konusunda açıklamalar yapıyorlar. Evet, bu tavır, gerçekten baydı...

HDP'nin yalnız bırakılmaması konusunda belki de pek görünür olmamaya çalışılan destek ve dayanışma çabaları CHP tarafından yapılıyordur. Tahminim bu yönde. Ne var ki, İYİP'in demokrasi ve HDP konusundaki net bir makas değişikliği karşısında bu destek ve dayanışmanın kesinlikle görünür hale getirilmesi gerekiyor. İYİP oluşturulmaya çalışılan bu iklimde kendi safını AKP ve MHP olarak belirleyecekse, sosyalist solu da içine alacak şekilde CHP ve HDP somut birlikteliği görünür hale getirilmeli ve somutlaştırılmalıdır. CHP yönetiminin bu konulardaki beceriksizliği ve ürkekliği malum; ama böyle bir tavır sergilenmeden tek adam diktatörlüğüne karşı bir demokrasi ittifakı oluşturabilmek mümkün olmayacaktır.

Bence HDP saldırıları süreci daha da hassas bir noktaya taşımıştır. HDP'nin ve İYİP'in bu konudaki somut tavırları sürecin ne yönde gelişeceği konusunda belirli olacaktır.



Teşekkür edenler:   Proleter_Devrimci [10.10.2020- 20:27],

Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
Proleter_Devrimci
[ Proleter_Devrimci ]

Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 19.01.2019
İleti Sayısı: 75
Konum: Gizli
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

18 kere teşekkür edildi.
28 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: Proleter_Devrimci
Cevap Tarihi: 10.10.2020- 20:27


Ben özellikle son dönemde HDP'de olumlu bir değişim olduğunu düşünüyorum. Artık HDP'liler de Kürt halkının haklarının savunusunun, Türkiye'de ki laiklik, demokrasi ve emek mücadelesinden bağımsız olmadığını anladılar. Eskiden, özellikle de çözüm süreci döneminde HDP, ''biz istediğimiz gibi politika üretiriz, diğer tüm politika odaklarıda bizim siyasetimize ayak uydurmak, bizim kuyruğumuza takılmak zorundadırlar'' gibi bir anlayış içinde hareket ediyordu. HDP'liler, çözüm süreci devam ettiği sürece Türkiye'de gericiliğe karşı verilen mücadeleye kayıtsız kalıyorlardı. Sadece kendi ulusal politik çizgilerine odaklanıyorlardı. Türkiye'de gericilik yükselmiş, sermayenin egemenliği tesis edilmiş önemli değildi. Fakat çözüm sürecinin sona ermesi ile birlikte HDP'lilerde bazı şeylerin farkına vardılar ve Türkiye'de ki ilericilik mücadelesi ile paydaşlık kurmadan Kürt halkının haklarının savunulamayacağını anladılar.


Bu olumlu ve değerli bir farkındalık bence... Zira HDP her şeye rağmen Türkiye'de ki ilericilik mücadelesinde önemli bir odak noktası olma potansiyeline sahip bir siyasi fraksiyondur. Özellikle Kürtlerin bu ülkedeki emek gücünün büyük çoğunluğunu oluşturduğu düşünüldüğünde...



Teşekkür edenler:   melnur [10.10.2020- 21:01],

Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.373
Konum: İstanbul
Durum: Forumda
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

32 kere teşekkür edildi.
25 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 11.10.2020- 19:54


Sn.proleter devrimci;

Dediğiniz gibi HDP'de ''olumlu'' bir değişim var mı, sorusunun da üzerinde durmak gerekiyor. Parti üzerinde öylesine büyük bir baskı var ki, ortada partiyi temsil yetkisi olan ve   gelişen olaylar, seçim vb. hakkında konuşacak neredeyse kimse kalmadı. Konuşan, açıklama yapmaya çalışan ve hem kamuoyuna ve hem de partililere   ''ayaktayız'' imajı vermeye çalışan bir iki kişinin sözleri de üyeyi, sempatizanı ve de HDP'li milyonlarca kişinin duygu ve düşüncesini ne kadar yansıtıyor, tartışılır.

Bir de, bu, bizim olumlu olarak nitelediğimiz durumun yani öncelikle Türkiyelileşme ve sonra da demokrasi ve emek sürecine katılma konusunda HDP'li Kürt gençlerinin nasıl yaklaştığıdır. SF varken orada onların düşüncelerini öğrenme imkanımız vardı. Ve benim gördüğüm Kürt hareketinin temel öznesinin PKK olduğu konusunda bir kabulden yola çıkan bu kesimler daha çok ayrılıkçı bir siyasal tavrı benimsedikleriydi. Bu kesimlerin değişip değişmediği bilinmiyor, ve bana öyle geliyor ki, HDP'ye yönelik bu son saldırılar bu kesimlerde çok daha fazla travmalara yol açmıştır. Bu kesimleri gerçekten de bir Türkiyelileşme çabasının parçası olarak görmek yanılgı bile olabilir. Seçimlerden çıkılmış ve 65 tane belediye kazanılmış ve şimdi ortada kala kala 3-4 tane kalmış. Fotoğraf buyken bu fotoğrafın Kürt gençleri üzerinde çok yıpratıcı etkilere yol açması kadar doğal bir şey olamaz.

Umarım yanılıyoruz ve umarım Kürt gençliği içlerinde yaşattıkları fırtınaları duygusal tepkilere   dönüştürmez.
Çok zor bir süreç olduğu kesin.




Teşekkür edenler:   Proleter_Devrimci [12.10.2020- 19:43],

Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
Proleter_Devrimci
[ Proleter_Devrimci ]

Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 19.01.2019
İleti Sayısı: 75
Konum: Gizli
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

18 kere teşekkür edildi.
28 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: Proleter_Devrimci
Cevap Tarihi: 12.10.2020- 19:59


Söylediklerinizde haklısınız... Fakat benim söylemek istediğim şey, HDP'nin bu süreçte, çözüm sürecinde dönemindeki, iktidara karşı muhalefet etme konusundaki pasifliğinden ve ilerici muhalefetten kendisi soyutlamaktan çıkarak, öyle ya da böyle ilerici muhalefetin bir parçası olmasıdır. Hatırlarsınız çözüm süreci döneminde HDP, iktidardan çok muhalefete muhalefet etmek şeklinde garip bir politika yürütüyordu. Hatta etnik ayrımcılığa varan, garip söylemlerde bile bulunabiliyorlardı. Hatta bir keresinde   Sırrı Sakık, Balkan göçmenlerinin Anadolu'da söz sahibi olamayacakları şeklinde saçma sapan bir ithamda bile bulunmuştu... Çünkü, bu dönemde tümüyle Kürt ulusculuğu çizgisinde bir politika yürütüyorlardı ve solunda bu çizgiye biat etmelerini bir ön şart olarak görüyorlardı. Aynı Sırrı Sakık'ın bir kaç ay önce bir gazeteciye verdiği mülakatı izledim. Son derece makul ve birleştirici bir üslup kullandığını gördüm bu mülakatta... Yani HDP'liler de bazı şeylerin farkına vardılar ve yukarıda söylediğim gibi Kürt haklarının savunusunun, Türkiye'de ki ilerici güçlerin mücadelesinden bağımsız olmadığını anladılar. Herşeye rağmen son belediye seçimlerinde kullandıkları oylar bile bunun bir göstergesi bence...Evet, bir travma söz konusu ama gelecek, bu travmanın aşılabileceği ve Türk-Kürt halklarının birlikteliğini ve kardeşliğini sağlayabilecek gelişmelere gebe bence...



Teşekkür edenler:   melnur [13.10.2020- 07:13],

Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.373
Konum: İstanbul
Durum: Forumda
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

32 kere teşekkür edildi.
25 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 13.10.2020- 07:41


Sorunu biraz daha genişleterek yaklaşıldığında önce Demirtaş'ın önerdiği, bizim de savunduğumuz Türkiyelileşme projesi ve Türkiye'nin solcu, ilerici güçleriyle birlikte emek güçlerine katılması konusu genel anlamıyla Kürt hareketini uysallaştırma ve düzen saflarına katma olarak da değerlendiriliyor; bu tür yaklaşımlar da var ve bu yaklaşımlara SF'de de rastlanıyordu. Dolayısıyla Kürt sorunu gerçekten çok kapsamlı bir konu. Belki her şeyden önce hemen her siyasal yapının eteklerindeki taşı dökmeleri ve burada öncelikle samimi bir tavır sergilemeleri gerekiyor. Bu konuda yıllarca çok sorunlu davrandık ve sanal medyada konuyu bir ezbercilik ve yüzeysellikten öteye taşıyamadık. Bu konuda kimi enternasyonalist ve dahi komünist geçinen kuyrukçu tiplerin çok hataları olduğu açık.

Türkiye sosyalist hareketinin Kürtlere Kürtlerin de Türkiye sosyalist hareketine ihtiyacı var. Aydemir Güler'in yıllar önce söylediği gibi ''yollar birleştirilmelidir''. ( Sanırım şimdilerde bu kadar netlikte bir tavır sergilenmiyor ve yolların birleşmeyecek bir şekilde ayrıldığı söyleniyor.) Özellikle Kürt hareketinin içinde yer alan solcu, sosyalist, ilerici ve hatta demokrat kesimlerin sorunu ayrılıkçı değil, birlikçi bir yöntemle ele almaları gerektiğini düşünmüyor, gönlüm de böyle olmasını diliyor. Çok yıllar önce Ataol Behramoğlu ile karşısındaki bir Kürt aydının ''tartışması'' sırasında aydın kişinin ( adını şimdi hatırlamıyorum) sürekli ''Kürt Kürt'' demesi ve ayrılıkçı bir siyaseti savunması karşısında gösterdiği tepkiyi çok iyi anlıyorum. O tepkide Kürtleri ikinci sınıf bir kitle gören şovenist bir tavır yoktu; Ataol'u biraz olsun tanıyan böyle bir yorumda bulunmazdı. ''Yılmaz Günay için 'bizdendir'' diyemiyecek miyiz?'' şeklinde bir tepki de koymuştu. Aynı duygu bende de ar. Yıllarca birlikte yaşadığımız insanlarla ayrılık yaşanacağı düşüncesi ile çok rahatsız edici. Sadece bu da değil. 100'lerin başında Lenin UKKTH'ye el attığında söylediği onca şeyin temelinde iki ayrı halkın yaklaşması, birbirinden kopmaması yaklaşımı var. Hangi gerekçeyle olursa olsun, ayrılıkçı siyasetlerin böyle bir siyasi sonuca yol açmaması mümkün mü? Yıllar içinde ve toplumsal alanda et ve tırnak gibi olan iki halkın birbiriyle boğazlaşma noktasına gelmeden, bir kanlı iç savaş yaşanmadan ayrılık mümkün olabilir mi? Bu yüzden çözümlerimizin temelini birlikten yana koyup çözümlerimiz de arkasından gelmeli diye düşünüyorum.

Umarım başarır ve bu zorlu sürecin üstesinden gelebiliriz.
Gerçekten o kadar çok yorulduk ve yıllarca gereksiz ve yıpratıcı sularda dolaşmak zorunda bırakıldık ki!...



Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör 'Camideki bira kutuları sonradan koyuldu' melnur 1 2453 03.12.2013- 12:52
Konu Klasör Her şey çok güzel olacak... melnur 14 2565 17.08.2019- 10:13
Konu Klasör Şu ''ölüm orucu'' denilen şey... melnur 2 433 28.08.2020- 07:12
Konu Klasör ''Çevre'' dediğimiz şey ve sınıflı toplumda demokrasicilik... melnur 2 416 01.03.2020- 08:35
Konu Klasör Birlik Sendikası ilan etti: AVM, özel okul, mağazalar ve birçok sektörde örgütleniyoruz... melnur 1 73 08.10.2020- 09:02
Etiketler   HDP,   birçok,   şey.
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS