SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
''Ulusalcılar'' ve liberaller üzerine...           (gösterim sayısı: 105)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.496
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

27 kere teşekkür etti.
34 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 21.10.2020- 13:39


Metin Çulhaoğlu'nun sanırım bir yazısında rastlamıştım, liberallerle ulusalcıları kıyaslamış, bunu yapabilmenin yolunun önce ulusalcılık tanımından geçtiği ve bunu aşabilmenin yolunun da ulusalcı(lık) denildiğinde akla ilk gelen şey/isim üzerinden yorumlama yapılmasıydı. Detayları pek hatırlamıyorum, aklımda kaldığı kadarıyla, böyle bir şeydi. Ulusalcılık konusunu netleştirmeden bu konularda yorumlarda bulunmanın sakıncalarını da akıldan çıkamadan, öyle bir işe kalkışıldığında ne söylenebilir? Çulhaoğlu söyleyeceklerini Cumhuriyet yazarı ve akademisyen Barış Doster üzerinden söylemişi. Doster'in liberallere yönelik eleştirilerini almış ve onları ''ulusalcı'' Barış Doster'e yöneltmişti. Dediğim gibi detayları pek hatırlamıyorum, yazıyı bulduğumda elki daha doğu bir yorumda bulunulabilir. Bugün Cumhuriyet'te   Barış Doster'in yazısını gördüğümde bu konudaki görüşlerimi yinelemek istedim.

Üstte değinmeye çalıştım, ulusalcılık denildiğinde anlatılmak istenen şeyin asgari bir tanımını yapmak gerekiyor ki, eleştirilen şeyin ne olduğu anlaşılabilsin. Bu bağlamda ben ulusalcılığın tanımını öncelikle aydınlanmacılıkla, laiklikle, milliyetçilik/ yurtseverlikle, birlikçi siyasetten yana olmayla ilişkilendiriyor, bu siyasi tavrı savunanların ayıca kendilerini (sol) Kemalist olarak nitelendirdiklerini de biliyoruz. Sorun bu kesimlerin Maksizmle/sosyalizmle ne kadar ilişkili oldukları değil; bu apayrı bir konu. Liberal dediklerimizi de bununla ilişkilendirmeyeceğiz. Yapabiliyorsak sosyalistlere/sosyalizme hangisinin daha yakın olduğu ve içinden geçtiğimiz süreçte hangi kesimin daha dik durduğu   olabilir. Yakınlık konusu bu bağlamda ele alınmaya çalışılacaktır.

Barış Doster'in Cumhuriyet gazetesinde bugün yayınlanan yazısıyla devam edelim. Sonrasında klavyemdeki sorunu da halledip yorumlara geçebiliriz, diye düşünüyorum.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.496
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

34 kere teşekkür edildi.
27 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 21.10.2020- 13:44


Soldan geçinen müflis enteller - Barış Doster

Kalpaksız Kuvayi Milliyeci Uğur Mumcu, ülkemizde Kemalist, Atatürkçü, Cumhuriyetçi olmadan, sosyalist olunamayacağını vurgulardı. Aydınlanma bilgesi İlhan Selçuk, “tatlı su entelleri” olarak nitelerdi, eskinin hızlı solcusu dönekleri. “Ali Kemalistler” dediği bu tipler arasında, geçmişte tanıdığı tipler de vardı; “günahlarımız” diye anardı. Cumhuriyet şehidi Ahmet Taner Kışlalı ise aydın ile entel arasındaki farka dikkat çekerdi. “Aydın, kendini toplumundan sorumlu sayar. Gerçeği arar. Entel için ise toplum, sadece araçtır. Amaç, kendi kendini tatmindir. Entel, moda olan düşüncenin peşindedir” derdi.  

Üç büyük ustamızı, birlikte çalıştığımız, el almaktan, talebesi olmaktan gurur duyduğumuz üç seçkin Cumhuriyet aydınını anmamızın nedeni, ideolojik. Güncel bir tartışmadaki saflaşmayla ilgili. Liberal solculara, soldan geçinen siyaset esnafına ilişkin. Çünkü hayatında kendini bir kez olsun Atatürkçü - Kemalist olarak tanımlamamış, kariyeri ve cebi söz konusu olduğunda Atatürkçülük - Kemalizm karşıtları ile aynı ekranlarda yıllarca düzenli program yapmış bazı kişilerin, Atatürkçülüğü tanımlamaya ve sınıflandırmaya çalıştığını görüyoruz.  

Pek çok çelişkisi, tutarsızlığı var sol liberallerin. Sosyal demokrasiyi de, komünizmi de, liberalizmi de, Kemalizmi de, milliyetçiliği de kendilerine göre tanımlıyorlar. Demokrasi adına mangalda kül bırakmıyor, ama kimine sahte Atatürkçü, kimine faşist, kimine darbeci, kimine militarist deme hakkını, yetkisini, imtiyazını kendilerinde görüyorlar. Kendileri gibi düşünmeyenleri sermaye yanlısı, konfor düşkünü olarak yaftalıyorlar. Lakin hiç aynaya bakmadan, yakın geçmişte, büyük sermaye kanallarında kaç yıl programcı olduklarını, kaç belediye başkanına danışmanlık yaptıklarını, bu amaçla kimleri araya soktuklarını unutuyorlar.  

Her kuşun eti yenmez.
Karga görünce kaçılmaz...


Ustalarımızdan Özdemir İnce, “ana rahmine haklı düşenler” diyor bu zevat için. Kendilerini siyasetten iletişime, tiyatrodan romana, sosyolojiden gazeteciliğe, televizyon programcılığından tarihe dek her alanda otorite sayan sol liberallerin, gerçekte bir hiç olduklarını yüzlerine vuruyor sıklıkla. Utanmıyorlar.  

Pusu kuruyor bu tipler. Düşünsel anlamda düello yapmaktan korkuyorlar. Yüzünüze konuşmuyor, arkanızdan konuşuyorlar. Başarılı, saygın, yetkin insanları kıskanıyorlar. Onların emekle, özveriyle kazanılmış mesleki başarılarını ve unvanlarını çekemiyorlar.

Sözün özü; geçmişi yanılgı ve yenilgilerle dolu sol liberallerin, müflis entellerin, 2. Cumhuriyetçilerin gürültüsü çok, yaşamda karşılıkları yok. Çünkü bunlar Kemalizmi ancak Kenan Evren kadar anlıyorlar.

https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/baris-doster/soldan-gecinen-muflis-enteller-1768053



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.496
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

34 kere teşekkür edildi.
27 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 22.10.2020- 10:10


Metin Çulhaoğlu ile sürdürülecekse, sözünü ettiğim o yazısında Çulhaoğlu Barış Doster'i ulusalcı olarak almış, ve (sol)liberallere karşı ulusalcılara eleştiri yöneltmiş ve aklımda yanlış kalmadıysa liberalizmi (Doster örneği üzerinden) ulusalcılığa/ulusalcılara yeğlemişti. Bu görüşe katılmadığımı söyleyebilirim. Gerekçesi de şu; ulusalcılık dendiğinde enim aklıma aydınlanma ve laiklikten yana olmak, birlikçiliği savunmak, Kemalizmi bir kuruluş felsefesi olarak savunmak vb. geliyor. Aynı başlıklarda dik duruşu liberallerde hiç göremiyorum. AKP'yi bile demokrat ilan eden, burjuva devrimini tamamına erdireceğini söyleyen, yetmez ama evet diyen de bunlar değil miydi? Ne çabuk unutuyoruz!

Barış Doster üstte Uğur Mumcu'nun bir sözünü yorumlamış. ''Kalpaksız Kuvayi Milliyeci Uğur Mumcu, ülkemizde Kemalist, Atatürkçü, Cumhuriyetçi olmadan, sosyalist olunamayacağını vurgulardı.'' Daha netleştirirsek, Türkiye'nin kuruluş felsefesine, cumhuriyete, Atatürk'e düşmanlık ederek, dönemin devrimci dönüşümünü görmezlikten gelen, demokrasicilik oyununda tarikat ve cemaatleri bile sivil toplum kuruluşları, ve özgürlükçülük olarak değerlendiren ve laikliği laikçilik olarak küçümseyen bir siyasi toplama bütün bu yanlışlıklardan sona bile hayırhah bakmanın anlaşılabilir bir yanı olduğunu düşünmüyorum. Söylediğin anlamda bir ulusalcılığın da ülkede sola en yakın ve en dönüştürülebilir kesimler olduğuna inanıyorum.

Bu arada şunun da altını çizmeliyim; liberaller kategorisi sadece kendilerini liberal tanımını yakıştıranlar için de kullanılmamalı. Sol liberal dediğimiz ağzından Marks'a rağmen Marksizm sözünü düşürmeyenler ve özellikle sözde sol-sosyalist forumlarda kendilerini enternasyonalist olarak niteleyen birtakım gereksizlikler için de kullanıyorum. Ve yine tekrar da olsa altını çizeyim; söylediğim anlamda bir ulusalcılığı bu sağlı sollu liberallere göre sola daha yakın ve daha dönüştürülebilir görüyorum.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.496
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

34 kere teşekkür edildi.
27 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: Önceki gün, 03:17



'Uzlaşı, kucaklaşma' heveslileri yine büyük bir hüsrana uğrayacaklardır ama iktidarın kimi taktik adımların ve hamlelerin dışında kimseyle kucaklaşmaya, uzlaşmaya niyeti yoktur.


  Bir 'yeni dönem' mümkün mü? - FATİH YAŞLI

Her ne kadar birbirlerine düşman gibi görünseler de, liberal ve ulusalcı aklı ortaklaştıran bir nokta vardır: “Sınıf körlüğü”.

Her ikisi de meselelere sınıf perspektifinden bakmadıkları için, her ikisi de iktidara baktıklarında asıl görülmesi gereken şeyi, yani iktidar partisinin eninde sonunda sermaye düzeni adına hareket ettiğini, AKP’nin hareket alanını belirleyen şeyin sermaye düzeni ve emperyalizm olduğunu göremezler.

Tam da bu nedenle liberal akıl iktidarın Avrasyacı bir dış politika izlediğini, Avrupa Birliği hedefinden uzaklaştığını, ABD ile müttefikliğini bozduğunu, Türkiye’yi Batı bloğundan çıkartıp Şangay İşbirliği Örgütü’ne sokacağını, gerçek ortaklarının artık Çin, Rusya ve İran olduğunu iddia edip buna muhalefet ederken, ulusalcılar da aynı iddialardan yola çıkarak iktidara anti-emperyalizm adına destek verirler.

Evet, duruma bakarak farklı sonuçlara varırlar ama neticede gördükleri şey aynıdır; ortada bir “eksen kayması” vardır. Oysa az önce söylemiş olduğumuz üzere ancak sınıf körüyseniz ve meselelere sınıfsal bir perspektiften bakmıyorsanız böyle bir tablo görmeniz söz konusu olabilir.

İktidar partisinin uluslararası sistemin yaşadığı krizi fırsata çevirmeye ve Türkiye’nin emperyalist hiyerarşi içerisindeki yerini değiştirmeye çalıştığı, bunun için de zaman zaman cüretkâr adımlar attığı doğrudur ama ortada liberallerin de ulusalcıların da iddia ettiği gibi bir “eksen kayması”, bir “kopuş” bulunmamaktadır.

İktidar ne Batı bloğundan kopabilir, ne de anti-emperyalist olabilir; çünkü Türkiye kapitalizmi göbekten uluslararası kapitalizme bağımlı bir ülkedir ve Türkiye kapitalizmi de emperyalist güç ilişkilerine tabidir.

Ne demek istiyoruz tam olarak, biraz daha açalım. Türkiye kapitalizmi ihracatının ve ithalatının ezici bir bölümünü Batı devletleriyle gerçekleştirmektedir. Türkiye kapitalizmi finansman kaynaklarını Batıdan bulmakta, Batıdan borçlanmaktadır. Türkiye finansal sistemi Batı finansal sisteminin bir parçasıdır. Türkiye kapitalizmi döviz bağımlısıdır ve Türkiye’ye yeterince yabancı sermaye girmediğinde ekonomi krize girmektedir.  

Kuşkusuz her devletin dış politikada belli bir “göreli özerklik” alanı vardır, AKP de zaman zaman bu alanı zorlamaya çalışmaktadır ama ekonomik bağımlılık derecesinin bu kadar yüksek olduğu bir durumda siyasi bağımlılık da kaçınılmazdır; dolayısıyla yapılabileceklerin, atılabilecek adımların bir sınırı vardır.

Tam da bu nedenle liberalleri dertlendiren, ulusalcıları ise sevindiren şey bütünüyle bir yanılgıdan ibarettir; ortada ne Batı bloğundan kopuş ne de anti-emperyalizm vardır. İktidar partisi dışarıda şark kurnazlığıyla bezenmiş ve Abdülhamid’e özenen sözde bir “denge politikası” izlemekte, sınırları zorladığı her seferinde de gidip gerçekliğin duvarına çarpmaktadır.

İşte Damat Bakanın istifasıyla başlayan “yeni dönem” de tam olarak bu duvara bir kez daha çarpmış olmakla ilgilidir. Merkez Bankası başkanlığına ve Hazine Bakanlığı’na yapılan atamalar, ekonomide ve hukukta reform açıklamaları, sermayeye güvence vermeye yönelik sözler, faiz artışı, “acı reçete” ve nihayetinde ABD ve AB ile arayı yeniden düzeltme çabaları, “geleceğimizi Avrupa’da görüyoruz” açıklamaları tamamen bununla ilgilidir.

Merkez Bankası’nın rezervleri tükenmişken, ihracat ve turizm gelirleri dibe vurmuşken ve ülkeye yeterince döviz girmiyorken, ekonomide denizin bittiği görülmüş, finansal bir krizin elinin kulağında olduğu anlaşılmış ve hem yerli hem de yabancı sermayeye “fabrika ayarlarına dönüş” vaatleri verilmiştir. ABD’de Biden’ın başkan seçilmesi ve Merkel ile Macron’un yeni-Osmanlıcı dış politikaya bir balans ayarı yapmakta uzlaşmaları da süreci hızlandırmıştır.

İktidar içeride sermayeye olduğu gibi dışarıda da emperyalizme kimi yeni güvenceler vererek Batıyla belli bir denge noktasında yeniden uzlaşabileceğini ve böylece ekonomiyi krizden çıkarabileceğini düşünmekte, bunun hesabını yapmaktadır.

Türkiye’de revaçta olan söylem, sermayenin demokrasi istediğini, otoriter rejimlerden kaçtığını, dolayısıyla da ekonomik krizden çıkılabilmesi için öncelikli olarak yapılması gereken şeyin demokratikleşme adımları atılması olduğunu vazetmektedir.

Oysa sermaye geçmişte ve bugün sayısız örnekte görüldüğü üzere otoriter rejimlerle, faşistlerle, askeri diktalarla gayet uyumlu bir şekilde çalışabilmektedir. Sermaye demokrasi değil, parasının, malının, mülkünün garanti altında olmasını ister, bu garanti verildikten sonra da gerisi onu pek ilgilendirmez, demokrasiye dair talepleri de atılacak adımlar da makyajdan öteye gitmez.

Aynı şekilde emperyalizm için de önemli olan diktatörlükle mi demokrasiyle mi yönetildiğiniz değil, emperyalist hiyerarşi içerisinde öngörülebilir olup olmadığınız, size çizilen oyun alanının dışına çıkmayı zorlamamanızdır.

İşte tam da bu nedenle, iktidarın yeni bir demokratikleşme süreci başlatacağı, açılım politikalarına döneceği, AB’nin istediği reformları hayata geçireceği, MHP’yi sırtından atacağı vb. iddialara ihtiyatla yaklaşmak gerekmektedir.

“Restorasyon cephesi” her ne kadar bu açıklamalardan heyecanlanmış ve iktidarla kucaklaşmaya, uzlaşmaya, barışmaya heveslenmişse de, iktidar açısından bunun nesnel zemini pek görünmemektedir.

İktidar önümüzdeki dönemde söyleminde bir değişikliğe gidebilir, buna uygun bazı adımlar da atabilir; evet doğru ama bunlar sermayeye ve emperyalizme birtakım güvenceler vermekten öteye gidemez.

IMF’ye gidilmesi ve anlaşılması, MHP’yle ittifakı bozup içinde CHP ve/veya İYİP’in olduğu bir tür “Türkiye ittifakı”nın kurulması, parlamenter sisteme dönüş ve dış politikada 180 dereceye varan tutum değişiklikleri gibi adımların atılması ihtimali sıfıra yakındır.

Çünkü tüm bunları yapmak, Erdoğan’ın kendisini Erdoğan ve AKP’yi AKP yapan şeyden, yani yeni bir rejim inşa etme hedefinden vazgeçmesi anlamına gelmektedir. İktidar, başta % 51 oy almak üzere, kendisini bizzat kendi elleriyle büyük bir açmazın içerisine sokmuş ve rasyonel adımlar atabilme aşamalarını çoktan geçmiştir.

Rejim mevcut görünümüyle kaldıkça giderek daha fazla aşınacaktır, giderek daha büyük krizlerle karşılaşacaktır doğrudur ama öte yandan rejimin mimarisini değiştirmeye kalkışmak, radikal birtakım dönüşler gerçekleştirmek de çok daha büyük bir aşınmayı ve çöküşü beraberinde getirecektir.

İktidar açısından en büyük olasılık, Cumhur ittifakıyla yola devam edilmesi, günü kurtaracağı düşünülen ve “reform” olarak adlandırılacak kimi adımlar atılması, ucuz emek sömürüsünün derinleştirilerek sermayeyi memnun edecek işlere girişilmesi, ABD’den Ortadoğu’da yeniden taşeronluk talebinde bulunulması, muhalefet üzerindeki baskının yoğunlaştırılması ve ekonomide kısmi bir iyileşme olduğu düşünüldüğünde de serbest seçimlerden başka her şeye benzeyecek bir seçime gidilerek bir beş yıl daha kazanılmasıdır.

“Salgın yönetimi” adı altında, ücretsiz izin uygulamalarından mekânların kapatılmasına, hiçbir eyleme izin verilmemesinden sokağa çıkma yasaklarına uzanan bir genişlikte, emek karşıtı neoliberal politikaların, güvenlikçi politikaların ve kamusal alanın dinselleştirilmesine yönelik politikaların derinleştiriliyor oluşu, salgın yönetiminin bir toplumsal mühendislik projesine, bir yönetme teknolojisine dönüştürülmesi gidişata dair ciddi ipuçları vermektedir.

“Uzlaşı, kucaklaşma, milli birlik beraberlik” heveslileri yine büyük bir hüsrana uğrayacaklardır ama iktidarın kimi taktik adımların ve hamlelerin dışında kimseyle kucaklaşmaya, uzlaşmaya niyeti yoktur. Dolayısıyla hem daha büyük ekonomik ve siyasi krizlere, devlet ve iktidar içi çatışmalara hem de topluma daha çok sopa gösterilmesine ve düşmanlık politikalarının yoğunlaştırılmasına tanıklık etmemiz kaçınılmazdır.

Esas mesele tüm bunlara gerçek bir yanıtın nasıl verileceği, gidişata gerçek bir müdahalenin nasıl yapılacağıdır. İdare-i maslahatçılıkla, orta yolculukla, “aman ağzımızın tadı kaçmasın” siyasetiyle varılabilecek bir yerin olmadığı ise açıktır.    

https://sol.org.tr/yazar/bir-yeni-donem-mumkun-mu-20037



Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Bu yobazları bu liberaller yetiştirdi! melnur 5 2507 30.08.2017- 01:59
Konu Klasör Liberaller, sosyalistler, komünistler umut 0 2052 10.09.2015- 08:44
Konu Klasör Ulusalcılığa ve liberalizme dair... melnur 2 128 23.09.2020- 05:12
Konu Klasör Erdoğan’ı Batı’ya liberaller sundu dayanışma 1 2608 20.05.2015- 20:26
Konu Klasör Yoksa liberaller kemalist mi?-Deniz Yıldırım denizcan 2 2535 07.11.2014- 19:04
Etiketler   Ulusalcılar,   liberaller,   üzerine.
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS