SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 2 Sayfa:   Sayfa:   [1]   2   >   son» 
Cehalet bilimi cehaletin bilimi...           (gösterim sayısı: 140)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.520
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

27 kere teşekkür etti.
34 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 11.11.2020- 04:15


Cehalet bilimi cehaletin bilimi (1) - Özdemir İnce

Aşağıda okuyacağınız haber sanırım sadece Cumhuriyet gazetemizin 25 Ekim 2020 tarihli sayısında Sefa Uyar imzasıyla yayımlandı:

***

“Kütahya Dumlupmar Üniversitesi’nin (DPÜ) ev sahipliğinde gerçekleştirilen ve Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın açılışına video mesaj gönderdiği 4. Uluslararası Bilimler Işığında Yaratılış Kongresi’nde bilimsel gelişmeler hedef alındı. Kongrenin destekçileri arasında Diyanet İşleri Başkanlığı, TÜGVA, TÜRGEV, İlim Yayma Cemiyeti ile tarikat ve cemaat bağlantılı olduğu belirtilen Hayrat Vakfı ve Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı gibi kuruluşlar yer aldı. Kongrede ‘Kuranıkerim’e göre yeni embriyoloji tarihi’, ‘Hadid Suresi, 25. ayetin biyokimyasal tefsiri’, ‘Said Nursi’nin evrim düşüncesine karşı yazılmış ilk görüşleri’ ve ‘Risale-i Nur’da insanın hayvaniyeti meselesi’ gibi bildiriler sunuldu.”

***

İslamcıların büyük âlimi (!) Said Nursi ile her zaman   ilgilendim ve hakkında epeyce yazı yazdım. Birkaç yazı sürecek bu dizisinin ilk yazısı olarak Said Nursi’nin bir portresini bilginize sunuyorum. Yazı 9 Nisan 2008 tarihinde Hürriyet gazetesinde yayımlanmıştı.

***

Mehdi yaratma sanatı ve kullanım klavuzu
Said Nursi’nin çınar ağacına elde çay bardağı sokakta yürür gibi çıkığına inanan büyük bir kara kalabalık var bu ülkede. Bu gerçek mucizeyi (!) Mustafa Yıldırım’ınMeczup Yaratmak” (Ulus Dağı Yayınları, S.119) kitabından öğreniyoruz. Mustafa Yıldırım da bu peygamber mucizesini Bediüzzaman’ın şakirtlerinden Süleyman Şahiner’in “Hatıralarda Bediüzzaman” (S.188) adlı menkıbeler kitabından aktarmış.

Haydi gelin bu ortamda demokrasiden, özgürlüklerden ve insan haklarından konuşalım, isterseniz. Böyle bir ortamda yetişen babayiğitler elbette seçimlerde aldıkları oyu hukuk devletini çiğnemek için kullanacaklardır. Yargı karşısında kendilerini Kuran ayetleriyle savunacaklardır.

***

Mustafa Yıldırım’ın kitabını ağzım bir karış açık, hayretler içinde okuyorum: Said Nursi’nin (Kürdi) kendi ağzından yazılan özyaşamöyküsünde, yirmi yıllık eğitimi üç ayda tamamladığını söylemektedir. (S.11) Said Nursi beş günde inorganik kimyayı öğrenip ve bir öğretmeni yenmiştir. Prof.Dr. Şerif Mardin, Said Nursi’nin bir cebir kitabı yazmış olduğunu ileri sürer (S.20); ancak Süleyman Şahiner ortada olmayan kitabın bir yangında yok olduğunu belirtir.

Said Nursi kendi ağzından yazılan kitapta tarih, coğrafya, riyaziyat, jeoloji, fizik, kimya, astronomi, felsefe ilimlerinin esaslarını elde etmiştir. Nasıl elde etmiştir belli değil! Kendi iddiasına göre 80-90 kitabı üç ayda ezberlemiştir. Said Nursi her ezberden sonra bir öğretmenle karşılaşır ve münazarada onu yener(!).

***

Said Nursi (Kürdi), bir İslamcılık ve Kürtçülük militanıdır. İslamcılar ona “Nursi” Kürtçüler ise “Kürdi” derler. Kürt Teali Cemiyeti’nin kurucularından, Şeyh Said ve isyanının destekçilerindendir. Kurduğu ve Nurculuk olarak bilenen İslami-Kürdi hareket 1950’den itibaren bir kanser gibi Türkiye’yi sarmaya başlamış ve Fethullahçılık olarak bilinen “Yeni Nurculuk” ile dünyaya açılmıştır. Şu anda ülkeyi kanser gibi kemirmektedir!
Okuma yazma bilmediğini ileri süren ve kitaplarını şakirtlerine söyleyerek yazdıran Said Nursi’nin, okuduklarımdan öğrendiğime göre, bir peygamber yöntemi kullandığını söyleyebilirim. Rüyalar görmekte, açıkça söylemese de rüyalarında Allah ile konuştuğunu ileri sürmektedir; Hz. Muhammed sık sık rüyalarına girer ve talimatlar verir.

“İki düş görerek önemli görevler üstlenen Said-i Kürdi, kendi anlatımına göre ilk kerametini de Bitlis yolunda gösterir: Elleri kelepçelidir. Abdest almak ister. Ancak kelepçeler kendiliğinden açılır.” (S.19)

***

Said Nursi mehdilik, peygamberlik iddiasındadır. Bu imalat ve inşaatı bizzat kendisi yönetmiş ve kendisine Cemal Kutay, Necmettin Şahiner, Rohat ve Prof.Dr. Şerif Mardin kitaplarıyla kalfalık etmişlerdir. Fethullah Gülen de Said Nursi yöntemi kullanmakta ve adım adım onu taklit etmektedir. ABD’nin önderliğinde Kemalizm, komünizm ve masonluka karşı cihat açmış olan yapıntı Said Nursi’nin başarılı olmadığını kimse söyleyemez. ABD, kendisi tarafından yazılmış olan bir kullanım kılavuzuna uygun olarak Said Nursi’yi kullanmış, şimdi onun bir klonu olan Fethullah Gülen’i tepe tepe kullanmaktadır.

https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/ozdemir-ince/cehalet-bilimi-cehaletin-bilimi-1-1787973



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.520
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

34 kere teşekkür edildi.
27 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 11.11.2020- 04:23


Cehalet bilimi cehaletin bilimi (2) - Özdemir İnce


İlk yazımda sözünü ettiğim ve Kütahya Dumlupınar Üniversitesi’nin (DPÜ) ev sahipliğinde yapılan kongreye 33 üniversiteden akademisyenler, “Yaratıcıyı Tanıma ve Anlama”, “Fen Bilimleri Işığında Yaratılış” ve “Ders Kitapları Müfredatı ve Yaratılış” gibi 7 başlık altında toplam 85 bildiri ile katılmış. Sunulan bildiri başlıkları arasında ise şunlar yer alıyor: “Tek yumurta ikizleri ve yapışık ikizler evrimi reddediyor. Biyokimyasal ve fizyolojik denge, evrimsel süreçleri reddediyor. Böceklerdeki başkalaşım devreleri, bir yaratıcının sanat eseridir. Risale-i Nur bakış açısıyla kâinatta sıra dışı kanunlar penceresinden yaratılış ve yaratıcıyı tanıma. Said Nursi’nin evrim düşüncesine karşı yazılmış ilk görüşleri. Fen bilimleri ders kitabının yaratılış görüşü açısından incelenmesi. Evrim teorisine Esma-i Hüsna açısından bakış. Kuranıkerim’e göre yeni embriyoloji tarihi. Hadid Suresi, 25. ayetin biyokimyasal tefsiri. Risale-i Nur’da insanın hayvaniyeti meselesi. İbn-i Sina ve Bediüzzaman Said Nursi’de yaratmada melek-tabiat ilişkisi.

***

Sunulan bildirilerden anlaşıldığına göre adı geçen kongrenin yıldızı İslamcı âleminin allame-i cihanı Said Nursi. Bu nedenle, adı geçen şahısla ilgili ve 14 Ocak 2011 günü Hürriyet gazetesinde yayımlanan bir başka yazıyı bilginize sunuyorum.

***

9 Nisan 2008 günü, Mustafa Yıldırım’ın “Meczup Yaratmak” (Ulus Dağı Yayınları) adlı kitabına dzayanarak, “Mehdi Yaratma Sanatı ve Kullanım Kılavuzu” başlıklı bir yazı yayımlamıştım. Amacım, Said Nursi olayının gerisindeki hurafelere ve safsatalara dikkatleri çekmekti. Yazı, Nurcuları öfkelendirip telaşlandırdı. Telaşlanmanın gereği yoktu aslında: Olan olmuş, bu safsatayı (“efsane” demiyorum) artık tersine çevirmek olanaksız.

Safsataya dayanak olarak, yaımda birkaç örnek göstermiştim:

“İki düş görerek önemli görevler üstlenen Said-i Kürdi, kendi anlatımına göre ilk kerametini Bitlis yolunda gösterir: Elleri kelepçelidir. Abdest almak ister kelepçeler kendiliğinden açılır (S.19).”

***

Saidi Nursi safsatasının mimarlarından Necmettin Şahiner’in “Hatıralarda Bediüzzaman” adlı göz boyama kitabını bulup okuyamadım. Kitapta, Said Nursi’nin elinde çay bardağı ile Barla’daki evinin önündeki çınar ağacına ellerini kullanmadan çıktığı yazıyormuş. Ama bir başka mehdi ya da meczup yaratma kitabını okudum yazarın: “Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi” (Nesil Yayınları. 58 baskı).

Kitapta yer alan safsatalardan örnekler:

- Kürdistan Devleti kurmayı kabul etmez. (S. 221)

- 1921 yılında, “Ya rabbi senin askerin çoktur. Bu melunlara fırsat verme” diye yakarır. Bu yakarı üzerine bir maymun Yunan kralını ısırarak öldürür. (S. 228)

- Gemici Mehmet keklik avlamak ister. Said Nursi engel olur. Bunun üzerine bir keklik sürüsü saatlerce başlarının üzerinden ayrılmaz. Şükran mahiyetinde! (S. 279)

- Savcılar mahpushane damında olması gereken Bediüzzaman’ı çarşıda pazarda dolaşırken görürler. Ama o hem hapishanede yatmakta hem de çarşıda pazarda dolaşmaktadır. Aynı anda iki yerde birden olabilmektedir (S. 313, 336).

- “Eskişehir hapsinde tifo aşısı diye sol meme üzerinden zehir şırınga ediyorlar. Vücut zehiri tecrit ediyor. Orası sertleşmiş kalmıştı. Zamanla zehir yavaş yavaş balmumu şeklini almış, bir defasında da kopmuştu. Parçasını ayırmış, saklamış. Bir gün ziyaretine gittiğimde ‘Bak’ dedi. O parçayı sol göğsünün üzerinde çukurluğa koyuyor. Tam oraya koyuyor. Zehirlediklerini ispat ediyor.” (S.352)

***

Bu türden safsataların tanıkları nedense hep doktorlar, yüzbaşılar, albaylar, binbaşılar oluyor.

Said Nursi tam anlamıyla bir megaloman ve mitoman. Valileri, kaymakamları, devlet görevlilerini durmadan paylıyor. Örneğin Ankara Valisi Nevzat Tandoğan’a “Bu sarık bu başla beraber çıkar!” (S. 336) diye meydan okur. Ancak meydan okumalarının, mucize gösterilerinin kendisinden başka tanığı yoktur. Bütün mucizeler ve kabadayılık gösterileri kendi sözlerine dayanır. Düşlerinde geleceği görür, düşlerinde Allah ve Peygamberi ile konuşur. İster inan ister inanma! Ben ne yazarsam yazayım, mürekkep yalamışlar, diplomalılar da aralarında olmak üzere ona birçok inanan var.

Anladığım kadarıyla “Hür Adam” filmi Cemal Kutay, Necmettin Şahiner, Rohat ve Şerif Mardin gibi safsata tüccarlarının kitaplarına dayanıyor.

https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/ozdemir-ince/cehalet-bilimi-cehaletin-bilimi-2-1788844



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.520
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

34 kere teşekkür edildi.
27 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 11.11.2020- 04:29


Cehalet bilimi cehaletin bilimi (3) - Özdemir İnce

Bundan önceki iki yazımda sözünü ettiğim ve Kütahya Dumlupınar Üniversitesi’nin (DPÜ) ev sahipliğinde gerçekleştirilen ve 33 üniversiteden akademisyenlerin katıldığı “Cehalet Bilimi Kurultayı”nda şenlik devam ediyor.

Zamane şeyhülislamı Ali Erbaş da kongreye video konferans ile mesaj göndermiş, “İslamın ‘yaratılış’ fikrine karşı alternatif bir varoluş modeli iddiasıyla ortaya çıkan, bilimsel bir realite gibi kabul edilip sıkça gündeme getirilen her türlü düşünce ve ideoloji tepkiseldir, rasyonel açıdan da problemlidir” ifadelerini kullanmış.

***

İslamın tek başına bir “yaratılış” inancı (“fikri” değil) yoktur. Tektanrıcı üç dinin (Musevilik, Hıristiyanlık, İslam) ortak bir yaratılış efsanesi vardır. Sırasıyla Tevrat’tan İncil’e, İncil’den de Kuran’a geçmiştir. Buna göre: Varlığı kabul edilen Tanrı, insanı tasarlamış ve yaratmıştır. Bu üç dinden önceki inanç biçimlerinde de bunun benzeri tasarımlar vardır.

Tek tanrı ve ondan önceki tanrılar yarattıkları insanın kafasının içine akıl koymayı ihmal etmemiştir. İnsanın düşünmesini istemişlerdir. Zaten beyni olan bütün yaratıklar şu ya da bu şekilde kendilerine göre düşünürler.

***

Zamane şeyhülislamı Bay Erbaş, rasyonel açıdan sorunlu ve tepkisel bulduğu düşünce diye “evrim”i işaret etmekte. Oysa bunu tartışmanın gereği bile kalmadı: Artık evrime dayanmayan hiçbir bilimsel düşünce ve teknoloji yok.

Bilim ve “Evrim” Tanrı’nın varlığını, evrenin, dünyanın ve insanın varoluş tarzını tartışmaz, kendi işine bakar. Tanrı ve işleri felsefenin tartışma alanına girer.

Bilim, dini, din adamlarının işini, eylemini, düşüncesini hasım haline getirmez, Bay Erbaş’ın derdi ne?
Paleontoloji (Taşbilimi), binlerce metre yükseklikteki taş katmanlarında deniz hayvanlarının fosillerinin işi ne diye sorsa cevap verebilir mi? İslamın da kabul ettiği Tevrat’a göre Tanrı, birinci gün yeri ve göğü, beşinci gün ise deniz canlılarını yarattı. Birinci gün yaratılan dağlarda, beşinci gün yaratılan deniz canlılarının (fosillerinin) işi ne? Bu soruya nasıl cevap verebilir? Ama kibar paleontoloji bilim cahillerine böyle bir soru sormaz. Ama varsayın ki sordu, cevabı ne?

***

Bayanlar ve baylar! Din inançtan, bilim ise gerçeklerden doğmuştur ve her iki dünya birbiriyle rekabet halinde değildir. Bilimin inançla rekabet halinde olmadığı ve dine saygılı davrandığı kesin, din de bilime düşman değil ama din adamları başından bu yana bilime ve bilimciye düşman. Bunun nedeni siyasetin yanında iktidar ve ekmek kavgası. Buna karşın Vatikan’daki Papalık Bilim Akademisi’nde bir konuşma yapan Papa Francesco şunları söylüyor:

***

“Bugün dünyanın kökeninin dayandırıldığı ‘Büyük Patlama (Big Bang)’, ilahi bir yaratıcının müdahalesi fikriyle çelişmiyor, aksine bunu gerekli kılıyor. Doğanın evrimi, yaratılış kavramına ters düşmüyor, çünkü evrim teorisi de evrimleşen varlıkların yaratılmış olmaları önkoşulunu gerektiriyor. Yaradılış hikâyelerini okuduğumuzda Tanrı’yı elinde sihirli değneği olan ve her şeyi yapabilen bir büyücü gibi hayal etme yanılgısına düşebiliyoruz. Ama öyle değil. Tanrı varlıkları yarattı ve onları kendisi tarafından her birine bahşedilen kurallar çerçevesinde gelişmeye açık halde bıraktı, gelişmeleri ve kendi bütünlüklerine erişmeleri için. Yaratılış süreci bu şekilde yüzlerce, binlerce yıl içinde ilerledi ve sonunda bizim bugün bildiğimiz haline ulaştı.”

***

Papa kendi inancı bağlamında evrim gerçeğiyle uzlaşıyor. Bilim de konuşuyor ve “Modern disiplinler de geçmişi anlamamıza yardım ediyor artık. Biyologlar kromozomları konuşturarak genlerimizin derinliklerinde geçmişin yerleşik düzeninin izlerini buluyor; fizikçiler büyük parçacık hızlandırıcıları ile bir kaya parçası üzerinde bulunan birkaç boya atomundan onun yapılış tarihini saptayabiliyor; dilbilimciler konuşulan diyalektlerin soyağacını hazırlayabiliyor; etnologlar, yeryüzü kültürlerindeki eski inanış ve jestlerin anlamlarını çözebiliyorlar... Sonra botanikçiler, nöropsikologlar, zoologlar ve hatta sanatçılar, hepsi adeta kökenlerimizle ilgili yeni bir bilgi ortaya koymak için yarışıyor”(*) diyor.

***

Bay Ali Erbaş’a gelince, safsatayla safsatalaşıyor!..

(*) İnsanın En Güzel Tarihi, İş Bankası Yayınları, 2009, s.9.

https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/ozdemir-ince/cehalet-bilimi-cehaletin-bilimi-3-1789354



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.520
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

34 kere teşekkür edildi.
27 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 11.11.2020- 04:38


Cehalet bilimi cehaletin bilimi (4) - Özdemir İnce

Genç muhabir arkadaşımız Sefa Uyar, adı üniversite olup medrese zihniyetli Dumlupınar Üniversitesi(!) tarafından düzenlenen bilimsel (!) kongrede tanık olduğu “şeyler”i yazmayı sürdürüyor (26.10.2020). “Şeyler”den biri de bilimsel çalışma yapan bilimcilerin “ateist” ilan edilmesi. Diyanet İşleri Başkanlığı, TÜGVA, TÜRGEV, İlim Yayma Cemiyeti ile tarikat ve cemaat bağlantılı vakıflar, AKP’ye yakın kuruluşların yer aldığı kongrenin sonuç bildirgesinde özetle şunlar kaydedilmiş:

***

“ ‘Din ayrı, bilim ayrı’ düşüncesi materyalist felsefenin ürünüdür. Bilim dünyası yaklaşık 200 yıldır ateizmin tesiri altında. Bilim, Allah’ın kâinattaki eserlerini inceleme sanatıdır. Eğitimin bütün safhalarında ilimler tevhidi bakış açısı ve üslupla ele alınmalı. Bunun sonucu olarak gençlerimizin hem taassuptan hem de onları inançsızlığa sürükleyen hile ve zihinlerine atılan şüphelerden kurtulacakları; böylece ailesine, vatanına, milletine bağlı mükemmel insan modelinin ortaya çıkacağı aşikâr” diye buyurmuşlar.

***

Din ayrı, bilim ayrı değilmiş, ayrı değilse iç içe mi, bitişik mi? Bilimciler, din kitaplarının evren ve dünya tasarımını materyalist filozoflardan çok önce söz ettiler.. Şunu bunu bırakalım evrenin düzeninin gerçekliğinin kutsal kitaplarda yazılanlara uymadığının düşünülmeye başlamasıyla bilim dinin sultasından kurtulup eğemenliğini kazandı.

Öncesini atlayıp Nikolas Kopernik’ten başlayalım: Kopernik, “De revolutionibus orbium coelestium” (Göksel kürelerin devinimleri üzerine) başlığını taşıyan başyapıtında Güneş Sistemi’nin tarifini yapmış, gezegenlerin Güneş’in merkezde olduğu sabit yörüngeler üzerinde hareket ettiğini ileri süren “gün merkezlilik” yasasını savunmuştur. Bu yasa, modern astronomik ve bilimsel gelişmelerin başlangıcı ve bilim tarihinin bir dönüm noktasını oluşturmaktadır.

***

Kopernik ve kilisenin engizisyon mahkemesi tarafından yargılanan Galileo Galilei gerçekten ateist miydiler, yani allahsız ve kitapsız mı idiler? Hiç sanmam! Amma ve lakin, günümüzde “bilim” denen beyin ve deneyim ürününü “ateistlik”le damgalamak olsa olsa hödüklüktür. Tesla der ki: “Kilisenin, (cami ve sinagog) çatısına paratöner takıldığından bu yana din ile bilim kavgası sona ermiştir.” Bizim profesörcülerin bunu düşünecek kadar aklı yok mu?

***

Genç muhabir arkadaşımız Sefa Uyar yazıyor: “Kongrede Dr. Abdülkadir Çoban, ‘Kuran ve bilim ışığında yaratılış açısından suyun yeri ve önemi’ başlıklı bildirisi ile yer aldı. ‘Yanıcı özelliğe sahip iki hidrojen ile yakıcı özelliğe sahip olan bir oksijenden söndürücü özelliğe sahip olan suyun yaratıldığını’ söyleyen Çoban, suyun kullanım alanlarına işaret ederek suyun tabiatın eseri olmasının imkânsız olduğunu iddia etti. Çoban, ‘Suyun, mezkur özellikleri taşımasının kendi kendine olması veya tesadüfen vücut bulması ya da tabiatın eseri olması imkânsızdır’ ifadelerini kullandı.”

***
Tanrı bir kimyager gibi neden hidrojen (H2 ) ile oksijeni (O) birleştirip suyu (H2 O) keşfetsin, “Su olsun!” der, su olur. Evreni “Ol!” diyerek yaratmadı mı? Tanrı’yı basit bir kimyagere indirgemek hiç de bir Müslümana yakışmaz. Dr. Abdülkadir Çoban’ın kim olduğunu araştırdım, Erzurum Binali Yıldırım Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biokimya Anabilim Dalı’ndan Prof.Dr. Taha Abdülkadir Çoban galiba. Kendileri suyun “kendi kendine olması veya tesadüfen vücut bulması ya da tabiatın eseri olması imkânsızdır” iddiasındadır.

***

Rastlantı bu ya 23 Ekim 2020 tarihli “Herkese Bilim ve Teknoloji” adlı dergide, Scientific American adlı dergiden bir aktarma var: Yazının adı “İlk Su Nereden geldi”. Yazarı Columbia Üniversitesi’nden astrobiyolog Calep A.Scharf. Scientific American adlı dergi Prof.Dr. Çoban’ın su konusundaki görüşlerini kesinlikle yayımlamaz! Adı geçen dergi ateist olduğu için değil, Prof.Dr. Çoban’ın görüşleri çağdaş bilime aykırı olduğu için yayımlamaz. Prof. Dr. Çoban’ın bu görüşlerini Türkiye’de yayımlanan “Herkese Bilim ve Teknoloji” adlı dergi de yayımlamaz. Ancak mürteci dergilerde yayımlayabilir.

***

Kaderin cilvesine bakın ki Cumhuriyetin kuruluşunun 97. yılında, bir Cumhuriyet üniversitesinin düzenlediği bir bilimsel toplantıda Cumhuriyetin profesörleri(?) bu türden irtica zırvalarını bilimsel görüş diye yutturmaktalar.

https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/ozdemir-ince/cehalet-bilimi-cehaletin-bilimi-4-1789794



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.520
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

34 kere teşekkür edildi.
27 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 14.11.2020- 04:17


Cehalet bilimi cehaletin bilimi (5) -   Özdemir İnce


Cumhuriyet gazetesi (26.10.2020) muhabiri Sefa Uyar yazıyor: “Kütahya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kazım Uysal, bildirilerin tamamlanmasının ardından düzenlenen kapanış töreninde, kongrenin sonuç bildirgesini okudu. Tanzimat’tan itibaren ‘Batılılaşma’ adına her türlü kültür ve ahlaki değerlerden büyük oranda uzaklaşıldığını öne süren Uysal, Batı kaynaklı eğitimle güzel ahlakın, kişiler arasında emniyet ve sadakatin bozulduğunu iddia etti. Uysal, ‘Bunun birinci sebebi kâinattaki bütün varlıkların tesadüfler, sebepler ve tabiatın eseri olarak meydana geldiği şeklinde verilen eğitimdir. Böyle bir eğitimle yetişen gençler, kendisinin de tesadüfen meydana geldiğini, hayatın bir gayesinin olmadığını zannetmekte. Helal-haram tanımamakta, milli ve manevi değerlerine yabancılaşmakta’ ifadelerini kullandı.

***

Bay Rektör’ün iddiasına göre toplumumuz Türk aydınlanmasının başladığı Tanzimat’tan bu yana her türlü kültür ve ahlaki değerlerden büyük oranda uzaklaşmış... Bu hafifmeşrep cümle Cumhuriyet devrimi düşmanlarının yüz yıldır gevelediği mürteci itirazı özetlemektedir. Bu, “Batılılaşma” değil, “çağdaşlaşma”, çağının çağdaşı olma çabasıdır; bu aydınlanma iradesi ve bilinci, bilimi rehber yapmış uygar uluslar ailesine katılma sevdasıdır.

Şu anda Arap ve Acem dil ve kültürlerinin sultasından kurtulmuş kültürümüz artık “ulusal” bir kültürdür. Osmanlı’nınki gibi taklit ya da piç kültür değildir.

***

Bay Rektör’ün hayran olduğu “güzel ahlak” içinde cahiliye döneminin kalıntılarını barındıran Arap-İslam ahlakı olup evrensel ahlak sınavında asla geçer not alamaz. Teokratik bir düzenin ürettiği ahlak anlayışı, çağdaş hümanist değerler karşısında ancak ortaçağ kalıntısı olabilir. Bir köle düzeninin etik dışı değerlerini övmek bir öğretmene yakışmaz. Bu ahlakın topraklarında kulluk-kölelik her zaman vardı, şimdi de var; insan sömürüsü var, eşitsizlik var, özgürlük yok; hırsızlık, dolandırıcılık, rüşvet var, kadın düşmanlığı ve ticareti var; sübyancılık ve porno var! Bay Rektör bize bu rezilliklerin övgüsünü yapıyor.

***
Bay Rektör, laik eğitim-öğretimin ürünü gençlerimizin, Allah-kitap tanımadığını, milli ve manevi değerlerine yabancılaşmakta olduğunu iddia etmekte. İyi de bu yoz gençler neden imam hatip ürünlerinden çok daha başarılı? Neden? 1923’ten bu yana, her alanda (bilimci, mimar, mühendis, doktor, yazar, ressam, arkeolog, fizikçi, kimyacı, matematikçi vb.) ulusumuzun yüz akı olmuş insanlarımız arasında Bay Rektör’ün hayranı olduğu üfürükçü ve mürteci anlayışın kaç evrensel temsilci var? Hiç!
Bay Rektör’ün mensubu olduğu kitle “helal-haram”ı tanıdığı için mi ülkemizi soğan gibi soymakta? Devlet kasasını 5 dolara muhtaç etmekte?

***

Cumhuriyet muhabiri Sefa Uyar, Ayhan Küflüoğlu (*) diye birinden söz ediyor: “Bilimin seküler ve laik olamayacağını, ‘ateist ve deist’ olabileceğini iddia eden Küflüoğlu, bilimin ‘ne, neden, nasıl’ gibi sorular sorduğunu ancak kim sorusunu sormadığını belirtirken ‘Bilimsellik, kimsesiz bir evren tarifi yapmıştır’ dedi. ‘Kâinattaki eserlerin ustasının kim olduğunun sorulmadan, neden ve nasıl oluştuğunun açıklanamayacağını’ iddia eden Küflüoğlu, olayların bilimsel olarak açıklanmasının ‘kendi kendinelik’ bildirdiğini ve bu ifadelerin ‘ateist ve deistik’ olduğunu öne sürdü.”

***

Bilim, sadece seküler ya da laik olduğu için değil, ama evrenin sahibinin “kim” olduğunu sormadan, sormaya gerek görmeden varoluşunun nasılını, nedenini sorup araştırdığı için bilimdir! “Mal sahibi, mülk sahibi, hani onun ilk sahibi” demeden “ne ve nasıl” olduğunu, bilinmeyen gerçeği aramak ateistlik ise bunun hiçbir sakıncası yok. Tanrı’yı ya da Allah’ı bilimsel bilim araştırmaz; teologlar, keşişler, mutasavvıflar arar. Gerçek bilimin çalışmalarında “akıl” dışında inanç ve imana ihtiyacı yoktur. Aşkla kullandığınız teknolojiyi inanç ve imanınız mı yarattı?

***

Deizme göre Tanrı şimdiki zamana karışmaz, kişisel değildir ve asla vahiy aracılığıyla bir din oluşturmamış ya da insanlığa hitap etmemiştir. Küflüoğlu’na göre Tanrı’ya inanmak yetmiyor, ille de bir peygambere, bir dine inanmak gerekli, Hz. Muhammed’e ve İslama inanmak zorunlu. Ama bu da yetmiyormuş: Bay Küflüoğlu gibi Said Nursi’ye “üstat” demek gerekiyormuş...

(*) İTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü’nde memur.

https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/ozdemir-ince/cehalet-bilimi-cehaletin-bilimi-5-1790607



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.520
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

34 kere teşekkür edildi.
27 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 24.11.2020- 09:48


Cehalet bilimi cehaletin bilimi (6) - Özdemir İnce

Sefa Uyar’ın haberinden (Cumhuriyet, 26.10.2010) öğrendiğimize göre Atatürk’e “Deccal” diyen Said Nursi’nin “üstat” unvanıyla anıldığı Yaratılış Kongresi’nde Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kazım Uysal da bir balık türünün göç ve yumurtlama dönemleri üzerine bir sunum yapmış: “Anadrom salmonlarının esrarengiz göçleri” başlıklı sunumda, balığın bazı göç hareketlerini yapabilmesi için “şuura” sahip olması gerektiğini ancak olmadığını belirterek doğal hareketleri “Allah’ın hikmeti” olarak yorumlamış.

***

Gülelim mi, ağlayalım mı? Caretta carettalar da, bütün göçmen kuşlar da, her hayvan türü de kendine göre aynı şeyleri tekrarlıyor. Bu tekrarlarda “Allah’ın hikmeti”ni bulacaksan neden boş yere araştırma ve inceleme yapıyorsun? Milyonlarca yıllık tekrarlanan bir eylemin genler aracılığıyla yeni kuşaklara aktarımı bu. Köylerde sığırı belli otlak yerine götürüp bırakırlar, hayvanlar güneş batarken evlerine dönerler. Eşekler sürücüleriyle birlikte evlerine dönerken belli bir noktada anırır. Bunun içgüdüsel nedenini zoologlar ve hayvan psikologları çok iyi bilir. Bre Bay Rektör, “Allah’ın hikmeti”nin olduğu yerde bilimsel araştırma mı yapılır?

***

Daha önce de değinmiştim: Rektör Uysal, bildirilerin tamamlanmasının ardından düzenlenen kapanış töreninde, kongrenin sonuç bildirgesini okumuş. Tanzimat’tan itibaren “Batılılaşma” adına her türlü kültür ve ahlaki değerlerden büyük oranda uzaklaşıldığını öne süren Uysal, Batı kaynaklı eğitimle güzel ahlakın, kişiler arasında emniyet ve sadakatin bozulduğunu iddia etmiş. Uysal, “Bunun birinci sebebi kâinattaki bütün varlıkların tesadüfler, sebepler ve tabiatın eseri olarak meydana geldiği şeklinde verilen eğitimdir. Böyle bir eğitimle yetişen gençler, kendisinin de tesadüfen meydana geldiğini, hayatın bir gayesinin olmadığını zannetmekte. Helal-haram tanımamakta, milli ve manevi değerlerine yabancılaşmakta” ifadelerini kullanmış.

***

Vallahi taaccüp ettim, yani şaşakaldım! Bay Rektör’ün itiraz ettiği şeyler bilimsel olgular ve bilgiler. Kutsal kitapların, evrenin ve insanın doğası üzerine yazdıkları kesin bilgilerse bilime ne gerek var?

“Bilim, neden, merak ve amaç besleyen fiziki evrenin deney, gözlem, düşünce aracılığıyla sistematik bir şekilde incelenmesini de kapsayan entelektüel ve pratik disiplinler bütünüdür. Bilimin diğer tüm disiplinlerden en farklı karakteristiği, savunmalarını somut kanıtlarla sunmasıdır. Ve bu da bilimi en güvenilir bir disiplin olarak günümüze kadar birçok alt dala bölmüş, insanların daha iyi yaşam koşullarına kavuşmasına, bilinmeyen olguları bulmamıza ve yeni şeyler öğrenmemize ön ayak olmuştur. Tüm bilim dalları evrenin bir bölümünü kendine konu olarak seçer, deneysel yöntemlere ve gerçekliğe dayanarak yasalar çıkarmaya çalışır. Einstein bilimi, her türlü düzenden yoksun duyu verileri ile düzenli düşünceler arasında uygunluk sağlama çabası, Bertrand Russell ise gözlem ve gözleme dayalı akıl yürütme yoluyla dünyaya ilişkin olguları birbirine bağlayan yasaları bulma çabası olarak tanımlar.”

***

Üniversite ya da diğer adıyla yükseköğretim kurumu, en üst seviyede öğretim verilen, araştırma yapılan ve bilgi üretilen kurumlardır. Araştırma alanları çoğunlukla (doğa bilimleri, sosyal bilimler gibi) çeşitli disiplinlere ayrılan üniversiteler genellikle yüksekokul, lisans ve lisansüstü okullarından oluşur. Araştırma görevlileri ya da akademisyenler, yaptıkları özgün çalışmalar dolayısıyla doçent, profesör gibi çeşitli unvanlarla ödüllendirilir.” Üniversite üzerine sıradan ve anonim bir tanım okudunuz.

Bilim ve üniversite tanımlarından sonra Bay Kazım Uysal’ın “Prof. Dr.” ve “Rektör” sıfatlarına sahip olmasına şaşırıyor insan. Bir bilim adamı gibi değil, bir mahalle camisi imamı gibi konuşuyor. Bir cami imamının evren, dünya ve insana dair yorumlarının Kuran kaynaklı olması çok doğal. Ve onunla tartışılmaz. Ancak aynı şeyleri bir Prof. Dr. ve rektör tekrarlarsa “Gerçek iktidarın fikri iktidar” olduğunu ve kendi cenahlarının buna sahip olmamasından yakınan R. T. Erdoğan haklı çıkar.

***

Çünkü bilimsel bilgilerin öğretildiği okullarda sadece pozitivist ve materyalist öğretim yapıldığını iddia ederek bu okulları karalamak çağdışı ve mürteci bir dogmadır. Çok yazık!

https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/ozdemir-ince/cehalet-bilimi-cehaletin-bilimi-6-1791046




Bu ileti en son melnur tarafından 24.11.2020- 09:50 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.520
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

34 kere teşekkür edildi.
27 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 25.11.2020- 02:53


Cehalet bilimi cehaletin bilimi (7) - Özdemir İnce

Bundan önceki altı yazımızda ele aldığımız konu ve eleştirilerimiz, T.C. Anayasası’nın 10., 42. ve 130. maddelerinin varlığını hatırlamamızı zorunlu kılmakta:

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Madde 10: Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

(Ek: 7.5.2004-5170/1 md.) Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.

Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

DEVLET organları ve idare makamları, bütün işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Madde 42: Eğitim ve Öğrenim Hakkı ve Ödevi: Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir. Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz. Eğitim ve öğretim hürriyeti, anayasaya sadakat borcunu ortadan kaldırmaz.

İlköğretim, kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve devlet okullarında parasızdır. Özel ilk ve orta dereceli okulların bağlı olduğu esaslar, devlet okulları ile erişilmek istenen seviyeye uygun olarak, kanunla düzenlenir. Devlet, maddi imkânlardan yoksun başarılı öğrencilerin, öğrenimlerini sürdürebilmeleri amacı ile burslar ve başka yollarla gerekli yardımları yapar. Devlet, durumları sebebiyle özel eğitime ihtiyacı olanları topluma yararlı kılacak tedbirleri alır. Eğitim ve öğretim kurumlarında sadece eğitim, öğretim, araştırma ve inceleme ile ilgili faaliyetler yürütülür. Bu faaliyetler her ne suretle olursa olsun engellenemez. Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına anadilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez. Eğitim ve öğretim kurumlarında okutulacak yabancı diller ile yabancı dille eğitim ve öğretim yapan okulların tabi olacağı esaslar kanunla düzenlenir. Milletler arası antlaşma hükümleri saklıdır.

Anayasa değişikliği sonrası 42. maddeye ek: Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yükseköğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Madde 130: Çağdaş eğitim-öğretim esaslarına dayanan bir düzen içinde milletin ve ülkenin ihtiyaçlarına uygun insan gücü yetiştirmek amacı ile ortaöğretime dayalı çeşitli düzeylerde eğitim-öğretim, bilimsel araştırma, yayın ve danışmanlık yapmak, ülkeye ve insanlığa hizmet etmek üzere çeşitli birimlerden oluşan kamu tüzelkişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip üniversiteler devlet tarafından kurulur.

***

Bütün anayasa maddelerine olduğu gibi yukarıda andığımız 10., 42. ve 130. maddelere de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, bütün devlet kurum ve kuruluşları uymak zorundadır. Bu bağlamda hükümet ve Cumhurbaşkanlığı kurumları da saygı göstermek, uymak ve uygulamak zorundadır.

Ancak Türkiye Cumhuriyeti’ni yöneten ve anayasayı uygulamak zorunda olan kurumların anayasaya ve onun kuvvetler ayrılığı ilkesine uymadığı görülmektedir.


***
Anayasamızın okullarda uygulanması zorunlu ilkesini bir kez daha okuyalım: “Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz. Eğitim ve öğretim hürriyeti, anayasaya sadakat borcunu ortadan kaldırmaz.”

***
Ne var ki özellikle ilk ve ortaöğretimde, Milli Eğitim Bakanlığı görevlerini Diyanet İşleri Başkanlığı ve tarikat vakıflarıyla paylaşmakta ve bu paylaşmayı ihale yöntemiyle yürütmektedir. Bu durum anayasanın başlangıç ilkelerine ve anayasanın konuyla ilgili maddelerine aykırıdır. Cumhuriyetin, eğitim ve öğretimin laik ilkesini her gün biraz daha kemiren bu girişim AKP iktidarının koruyucu kanatları altında her gün biraz daha semirmekte, Cumhuriyet Devleti’nin varlığını tehdit etmektedir.

https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/ozdemir-ince/cehalet-bilimi-cehaletin-bilimi-7-1791521



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.520
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

34 kere teşekkür edildi.
27 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 25.11.2020- 02:59


[size=2]Cehalet bilimi cehaletin bilimi (8) - Özdemir İnce

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan, Eskişehir’de koleksiyoner iş insanı Erol Tabanca’nın kurucusu olduğu, ünlü Japon mimar Kengo Kuma tasarımı Odunpazarı Modern Müzesi’nin açılışına katılmış ve burada bir konuşma yapmış. Bu konuşmayı hangi sıfatıyla yaptı bilemedim ama 17 yıllık bir icraattan söz ettiğine göre galiba AKP Genel Başkanı sıfatıyla konuşmuş. (07.9.2020)

***

“Türkiye, geçtiğimiz 17 yılda her alanda tarihinin en büyük dönüşümlerine, en büyük reformlarına, en büyük yatırımlarına, en büyük eserlerine, en büyük hizmetlerine kavuşmuştur. Ülkemizi demokraside ve ekonomide getirdiğimiz yerin önemini, elini vicdanına koyup geçmişten bugüne sağlıklı bir değerlendirme yapan herkes teslim edecektir. [...] Bununla birlikte iki konuda nispeten hedeflerimizin gerisinde kaldık. Bunlardan biri insan yetiştirme olan eğitim, diğeri ise insanı zenginleştirme olan kültür-sanattır. Sorun asla kültür sanata bakışımızda, bu alana verdiğimiz önemde değildir. Biz kültürü tıpkı, toprak, bayrak, askeri ve ekonomik güç gibi özgürlüğümüzün sembollerinden biri olarak görüyoruz. Dünyadaki güçlü ülkelerin paraları ve orduları kadar, hatta onlardan daha önce kültür-sanat alanındaki hâkimiyetleriyle bu sıfatı elde ettiklerini biliyoruz.”

***
AKP Genel Başkanı R.T. Erdoğan’ın “Bununla birlikte iki konuda nispeten hedeflerimizin gerisinde kaldık” cümlesine kadar söylediklerine katılmamız kuşkusuz mümkün değil. Hiçbir şey üretmeyen beton yığınları; vergilerimizin 25 yılına ipotek koyan soygun yöntemi “yap, işlet, devret” modeli yol, tünel ve köprü yatırımları elbette rasyonel ve ekonomik değil. Bu nedenle bunları büyük eser ve büyük hizmet saymamız da olanak dışı. Ama “Bununla birlikte iki konuda nispeten hedeflerimizin gerisinde kaldık. Bunlardan biri insan yetiştirme olan eğitim, diğeri ise insanı zenginleştirme olan kültür-sanattır” demesi son derece haklı. Ancak bu geri kalış, dinsel saplantı ve hurafelerin ürünü olduğu için, “nispeten” değil, tam anlamıyla benzersiz bir bozgun. Bu da çok doğal!

***
R.T. Erdoğan, insan yetiştirme bilimi olan eğitim ve öğretim alanında “nispeten” başarısız olduklarını iddia ediyor. Ben bu itirafın doğruluğunu kanıtlamak için bundan önceki yedi yazıyı yayımladım. Kanıt: Bilime inanmayan, bilime karşı dinsel dogma ve hurafelerini “ilim” kisvesiyle savunan üniversite öğretim üyeleri ve bir rektör. Bu örnekler ne yazık Kütahya Üniversitesi’yle sınırlı değil. Yeryüzünün uygar ülkelerinde Darwin’in “Evrim Kuramı”na karşı “din kitapları”nın yaratılış efsanesini çıkartan tek bir uygar ülke bulamazsınız. Büyük bir olasılıkla R.T. Erdoğan da çalışma arkadaşlarının tamamı da “Evrim Kuramı”na karşıdırlar ama günümüzde “evrim”e dayanmayan bilimsel bilim ve teknoloji yoktur. “Evrim” dilbilimi bile kapsamaktadır.

***
Din bilgisi, dünyanın uygar ülkelerinde, genel ve örgün eğitim ve öğretim programlarında yer almaz. Özellikle uygar ülkeler diye yazıyorum. Çünkü 1923’te kurulan Cumhuriyetin hedefi uygar ülkeler sınıfında yer almaktı. AKP iktidarı Tevhidi Tedrisat Kanunu’nu tersine çevirerek bu bilimsel ve çağdaş hedefe karşı (düşman) olduğunu dünyaya ilan etti. Bu amaçla, hortlamış Panislamist modelin doğmalarını uygulamaya başladı.

Kendi iktidarına yeniçeri yetiştirmek için yoksul halk çocuklarını devşirme yolunu seçti. Oysa adil bir sınavda imam hatip mezunlarının yüzde 95’i üniversiteye giriş sınavını kazanamaz.

***

Benim Din İman Masa Kasa (Tekin Yayınları) adlı bir kitabım var. Kitabın önsözünde yer alan bir bölümü aktaracağım:

“İmam hatip liselerinin önündeki engeller kalkmıştır. İHL’den mezun olunca; hem dininizi üst düzeyde öğrenecek hem de tıp, hukuk, siyasal, mühendislik gibi her çeşit üniversiteye girebileceksiniz. Hem halkın önüne geçip imam hatip olabilecek hem de öğretmen, doktor, avukat, hâkim, kaymakam, müfettiş, mimar olabileceksiniz.”

***
Yeryüzünde bunun benzeri bir öğretim sistemi yoktur, ilkel bir köle yetiştirme sistemi. İlkin ilk ve ortaöğretimde beyinleri yıkayıp ütüleyecekler; bilim karşıtı dogmalarla tıka basa dolduracaklar ve düşünen insan yerine uzaktan yönetilen robotlar yetiştirecekler ve ülke yüzeyini bu türden piranalarla işgal edecekler.

https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/ozdemir-ince/cehalet-bilimi-cehaletin-bilimi-8-1792353
[/size]



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.520
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

34 kere teşekkür edildi.
27 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 26.11.2020- 08:00


Cehalet bilimi cehaletin bilimi (9) - Özdemir İnce
 
R.T. Erdoğan, AKP Genel Başkanı sıfatıyla konuşuyor. Okuyacaksınız. Konuşma metnindeki sayılar cevaplarını da belirlemek için tarafımdan verildi.

***

“1- Fikri iktidarımızı hâlâ tesis edemedik. Hiç kimsenin bu fikri iktidar arayışından rahatsız olmaması gerekir. Bu arayışın sona ermesi, bir ülkenin ve toplumun felaketidir. Hükümet olmakla muktedir olmak, muktedir olmakla iktidar olmak arasındaki farkı gayet iyi biliyoruz.

2- Gerçek iktidarın, fikri iktidar olduğunu biliyoruz. Bireylerden topluma, oradan insanlığa uzanan fikri iktidar zor bir süreçtir. Şahsen bu konuda kendimi biraz mahzun hissediyorum. Samimi bir muhasebeyle, 18 yılda her alanda tarihi eserlere, hizmetlere imza attığımızı ama eğitim ve öğretimde, kültürde arzu ettiğimiz ilerlemeyi sağlayamadığımızı düşünüyorum... Medeniyet tasavvurumuzu layıkıyla hayata geçiremiyoruz. Medyamız en modern altyapıya sahip ama bizim sesimizi ve nefesimizi yansıtmıyor.”

***

Çok güzel! R.T. Erdoğan AKP Genel Başkanı olarak da böyle bir konuşma yapmamalıydı. İçeriğini açıklamadığı için R.T. Erdoğan’ın fikri iktidardan neyi kastettiğini, iktidarlarının on dokuzuncu yılında kesinlikle tahmin etme olanak ve özgürlüğüne sahibiz! Bu iktidarın ne olduğunu, iktidarlarının başından itibaren dile getirdiler:

AKP’nin dile getirilmiş ve başından itibaren uygulanan ideolojisi Cumhuriyetin kurucu ideolojisinin tam anlamıyla zıddıdır.

***

Özetleyelim: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın “laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği” gerekçesiyle, AKP’nin kapatılması ve ilgili dönemin 71 yöneticisinin 5 yıl süre ile siyasetten uzaklaştırılması istemiyle hazırladığı iddianame Anayasa Mahkemesi’ne 14 Mart 2008’de sunuldu, Anayasa Mahkemesi iddianameyi 31 Mart 2008 günü kabul etti. Daha sonra AKP milletvekili olacak olan Anayasa Mahkemesi Raportörü Osman Can, partinin kapatılmaması yönünde görüş bildirdi.

30 Temmuz 2008 tarihinde kamuoyuna dava konusunda açıklama yapıldı: 6 üye, partinin kapatılması, 5 üye ise kapatılmaması yönünde oy vermişti. Başkan Haşim Kılıç’ın girişimiyle yeniden oylama yapılmış ve partinin temelli kapatılmaması, fakat Hazine yardımının belirli bir oranda kesilmesi kararına varılmıştı.

AKP’nin, laikliğin karşıtı eylemlerin odağı olduğu kesinmiş ama güya odaklığı çok tehlikeli boyutta değilmiş. Karara bakın ve bu gayri ciddi kararın ülkeyi uğrattığı yıkıma bakın: Felç olmuş bir devlet, iflas etmiş bir ekonomi, bozguna uğramış bir dış siyaset, çökmüş bir devlet yapısı...

Bu totaliter ve otoriter başyücelik rejimine AYM’nin 30 Temmuz 2008 tarihli kararı yol açmıştır. Laiklik karşıtlığının azı/çoğu olmaz.

***

Erdoğan “fikri iktidar” istiyor ama ne için istiyor? Devletin yönetim alfabesini A’dan Z’ye kadar ele geçirmiş, bununla yetinmiyor, üstüne fikri iktidar kahvesi de istiyor: Devlet fiilen anayasasız durumda; devlet kurumları özelleştirilmiş (AKP’lileşmiş), ilk ve ortaöğretimde Tevhid-i Tedrisat Kanunu tersine çevrilmiş ve okullar imam hatipleştirilmiş; yükseköğretim dolaylı ya da doğrudan dini vakıfların eline geçmiş; cami ve kışla AKP’nin emrine girmiş, medyanın yüzde 99’u kullaştırılmış... Bir adım sonra İslami emirlik sistemi…

Cumhuriyetin maddi mirasını çarçur edeceksin, manevi mirasını toptan ret ve inkâr edeceksin, üstüne üstlük bir de fikri iktidar hayali kuracaksın.

***

Bu durumda Din İman Masa Kasa (Tekin Yayınları) adlı kitabımın önsözünden bir alıntı yapmanın tam sırası:

“Bir toplantıda din madrabazlarından biri CHP’nin tek parti döneminde uğradıkları zulmü konuşmacıya laf atarak hatırlatmış. Bunun üzerine konuşmacı laf atana sormuş: ‘Hangi ibadeti yapmak istedin de yapamadın? Namaz mı kılamıyordun, hacca mı gidemiyordun?’ Madrabaz, konuşmacıyı yanıtlamış: ‘İbadeti yasaklamaya gücünüz yetmez. Siz, bizi masadan ve kasadan uzak tutuyorsunuz’. ”

***

Efendim, biliyorsunuz, din ve iman bezirgânlığı sayesinde 19 yıldır masa ve kasa artık ve kesinlikle AKP’nin elinde! Ama liyakatsiz insanlar masaya oturduğu için devlet yönetimi felç olmuş ve masadaki liyakatsizler yüzünden de kasa yani devlet hazinesi iflas etmiş durumda. Kasa boşalmış, boşaltılmış... Halk aç, yoksul ve perişan durumda...

https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/ozdemir-ince/cehalet-bilimi-cehaletin-bilimi-9-1792841



Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 2 Sayfa:   Sayfa:   [1]   2   >   son» 



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Cehaletin cesareti... melnur 1 452 22.11.2019- 06:06
Konu Klasör Cehaletin iktidar olması denizcan 0 2178 19.04.2016- 12:18
Konu Klasör Çürüme, cehalet, diktatör… ilkay 0 2862 03.04.2014- 14:19
Konu Klasör SF'de ''bilimsel sosyalizm bilimi üzerine'' melnur 6 3441 01.07.2015- 17:55
Konu Klasör Örgütlü cehalet bu düzeye geldi melnur 1 1669 12.04.2018- 05:40
Etiketler   Cehalet,   bilimi,   cehaletin
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS