SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
Ezberciliğin acınası komikliği...           (gösterim sayısı: 97)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.518
Konum: İstanbul
Durum: Forumda
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

27 kere teşekkür etti.
34 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 21.11.2020- 04:41


Metin Çulhaoğlu'nun İLERİ'deki yazısını okurken hatırladım. Geçen haftaydı ve yine Kadıköy'de rastlamıştım. ''İşin yoksa bir çay ısmarlayayım'' diye başlıyor; kıramıyorum. Buradaki yorumlarımı okuyormuş ve çoğuna da katılmıyormuş. Fazla düzen içi, kendi deyimiyle ''burjuva sınırlar'' içinde buluyormuş. Oysa sosyalistler siyasetlerini burjuva sınırlar dışında kurmalıymışlar! Öyle söylüyor ve bir yığın örnek veriyor. Marks'tan giriyor, Lenin'den çıkıyor. Tam bir ezbercilik. söylemeye çalıştıkları içinde bir bütünlük de yok. Yanlış da yorumluyor çoğu şeyleri.

Daha önce de bu karşılaşmalardan söz etmiştim. Solpaylaşım öncesi yazıyazorum'da yazmıştı. O zamanlar tipik bir kuyrukçuydu. O dönemin koşullarına uygun bir şekilde sağdan soldan bulduğu Lenin'in UKKTH içerikli alıntılarını foruma asar, üzerinde çok fazla yorum da yapmadan, yapamadan öylece bırakırdı. Siyasi tavrı tam bir HDP'cilikti. Kürt hareketini destekler bir pozisyonda, kendinden yana olmayanları bir türlü tanımlayamadığı, içini dolduramadığı ulusalcılıkla ilişkilendirir, bazen de   onları sosyal şoven, neo-faşist ve anti-komünist olarak nitelerdi.

Daha önce de sözünü etiğim bu arkadaşa yine Kadıköy'de rastladım. Son zamanlarda, yani bir iki yıldır ''ben kuyrukçu değilim''e bağlamaya çalışıyor. Bir keresinde ''peki Lenin'in o UKKTH alıntılarını neden yazıyordun? Ne söylemek istiyordun?'' diye sorduğum oldu ama bir türlü yanıt alamamıştım. Duymazlıktan, görmezlikten gelmesi tipik özelliklerinden biri. Bir başka özelliği de taklitçiliği. Anlamıyor diyebilirim, güzel bir cümle olduğu kanısına varıyorsa ezberliyor ( sanırım bir kenara not alıyor) ve sonra günümüze, Türkiye'ye ilişkin somut ne anlama geldiğini hiç düşünmeden paldır küldür tekrarlıyor. Bir keresinde Marks'ın İrlanda konusunda söylediği '' başka ulusları ezen uluslar asla özgür olamaz'' sözünü neden sürekli tekrarlıyorsun dediğimde Marks'ın İrlanda'dan yana tavır aldığını, enternasyonalist olmanın ezilen ulustan yana olmak olduğunu...-tekrarlayıp durmuştu. Kuyrukçuluktan ''kuyrukçu değilim''e sıçramaya çalıştığında bu kez ''ama şartlı bir destek'' falan demeye çalışmıştı. Bu konulara gireriz belki de, bu geçen haftaki karşılaşmamızda karşımda başka bir ''enternasyonalist komünist'' vardı! ''Oylar HDP'ye'' çığırtkanlığını bırakmış ya da unutmuş şimdi bağımsız bir komünist siyasetten ve komünist birlikten söz edip duruyor.

Ama ilginçtir, bu arkadaşımızda baştan sona, A'dan Z'ye her şey değişiyor da, bir türlü şu AKP seviciliği hiç değişmiyor. Dün yani kuyrukçu olduğu dönemde AKP'nin yanında ulusalcılık karşıtıydı, ''kuyrukçu değilim'' boyutuna geçtiğinde suya sabuna dokunmayan ''komünistlerin birliği'' jargonuyla yine AKP'nin yanında ''hepsi bir'' pozisyonuna geçmişti. Ve bu konularda öylesine çırpınır halde ki!

Habire anlatıyor. Marks'ın toplumsal devrim çağından başlıyor, Lenin'in proleter devrim çağından çıkıyor. Burjuvazinin gericiliği, gericileştiği ve artık çağımızın sosyalist devrim çağı olduğu, sosyalistlerin bu perspektifle hareket etmesi gerektiği etmezse menşevik olacağı...İnternette bulunan birtakım alıntıların Aristo mantığına bile rahmet okutabilecek bir şekilde alt alta, üst üste getirilmesi ve sonuç...

Evet sonuç ne?

Sormaz olaydım, bu kez düzen içi burjuva siyasetten başladı, TKP'nin zamanın Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu'yla olan pazarlığından söz etti, kafasında kurguladığı şeyleri anlatmaya çalıştı...-bir an gerçekliği yitirmiş diye geçirdim içimden. Farklı bir gerçeklik yaratıyor kafasında ve ona inanıyor. Siz ne derseniz deyin duymuyor. Sözleriniz onun gerçekliğine hiç dokunmuyor bile. Farklı bir dünya kurmuş kendine...

Ezberciliğin geldiği nokta!
Acınası komiklik.
Trajedi.

Çayımızı içtik ayrıldık.
Gün ışığının karanlığında kalabalığa karışıp gitti.

Evet, Çulhaoğlu'nun bugünkü yazısını ( Gömlek kalmadı yüz değiştirelim) okurken aklıma geldi bunlar. Çulhaoğlu da düzen içi siyasete dalmış, burjuva sınırlar içinde bir şeyler söylemeye çalışıyor! Oysa enternasyonalist olmak, keskin komünist militan olmak varken...Öyle mi? Öyle mi yorumlamak lazım?

Zaman zaman konuşuruz.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.518
Konum: İstanbul
Durum: Forumda
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

34 kere teşekkür edildi.
27 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 25.11.2020- 03:57


Gömlek kalmadı yüz değiştirelim - Metin Çulhaoğlu

Son bir ay içinde iktidar cephesinde yaşanan gelişmeleri satranç oyununa benzetenler var.
Benzetmeye temelde ciddi bir itirazımız yok. Ancak unutmamak gerekiyor: Bugüne kadarki en uzun satranç karşılaşması 1989 yılında gerçekleşmiş; oyuncular toplamda 269 hamle yapmış ve 20 saat süren oyun beraberlikle sonuçlanmış.

Siyaset elbette çok farklıdır. Bir kere, dar bir zaman kesitine bakıldığında oyun iki taraf arasında oynanıyor görünse bile tarafların hesaba katmaları gereken masa dışı pek çok oyuncu vardır. Sonra, siyasette “sonuç” denebilecek herhangi bir durum saatler değil, aylar hatta yıllar sonra ortaya çıkar. Nihayet, siyaset oyunu yıllar sürse bile tarafların birbirlerine karşı toplam 269 hamle yapmaları pek düşünülebilecek bir durum değildir.

O zaman mevcut duruma “satranç” benzetmesinin ötesine geçerek bakmaya çalışalım.

***

Son birkaç haftanın dikkat çekici gelişmelerini üç grupta toplayabiliriz: 1) Albayrak’ın istifasını izleyen, yargı başta olmak üzere çeşitli alanlarda “reform” söylemleri; Bülent Arınç’ın Kavala ve Demirtaş’la ilgili “yoklamaları”; 2) Osman Baydemir’in 2015 Haziran seçimlerinin ardından HDP olarak AKP’ye koalisyon önerdiklerine ilişkin “ifşaatı” ve AKP kurucularından eski Diyarbakır milletvekili Mehmet İhsan Arslan’ın yakın geçmişe ilişkin gözlemleri; 3) Alaattin Çakıcı’nın tehditleri, Bahçeli’nin bu tehditleri sahiplenmesi ve MHP’den profili fazla yüksek olmayan bir ismin Kavala ve Demirtaş hakkında söyledikleri nedeniyle Arınç’a saldırması…    

Üç grupta topladığımız bu olgular ilk ağızda kim olursa olsun aynı şekilde okunacaktır: Dünyadaki kimi gelişmeleri dikkate alan Erdoğan cephesi “yeni bir yüze” ihtiyaç duymaktadır… Kürt siyaseti (en genel anlamda) içinden bu yeni yüz ihtiyacına “belki bu sefer olur” beklentisiyle yaklaşanlar çıkmaktadır… MHP tarafı ise “Zinhar yaptırtmam” diyerek diş göstermektedir…

İlk ağızdaki böyle bir okumaya “Ne alakası var?” şeklinde kesin bir itiraz mümkün değildir.
Ama, işin aslı bu mudur? Böyle bir okuma akla yakın görünse bile siyasetin bundan böyle bu mecrada gelişmesi, daha önemlisi bu süreçten “demokrasisi onarılmış” (!) bir Türkiye çıkması mümkün müdür?

***
Sürecin olumlu sonuçlar getirmesi olasılığını (son dönemin moda deyişiyle) “satın alanlar” mutlaka çıkacaktır; hem de fazlasıyla… Başta liberaller, ana akım medya dışındaki kanaat önderleri, büyük sermaye çevreleri ve Kürt siyasetinden kimi unsurlar…

Bu gruba CHP ile birlikte AKP çıkışlı yeni partileri de katarsak yaygın olduğu söylenebilecek bu beklentinin görmek istemediği kimi gerçeklere kısaca değinmeye çalışalım:

Erdoğan’ın elinin MHP’ye ve/ya da “Ergenekon”a istemeden mahkûm olduğu şeklindeki değerlendirme bizce yanlıştır. Erdoğan’ın “pragmatist” bir siyasi lider olduğu hep söylenir, doğru da olabilir. Ancak, Erdoğan pragmatist bir siyasetçi olarak bu ülkede milliyetçiliğin iş yaptığını görmüştür ve bu tespit artık pragmatizm ötesinde kalıcı bir ideolojik-siyasal tercihi de beraberinde getirmiştir. Otoriter ve faşizan yönelimlerin ille de etnik temelde olması şart değildir; büyük devlet milliyetçiliği ve şovenizmi de olabilir ve Erdoğan’ın bu kozu olduğu gibi MHP’ye ve/ya da Ergenekon’a bırakmaya razı olacağı düşünülemez.
Milliyetçiliğin CHP’li, Kemalist, laik, vb. kesimlere de hitap ettiğini gören biri neden bunu başkalarına bıraksın ki?

***
“Yargı reformu” söyleminin alıcı bulması ise “acınası” bir duruma işaret etmektedir.
Hukukçu değiliz, “hukuk felsefesi” de bildiğimiz bir konu değildir; ama bir noktanın tespiti için bunlar hiç de gerekli değildir: Fahiş bir hukuksuzluğun düzeltilmesi, bu hukuksuzluktan geri dönülmesi, hukukun tesisi, hukukun “üstünlüğünün” kabulü anlamına gelmez!

Acınası dediğimiz durum, bunun böyle olacağının sanılmasıdır…  

Yarın Kavala ve Demirtaş tahliye edilseler, kendilerine karşı dava açılmasına cevaz veren yasa maddeleri, bu maddelere göre iddianame hazırlayan savcılar, tutukluluk kararı veren yargıçlar ve nihayet hukuku talimatla işleten siyasetçiler yerlerinde dururken Türkiye bir anda “hukuk devleti” mi olacaktır?

***
“Son dönemin gelişmeleri” derken eksik kalmasın: Bir de hiç izlemediğimiz, ancak üzerindeki tartışmalar dolayısıyla sosyalist örgütlerde henüz birtakım bölünmeler olmamasını hayretle karşıladığımız “Bir Başkadır” dizisi var…

İzlemediğimizden bir şey diyemiyoruz; ama “yeni yüz” dalgası yükselirse atıfta bulunulacak bir “kaynak” olabileceği anlaşılıyor…

https://ilerihaber.org/yazar/gomlek-kalmadi-yuz-degistirelim-119723.html



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.518
Konum: İstanbul
Durum: Forumda
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

34 kere teşekkür edildi.
27 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 26.11.2020- 10:13


Ezberciliğe bir farklı yaklaşım getirilecekse,   en kestirmeden bir şey olma çabası olarak tanımlanabilir sanıyorum. Bir şey öğrenme, bir şey anlatma değil, bu yolla bir şey olma, bir şey olduğuna ilişkin etrafını inandırma, bir şey olduğunu etrafa gösterme ve bana göre en doğrusu bir şeyi kendi kendine inandırma; ego tatmini dediğim şey de bu. Bu tür ezberciliğin bütünüyle amacına ulaştığı söylenebilir mi, bilmiyorum. Belki de   bir iki kişiyi inandırıyordur, egosunun tatminini sağlıyordur ve bu da o kişiliğe yeterli geliyordur; kim bilir!

Bu söylemeye çalıştığım şey, eksik bilgiyle tartışmalara girmemek anlamına mı geliyor; kesinlikle hayır. Tam tersine, hemen her konuda düşüncelerimizi aktarmak vazgeçilmez bir özelliğimiz olmalıdır. Mutlak bilgi, mutlak doğru diye bir şey yok. Her doğrunun göreli bir anlamı da var. Zaman pek çok şeyi değiştiriyor; pek çok şeyi de değil, hemen her şeyi. Evrende değişmeyen tek şeyin değişim olduğu gerçeği bir klasiğe dönüşmüş durumda ve sanırım hepimiz tarafından da bilinir. Sorun neyi biliyorsak veya bildiğimizi sanıyorsak bunu uygun bir dille ve mutlaka samimiyetle ortaya koymaktan geçmektedir. Az biraz önce internette bulunan bir cümleyi hiç anlamadan, hiç kavrama çabasına girişmeden, öylece, sanki yıllardır bilinen ve içselleşen bir bilgiymiş gibi iddialı sözcüklerle yazıya dökmek kadar gereksiz ve gereksiz olduğu kadar samimiyetsiz bir üslup olabilir mi? Ne sanıyoruz, kendimizin çok çok akıllı ve dünya alemin ahmak olduğunu mu? Bu saçmalığın ve bu samimiyetsizliğin eninde sonunda bir yalan söyleme alışkanlığına dönüşeceği ve herhangi biri ya da okuyan pek çok kişi tarafından anlaşılmayacağı ve bu tür ezberciliğin acınası bir komiklikten başka bir anlam içerdiğinin anlaşılmayacağını mı?

Yazıyazforum'dayken kendini keskin solcu göstermeye çalışan bir arkadaşımız vardı. Yeni gelmişti, o zamanlar da yazıyaz dergi adıyla aylık bir e-dergi çıkarıyoruz. Yazılara ihtiyacımız var, gelen gidenlerden bana göre yazabilecek kapasitesi olduklarını varsaydıklarımdan yazılar istiyorum. Çoğu olumlu karşılıyor ve pek azı yazıyordu. Öyle günlerden birinde bu sözünü ettiğim arkadaştan da bir yazı istemiştim. Dergiye göndermedi ama foruma bir yazı asmıştı. Şaşırmıştım, yazıyı da bir yerden hatırlıyordum. Sonra aklıma geldi, yazının okuduğum bir kitaptan bire bir alıntı olduğunu fark ettim. Rahatsızlık duymasın diye özelden yazdım. Tanınmış bir sosyalisin ( Mahir Sayın) ir kitabından alıntı olduğunu ve kendi yazısıymış gibi foruma asmasının doğu olmadığını söylemişim. (Yazıda sadece burjuva yerine devlet değişikliği yapılmıştı.) Kabul etmedi. Kendi yazısı olduğunu iddia etti ve kısa bir süre sonra da forumu terk etti, başka bir forum kurdu.

Çok örnek var; yazıyazforum'u kapatmak zorunda kalıp burayı açtığımızda, foruma başka bir adla girip tepki gösteren ve nerdeyse TKP'ye şikayet edeceğini söyleyen bir keskin enternasyonalist arkadaşımız vardı. Aradan birkaç gün geçiyor, aynı kişi ''biz sol forum kurmak isteyenlere yardım ederiz'' iki yüzlülüğüyle foruma gelip sanki yaptığı normal bir şeymiş gibi yazıp çizebiliyordu.

Garip değil mi?
Şimdi bu durumu solculukla nasıl bağdaştırmak mümkün olabilir?

Söylemek istediğim bu değil. Ezbercilik dediğimiz şey de bu değil. Ama sanırım altını çizmeye çalıştığım ezbercilik bu kişilik yapısına uygun bir özellik. Ezbercilik böyle bir kişilik yapısının üzerine oturduğunda ortaya çıkıyor. ( Ciddiye almamaktan söz ederken de bu tür yazı ve yorumları ve bu tür kişilik yapısını kastediyordum.)

(Dışarı çıkmam gerek) bir sonraki yorumda bu konuya değinmeye çalışırız.

Şunu ekleyeyim son olarak, samimiyet yoksa hiçbir şey olmaz; sadece kendimizi kandırırız.




Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Biz bu hale nasıl geldik, nasıl kurtulacağız? melnur 3 721 18.01.2020- 09:43
Konu Klasör Bu nasıl bir zihin yapısı, nasıl bir ruh halidir böyle... melnur 1 365 13.05.2020- 13:17
Konu Klasör Sol, sosyalist bir siyaset de, nasıl? melnur 3 921 25.09.2019- 12:24
Konu Klasör SOL Cumhuriyet'e nasıl bakmalı? melnur 4 823 27.11.2019- 10:49
Konu Klasör Sosyalizm mi; peki ama nasıl? melnur 6 564 07.04.2020- 07:31
Etiketler   Ezberciliğin,   acınası,   komikliği.
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS