SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
Lenin'siz Marksizm ya da Lenin'in Marksizme katkıları...           (gösterim sayısı: 129)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.729
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

32 kere teşekkür etti.
38 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 03.02.2021- 02:14


GazeteManifesto PUSULA'da bu kez ''Genç Kalemlerden Lenin'' başlığında birkaç yazıya yer vermiş. Bunlardan biri de yazarı Engin Bayraktar'ın kaleminden çıkan Lenin'siz Marksizm başlığını taşıyor. Bence iyi bir çalışma olmuş. Lenin'siz Marksizm olur mu? Üzerinde düşünmek gerek değil mi? Olursa nasıl bir şey olur örneğin? Lenin'i Marksizmden çıkardığımızda ortada ne kalır ya da öyle olduğunda Marksizmi bir siyasi program çerçevesinde proletaryanın iktidarı alma mücadelesinde güçlü ve etkin bir ses ve bir eylem birlikteliği olarak nitelemek mümkün olabilir mi? Reel sosyalizmin çözülüşü ve sol üzerinde liberal basıncın artan etkisi bu konuda bir hayli eksiğimiz olduğunu gün yüzüne çıkarmıştı. Şimdilerde kapalı olan ( nedenini bilmiyorum) SF'de bu konuda çok çarpıcı yorumlar yapılırdı ve ilginçtir, bu konuyu da kapsayacak bir şekilde kerameti kendinden menkul bir solculuk, komünistlik ve özellikle enternasyonalistlik ortaya çıkmıştı. Ya doğrudan reddediliyordu Lenin ya da Lenin adına Lenin'e rahmet okutacak bir siyasi duruş savunuluyordu.

Marksizm Lenin'den koparılsa bile önemli, bir dünya görüşünden, bir felsefeden, bir gelecek tasavvurundan söz ediliyor ama Lenin olmadan o koca külliyatın bir büyük eksiklik taşıyacağı da apaçık bir gerçek. Lenin'i Marksizmden koparmak demek daha güzel bir dünya tasarımının gerçekleştirebilme zemin ve koşullarını ortadan kaldırmak demektir. Lenin gri olan teorinin yeşil olan hayat ağacına göre şekillenmesi demektir. Lenin'i Marksizmden koparmak Marksizmi bir entelektüel uğraşa dönüştürmekten başka bir işleve yol açmaz. Bu yüzden Leninsiz Marksizm başlığı önemsenmelidir. Marksizm işin bilimsel yanı, Leninizm ise bütünüyle siyasi yanıdır, demek istemiyorum ama bilimsel olan yanın daha çok Marksizme içkin olduğu siyasi yanının ise Lenin'de ve Leninizmde olduğu bir gerçektir. Lenin Marksizmin işaret ettiği siyasi programdaki bir büyük boşluğun doldurulması ve iktidarı alma sürecinin bir anlamda ete kemiğe bürünmesidir.

İlk önce Manifesto'daki yazıyı buraya alalım, sonra hem onun üzerinde yorumlarda bulunabilir ve hem de özellikle sanalda, doğru bilinen yanlışlar konusunu (eğer olursa katılımcılarla birlikte ) tartışmaya açabiliriz. Eminim yararı olacaktır.




Bu ileti en son melnur tarafından 13.02.2021- 18:57 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.729
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

38 kere teşekkür edildi.
32 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 03.02.2021- 02:16


Lenin'siz Marksizm - Engin Bayraktar

Leninizm, burjuva siyasetine ve burjuva demokrasisine güvensizliktir. Lenin’den bağlarını koparan “Lenin’siz Marksistler” doğalında burjuva demokrasisine karşı boyunlarını eğmişlerdir.

Resim Ekleme

Marksizm’e 20. yüzyılın başlarından itibaren kimi isimlerin “öncülüğüyle” yeni bir biçim verildiği iddia edilmiştir. Leninizm’i ele alma biçimleriyle kendini reel sosyalizmin eleştirisiyle var eden bu yeni girişim, her ne kadar “Marksizm’i her alanda yeniden üretelim” dese de Marksizm’i siyasal alandan akademiye taşımaktan başka bir şey yapmamıştır. Frankfurt Okulu örneğinden görebileceğimiz üzere 1922’de başlayacak bu yeni kuramsal bakış 1960’larda Horkheimer ve Adorno gibi burjuva ideologlarla birlikte Marksizm ile Leninizm’in bağını koparmak üzerine kurulmuştur.

Halbuki Leninizm özellikle siyasal mücadele, işçi sınıfı iktidarı, devrimci örgüt, emperyalizm gibi bir dizi başlıkta Marksizm’in pratik ifadesini bulmasını sağlayan en önemli kuramsal, siyasal katkıyı yapan düşünsel siyasal akımdır. Lenin’i Marksizm’den koparmak, 1917 Ekim sosyalist devrimini de yok saymak anlamına geliyor. Aslında yapılmak istenen Lenin’siz bir Marksizm olup, Marksizm’i entelektüel, akademik temsiliyete sıkıştırmaktır. Marksizm’in “entelektüel gevezelik” yapmak için oluşmadığını, siyasal alandan koparılamayacağını tam da bu nedenle Lenin’le hatırlatmak gerekir.

“Rusya’nın öznel koşullarının Marksist teoriyle harmanlaması Leninizm’dir” diyen Batı Marksistleri ilk başlarda Leninizm’i bir alana sıkıştırmıştı. Daha sonrasında sıkıştırmakla yetinmeyip Leninizm’i karşılarına aldılar. Frankfurt Okulu’nun başlıca sözcüsü haline gelmiş Habermas’ın aktarımına baktığımızda bu karşıya alma biçimini net bir şekilde görürüz. “İktidarı almadan önce, Lenin ve yol arkadaşlarının çoğunun arzuladıkları şey adil ve özgür bir toplumdu. Oysa gerçekte totaliter bir bürokrasiye yol açıyorlardı ve bu bürokrasinin hakimiyeti altında Çarlık rejiminde olduğundan daha fazla özgürlük olmadı.” Reel sosyalizmi totaliter diyerek eleştirmek, Leninizm’i Rusya’ya özgü kılmaya çalışmak, temelinde Marksizm’i çarpıtmaktır. Yeniden üretelim düşüncesiyle “çarpıtılan Marksizm’in” ise proletarya iktidarının önüne set çekmekten başka bir işlevi bulunmamaktadır. Batı Marksistlerine ve bu Marksistler üzerinden ülkemizde şekillenen kimi akımlara tekrardan hatırlatalım: Leninizm sadece Rusya’ya özgü görülecek bir devrim yöntemi değildir. Lenin ve Bolşeviklerin önderliğinde gerçekleşen Ekim Devrimi, dünya işçi sınıfı açışısından uluslararası bir karakter taşımaktadır. Kapitalizmin en yüksek aşamasında yani “can çekiştiği” emperyalist dönemde en yüksek pratik anlamına ulaşan Leninizm tek tek ülkelerdeki işçi sınıflarına sosyalist devrimin yöntemini gösterir. Emperyalizm çağının özelliklerinin Marksist yöntemle tespiti, zayıf halka teorisi, öncülük, iktidar perspektifi, devrimciler örgütünün oluşumu ve pratikteki görevleri Leninizm’in önemli katkıları olduğu kadar, yoktan var edilen bir süreç olarak da değerlendirilmemelidir. Bu açıdan, Lenin Marksizm’in sıkı savunuculuğunun ötesinde onun teorik ve pratik düzlemde yeni koşullarda geliştirilmesi ve gerçekleştirilmesinde görev üstlenmiştir.

Leninizm, burjuva siyasetine ve burjuva demokrasisine güvensizliktir. Lenin’den bağlarını koparan “Lenin’siz Marksistler” doğalında burjuva demokrasisine karşı boyunlarını eğmişlerdir. 1929 bunalımından kurtuluşu Keynesyen müdahalelerde arayan kapitalizm; refah devleti, sosyal devlet gibi kavramlarla nasıl proletarya devriminin önüne geçmeye çalıştıysa aynısını Marksist teorisyenlere de yapmıştır. Batıdaki Marksistlere oyun alanları olarak akademileri verip ellerinden Lenin’i almıştır. Yapılan takas sonucundaki oluşan tabloya baktığımızda burjuva iktidarları için tehdit oluşturamayacak “Marksistler” ortaya çıktığını görürüz. Burjuvaziye boyun eğerek kendini akademiye sıkıştıran Marksistler, bugün akademiden ilerici kesimlerin tasfiye edilmesinin ve kendi iktidarını korumak isteyen siyasal özneler tarafından ele geçirilmiş burjuva ideologlarının üretim alanı olan akademilerin önayağı olmuşlardır. Lenin olmadan ve soyut bir biçimde Marksizm üretimi yapmak ve bunu her gün gericileşen iktidarın elindeki akademilere sıkıştırmak işçi sınıfına hiçbir kazanım sağlamayacaktır.

Akademik alana sıkıştırarak Marksizm’e yeni bir hayat vermeye çalışmak oldukça popüler. Fakat buradaki Marksizm, Marx’ı ekonomist olarak Kapital’e sıkıştırıp dışarda kalan her şeyde yeniden üretim yaparak kendisini önder ilan eden bir dizi çevrenin teorik üretim alanı haline geldi. Pratikle bağı kurulmadan üretilen bu yeni teoriler, işçi sınıfın gözünden bakıldığında içerde hiçbir anlamlandırma bulunamayan koskoca bir sirk alanıdır. Anglosakson düşünce geleneğinden post-Marksistlerine kadar gelecek olan bu tutum sınıf mücadelesini zedelemiştir. Foucault, Derrida ve Deleuze gibi 20. yüzyılın popüler Fransız isimlere bakalım. Foucault’yu ele aldığımızda, soy bilim üzerinden geliştirdiği tarihsel yöntemi Marksizm’in tarihsel materyalizmle olan bağını koparmış, iktidar-güç bağlamının korunmasını mihenk taşı olarak kabul ettiği biyopolitikasının öğretisi ise iktidar ilişkileri üzerinden işçi sınıfının kazanımlarını görmezlikten gelmektedir. Eğer Marksizm “Tarih sınıf mücadelesinin tarihidir” üzerine bir tarih anlatısını aktarıyorsa, karşıtların savaşımı üzerinden oluşmuş sınıfsal kazanımların dışından tarih okuması yapmak nasıl Marksizm olabiliyor? Derrida gibi post-yapısalcılara baktığımızda da aynı sonucu görürüz.

Yapısökümcü okuyuş biçimiyle dilin sorunsallaştırılması üzerine kurulan dilbilim, eleştirel teori olmaktan çok sirkin içindeki bir oyundan başka bir şey değildir. Bu oyun ise belli bir akademik zümreye keyif verecek, aralarında üretim yapacak, üzerine yeni makaleler yazacakları eğlenceli bir oyundur. Son tahlilde sınıftan kopuk, Lenin’siz Marksizm buradan ileriye gidemeyecek kendini akademiye hapsedecektir.

Frankfurt Okulu’nun yaklaşımlarını Türkiye’de yeniden üretmek isteyen hatta üreten kesimler de var. Bu kesim Engels’i göz ardı ederek Marksizm’le oynamış, sonrasında Stalin’i karşılarına alarak Lenin’i, topluma çok farklı şekillere tahvil ederek sunmuştur. Onlara göre Leninizm ölmüştür. “Partisiz toplum” gibi tezler yazılmalı Lenin’siz Marksistler oluşturularak proletaryasız devrime giden yol açılmalıdır.

Bu tezlere Marksizm-Leninizm’in temel yanıtı sosyalist devrim, işçi sınıfı iktidarı ve öncü parti kavramlarında ısrardır. Sosyalist devrim yolunda işçi sınıfına önderlik edecek, bilinç taşıyacak, işçi sınıfının siyasal iktidarı ele geçirmesinin yolunu yapacak bir araç olan Parti bu açıdan yok sayılamaz.. Son kertede her amaç, araçlara ihtiyaç duymaktadır. Leninist parti, sosyalist devrimin, Marksist teorinin bir ihtiyacıdır. Devrimci teoriden uzak durdukları için devrimci pratikten de kaçanlar, Lenin’i Marksizm’den koparanlar işçi sınıfı siyasetten uzak tutarak iktidar düşüncesinden de uzaklaştırmaya çalışanlardır. İşçi sınıfının kendini siyasetten uzak tutup kimselerin anlayamadığı “akademik tartışmalara” mahkûm eden “Marksist teorisyenlere” değil, Marksist-Leninist çizgiye sahip, onu proletarya devrimine götürecek bir partiye ihtiyacı vardır.

https://gazetemanifesto.com/2021/pusula-leninsiz-marksizm-416196/



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.729
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

38 kere teşekkür edildi.
32 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 13.02.2021- 20:53


Marksizm'in bir dünya görüşü olduğu konusunda epey bir başlığımız var. Lenin'in Marksizm'de nasıl bir yer tuttuğu konusunu kavramak için az çok bu konularda bir genel düşünceye, bir genel bakışa ihtiyaç var. Tekrar edeceksek, Marksizm bir dünya görüşü olarak doğaya ve topluma bir genel bakış olarak tanımlanabilir. Doğanın değişimini ve toplumların gelişimine bir genel bakış, bir anlamda anlama ve değiştirme çabası olarak tanımlanabilir. Burası önemli. Marksizm bir felsefe içerir ama felsefeden daha geniş bir anlama sahiptir. Bu ''geniş anlam''ı yaratan da Marksizm'in bir felsefi tavırla yetinmeyip bir ''eylem'' içermesidir. Yani Marksizm'i diğer felsefi akımlardan ayıran nitelik de budur. Marks ünlü 11.tez de bu farklılığın altını çizer. Toparlayalım, Marksizm -bir başka tanımı Diyalektik Materyalizm'dir- bir eylem içerdiği için klasik felsefelerden ayrılır ve içerdiği eylen de doğal olarak bir siyasi programa varır. Daha önceleri bu tanımlamaları basitçe içinde bilim, felsefe, ideoloji ve siyaset olan bir bütünlük olarak tanımlardım, eksikti belki ama yanlış değildi ve belki anlaşılması daha kolaydı.

Marksizm, özellikle siyaset konusunda bir boşluk içerir. Marks ve Engels kendi dönemlerinde siyasi iktidarın alınması konusunu çok işlememişler ve bu konuda uzun uzadıya düşünmemişlerdir. Dönem zaten Avrupa'da hayaletin dolaştığı dönemdir, işçi sınıfı ve köylülük zaten sokaklardadır ve bu nesnellik kapitalizmin gelişimiyle birlikte sayıca daha da artacak olan proletaryanın iktidarı alabileceği algısına yol açar. Dolayısıyla Marks'ta proletaryanın siyasal devrimi gerçekleştirme koşulu kapitalizmin gelişimiyle orantılı bir iyimserlik olarak nitelemek mümkündür. Marks'ın teorik konulara ağırlık vermesi ve bu konuyu pek de gündemine almaması bir boşluk, bir eksiklik doğurmuştur. Lenin ve Leninizm öncelikle bu boşluğun bertaraf   edilmesidir, tamamlanması ve Marksizm'deki bu boşluğun giderilerek siyaset alanında bir bütünlüğün sağlanmasıdır. Ve öyle olduğu için de, yani Marksizm'e bu büyük katkıyı yaptığı ve (sol) bir revizyona tabi tuttuğu için kendi adının Marksizm'e eklenmesi ve öğretinin Marksizm-Leninizm olarak tanımlanmasını sağlamıştır. Parti ve öncülük konusunu Marksist siyasetin önemli bir başlığı haline getirmiş ve Kautsky'nin kullanmış olduğu ''dışarıdan bilinç'' konusunu da parti programının ihmal edilmeyecek bir unsuru olarak tanımlamıştır. Marksist siyasetin bu nedenle ve bu biçimiyle ete kemiğe kavuştuğunu ve bu yolla Rusya'daki devrimci durumun sosyalist bir iktidara evrilmesini sağlamıştır. Lenin bu bağlamda   Marksizm'e teorik anlamda önemli bir katkı vermekle kalmamış ve aynı zamanda bir eylem adamı ve bir lider olarak hem devrimin gerçekleştirilmesi, hem iç savaşın kazanılması ve hem de kuruluş sürecinin gerçekleştirilmesinde birinci derecede rol oynamıştır.

Lenin kuşkusuz burada altı çizilenlerin ötesinde bir anlama sahiptir ama Lenin'i yaratan koşulların da Rusya'da olduğunu ve bir anlamda Lenin'in Lenin olmasında nesnelliğin de katkısını göz ardı etmeyelim. Rusya'daki nesnel koşullar bir lider ve bir örgüt arıyordu. Lenin de rüyasında devrim gören bir Bolşevik olarak oradaydı. Hiç kuşku yok, Lenin olmasaydı 1917 olmazdı ama atlamayalım, Rusya nesnelliği olmasaydı da Lenin olmazdı. Dolayısıyla Lenin'i Lenin olarak anlamak ve kavramak önemlidir. Hem dönem ve hem de koşullar Lenin'le birleştiğinde Şubat'tan Ekim'e geçilmiştir. Bu bütünlüğün altını çizmekte yarar var.

O dönemi hatırlamak gerek: İçin için yanan bir Rus imparatorluğu, Çar ve Çariçe'nin koltuklarında tutunabilmek için bir şarlatan papazdan bile medet ummaya çalışması, savaşın yarattığı acılar, yoksulluk ve yoksunluk, sürekli değişim isteyen bir iradenin cadde ve sokaklardan hep var olması, Rus burjuvazisinin gelişmemişliği ve yetersizliği önce Şubat'ı ve sonra Ekim'i getirmiştir. Lenin böyle bir tarihsel döneme doğmuştur. Dönemin nesnelliğini Lenin'den ayırmak bizi yanlış yollara yöneltir.

Şunu ekleyelim; bugünün Türkiye'sinde belki bir değil birkaç tane Lenin vardır. Bilebilmek mümkün mü? Lenin Şubat öncesinde İsviçre'deyken ve ''sanırım devrim göremeyeceğim'' derken eksik bir Lenin'di. Lenin'i Lenin yapan şey bütün o teorik birikimlerin yanında Şubat'tan sonra Rusya'ya devrim kararlılığında gitmesi, koşulların kısa bir sürede devrim için olgunlaşabileceğini görmesi ve partisindeki Bolşevikler dahil sokakta bir doğrultu bir hedef ve bir örgüt arayan milyonlara devrimin güvenini vermesiydi. Yani ortada kendiliğinden sokaklara dökülmüş ve örgütlenebilmiş bir kitle vardı. Altını çizelim; kendiliğinden. O kitleyi ortaya çıkaran Bolşevikler ve Lenin değildi. Lenin ortaya çıkmış o milyonları devrim ve iktidar hedefine kilitleyebilmişti. Dolayısıyla şu anda ülke ve hatta dünya koşullarına doğmuş bir Lenin'in sosyalist bir devrim yapabileceği inancı temelsiz bir öngörüden başka bir şey değildir. Şunu da eklemeliyim; halk sınıflarının ''yönetilmemek iradesi'' komünist bir partinin çabasıyla ortaya çıkmaz. Böyle bir beklenti içine girmek de doğru değil. Komünistler elbette halkı siyasete çekmek için çaba gösterirler ama, onlara gerçekliğin ötesinde bir gereksizlik yüklemenin hiçbir anlamı ve yararı yok.








Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.729
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

38 kere teşekkür edildi.
32 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 17.02.2021- 18:23


Lenin için ''Marksizm'i iktidara taşıyan lider'' tanımlaması yapılabilir. Lenin olmasaydı, Rusya'da başarmasaydı, Lenin Marksizm'i Rusya'da iktidara taşımasaydı bence Marksizm'in siyasi yönünde büyük bir eksiklik/boşluk olurdu. Lenin Marks'taki bu boşluğu hem teorik olarak dolduran ve hem de kendi liderliği altında pratiğe taşıyarak ve başararak, sosyalizmin gerçekleştirilebilir bir insanlık ideali olduğunu kanıtlamıştır. Lenin'i dışlayan ve Marks'tan ayırmaya çalışan bir kişi ve anlayış bu yüzden (sol) liberal olarak tanımlanmaktadır. Sözde sol ve sosyalist forumlarda yıllarca ''kerameti kendinden menkul solculuk'' olarak tanımladığımız özellik büyük oranda bu yaklaşımın bir varyantı olagelmiştir. Görünürde solcu, sosyalist ve dahi enternasyonalist gerçekte ise doğrudan veya dolaylı yoldan burjuva kozmopolitizmini sanki proleter enternasyonalizmiymiş gibi   cilalama.

Hiç unutmamak gerek.
Sanalda yıllar böyle akıp geçti.









Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.729
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

38 kere teşekkür edildi.
32 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 23.02.2021- 06:00


Bir de bu siyasetin bilim olup olmadığı yolunda tartışmalar vardı, özellikle SF'de ve hatta bizim eski forumumuzda... Lenin'i ve Leninizmi biraz da küçümsemek amacıyla bir bilim olmadığı üzerinde durulur ve bu yönde birtakım karalamalar yapılırdı. Lenin'i açıkça karşıya almak pek mümkün olmadığı koşullarda ise görmezlikten gelme alışkanlığı öne çıkardı.   Bilimsel sosyalizm sadece Marks'ın kimi yaklaşımlarına indirgenir, özellikle iktidarın nasıl alınacağı ve öncü partinin nasıl olması gerektiği konularında Lenin'in katkısı anlamsız bir şekilde yok sayılırdı.

Sosyalist siyaset ve Leninizmin siyasi yanı hiç kuşkusuz bilim değildir; bu doğru bir saptama. Leninizmin özellikle siyasi önermelerine de bu açıdan yaklaşılabilir. Ne var ki bu durum, özellikle ve spesifik olarak Leninizme içkin değildir. Her siyasi yaklaşım için geçerlidir, siyasetin kendisi ve işleviyle ilişkilidir. Leninizmin ve sosyalist siyasetin bilimle ilişkisi ancak Marks'a ve Marksizme göndermeyle kurulabilir. Bunun ötesinde doğrudan bilim olarak nitelenmesi hem gereksiz ve hem de anlamsızdır. Marksizmin temelleri, yaklaşımı, yöntemi bilimseldir, bilimdir ama siyaseti için aynı şeyi iddia etmek doğru değildir.

Bilim ve bilimsellik nitelemesi yapılacaksa Marksizm için böyle bir tanımlama yapılabilir. Bilimsel felsefe dediğimiz ve Marksist dünya görüşünün temeli olan felsefe ( diyalektik materyalizm) başlı başına bilimdir, bilimsel bir düşünme yöntemidir. Sosyalizmi ütopik yaklaşımlardan ayıran farklılık da onun bilimsellik ve bilim olma özelliğinden kaynaklanır. Sosyalizmin bilimsel yanı, hem Marks'ın kapitalist çözümlemelerinden ve hem de toplumların tarihsel süreç içinde nasıl ve neden değişip dönüştüklerinin yasalarını ortaya çıkarmasıyla doğrudan ilişkilidir. Marksist sosyalizmi bilimsel bir çıkarım haline getiren de bu iki temel çözümlemelerdir.

Dolayısıyla sosyalist siyasetin bilim olmaması genel anlamda siyasetin bilim olmaması nedeniyledir, sadece sosyalist siyasete veya Leninist siyasete içkin değildir. Şunun da altını çizmek gerekir, sosyalist siyaseti biraz da küçümsemek için ''bilim değildir'' diye nitelemek ne kadar yanlışsa, Marksizmin bilimle ilişkisinin olmadığını iddia etmek aynı şekilde yanlıştır. Spesifik olarak   fizik, kimyayı bilim haline getiren yaklaşım nasıl ki, onun özgün yöntemi ve dayandığı yasalarsa aynı niteliğin Marksizm için de geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Onun için sosyalist siyaset için kurulabilecek ''bilim değildir'' yaklaşımı Marksizm için iddia edilemez. Daha da ileri gidilebilir ve Marksist felsefe için bile ( diyalektik materyalizm) içerdiği bilimsel düşünebilme yöntemi ( diyalektik) nedeniyle bilimsel olduğu gerçeğini de yadsımamalıyız.

Kısaca bilim ve bilimsellik konuları Marksizmden ve hatta Marksizmle kopmaz bağı olan sosyalist siyasetten soyutlanamaz, soyutlanmamalıdır.



Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Marksizme giriş için okumanız gereken 5 kaynak melnur 2 2889 03.11.2017- 03:17
Konu Klasör Marksizm-Leninizmin reddi: Post-Marksizm spartakus 0 2241 24.09.2014- 00:10
Konu Klasör AKP ve yanılgılarımız! melnur 19 3684 24.04.2019- 20:20
Konu Klasör Anketlerde seçim sonuçları melnur 3 1480 24.03.2019- 21:08
Konu Klasör Dünya devrim müzikleri ve özgürlük şarkıları... deniz 0 295 06.04.2020- 03:01
Etiketler   Leninsiz,   Marksizm,   Leninin,   Marksizme,   katkıları.
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS