SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
Yine, yeniden sosyalistler ne yapmalı sorusu...           (gösterim sayısı: 216)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.289
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

34 kere teşekkür etti.
45 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 01.11.2021- 11:17


Sanırım, hatta eminim, bundan sonraki yazı ve yorumlarımıza seçim ittifakları, solun seçimlerde nasıl bir duruş sergileyeceği, nasıl bir politik hattın kurulacağı ya da kurulamayacağı ve saray rejimi karşısında nasıl bir tutum takınılacağı...-evet, çok büyük bir yer tutacaktır. Çünkü çok önemli; çünkü ülkemizin bugün iki büyük sorunundan biri AKP zihniyetinden ve saray rejiminden kurtulmaksa diğeri de sosyalizmi toplumsal bir güç haline getirmektir. Bu iki başlığı birbirinin karşıtı olarak ele almak yanlışına düşmemeliyiz ve birinin başarısını da diğerinin görünmez hale getirilmesinden geçmediğini anlamalıyız.

Böyle söylemişiz, https://www.solpaylasim.com/k8387-ittifaklar-konusu-ve-sosyalistlerin-tavri-.html başlığında...Öteden beri de hep altını çizmeye çalışıyoruz, ülkemizde sosyalist solu toplumsal bir güç haline getirmeye çalışmak sosyalistlerin başat sorumluluklarından biriyse, bir başka önemli sorumluluğu da Saray Rejimi'ni iktidardan uzaklaştırmak yönünde somut bir mücadee ekseninin içinde olmak ve bu konuda etkin bir siyasi mücadele geliştirmek olmalıdır. Bu iki temel konudan birini diğerine tercih edecek bir siyasi perspektif geliştirmenin savunulabilir bir yanı olduğunu hiç düşünmüyorum. Ve bu konuyu da aylardır, yıllardır yazmaya, yorumlamaya çalışıyorum. Erdoğan AKP'sine karşı mücadeleyi somutlaştırmadan, bu konuda etkin bir mücadele hattı içinde -bir şekilde- yer almayan bir siyasi söylemin -ne söylerse söylesin- gerçekçilik iddiası içinde bulunmasının ciddiye alınır bir yanı olduğunu düşünmüyorum.

Türkiye 2023 Haziran'ına kadar önemli bir ''nihai'' kapışmaya gidiyor. Bu kapışmada ya Saray Rejimi'nin gerici yöneliminde son aşamaya geleceğiz ve ya da bu yönelime nihai olarak bir son nokta koyacağız. AKP karşıtlığında -bir şekilde- yer alınması gerektiğinin söylenmesi bu sorun, bu ikilem bağlamındadır. Konuyu çevirmek, döndürmek, gizlemek, saklamak, bir şekilde zayıflatıp önemsizleştirmek ve ardından kendince keskin ''devrimci'' bir söylemle allayıp pullamanın ne ülkeye bir yararı ve ne de sosyalist mücadeleye bir katkısı olabilir.

Kemal Okuyan da SOLportal'daki söyleşisinde bu konuya kısa da olsa değinmiş. Şöyle söylüyor: ''Burada iki faktör var. Birincisi AKP’den bıkkınlık ve bu iktidarın bir an önce gitmesi arzusu, diğeriyse devrimci siyasetin etkisizliği… Türkiye solu birini diğerine kurban etmeden bu iki meseleyi aynı anda çözmek ya da yönetmek zorunda. AKP’den bu ülkede yaşayan yurttaşlar olarak biz de bıktık. Bu anlamda bugün toplumda AKP’ye karşı olan kesimlerin bir parçasıyız. Gerçi Saray Rejimi konusunda kullandğı karşıtlığı ''bıkkınlık'' olarak nitelemiş. Bilinçli bir   önemsizleştirme olduğunu düşünmüyorum ama sanki sonrasında söyleyeceklerini daha da vurucu br hale getirmek için kullanmış gibi. ( Böyle olunca da bilinçli bir tercih de denebilir.) Ama ne oldu, ne oluyor, Kemal Okuyan ve Aydemir Güler gibi TKP'nin ileri gelen yöneticileri neden uzunca bir zamandır Saray Rejimini, dinci faşizmi, AKP karşı devrimini, cumhuriyetin tüm kazanımlarını ortadan kaldıran ve bu yolda son bir hamleye ihtiyacı olan siyasi ve ideolojik bir anlayışa yönelik karşıtlığını somut, etkin ve toplumda karşılığı olan bir mücadeleye dönüştürmekten çok farklı bir siyasi söylemde ısrar ediyorlar? Çubuğu ''bağımsız'' bir sosyalist hat/cepheye doğru olancasıyla bükmeye çalışmanın yolu AKP gericiliğine karşı mücadele etmenin yok sayılmasından mı geçiyor?

Hadi ''yanılıyoruz'' diyelim, ya da Kemal Okuyan'ın sorulara verdiği yanıtta bu sorunun yanıtını bulamıyoruz diyelim, peki, şu ''bıktrıcı'' iktidarın göndrilmesi konusunda nasıl bir siyasi tutum öneriliyor? Bu sorunun karşılığı ne? Bu konunun çözümü konusunda Kemal Okuyan'ın topluma önerdiği şey nedir?

( Kemal Okuyan'ın söz konusu röportajı aşağıda...)




Bu ileti en son melnur tarafından 01.11.2021- 11:18 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.289
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 01.11.2021- 11:35


'Millet İttifakı’nın gölgesinde devrimci ittifak olmaz'

  TKP Genel Sekreteri Okuyan soL’un devrimci bir ittifakla ilgili sorularını yanıtladı: Hak ve özgürlükler şu ya da bu burjuva hükümetinin tercihiyle değil, işçi sınıfının örgütlü mücadelesiyle alınır.

Resim Ekleme

ALİ UFUK ARİKAN

TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan soL’un devrimci bir ittifakla ilgili sorularını yanıtladı.

"Hak ve özgürlükler şu ya da bu burjuva hükümetinin tercihiyle değil değil, işçi sınıfının örgütlü mücadelesinin sonucu alınır; gerçek ve kalıcı özgürlük ise gelişkin sosyalist demokraside yaşanabilir" diyen Okuyan, "Diğeri bir aldatmacadır. Bu nedenle ekmek meselesi özgürlük meselesinin üstündedir. Sömürü varsa özgürlük yoktur" ifadesini kullandı.

Okuyan, "İttifaklar zaten var! Bugün eksikliği olan devrimci bir sol ittifak. Bilmediğimiz bir şey yok. Türkiye’de irili ufaklı bütün siyasi oluşumların ne görüştüğünü, neye karar verdiğini ve kararsız olduğu konuları, ittifakların açık ve gizli unsurlarını, nasıl pazarlıklar döndüğünü, kimlerin kime yedeklendiğini, her şeyi biliyoruz. Zaman yok" diye konuştu.

TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan'ın soL'un sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

'Üçüncü ittifak tartışmaları hâlâ solun düzen siyasetine nasıl eklemleneceği noktasında tartışılıyor'

Seçim tarihi yaklaştıkça ve AKP’nin iktidardan düşeceğine dair beklentiler arttıkça ittifaklar konusu daha fazla tartışılmaya başladı. İşin ilginci Cumhur ve Millet ittifaklarının yanı sıra bir üçüncü ittifak konusu da daha fazla işleniyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?


Üçüncü ittifak tartışmaları kendi başına özel bir anlam ifade etmiyor. Keşke düzen siyasetinin dışında bir cephe, bir işbirliği, bir blok bugüne kadar ete kemiğe bürünseydi de, bunun etkisini konuşuyor olsaydık. Oysa bugün üçüncü ittifak tartışmaları hâlâ solun düzen siyasetine nasıl eklemleneceği noktasında tartışılıyor.

Ama TKP, EMEP, Sol Parti gibi oluşumlar da üçüncü ittifak için çalışma yürüttüklerini açıkladılar.

Evet ve bu çalışmalar son derece değerli. Ancak konunun gündeme gelmesine asıl neden olan, Millet İttifakı’nın açıktan içine alamadığı ama bütünüyle sırtını dönemediği HDP’nin önümüzdeki seçimlerde nasıl bir tavır alacağının merak edilmesi. Bununla ilgili olarak Millet İttifakı unsurları ile HDP arasında görüşmeler yapıldığı bir sır değil, bunun sorgulanacak bir tarafı da yok. Ancak üçüncü ittifak tartışmalarının merkezinde Millet İttifakı ile HDP arasındaki ilişki durdukça, bu gerçek anlamıyla bir üçüncü ittifak olmuyor. Sol bu ilişkide katalizör olmaya kalkmamalı. Millet İttifakı’nın sınırları ve iç pazarlıkları bizi ilgilendirmiyor.

'Üçüncü bir ittifakın öznesi, sürükleyici gücü olabilecek partiler belli'

Burada sorun olan ya da sizin dert olarak gördüğünüz nedir? Sonuçta HDP’nin Millet İttifakı’ndan uzaklaşması iyi bir şey değil mi?


Siyasi partilerin temel konularda ne düşündükleri, neyi savundukları önemli. Sonuçta partiler de elbette değişebilir. Ancak her bir partinin varlık nedeni, temel ideolojik pozisyonu vardır ve biz görünen ya da günlük söylemlerden öte, bu pozisyonları değerlendiririz. Burada bizim üzerinde durduğumuz, 3-4 temel, yaşamsal konu. Kendimizi ve herkesi öncelikle bu yaşamsal konular üzerinden değerlendiririz. Uzaklık ve yakınlığın temel kriterleri bunlardır. Bu yaşamsal konular açısından baktığımızda Türkiye’nin siyasal tablosunda gerçekten üçüncü bir ittifakın öznesi, sürükleyici gücü olabilecek partiler belli. Bu partilerin düzen siyasetinden kesin bir kopuş gerçekleştirmesi beklenir. Aslında mesele tam da budur. İdeolojik ve sınıfsal olarak düzen dışı, devrimci bir konumlanış içinde olanların düzen siyasetinden kopması…

'Biz insanlara kolay olmayan bir yol öneriyoruz ama bu yol tek gerçekçi yol'

Ancak şu anda düzen siyasetinin içinde devinen partiler toplumun çok geniş bir kesiminin desteğini alıyor. Bu kesimleri dışlayan bir siyaset tarzının başarı şansı olabilir mi?


Devrimci bir siyaset halkı nasıl dışlar? Dediğiniz gibi bugün düzen dışında konumlanan siyasi partilerin toplam seçmen desteği düşük. Bu sorunu düzen siyasetine eklemlenerek çözemeyiz. Ayrıca sorunun merkezinde seçim sonuçları durmuyor. Bugün emekçi halk hâlâ, son dönemde aldığımız mesafeye rağmen, yaygın olarak örgütsüz. Halkın örgütlü gücünü artırmak için net, berrak, umut veren, heyecanlandıran bir program ile hareket etmek gerekiyor. Bugün zengin ve orta sınıflar bir yana, halkın çoğunluğunu oluşturan yoksul kesimlerin düzen partilerini desteklemesinden ne bir umut, ne bir heyecan çıkar. Onları orada tutan temelde çaresizlik hissi. Evet biz insanlara kolay olmayan bir yol öneriyoruz ama bu yol tek gerçekçi yol. Bunu belirsizleştirdiğimiz, kendimizi düzen siyasetine yamanmaya çalışan unsurlar olarak gösterdiğimiz sürece, kimse bundan heyecanlanmaz, etkilenmez.

'CHP düzenin meşruiyetini sarsıcı hiçbir şey yapmaz, yapamaz'

Bu söyledikleriniz halkın yaklaşmakta olan seçimlere yüklediği anlamla çelişiyor…


Evet çelişiyor. Burada iki faktör var. Birincisi AKP’den bıkkınlık ve bu iktidarın bir an önce gitmesi arzusu, diğeriyse devrimci siyasetin etkisizliği… Türkiye solu birini diğerine kurban etmeden bu iki meseleyi aynı anda çözmek ya da yönetmek zorunda. AKP’den bu ülkede yaşayan yurttaşlar olarak biz de bıktık. Bu anlamda bugün toplumda AKP’ye karşı olan kesimlerin bir parçasıyız. Dahası, TKP bu iktidarın daha ilk günlerinden itibaren uyarma ve karşı koyma adına yapabileceği her şeyi yaptı. Bugün artık AKP artığı partilerle daha da genişleyen Millet İttifakı çizgisinin yaptıklarından çok daha fazlasını. Muhalefette olan partilerin AKP’ye kritik anlarda verdiği desteğin aldatılmayla filan bir ilgisi yok. Düzen partisi olmak böyle bir şey. Bütün düzen partilerini patronların ve emperyalist merkezlerin istekleri doğrultusunda hareket ettirecek mekanizmalar mevcut zaten. CHP’nin “yapıcı muhalefet” adına yıllar boyunca AKP’yi rahatlatan bir tutum içinde olması basiretsizlik ya da CHP yönetiminin acizliği ile açıklanamaz. CHP düzenin meşruiyetini sarsıcı hiçbir şey yapmaz, yapamaz. “Parti yönetimde biz olsak…” diyen iyi niyetli CHP’liler içinde oldukları partiyi pek anlamamışlar.

Ama CHP’ye ve diğer muhalif partilere milyonlarca seçmen umut bağlamıyor mu?

Hayır umut bağlamıyor, umutsuzluk nedeniyle bağlanıyor!

Toplumda yerleşik ideolojilerin, örneğin dinciliğin, miliyetçiliğin bu tercihlerde bir rolü yok mu?

Elbette var. Ancak iddia ediyorum, küçük bir fanatik kesim dışında ideolojik yönü en güçlü düzen partisinin bile toplumda bir rüzgar, bir heyecan yarattığı, bir cazibe merkezi haline geldiği yok. Etkisini artıran bir devrimci hareket bu partilerin hitap ettiği kesimleri de kendini çekmeye başlar.

'Buna direnmek gerekir'

Zaten tartıştığımız bunun nasıl olacağı değil mi? Yaklaşmakta olan seçimlerde düzen muhalefetinden tamamen ayrı bir strateji kurulabilir mi? Ayrıca düzen cephesi ile devrim cephesi arasında geçişken bir alan yok mu?


Şu anda düzen cephesi ile devrim cephesi arasında siyasi aktörler açısından geçişken bir alan olamaz ki! Böyle bir alan, devrim cephesi ciddi bir toplumsallık kazandığında ortaya çıkabilir. Bugün ise düzen cephesinin kendi dışını içine aldığı, yuttuğu ya da eklemlediği görülüyor. Buna direnmek gerekir. Cin olmadan çarpamazsınız. Türkiye’de işçi hareketi başat, yani domine eden, belirleyen güç olmadığı, olamayacağı hiçbir ilişkiye girmemelidir. Bu kadar kesin söylüyorum. Toplumsal açıdansa düzen cephesi ile devrim cephesi arasında elbette bir gri alan var, her zaman olur. Bu alandaki halk kesimlerini düzene kaptırmamak için de kendi sınırlarımızı sağlam çizmemiz gerekiyor.

'Biraz cesaret bulsalar 'gerçek AKP biziz' diyecekler'

Biraz daha somut konuşalım isterseniz. Üçüncü ittifak hangi eksende kurulmalı? Saray rejimine karşı olmak mı, özgürlük ve demokrasi mi, yoksa daha sınıfsal bir ayrım mı gerekiyor?


Kavramların içinin hızla boşaltıldığı bir dönemden geçiyoruz. Ben AKP iktidarının “saray” olarak kodlanmasında bile bir hesap olduğunu düşünüyorum. “AKP’nin ilk yılları iyiydi” diyen unsurlar bugün muhalefetin bir parçası, biraz cesaret bulsalar “gerçek AKP biziz” diyecekler. Saray’dan önce ve Saray’dan sonra! Türkiye bu yaklaşımla aydınlığa çıkamaz. Özgürlük ve demokrasi kavramları da ayrıştırıcı değil, herkes kendince kullanıyor bunları. Komik olan, 19 yıllık iktidarın bile hâlâ bu kavramları kullanması. Tamam bu kavramları, bu değerleri kimseye terk etmeyelim ama ayrıştırıcı bir özelliği, en azından şimdilik, yok bunların. Öte yandan anti emperyalizm, laiklik ve emek ekseni fazlasıyla netleştirici. Bu netlik üzerinde adalet, özgürlük gibi kavramlar da anlam kazanıyor. Bu bağlamda çok belirgin bir biçimde emekçi halkın cephesi yaratılmalı.

Bunun devrimci bir ittifakın alanını daraltacağını ileri sürenler var. Siz ne düşünüyorsunuz?

Emekçi halk dediğimiz nüfusun çoğunluğu. Neden daraltsın ki!

'Sömürü varsa özgürlük yoktur'

Ama yoksul kesimlerin özgürlük ve demokrasi sorunu da yok mu? Her şey ekmek davası ile başlayıp bitiyor mu?


Özgürlük ve adalet arayışını yok saymak insanlığın bugün çektiği acılarla dalga geçmektir. Öyle şey olur mu? Ancak emperyalist-kapitalist sistem içinde özgürlük ve adaletin yeşerebileceğine ilişkin bir beklenti de aynı ölçüde ciddiyetsizliktir. Bugün özgürlüklerin tırpanlanmasını, insan hakları ihlallerini ve demokrasinin alanının daralmasını otoriter-despot yöneticilerin tercihine bağlayamayız. Sermayenin özgürlükçü olduğu hiçbir yer yok. Avrupa’da gelişkin olduğu sanılan demokrasinin yaldızını kazıdığınızda altından işçi sınıfını ve devrimci hareketini adım adım takip eden bir polis devleti çıkıyor. Hak ve özgürlükler şu ya da bu burjuva hükümetinin tercihiyle değil değil, işçi sınıfının örgütlü mücadelesinin sonucu alınır; gerçek ve kalıcı özgürlük ise gelişkin sosyalist demokraside yaşanabilir. Diğeri bir aldatmacadır. Bu nedenle evet, ekmek meselesi özgürlük meselesinin üstündedir. Sömürü varsa özgürlük yoktur. Bu nedenle özgürlük mücadelesi sınıf eksenine yerleştirilmelidir. Bugünkü düzeni temsil eden siyasi güçler içinde “daha özgürlükçü” gözükenlerin var olmasının temel nedeni toplumsal huzursuzluğun bir patlama noktasına gelme olasılığıdır.

Sonuçta bütün düzen partilerini aynı kefeye koymaya götürmez mi bizi bu yaklaşım?


Adları üzerinde düzen partisi! Bu anlamda evet hepsi aynı sınıfın çıkarlarını farklı ideolojik-siyasal referanslarla temsil ediyor. Ancak söylediklerim onlar arasındaki ayrımların tamamen önemsiz olduğu anlamına gelmiyor. Bu ayrımların bir anlamı varsa o ancak işçi sınıfı hareketinin, devrimci hareketin bağımsız bir çizgisi söz konusuysa ortaya çıkabilir. Yoksa sürekli olarak “düzen partilerinden hangisi daha tercih edilir” sorusu ile hareket edersek, sömürü düzeni giderek daha da ağırlaşır, demokratikleşme filan da tamamen hayal olur.

'Sonu hüsran da değil, büyük bir felaket olur'

Bugün Cumhur İttifakı ile Millet İttifakı arasında sınıfsal bir ayrım yok ama burjuva demokrasisinin alanına dair kimi ayrım noktaları var. Bu sol açısından bir değerlendirme konusu olamaz mı?


Millet İttifakı’nın çok parçalı bir oluşum ve burada CHP dışındaki partiler milliyetçi-dinci-muhafazakar özelliklere sahip. Ayrıca açık bir biçimde anti-komünistler. CHP ise toplumun sola kaymasını frenlemek gibi bir işleve sahipti, bir süredirse toplumun sola yatkın kesimlerini sağcılaştırmak gibi bir misyonla hareket ediyor. Kuşkusuz AKP iktidarı ile farklılıkları var muhalefetin. Ancak bu muhalefetin ortaya çıkışı, emperyalist ülkelerin ve Türkiye sermayesinin bu muhalefeti neredeyse açıkça desteklemesinin nedenlerini konuşmadan bir siyasi değerlendirme yapamayız. Sıralayalım, muhalefete böyle bir destek var çünkü AKP’nin alternatifsizliği onun yönetilmesini zorlaştırıyor. Muhalefete böyle bir destek var çünkü AKP’nin toplumsal desteği hızla azalmaya başladı. Muhalefete böyle bir destek var çünkü bu muhalefet söz dinliyor ve dinlemeyi taahhüt ediyor. Muhalefete böyle bir destek var çünkü geniş halk kitlelerindeki hoşnutsuzluğun toplumsal patlamalara evrilmesinden korkuyorlar. Bütün bunlardan halk adına, yoksul kitleler adına ne çıkar? Öncelikle bir tuzak çıkar. Bu tuzağa karşı önlem almadan, kendi bağımsız gücünü toplumsal olarak hissettirmeden solun muhalefet daha tercih edilir diye bir yaklaşım içine girmesinin sonu, hüsran da değil, büyük bir felaket olur.

'AKP iktidarından çıkışın sancısız olacağını düşünmek saflıktır'

Neden böyle dediniz?

Türkiye’de AKP iktidarından çıkışın sancısız olacağını, bu geniş tabanlı koalisyonun Türkiye’yi istikrara taşıyacağını düşünmek saflıktır. Daha ötesi, bugünkü muhalefetin göstermelik bazı özgürleştirme hamleleri bile örgütlü sermaye-örgütsüz işçi sınıfı koşullarında kısa sürede daha ağır bir baskıyı beraberinde getirir. İşçi sınıfının örgütlülüğü ise onun düzen muhalefetinden koparılması ile sağlanabilir.

'Göstermelik bir demokrasi alanı yaratıp o alanın içinde oynayan bir sol istiyorlar'

Bu durumda CHP’yi demokrasi mücadelesinde bir ittifak unsuru olarak görmüyorsunuz, böyle diyebilir miyiz? Veya CHP’yi bugünkü sağ koalisyondan koparmak mümkün değil mi?


Hayır görmüyoruz. Tekrar ediyorum CHP ile AKP’yi aynı kefeye koymak gibi bir niyetimiz yok. Ancak müttefiklik başka bir şey. Millet İttifakı, büyük bir proje. Bu projenin oluşumunda Kemal Kılıçdaroğlu büyük bir görev üstlendi ve partisinin çıkarlarını da bir kenara koyarak bu görevi şu ana kadar büyük bir başarı ile yerine getirdi. Sol, bu proje açısından, bağımsız bir güç olarak etkisizleştirilmesi, bu projeye ne yapıp eklemlenmesi istenen bir unsur. Yani projenin mantığında bu var. Çünkü muhalefet blokunun merkezinde durduğu bir iktidar projesinin solunda etkili bir siyasi güç istemiyorlar. Bu güç, yaşanacağı kesin olan ve halkın sırtına vurulacak ekonomik zorluklarla beraber hızla etkisini artırır. Bundan çekiniyorlar. Dolayısıyla göstermelik bir demokrasi alanı yaratıp o alanın içinde oynayan bir sol istiyorlar.

'Bunu deneyen iyi niyetli unsurlar var, dostlarımız var, hiç şansları yok'


CHP bu denklemden çıkarılamaz mı?


CHP, sol ancak ciddi bir toplumsal güç haline gelir, düzen değişikliği talebi geniş kabul görürse zorunlu olarak sola kayar; geniş kitleleri düzen içinde tutmak için. Onun dışında CHP’nin iç dinamikleri sonucu sola yönelim asla ve asla olmaz. Bunu deneyen iyi niyetli unsurlar var, dostlarımız var, hiç şansları yok.

'Sol CHP’ye sığınmak zorunda kaldığı sürece hiçbir CHP’li solu ciddiye almaz'

CHP’nin tabanı bir ittifak konusu olamaz mı?


CHP’nin tabanı ve aslında bütün partilerin tabanı ağırlıklı olarak emekçi halk kesimleri. CHP’de buna ek olarak Cumhuriyetçi, laik, yurtsever duyarlılığı olanların yaygın bir biçimde var olduğu ortada. Bunlarla birlikte hareket etmek, işyerlerinde, mahallelerde, okullarda mücadele ortaklığı içine girmek gerekir. Bunun olması için de siyasal olarak bağımsız bir varlığınızın olması gerekir. Sol CHP’ye sığınmak zorunda kaldığı sürece hiçbir CHP’li solu ciddiye almaz. Ben olsam ben de almazdım.

Öte yandan CHP’nin son tezkerede olumlu bir tavrı söz konusu. Bunun devamının gelmeyeceğini mi düşünüyorsunuz?


Millet ittifakı içinde işbölümü yapılıyor. CHP bu işbölümünün ardından sonucu hiç etkilemeyecek bir tavır değişikliğine gitti. O kadarcık biliyoruz nelerin konuşulduğunu!

TKP’nin de içinde olduğu ittifak görüşmelerinde CHP’ye bir çağrı yapılmayacak o zaman…

Bir ittifak için önce zemin sağlanır; ilkeler ortaya çıkar, birlikte hareket etmeye hazır ve çağrısı heyecan ve etki yaratacak unsurlar bir araya gelir ve net-açık bir çağrı yapar. O aşamadan sonra muhatap herkestir ve kim o ilkeler için “ben de varım” derse, onunla birlikte mücadele edilir. O aşamada kimseye rezerv konmaz.

Ama solun anti-emperyalizm, laiklik, emek ekseni gibi ilkelerine CHP’nin onay vermeyeceği açık değil mi?


Elbette açık. Bu zaten CHP’nin sınıfsal karakteri. Ancak bir toplumsal çağrı peşin rezervlerle yapılmaz. Önce bir netlik ortaya koyulur ve sonra bir ortak programla topluma seslenilir.

'Bugün eksikliği olan devrimci bir sol ittifak'

Peki öncesinde geniş bir tartışma yürüse, muhalefet güçlerinin yan yana geldiği platformlar ortaya çıksa, sonra ittifaklar şekillense daha iyi olmaz mı?


İttifaklar zaten var! Bugün eksikliği olan devrimci bir sol ittifak. Bilmediğimiz bir şey yok. Türkiye’de irili ufaklı bütün siyasi oluşumların ne görüştüğünü, neye karar verdiğini ve kararsız olduğu konuları, ittifakların açık ve gizli unsurlarını, nasıl pazarlıklar döndüğünü, kimlerin kime yedeklendiğini, her şeyi biliyoruz. Zaman yok. Örneğin CHP’nin olduğu bir zeminde neyi tartışacağız? Zaten CHP yönetimi böyle bir zemini neden ciddiye alsın? Onun projesi belli ve sol sadece ve sadece vitrin olarak değerli bu projede.

Peki ittifakları yalnızca siyasal partilerle ilgili bir konu olarak mı değerlendirmek gerekir? Sendikalar, kitle örgütleri, yerel dinamikler…
İttifak kavramına teorik açıdan girmek istemiyorum. Başbaşka bir tartışma konusu bu.

'Önce halka açıkça neden yan yana geldiğimizi anlatabilmemiz gerek'

Şöyle sorayım o zaman, bugün TKP’nin de içinde olduğu ittifak ya da cephe ya da blok görüşmelerinde siyasi partiler dışındaki unsurlar yer almayacak mı?


Bugün tartıştığımız konu tamamen siyasal! Bir ortak siyasal mücadele hattı yaratmaya çalışıyoruz. Bu yaratılacak ve toplumsal dinamikleri kapsayacak, kitle örgütleriyle rezonansa girecek. Burada öncelik siyasi oluşumlardadır. Bunun toplumsal dinamikleri nasıl kapsayacağı ise hem tarihsel hem de güncel deneylerden hareketle, bellidir. Toplumsal dinamikleri kapsayamayan bir devrimci oluşum kısa sürede çürür ve tasfiye olur zaten. Yani yola çıktıktan sonra esas meselemiz bu olacak. Ancak önce halka açıkça neden yan yana geldiğimizi anlatabilmemiz gerek.

'HDP bu projeyi önemsiyor, bu projeyle birlikte hareket ediyor'

Peki burada HDP’nin durumu ne? HDP de bir çağrı yaptı, ayrıca Selahattin Demirtaş’ın açıklamaları var.


HDP’nin kendi beklentilerini AKP iktidarı ile karşılamaya çalıştığı dönem geride kaldı. Bu saatten sonra çok zor. Millet İttifakı ile HDP arasındaki ilişkinin de kamuoyuna yansıyandan ibaret olmadığı ortada. Millet İttifakı’nı burada yer alan 3-4 partiden ya da şimdiki eklemelerle 6 partiden ibaret görmemek gerek. HDP bu projeyi önemsiyor, bu projeyle birlikte hareket ediyor. Bunda hayret edecek bir şey yok. Ve bu proje içinde elini güçlendirmek için sol içindeki gölgesini korumak, hatta genişletmek istiyor. Selahattin Demirtaş’ın açıklamalarında bu bariz bir biçimde görülüyor. HDP’den bağımsız olarak söylüyorum, AKP sonrasında sistem içinde “sol”a belli bir alan açılması planlanıyor. Az önce dediğim nedenlerle. Bağımsız bir solun varlığını istemiyorlar. Sonuçta ne olursa olsun, HDP’nin öncelikleri ile solun öncelikleri arasında önemsenmesi gereken bir açı var.

'Sol kendi ağırlığını koyduğunda bütün dengeler değişecektir'
Bu açı kapanmaz mı?


Solun kendi ilkeleriyle yürüyüşünü önemsemeli. Önce bağımsız bir güç olmalı. Zaten şu anda “büyük siyaset”in içinde yer alan bir unsur olsam solu hiç ciddiye almam. Sol kendi ağırlığını koyduğunda ama bunu kendi göbeğini keserek yaptığında, Türkiye’deki bütün dengeler değişecektir. Bunu özel olarak şu ya da bu parti için söylemiyorum. Bütün dengeler, bütün denklemler altüst olacaktır.

CHP ya da HDP zemininde büyük siyasete dahil olmaya karşısınız o halde?

Eskiden beri böyle. CHP ya da HDP’nin açtığı kanallardan mevzi elde edecekseniz, o kanallarda siyaset yapacaksınız. Bu siyasal açıdan sorunlu, etik açıdan da sorunlu. Bu partilerin gölgesinde devrimci bir ittifak kurulamaz.

'Seçimleri kapsamayan bir ittifakı kimse ciddiye almaz'

TKP, EMEP ve Sol Parti ile yürütülen görüşmeler seçimlerde ortak tavrı da kapsıyor mu?


Üç partinin görüşmeleri dışında başka siyasi unsurlarla da temas halindeyiz. Bir ittifak ya da bir işbirliği ortaya çıkacaksa bu seçimleri de kapsamak zorunda elbette. Seçimler her şey değil ama seçimleri kapsamayan bir ittifakı kimse ciddiye almaz. Seçimleri içine alan ama onun ötesine geçen bir ittifak söz konusu olmalı.

Peki şu ana kadar somut bir ittifakın ortaya çıkmamasının nedeni ne?


Stratejik değil ayrıntılarla ilgili kimi başlıklar var. Bunları ciddiyet ve açıklıkla ele alıyoruz. Kuşkusuz zaman daralıyor ama kendimize de dostlarımıza da güveniyoruz.

Herkes sorumluluklarının farkında. Bu dönemin tarihsel görevlerine ilişkin bir açıklık, netlik söz konusu.

https://haber.sol.org.tr/haber/millet-ittifakinin-golgesinde-devrimci-ittifak-olmaz-317255



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.289
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 08.11.2021- 05:38


Güzel söz, ''millet ittifakının gölgesinde devrimcilik olmaz''. Kemal Okuyan söylüyor bu güzel sözü. Ve aynı Kemal okuyan sosyalistlerin önünde AKP'yi iktidardan edecek bir görev bulunduğunu da söylüyor. Peki ama ''gölge'ye yaklaşmadan'' muhalefetle aradaki açıyı az çok kapatmadan, kısaca ''dışarıda'' kalarak Saray Rejimi''ne karşı etkili ve somut bir mücadele hattı örebilmek mümkün mü?

İlk önce Ender Helvacıoğlu'ndan duydum bu sosyalist ittifak konusunu; face'te yazmıştı. Sonra hemen hemen tüm sosyalist partilerimiz gerekliliğinin altını çizdiler. Bir program etrafında biraraya gelinmeli ve ortak bir sosyalist cumhurbaşkanı adayı çıkarmalı... Çünkü Türkiye'nin güçlü bir sosyalist temsile ihtiyacı var(mış). Doğru saptamalar, doğru sözler, hiç kuşkusuz önemsenmeli de... Ama işte tek başına, saray rejimine karşı somut bir tutum alınmadan söylendiğinde eksik kalıyor. Nesnel duruma ilişkin çözüm nasıl olacak? Olası bir cumhurbaşkanlığı seçiminde dışarıda kalmanın propagandasını yapmak, bir daha yineliyorum, Erdoğan AKP'sinin, Saray Rejiminin, dinci faşzmin ekmeğine yağ sürmek anlamına gelmeyecek mi?

Karanlık bir süreçten geçiyoruz; ülkenin sola, sosyalizme ihtiyacı var. Bu süreçte AKP'ye karşı mücadeleyi somutlaştırmadan sosyalist bir siyaset oluşturabilmek mümkün değildir. Sosyalist bir ittifaka, sosyalist bir seçeneğe kuşusuz ''evet'' ama yeterli değil, o ittifak olası bir ikinci turda saray rejiminin karşısında yerini alacağını önceden deklare etmezse hem ülke ve hem de sosyalistler için bir hayal kırıklığı yaratmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Küçük hesaplar uğruna bir önemli uğrakta gereksiz hatalar yapılmamalı ve sol-sosyalistler için mutlaka değerlendirlmesi gereken bir süreç anlamsız bir inat uğruna heba edilmemeli...-diye düşünüyorum.





Bu ileti en son melnur tarafından 08.11.2021- 05:39 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.289
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 14.11.2021- 08:31


SOL Parti Trabzon'un ardından İzmir'de bir ''devrimci demokratik cumhuriyet'' mitingi düzenledi. Üçüncüsü İsanbul'da olacak. Mitingte konuşan SOL Parti Başkanlar Kurulu Üyesi Önder İşleyen'in konuşmasının basına yansıyan bölümünün bir bölümü şöyle: ''Önümüzdeki dönemin en büyük sorumluluğu, bu ülkeyi seven ilericilerin yurtseverlerin en büyük sorumluluğu bu tek adam iktidarını sona erdirmek. Hep birlikte başaracağız arkadaşlar. Buna inanın. Umut edin, hayal edin. Bu ülke bu kötülükten kurtulacak arkadaşlar.''

Açıklaması, somut olanı, karşılığı Erkan Baş'ın Halk tv.de söylediği   ''bir günlük ittifak'' saptamasında yatıyor. Türkiye'de hepimizin üstüne geçirilmeye çalışılan bu deli gömleğini çıkarmanın ve bu karanlık gidişe dur diyebilmenin yolu hiç çekinmeden yinelemek gerek, yapılacak ilk seçimde Saray rejiminin karşısında yer alan adayın desteklenmesidir. Soldayız, sosyalistiz, bu ülkeyi seven, bu ülkenin karanlık süreçten bir an önce kurtulmasını isteyen insanlarız, başımızdaki gericilikten bir an önce kurtulmak gerektiğini söyleyen ve bunu en başa yazan da bizleriz, bunun nasıl olacağını da söylemeliyiz, daha baştan üye ve sempatizanlarımızı bu sorununun çözümüne hazırlamalıyız.

Sonrası için -hiç kuşkum yok-, çok başka bir yola gireceğiz. Hatta yine Önder İşleyen'in altını çizdiği gibi ''Biz, seçimi beklersek zaten yıkılırlar diyenlerden değiliz. Biz izlemeyeceğiz, biz beklemeyeceğiz"
Yeterince mücadele edildiği ve örgütlenildiği takdirde kazanılacağını ifade eden İşleyen "Ama sadece onları göndermekle sorumluluğumuzu bitmiyor arkadaşlar. 20 yılda arkalarına ABD’yi, sermayeyi alan bu gerici sağcı dalga cumhuriyeti, onun ilerici birikimlerini, emekçilerin tüm kazanımlarını iflas ettirdi"


İstanbul Belediye Seçimleri'nin kazanılması için söylediğimiz ''her şey deği ama çok şey'' mottusu bu seçim için de geçerli. Türkiye'nin aydınlık yarınlara kilitlenebilmesi için beş benzemez olarak niteleyebileceğimiz düzen partilerinin ''güçlendirilmiş ve iyileştirilmiş parlamenter sisten''   sonrasındaki çözüm odaklı icraatlarının ülke insanını mutlu etmede yeterli olmayacağını ve hatta çözüm bile olamayacaının bilincindeyiz, bilincinde olmalıyız. Türkiye mutlaka sol-sosyalist bir seöçeneği toplumsal alanda güçlendirecek bir perspektifle yolunu çizip devam etmelidir.

Türkiye'nin sol bir seçeneğe, sosyalizme ihtiyacı var. Bunun yolu halkımızın örgütlenebilmesinden geçtiği gibi, bu konuda sosyalistlere ve en başta TKP'ye düşen görev de bu örgütlenme ve üye olma konularındaki koşulların gevşetilmesi, partiyi, parti çalışmalarını insanlarımız için daha cazip, daha çekici bir hale getirecek koşulları yaratmak olmalıdır. Emekçi halkımızın, yurtsever, aydınlanmacı gençliğin partiyle çok daha fazla birleşebilme ve bütünleşebilmesinin yollarını mutlaka arayıp bulmalıyız. Sadece TKP değil, hemen hemen tüm sosyalist parti ve örgütler halkımızla bir şekilde buluşma konusunda bir sıkıntı yaşıyor ve gözlerini daha çok düzen partilerine çeviriyorsa, burada sorumluluğu sadece insanlarımıza atmak bence işin kolayına kaçmak ve sorunu çözümsüz bir hale getirmek demektir.

Türkiye'de 1908 - 1923 aydınlanma süreci, cumhuryet ve kazanımları büyük ölçüde tutmuştur. Bu ülke 20 yıllık bir sürede üstüne geçirilmeye çalışılan deli gömleğini kabul etmemiştir. Bu durum sol-sosyalizm için büyük bir umuttur. Bu umudu somutlatırabilmenin ve bu kulvarda yürüyebilmenin yolu da, bir,   bu saray rejiminden bir an önce kurtulabilmek, bunun için   üye ve sempatizanlarımızın da anlayabileceği açık, net, somut bir tavır alabilmek ve iki, mutlaka ve mutlaka partiyi emekçi halk için çekici bir hale getirmenin yollarını aramak olmalıdır.

Evet örgütlenmeli ve çok daha fazla olabilmeliyiz, hepimizin birbirimize ihtiyacı var. Ama işte, sadece ''örgütlenelim'' çağrılarıyla bu sorunun üstesinden gelebilmek pek de mümkün olmuyor.

Bence başka şeylere ihtiyaç var.
Başka şeyler...




Bu ileti en son melnur tarafından 14.11.2021- 08:34 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.289
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 18.11.2021- 04:24


Önümüzde önemli bir seçim var; bence cumhuriyet tarihinin en önemli seçimi. Bu seçimde 20 yıldır iktidarda olan ve artık büyük oranda devlet haline gelen bir siyasal anlayışın, saray rejiminin kaderini oylayacağız. Sosyalistlerin bu sürecin dışında kalmaması gerektiğini sürekli yineliyoruz. Bunu yaparken de çubuğu çok fazla bu yönde büküyor muyuz diye bir kaygı taşımıyor değiliz. Ve hatta TKP'nin başını çektiği bir siyasal konumlanışa -bu nedenle- yüklenirken, bu konunun içini çok da fazla doldurmadığından şikayet ederken, partiye karşı bir haksızlık yapıyor muyum diye düşündüğüm oluyor. Sosyalistler ne yapmalı gibi bir soruya yanıt ararken sorunun/konunun bu yanı da ihmal edilmemesinin altı da çizilebilmeli.

Sosyalizmi büyütebilmeli, büyütebilme çabalarına katkı verilebilmeli ve sosyalizmi güncel bir hale getirebilmeliyiz. Ne yapmalı sorusunun yanıtının büyük oranda bu gerçeklikte yattığı da yadsınmamalı. Dışarıda kalarak, örgütsüz ve partisiz olarak sınıfsal bir mücadelenin içinde olabilmek pek de mümkün olmuyor. Yararı da yok. Mutlaka ve bir şekilde sola, sosyalizme olan aidiyet duygumuzu partiyle de ilişkilendirebilmenin yolunu bulmalıyız. Çünkü solcunun partiye ihtiyacı olduğu kadar, partinin de solculara, sosyalistlere, yüzü sola dönük kesimlere ihtiyacı var.





Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.289
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 24.11.2021- 04:14


İpin ucu iyice kaçtı. İçinde bulunduğumuz karanlık dönem kapitalizmin değil, Erdoğan AKP'sinin marfetleridir. Dolar tutulamaz hale geldi, Yoğun işsizlğin yanına önlenemez bir pahalılık ve kur artışı da eklendi. Bu süreçte baskının arttırılması ve rejimin daha da gericileştirilmeye çalışılmasından başka bir yol da yok. Öyle yapılacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan ''Yav, 2023'e kadar seçim meçim yok'' derken bir gerçeğin altını çiziyordu.

Belliydi; freni patlamış bir kamyon gibi yokuş aşağı hızla giden bu rejimin bir duvara toslayacağı belliydi. Erdoğan çaresiz, ekonomi iyice raydan çıktı. Ne yapacaklarını blmiyorlar. Akıntıya karşı kürek çekmeye çalışıyorlar. Kapitalizmin bilinen krizlerinin ötesinde bir şey yaşanıyor. Yaşadıklarımızın mantıklı ve kapitalizme özgü bir açıklaması da yok diyor, ekonomistler. Yoksulluk her geçen gün daha da artıyor. Ülke baştan aşağı bir açlık ve yoksulluk cenderesi içinde sıkıştıkça sıkışıyor.

Yine aynı soru; ne yapmalı? Ve bu soruya öteden beri, yıllardan beri verdiğimiz aynı yanıt; AKP iktidarından bir an önce kurtulabilmeliyiz. AKP sıradan bir burjuva partisi değil; Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı da öyle sıradan bir burjuva lider olarak tanımlayabilmek hataların en büyüğüdür. Bugüne kadar yapılan hatalar, yanlış değerlendirmeler ülkeyi bugnlere taşıdı. Artık hata yapma lüksümüz de bulunmuyor.

AKP ilk seçimde iktidardan uzaklaştırımalıdır. AKP seçime zorlanmalıdır. AKP'nin ktidarda kaldığı her gün üzerimizdeki baskı da karanlık da yoğunluğunu arttıracaktır. Bu karanlıktan çıkmadıkça ülke insanı için olumlu bir beklenti içine girilemez. Mümkün değil. Hayallere kapılmanın, küçük küçük beklentiler içine girmenin bir yararı yok. Sosyalizmi toplumsal alanda daha da etkin hale getirme çabalarının önemi yadsınamaz, ama bunu gerçekleştirme yolunda adımlar atablmelinin yolu da saray rejimine karşı somut bir mücadelede yürütebilmekten geçmektedir. Türkiye solunun güncel görevi budur, bu olmalıdır.

AKP sonrası için nasıl bir sol program ortaya koyabilmenin önemi, AKP'ye karşı yürütülen mücadelenin hiçbir şekilde zaafa uğratılmasına yol açmamalıdır. AKP'ye karşı mücadeyi aksatacak bir yanlış değerlendirme ve özellikle bu dönemde muhalefete karşı muhalefet etme alışkanlıklarının yinelenmemesi gerekir. Sola yakışmıyor, umut kırıcı oluyor, halkın gözünde değerimizi düşürüyor; aynen öyle, sosyalistler olarak emekçiler nezdinde bir saygınlığımız varsa bu durum bu saygınlığın yara almasından başka bir işe de yaramıyor ve bir kez daha söylemek istiyorum, AKP gericiliğine su taşımaktan başka bir işe de yol açmıyor.

AKP'den kurtulmak, öncesi de sonrası da bu.
AKP karşıtlığını somutlaştırmak, üye ve sempatizan kesimlerden başlayarak bunun gerekliliğini öncelikli bir hale getirmek...
Örgütlenmek mi, sosyalizmi toplumsal alanda etkili kılmak çabası mı?
AKP'ye karşı mücadelenin somut ve halk tarafından anlaşılabilir ve benimsenebilir biçimi buna engel değil ki...





Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör MUSTAFA KEMAL'e yine ve yeniden saygıyla... melnur 2 3514 10.11.2016- 15:12
Konu Klasör Ne yapmalı, nasıl yapmalı? melnur 1 1962 06.03.2019- 06:26
Konu Klasör Yetmez ama evetçilere 'Pişman mısınız' sorusu soruldu: Orhan Pamuk yanıtlamadı... melnur 3 145 11.10.2021- 07:05
Konu Klasör Yeniden kuruluş, yeniden doğuş denizcan 0 2596 04.02.2015- 11:08
Konu Klasör Sol Ne Yapmalı? melnur 7 293 19.07.2021- 01:14
Etiketler   Yine,   yeniden,   sosyalistler,   yapmalı,   sorusu.
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS