SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 2 Sayfa:   Sayfa:   [1]   2   >   son» 
TİP lideri Baş: Kuvvetli bir üçüncü ittifak şart...           (gösterim sayısı: 179)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.289
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

34 kere teşekkür etti.
45 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 06.11.2021- 00:02


TİP lideri Baş: Kuvvetli bir üçüncü ittifak şart

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, "Türkiye’nin AKP’den kurtulması ve AKP sonrasında Türkiye’nin yeniden inşasında ezilenlerin, yoksulların, yok sayılanların sesinin daha güçlü çıkması için kuvvetle bir üçüncü ittifak şarttır diyoruz" dedi.

Resim Ekleme

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, “Türkiye’nin yeniden inşasında ezilenlerin, yoksulların, yok sayılanların sesinin daha güçlü çıkması için kuvvetli bir üçüncü ittifak şarttır diyoruz” dedi.

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, Kocaeli’de; ANKA Haber Ajansı’nın sorularını yanıtladı. Erkan Baş, şunları söyledi.

Türkiye’nin önünde iki tane temel problem görüyorum. Bir tanesi; Türkiye’nin Tayyip Erdoğan’ın iktidarından, AKP iktidarından, saray rejiminden en kısa sürede kurtulması gerekiyor. İkincisi ise; bu iktidardan kurtulduğumuz gün Türkiye’nin yeniden kuruluşa ihtiyacı var. Bu 20 yıllık iktidar ve iktidarın yıkımları ile hesaplaşmamız gerekiyor. Dolayısıyla Türkiye’de bugün siyasetin dışında duran, siyasetin dışına itilen, siyasetin içine girme kanalları bulamayan milyonlarca işçinin, köylünün, gencin, kadının, LGBT+, yoksulların, yok sayılanların, Kürtlerin, Alevilerin siyasette etkin bir rol alması gerektiğini düşünüyoruz.

Aslında fiilen sokağa çıktığımızda iktidara karşı en kararlı, en dirençli duruşu sergileyen bu milyonlarca kişi bugün bu iki ittifak arasında kendisine bir yer bulamıyor. AKP’ye sonuna kadar karşılar. Saray rejiminden bir an önce kurtulmak istiyorlar ama millet ittifakı da bu güçleri kapsamıyor. O zaman ne yapmak lazım; bu nitelikli, birikimli, bu büyük enerjiyi siyasetin merkezine yerleştirmek lazım. Bunun yolunun biz üçüncü ittifak olduğunu düşünüyoruz. Türkiye’nin AKP’den kurtulması ve AKP sonrasında Türkiye’nin yeniden inşasında ezilenlerin, yoksulların, yok sayılanların sesinin daha güçlü çıkması için kuvvetle bir üçüncü ittifak şarttır diyoruz.”

https://www.birgun.net/haber/tip-lideri-bas-kuvvetli-bir-ucuncu-ittifak-sart-364789



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.289
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 07.11.2021- 11:57


Merdan Yanardağ:

''Türkiye’nin fiilen seçim atmosferine girdiği bu günlerde, düzen muhalefeti sorunu salt, “tek adam rejimi”nden ya da “Erdoğan iktidarı”ndan kurtulmak olarak sınırlama eğiliminde görünüyor. Oysa sorun, Türkiye’nin NATO’ya girişiyle başlayan, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 faşist darbeleriyle derinleştirilen 70 yıllık karşı devrim sürecinin yarattığı rejimi ve düzeni aşmaktır.''

https://www.birgun.net/haber/restorasyon-curume-direnis-364912

Kurtuluş Kılçer:

''Muhalefet, “başkanlık rejiminden” kurtulmayı, düzenin bütün günahlarının içine doldurulduğu bir çuval haline getirip, düzeni, sermayeyi, emperyalizmi, gericiliği aklayacak bir restorasyon programından daha fazlasını temsil etmemektedir. Güçlendirilmiş parlamenter rejim, “sorunun kaynağında tek adam yönetimi vardır”dan öteye geçmeyen düzenin merkez eksenini temsil eden ortalamacılıktan öte değil.''

https://gazetemanifesto.com/2021/memleket-sosyalistlerin-ittifakini-bekliyor-i-471696/

Kemal Okuyan'ın ve Aydemir Güler'in de benzer saptaması var.   AKP ktidarının devrilmesinin önemli olduğunun altını çiziyorlar ama sonrası için eleştiri ve önerileri de sıralıyorlar. Peki çözüm ne; çözüm sadece sosyalistleri bir araya getiren ve sonrası için bir devrimci programı halkın önüne koyan bir anlayış mı? Çözüm bu mu? Sosyalistler saray rejiminin yıkılması yönünde nasıl bir rol üstlenecek? Beki de Türkiye, tarihinin en önemli seçimine doğru giderken ve siyasal iktidar bu seçimi yitirmemek adına akla gelebilecek her türlü melaneti sergilemekten kaçınmazken sosyalistler bu sürecin, bu mücadelenin dışında mı kalacak?

Bu mudur doğru sol-sosyalist siyaset?

Bu mu olmalıdır?

Böyle düşünenler varsa yanılıyorlar. Bu syaset ne ülkeye ve ne de sosyalizme bir katkı sağlayacaktır. Sadece sosyalistlerle emekçi hakın arasının biraz daha açılmasına yol açacaktır; umarım yanılırım ve umarım böyle bir sonuçla karşılaşmayız.




Bu ileti en son melnur tarafından 07.11.2021- 11:58 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.289
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 12.11.2021- 01:19


Önümüzdeki cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi denilen bu ucube sistem konusunda yapılacak seçim bir referandum niteliğinde olacaktır. Ya bu sistemi onaylayacağız, ya da bu sistemden bir an önce kopuş yaşayacağız. Ya o, ya bu. Anketler bu ''referandum''da bu ucube sisteme hayır diyecek olan kesimlerin oranının yüzde ellinin üzerinde olduğunu gösteriyor ki, sosyalistlerin kendi yapıları içine alabilecekleri kesimler de   bu yaklaşık yüzde ellinin üzerinde olan kitledir. Sosyalistler buraya ses yöneltmek   ve bu kesimlerle arasında var olan mesafeyi olabildiğince yakınlaştırarak bir etki alanı oluşturmak durumundadır. Bunun yolu da Saray Rejimi karşıtlığını bir somut siyasete dönüştürebilmekten geçiyor. Hem saray ve hem de düzen muhalefetine karşıtlık ve bu yolla bir üçüncü ittifak kurma çabaları bence toplumda çok karşılık bulmaz. Toplumda bir heyecan da yaratmaz. Sanıldığı gibi toplumda ''şu sosyalistler bir araya gelse de bizi hem cumhur ve hem de millet ittifakından bir kurtarsa'' beklentisi falan da yok. Tam tersine, toplumdaki yarılmanın dışında kalınmaması ve sandık yoluyla saray rejiminin iktidardan uzaklaştırılması mücadelesine katkı verilmesi yönünde bir heyecan var. Sosyalistler bu heyecana destek ve güç vermenin bir yolunu bulmalıdır. İçeride olmayı, dışarıda kalmaya tercih etmelidirler. İstanbul Belediye Başkanlığı seçimlerinde TKP ve TKH'nin aday çıkarmasının sola hiçbir getirisi olmadı.   Referanduma dönüşecek olan ilk seçimdeki benzer bir tablonun da yararı olabileceğini hiç düşünmüyorum.




Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.289
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 17.11.2021- 07:42


TKP Genel Sekreteri ve sosyalist hareketimizin önemli isimlerinden Kemal okuyan SOLtv.deki bir programda gazeteci Barış Terkoğlu'nun sorularını yanıtlarken bu konuda yani ittifaklar, seçim, AKP karşıtlığı ve gericiliğin iktidardan düşürülmes konularında şunları söylüyor:

''AKP'nin ölüsü bile bir mücadele konusudur. AKP zayıfladığında da Türkiye'de çok ilginç dinamikleri, toplumsal dinamikleri etkileyebilecek bir parti.''

''Türkiye'deki düzen muhalefeti dediğimiz muhalefet Erdoğan'ın ömrünü ciddi şekilde uzattı. Öyle şeyler yaptılar ki, Erdoğan yeniden oyun kurabildi. Şimdi bunu uzun süredir yapamıyor, oyun kuramıyor. Kolay olmayacak, Türkiye istikrarlı bir geçiş, buna uygun bir coğrafyada değiliz. Erdoğan, AKP döneminin bu biçimiyle sona yaklaştığını söyleyebiliriz ama bu oldubitti türünden bir değerlendirme değil. İyimser bir değerlendirme de değil, Türkiye'nin başına yeni çoraplar hazırlandığına ilişkin çok fazla veri var. AKP'nin sona yaklaşması bizim için de sevindirici, çok talihsiz bir dönem oldu Türkiye için, halkımız için ama çok da iyimser bir tablo yok.''

''Türkiye'de sol kendini ciddiye alıyorsa, ki biz alıyoruz, seçimleri de içine alan bir alternatif geliştirmek zorunda, bu çok net. Kendi adayınızı mı çıkaracaksınız deniyor. Burada aday çıkarma, olması gereken bir tavır ama tek tavır değil. Neden tek tavır değil? Burada bir parantez açıyorum, Erdoğan'ın ömrünü uzatacak bir tavırdan uzak durmak gerekir, evet. Daha var seçimlere ama kendi alternatifini açıkça ortaya koymadan, sırf Erdoğan gitsin diye kişiliksiz bir siyaset geliştiremez sol. Solun adayı olmalıdır. Neden? Solun farkını güncel olarak anlatabilmek, seçeneksiz değilsiniz demek zorundayız. Seçimde bunu söylemezsek olmaz. Türkiye'de toplum hâlâ seçimlere bel bağlıyor, bu süreçte biz kılımızı kıpırdatmayacağız, bu olmaz. Sol muhalefetin çıkardığı adayı desteklemek görevine sahip değil.''

''Sol sorumlu davranmayı bilir, TKP Erdoğan'ın ekmeğine yağ sürmez ama öte yandan kişiliksiz bir düzen siyasetine eklemlenmiş, boyununu bükmüş bir tavır almayacağız. Umut ediyoruz ki bu, kolektif olarak solda başka partilerle alabildiğimiz bir tavır olsun.''

Şunu anlıyorum bu açıklamalardan, TKP haklı olarak topluma ''biz de buradayız'' mesajını yüksek tondan vermeye çalışacak. Ve mümkünse bunu diğer sosyalist parti ve örgütlerle birlikte yapmaya çalışacak. Bir ortak aday çıkarılacak ve seçimlerden sonra Erdoğan iktidardan (sandık yoluyla) alaşağı edildikten sonra neler yapılması ve yapılmaması gerektiği konusunda bir program ortaya konulacak. İyi güzel; bence de olması gereken pratiğin bir bölümü bu. Peki ama şu soru da hep ortada duruyor.   AKP ve MHP ortaklığını iktidardan edecek   siyasi tavır somut olarak ne olacak, sosyalistler ve   TKP bu konuda somut olarak ne yapmayı düşünüyor?

''Seçime daha çok var'' diyerek sanki bir açık kapı bırakıyor Kemal Okuyan ama ortada da bir İstanbul Belediye Başkanlığı Seçimleri örneği ve yaşanmışlığı varken, partinin bu konu/soru hakkında çok daha somut bir tutum alması ve açıklama yapması gerekmiyor mu?

Sürekli yineliyorum, çünkü gerçekten önemsiyorum...
Sanki tam da bu noktada bir problem, daha doğrusu bir eksik tutum   var.
Sanki bir fırsat kaçırılacak çekincesi...
Sanki toplumla aradaki mesafenin bir ölçüde de olsa kapatılabilme fırsatının tepilmesi gibi...

Not: Kemal Okuyan'ın açıklamaları için : https://haber.sol.org.tr/haber/okuyan-terkoglunun-sorularini-yanitladi-helallesmenin-masal-oldugunu-soylemek-zorundayiz



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.289
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 19.11.2021- 04:56


SOL Parti Başkanlar Kurulu Üyesi İlknur Başer ve EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz seçim, ittifaklar ve sosyalist seçenek konusundaki görüşlerini SOL tv.'ye anlatmış. İyi de yapılmış. Sosyalist solun bu konudaki görüşleri önemli. Katıldığım yerler elbette var ama bazı söylemler, elbet netleştiririz, bana çok da etkileyici gelmiyor. Gereken etkiyi yapmıyor diyelim. Sosyalist sol bu tür ritüele çok başvuruyor ve kullanla kullanıla da sıradan bir cümle haline geldi. ''halkımız sosyalistlerin ittifakını bekliyor'' gibi. TKH çok açık bir şekilde kurmuştu bu cümleyi. Gerçekten de böyle mi? Özellikle bu içinden geçtiğimiz karanlık tünelde halkımızın beklentisi bu yönde mi? Sanmıyorum. Çok doğru bir saptama değil bu. Sosyalistlerin birleşebilmesi, en azından tarihin en önemli seçimine doğru koşar adım gittiğimiz bu süreçte doğru bir programla halkın karşısına çıkmak önemli. Bu fırsatı da iyi değerlendirebilmeliyiz. Bu süreci halkla aramızdaki açıyı/mesafeyi kapatmak olarak da almalı ve bu konuyu ihmal etmemeliyiz. Ama halkımızın bizi beklediği falan yok. Proletaryanın destekleyeceği bir özne arayışı da yok. Bu tür yorumların pek yararı olmuyor. Yaşanan süreci halkın beklentilerini, heyecan, coşku ve özlemlerini de hesaba katarak sol-sosyalist bir programla harmanlayabilmeliyiz; hiç kuku yok, Saray Rejimi'nden kurtulmayı da öne çıkartarak, merkeze alarak...

Son çözümlemede sosyalistlerin bu yönde davranacağına inanıyorum. Ama seçim takvimi kısaldığında böyle bir karar almak ile daha bugünden sol-sosyalist bir yol haritasını netleştirerek işlemek arasında etki ve görünebilirlik açısından bir fark olacaktır, diye düşünüyorum.



Not: SOl Tv.deki programı bu linkten takip etmek mümkün. SOL Parti Başkanlar Kurulu Üyesi İlknur Başer ve EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.289
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 21.11.2021- 02:59


Dün akşam Tele1'deki açık oturumda konuklardan biri Kemal Okuyan diğer ikisinden biri CHP'li Erdoğan Toprak diğeri Deva'dan bir yöneticiydi. Baştan sona izleyemedm. Tele1'i açtığımda önce erdoğan toprak ve sonra diğer kişi konuştu. Uzun uzun da AKP iktidarının hataları konuşuluyordu. Sonra sunucu sözü Kemal Okuyan'a verdiğinde Okuyan konuşmasının bir yerinde işçilerin sömürüldüğünden söz edince ve bu sömürüye istisnasız tüm işçilerin uğradığını söyleyince Deva'dan arkadaşın bu saptamaya bir itirazı oldu. Babasının fırını olduğunu, çocukluğunda orada çalıştığını, hukuk fakültesinde okurken bile işçilerle birlikte un çuvallarının üzerinde yattığını, yanlarında çalışan işçileri de hiç sömürmediklerini anlattı. Sadece kendilerinin değil, işçileri sömürmeyen patronlar olduğu imasında da bulundu. Samimiydi. Söylediklerine, söylemeye çalıştıklarına inanıyor, öyle biliyordu. Belli bir iş akdine göre anlaşıp çalışan işçiler iş sonunda o söylenen parayı aldıklarında sömürülmemiş oluyordu ona göre. Öyle biliyordu. Gerçek oydu onun için ve bu arkadaş da eğitimli biriydi.

Şunun için anlatıyorum, o programı izleyen halktan biri hem Kemal Okuyan'ın sömürüyle ilgili söylediklerini ve hem de Deva Partili arkadaşın yanıtını duyduğunda kimi haklı görür diye geçirmiştim içimden. Daha da genişetelim, bu tür programlarda artı değerin nasıl oluştuğunu ve sermaye birikiminin nasıl sağlandığını uzun uzun anlatamayacağımıza göre sömürü konusuna hiç mi girmesek? Hatta emperyalizm konusuna da... Bu konuşmalar halkın güncel ve yakıcı sorunlarına o kadar uzak geliyor ki... Bu programlara solu, sosyalizmi anlatmak, tanıtmak ve emekçi halkın gerçek sorunlarının çözümünün ne/nasıl olduğuna değinmek içinse, başka bir yolu mu denemeliyiz?   Daha farklı bir söylem, içeriden bir yöntemle ve halkın anlayıp benimseyebileceği, ona hiç de uzak olmayan bir dille mi, daha basitleştirerek ve onun güncel sorunlarını da kapsayan bir anlatımla...

Bilmiyorum, ama bu dil, bu anlatım tarzı sanki emekçi halkın olurunu alabilecek bir tarz değilmiş gibi geliyor... İşin teorisi kuşkusuz önemli. Bu konuda tartışılacak bir şey yok. Ama halka ulaşmak, halka dokunmak, daha başka bir şey gerektiriyor gibi...



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.289
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 24.11.2021- 04:38


Anlaşıldı bir üçüncü ittifak kurulacak ve bunun motoru da HDP olacak. TİP lideri Erkan Baş'ın çabalarından anladığımız o. Sadece cumhurbaşkanlığı seçimi için de değil ve aynı zamanda birlikte yaplacak olan parlamento seçimlerini de kapsayacak bir ittifak çabası içinde. Anladığım kadarıyla bu ittifaka başka birtakım sol kesimleri de dahil etmeye çalışıyorlar.

Bir de sol ittifak kurulacak sanıyorum. TKP, EMEP ve SOLparti ağırlıklı bir ittifak. Başka katılanlar da olacaktır. Ama öteden beri yinelemeye çalışyorum, toplumsal muhalif öznelere muhalefeti öne çıkartacak bir stratejiyi benimseyeceklerse, öyle yapacaklarsa ve bu yolla da parsayı toplayacaklarını sanyorlarsa çok büyük hata yaparlar. Bu strateji tutmaz, bu yönde yapılacak bir program da daha baştan güdükleşmeye mahkum olur. AKP'yi sandıkta yenilgiye uğratmaya dönük bir stratejiyi ön almayan hiçbir siyasi mücadelenin bu ülke insanına da soa da bir katkı yapacağına inanmıyorum. Halkın ilgisini de çekmeyecektir. Umut kırıcı olacaktır. Sol-sosyalizmin toplumsal alanda güçlenme beklentilerinin büyük ölçüde bir başka bahara ertelenmesinden başka bir sonuca da yol açmayacaktır.

***
Kemal Okuyan geçenlerde bir konuşmasında ''AKP'nin ölüsü ile bile mücadele edilmelidir'' mealinde bir saptamada bulunmuştu. Ya da birebir böyle söylemişti. AKP'yle sadece iktidarda olduğu için, iktidardan düşürülmesi için değil, düşürüldükten, saray rejimi sandıkta yenilgiye uğratıdıktan sonra da mücadeleyi bırakmaak anlamında söylemişti. Katılıyorum, çok doğru bir saptama. Elbette, sandıktan toplumsal muhalefetin çıkması ve bir hükümet değişikliği AKP'nin yenilgisi için çok şey anlamna gelse de bu durum her şey anlamına gelmeyecektir. AKP'nin devlet içinde yarattığı gerici dönüşüm de ele alınmalı ve devlet kurumlarının olabildiğince demokratik bir yapıya kavuşturulması yönünde çabalar eksik olmamalıdır. Bu yönüyle AKP sonrasında da AKP'yle hesaplaşma sürdürülmeli ve bir an için de olsa gevşetimemelidir.



Kemal Okuyan'ın değerlendirmesi bu bağlamda bence de çok önemli.




Bu ileti en son melnur tarafından 24.11.2021- 04:42 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
Proleter_Devrimci
[ Proleter_Devrimci ]

Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 19.01.2019
İleti Sayısı: 100
Konum: Gizli
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

25 kere teşekkür edildi.
40 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: Proleter_Devrimci
Cevap Tarihi: 24.11.2021- 21:13


Alıntı Çizelgesi: Alıntı yazmış
Şunun için anlatıyorum, o programı izleyen halktan biri hem Kemal Okuyan'ın sömürüyle ilgili söylediklerini ve hem de Deva Partili arkadaşın yanıtını duyduğunda kimi haklı görür diye geçirmiştim içimden. Daha da genişetelim, bu tür programlarda artı değerin nasıl oluştuğunu ve sermaye birikiminin nasıl sağlandığını uzun uzun anlatamayacağımıza göre sömürü konusuna hiç mi girmesek? Hatta emperyalizm konusuna da... Bu konuşmalar halkın güncel ve yakıcı sorunlarına o kadar uzak geliyor ki... Bu programlara solu, sosyalizmi anlatmak, tanıtmak ve emekçi halkın gerçek sorunlarının çözümünün ne/nasıl olduğuna değinmek içinse, başka bir yolu mu denemeliyiz?   Daha farklı bir söylem, içeriden bir yöntemle ve halkın anlayıp benimseyebileceği, ona hiç de uzak olmayan bir dille mi, daha basitleştirerek ve onun güncel sorunlarını da kapsayan bir anlatımla...



Bugün halkın temel sorununun ekonomi olduğunu düşünüldüğünde, Kemal Okuyan'ın emek sömürüsü üzerinden ortaya attığı durum tespiti son derece doğru bence... Şunu anlamamız gerekiyor, Sosyalist Sol kendi argümanlarını ve çözüm reçetelerini en çok siyasi ve ekonomik kriz ortamlarında anlatabilir. Mevcut durumda buna tekabül ettiğine göre, Sosyalist Solun en çok şu içinde bulunduğumuz zaman zarfı içinde fikirlerini gür sesle söylemesi gerekmektedir. Yoksa görece istikrarlı bir parlamenter sistemin hüküm sürdüğü bir düzende halkın devrimci fikirlere yönelik bir eğilimi zaten olmaz. Dolayısıyla şu an içinde bulunduğumuz süreç, Sosyalist Sol için, kısmi bir istikrar sürecinden daha fazla imkan sağlıyor ve bu sebeple de Sol, her zamankinden daha fazla çözüm reçetelerini halka aktarmaya çalışmalıdır. Sözünü ettiğiniz programı izlemedim ama Kemal Okuyan'ın tutupta Marx'in felsefi metinleri üzerinden bir Kapitalizm eleştirisi getirdiğini sanmıyorum... Güncel gerçekliklerle ilinti kurarak bir düzen eleştirisi yapmıştır.

Bence burada sorun Kapitalizm ve emek sömürüsü üzerine bir muhalefet anlayışı oluşturmak değil. Düzen muhalefetine gereğinden fazla bir anlam ve önem yüklemek... Zira düzen muhalefeti halkın ve emekçilerin kurtuluşu önünde en az iktidar kadar büyük bir engel olarak durmaktadır. Tabi ki Sol mevcut konjonktür içinde muhalefet ile dirsek teması içine girebilir, yan yana gelebilir. Fakat şu da var ki düzen muhalefeti, halkın onlara umut bağlaması sebebiyle, yine aynı halkın düzen dışı seçeneklere yönelmesini engelleyici bir sonuç ortaya çıkarıyor. Bu da işte Kemal Okuyan'ın çizdiği somut gerçekliğin halk ve emekçiler tarafından göz ardı edilerek, sandıkta, sermaye düzeni içerisinde çözüm arayan partilere oy vermekten ibaret bir kurtuluş reçetesi ortaya çıkarıyor. Halbuki halk, iktidara olduğu kadar düzenin muhalefet partilerine olan güvenini de yitirdiğinde ancak Sosyalizmi bir seçenek olarak görebilir.




Bu ileti en son Proleter_Devrimci tarafından 24.11.2021- 21:13 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.289
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: Önceki gün, 02:51


Sn.proleter-devrimci, bir üstte anlatmaya çalıştığım şeyden konuyu nasıl CHP'ye getirdiniz anlamadım. Söylemeye çalıştığım şuydu; tv.lerdeki tartışma programlarında zaman kısıtlaması var, orada olabidiğince az sözcüklerle çok şey anlatmaya çalışmak lazım. Anlaşılabilir olmak gerekiyor. Kemal Okuyan örneğinde söz konusu olan sömürü Deva partisinin eğitimli ''uzmanı'' tarafından bile anlaşılamamışken, sıradan bir izleyici tarafından ve belki de sadece maaşına zam beklentisi içinde olan birileri tarafından hiç anlaşılmaz. Deva partisinin sözcüsü ''her patron aynı değildir, işçinin hakkını veren patronlar da var'' mealindeki sözleri dinleyenlerin büyük çoğunluğu tarafından daha doğru bir anlatı olarak değerlendirilecektir. Dolayısıyla bu tür zaman kısıtı olan yerlerdeki konuşmalarda dinleyenlerin olurunu ve desteğini alacak konuşmalara ihtiyaç var. Söylediğim budur. Sanırım anlaşılamamış ve sanırım konu gereksiz yere yine CHP'ye gelmiş.

Geçenlerde Metin Çulhaoğlu'nun bir yazısında geçiyordu, ''teorinin yığınları kavraması'' konusu. Mesele bu, yoksa kitlelerin teoriyi kavraması zaten pek de mümkün değil. Bu yüzden teoriyi olduğu gibi anlatmaya çalışarak kitlelerin onu anlaması ve benimsemesini beklemek doğru bir strateji/tavır değildir. Aslında konumuz bu da değil. Bir üstte söylemeye çalıştığım şey çok daha farklı. Ama belki zihinde bir açılıma yol açabilir diye söylüyorum. Dolayısıyla sevgili proleter-devrimci arkadaş, mesele kalabalık olmaksa ve mesele teoriyi maddi güç haline getirmekse, Çulhaoğlu'nun söylediği gibi teorinin kitleleri kucaklaması gerekebilir ki, bunun için de siyasete ihtiyaç var. Teorinin özünü yitirmeden söyleyeceklerimizin kitle tarafından anlaşılabilir, kavranabilir ve mümkünse benimsenebilir olmasına özen göstermeye çalışılmalı. Özetle söylenmesi gerekenlerin içinde bulunulan mekana göre de değerlendirilmesinde, seçilmesinde   yarar var diye düşünüyorum. İlle de teoriyi bire bir anlatmak gereği de olmayabilir. Söylenen doğrular, söyleme şekli hitap ettiğimiz kitlede bir karşılık bulmuyorsa, bulmama olasılığı fazlaysa inat ve ısrar etmek doğru olabilir mi? Ya da ''anlamıyorlar'' deyip işin kolayına kaçmak...

Dediğim gibi, anlatmak istediğim buydu, ve bunların da CHP'yle hiçbir ilgisi yoktu.




Bu ileti en son melnur tarafından Önceki gün, 02:51 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 2 Sayfa:   Sayfa:   [1]   2   >   son» 



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Erkan Baş'tan ''Yenebiliyormuşuz...'' melnur 3 1506 23.04.2019- 00:11
Konu Klasör Zor ama doğru olanlar… - Erkan Baş melnur 1 752 25.08.2020- 08:50
Konu Klasör ''Üçüncü yol'' konusu devletçi sol eleştirisi... melnur 0 296 09.04.2021- 08:52
Konu Klasör HDP’den ‘üçüncü yol’ açıklaması: Esas mesele 24 Haziran’da ne yapacağımız… melnur 2 1389 25.06.2019- 20:49
Konu Klasör Meral Danış Beştaş: Birinci parti, üçüncü partiyi siyaset dışına itmeye çalışıyor melnur 1 590 05.10.2020- 10:12
Etiketler   TİP,   lideri,   Baş:,   Kuvvetli,   bir,   üçüncü,   ittifak,   şart.
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS