SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
Ölüm yıldönümünde Emin Karaca...           (gösterim sayısı: 25)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.420
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

34 kere teşekkür etti.
45 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 13.01.2022- 05:00


Ölüm yıldönümünde Emin Karaca... 'Bugün bir avuç komünist söz konusu değil artık'

Gazeteci ve yazar Emin Karaca'nın ölümünün birinci yıldönümünde 15 Şubat 2002 tarihinde kendisiyle soL Dergi'de gerçekleştirdiğimiz bir söyleşiyi yeniden hatırlatıyoruz.


Resim Ekleme
Gazeteci ve yazar, sosyalist aydın Emin Karaca geçtiğimiz yıl yaşamını yitirmişti.

Karaca'yı ölümünün birinci yıldönümünde, kendisiyle 15 Şubat 2002'de soL Dergi için yaptığımız söyleşiyi yeniden hatırlatarak, saygıyla anıyoruz.

2001 Yılı Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü Sahibi Emin Karaca: Karşı cumhuriyet tarihi benim yaptığım

Öncelikle aldığınız ödül için sizi kutlamak istiyoruz. Kitabınız Takrir-i Sükun Yasası'nın çıkması, Kürtlere, gazetecilere ve komünistlere dönük baskının yoğunlaşması ile başlıyor. Ardından İzmir suikastı sonrası estirilen terör havasından ve İttihatçılardan intikam alınırcasına yapılmış mahkemelerden söz ediyorsunuz. Anlattıklarınızdan da görüldüğü üzere Türkiye burjuvazisinin bu denli korkak ve intikam hırsıyla davranmasını neye bağlıyorsunuz?


Hem Türkiye burjuvazisinin tarih sahnesine geç çıkması, hem de devrimini burjuva devrimler çağında değil, burjuvazinin dünya çapında ilericiliğini yitirdiği bir çağda ve kapitalizm öncesi sınıfsal yapılarla işbirliği halinde gerçekleştirerek yeni bir devlet kurma çabası, onu korkak ve ürkek yapmıştır. 1919-1923 yılları arasında antiemperyalist olduğu saptaması da oldukça yüzeysel bir saptamadır. Birinci Dünya Savaşı'dan zaferle çıkmış, ama yorulmuş emperyalistlerin, kendilerinin bile giremediği, Yunan askeri birliklerini sürdüğü Anadolu topraklarında bu durum bir tahrik unsuru olmuş ve tabiri caizse “anlık” bir antiemperyalist hava yaratmıştır. Osmanlı saltanatının yıkılması, komprador burjuvazinin tasfiyesi gibi alanlarda da hayli korkak ve ürkek davranmıştır. Her an iktidarı elinden kaçıracak, iktidarı elinden alacak güçler olduğu vehmine kapılarak muhaliflerine katı, sert ve acımasız davranmıştır.

Mustafa Suphiler'in katledilişinin ardından 1925'e (Takrir-i Sükun'a) kadar, komünistler siyasal arenada aktif olarak bulunuyor. Aydınlık, Orak-Çekiç, Yoldaş gibi dergi ve gazeteler yayınlanıyor. Ancak ardından yine tutuklama furyası. Yine kitabınızda 30-38 yılları arasında göreli bir rahatlık ortamı olduğunu ve komünistlerin biraz da zorlayarak bu ortamdan yararlandıklarını belirtiyorsunuz. Türkiye'de egemen sınıfın sıkıştırma ve geçici olarak gevşetme politikasını nasıl açıklıyorsunuz?

Bu sürekli kuşkucu yönetim Osmanlının kimi kurum, kuruluşlarını ve düşünce yapısını da devralmıştır. Bu yönetim sürekli baskının patlamaya yol açacağı endişesiyle hareket ediyordu ve sürgit baskıyla yönetmenin zor olacağının bilincindeydi. Kimi dönemlerde muhaliflerinin önünü açma girişimlerinde bulunuyordu. Zaman zaman kendi içinden çıkardığı plan ve programlarla gevşetme politikası yürütürken, zaman zaman da muhaliflerin sıkıştırmasıyla geri adımlar atıyordu. Ancak sonrasında gelen baskıcı dönemlerde, bu geri adımlarının rövanşını alıyordu. Türkiye burjuvazisinin Cumhuriyet tarihi boyunca kendisini zorda hissettiği her an kendi çizdiği burjuva hukuk çizgisini çiğnemekte, onun dışına çıkmakta üzerine yoktur. Zaten çalışmanın alt başlığı T. C.'nin Hukuksal Öyküsü'dür. Daha önceki çalışmalarımda bu kendi hukukunu çiğneme sürecini, burjuvazinin kurumsallaşma çabalarını inceleyip izleyerek, kitaplaştırarak “karşı cumhuriyet tarihi”ni verme çabam olmuştur. Bu kitapta amacım, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kendi hukukunu rahatlıkla ve her an çiğnediğini örneklemekti.

38 Kara Harp Okulu ve Donanma davalarına gelirsek; burjuva hukuku açısından dahi mesnetsiz ve komik iddialar üzerine kurulu davalar söz konusu. Hatta Donanma Davasında mahkeme i “Bu çocuklara yazık ediyorsunuz, ortada bir şey yok, bu yaptığınız Donanmaya da suikasttir” deyip istifa ediyor. Yalnız bu iki düzmece davadan Nâzım'ın aldığı ceza 28 yıl 4 ay! Mahkeme sürecindeki acele, kin ve cezalandırma arzusu niye? Zira 20'lerle kıyaslanabilecek bir toplumsallığından da söz etmek güç komünistlerin.

Bu iki dava Türkiye burjuvazisinin kendi hukuk çizgisini hemen asma çabasına çok iyi örnek olabilecek iki davadır. Daha önceki ve sonraki pek çok davada sivil hukuksal süreçleri, İstiklal Mahkemelerinde dahi yürürlüğe koysa da, bu iki davada Askeri Ceza Kanununun 94. maddesi işletilmiştir. Bu davalarda Nazım Hikmet başta olmak üzere sivil kişiler, komünistler, partili partisiz astı üstüne itaatsizliğe sevk ve tahrik etmek diye ifade edebileceğimiz “mafevke itaatsizliğe sevk ve tahrik” iddiasıyla yargılanmışlardır. Aynı madde her iki davada da kullanılmıştır. Üstelik Donanma Davası bölümünde daha büyük bir tuhaflık vardır, tam bir hukuk garabetidir. Bir savaş gemisinde subayların yemek salonu duruşma salonu, kitabımda da belirttiğim gibi “yüzeygezer mahkeme” haline getirilerek, Marmara Denizinde komünistleri bir buçuk iki ay dolaştırarak, bazen Erdek, bazen Silivri önlerinde, bazen Adalar açığında yüzergezer bir yargılama süreci gerçekleştirilmiş ve en ağır cezalar verilmesinde hiç bir beis görülmemiştir. Kitaba adını veren “sintine”yi de -geminin deniz yüzeyinin çok altındaki, pis, havasız yeridir- buradan hareketle seçmiştim. Türkiye burjuvazisi güvertedeyken muhaliflerini hep sintinenin dibine atmayı tercih etmiştir. 1925-1971 arasında hukuksuzluğun en uç örneklerini vererek, Türkiye burjuvazisinin düzeni nasıl sağlama alma çabası içinde olduğunun anlaşılması amacını taşıdım.

1930'ların başında Türkiye oldukça stabildi. Dış dünya ise , 29 bunalımı, İtalyan ve Alman faşizmleriyle çalkalanıyordu. Egemen kadrolar içinde bu yıllarda faşist ve militarist kanat ağır basmaya başladı. Burjuvazi başlarda komünist hareketi manipüle etmeye çalışarak TKP içinde yer almış Vedat Nedim Tör, Şevket Süreyya Aydemir, Burhan Belge gibi isimleri kendi safına çekmişti. Yanına çekemediği mücadeleci ve popüler kimliklerin de peşine düştü. Nâzım Hikmet'in 1930'lardan itibaren tekil şiirleri, kitapları şiirlerini okuduğu plakları onu TKP'den de önde tek başına Türkiye insanını sosyalizmle tanıştıran bir noktaya getirdi. Bu durumdan faşist ve militarist klik ürküyordu. Olağanüstü hınç 38 davlarını getirdi. Cezaların uzunluğu ve veriliş biçimi O'nu, Kıvılcımlı'yı Türkiye insanından uzak tutma amacını taşıyordu.

46'da komünistlerin kısa legal mücadelesi, yoğun sendikal örgütlenme deneyimleri ve düzeni zorlamaları, ardından 16 Aralık Tutuklamalar'ı geliyor. Ancak 38'deki davalarla kıyaslandığında mahkemelerin daha siyasi ve burjuva hukukuna uygun yapıldığı dikkat çekiyor. 46 ve sonrasında 51 yılındaki tutuklamaları/operasyonları daha öncekilerle kıyasladığımızda ne gibi farklılıklar görüyorsunuz? Dışarıya mesaj verme kaygısının ağır bastığından söze söz edebilir miyiz?

İkinci Dünya Savaşı sonrası Türkiye burjuvazi yeni bir yüz peşindeydi. San Fransisco Konferansı sonrası Türkiye burjuvazisi Tek Parti Diktatörlüğü'nü sona erdirme sözü verdi. Demokrat Parti ve ardından Türkiye Sosyalist Partisi (TSP) ve Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi (TSEKP) kuruldu. TSP'nin kuruluşuna ilişkin kimi spekülasyonlar vardır. işin asla şudur; Esat Adil TKP ile organik bağı olmayan, II. Enternasyonal kanalıyla sosyalist olan bir aydındır. TKP’lilerle yakın arkadaşlığı vardır. TKP'de taktik gereği eski kadrolarını harcamamak için kimi isimler öne çıkıyor, sonunda Esat Adil'de karar kılınıyor. Sonrasında yer altı döneminin kimi kavgaları su yüzüne çıkıyor. Liderliğinin sarsılmak istendiği söylenerek, Şefik Hüsnü bir anlamda kışkırtılıyor. Demokratik mücadele zamanının geldiğine inanan Şefik Hüsnü ve yakın arkadaşları TSEKP'yi kuruyor. Kısa sürede on bin işçiyi örgütlemesi, bağlı sendikaları, yayın organları diktatörlüğü korkutuyor. Sıkıyönetim marifetiyle tutuklandığı halde, sivil yargılama gerçekleşiyor ve çok ilginçtir sadece, III. Enternasyonal çizgisindeki TKP'ye üye olunup olunmamasına göre ceza veriliyor. Örneğin Esat Adil beraat ediyor. Ancak coşku sürüyor, TKP coşku uyandırıyor. Tümüyle Amerikancı DP'nin ABD sermayesiyle Türkiye'yi emperyalizmin uydusu haline getirme ve NATO’ya katılma isteği içeride bir tehlikenin varlığının ispatını gerektiriyor. 51 Tutuklamalarının, 57 yılındaki Kıvılcımlı'nın Vatan Partisi'ne dönük kampanyanın amacı "içimizde komünistler eşittir Sovyet casusları var, bizi kurtarın!" deyip daha çok yardım ve hibe almak. Sürekli olarak içeride bir komünizm tehlikesinin var olduğu ispat edilmeye çalışılıyor.

"Sintinenin dibine" atılmak, tecrit olmuş, toplumsallaşma kanalları tıkanmış bir komünist hareket ve komünistlerin bireyler olarak devrimci iradelerinin kınaması uğraşını çağrıştırıyor. Sizce iki binli yıllarda komünistler gene sintinenin dibine alabilecekler mi?

Atamayacaklar. Komünistlerin geçirdiği deneyler, 60'lı yıllarda gençliğin sosyalizmle buluşması, TİP deneyimi ve sonrasındaki oluşumlar, 12 Mart ve 12 Eylül'e rağmen büyük bir birikim oluşturuyor. 21. yüz yılda komünistleri sintinenin dibine atmak kolay değil. Bugün bir avuç komünist söz konusu değil artık. Deneyimiyle, birikimiyle, sayısıyla komünistleri ezmek, yok etmek kolay değil. Bunu yapmaya çalışacaklar ancak, çok zor.

Yeni devrimci kuşakların, bu kitapta adı geçen devrimcilerin dramlarını hep hatırlaması gerek. Donanma Davası’nda kendisi de ağır cezaya çarptırılan Kemal Tahir'in bir anektoduna göre, boyunun yarısı kadar bir dolapta iki büklüm halde 15 gün bekletilen Kıvılcımlı’yı, başından geçenleri yıllar sonra şiirinde "İlki yetmiş altı gün/ sessiz düşmanlığında üstüme kapanan kapının/ sonra, sac bir geminin başaltında yedi hafta" dizeleriyle anlatan Nâzım Hikmet’i yeni, genç devrimci kuşakların sürekli hatırlaması gerekiyor.

Emin Karaca kimdir?

1949 yılında Denizli’de doğdu. Aydın Lisesi’ni bitirdi. 1967’de İstanbul’a gelerek Bab-ı Ali’de amatör olarak gazeteciliğe başladı. 1970’lere girilirken Kavel Kablo Fabrikası’nda işçilik yapıyordu. 12 Mart 1971 Darbesi'nde tutuklandı. İşçi Kesimi davasında sıkıyönetimde yargılandı. 1974 affıyla hapisten çıktı.

12 Eylül döneminden sonra profesyonel gazeteciliğe başladı. 1980’lerin sonuna doğru mesaisinin tamamını yazarlığa verdi. Şu an için yayımlanmış 13 adet kitabı bulunmakta. Türkiye Yazarlar Sendikası’nda iki dönem Genel Sekreterlik görevinde bulundu. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin üyesidir. Musa Anter Gazetecilik yarışmasında köşe yazısı, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Türkiye Gazetecilik Başarı ödüllerinden araştırma dalında mansiyon, yine aynı yarışmanın dizi – röportaj dalında başarı ödülleri kazandı. Yazar olarak çalışmalarını sürdürdü.

1990'lı yıllarda Sosyalist İktidar gazetesinde yazıları yayımlandı. Sosyalist İktidar Partisi üyesi oldu.

2000'li yıllarda Türkiye Komünist Partisi'nin kuruluşuna öncülük ettiği ve pek çok sosyalist aydın, akademisyen, yazar ve işçi önderinin içinde yer aldığı soL Meclis üyesiydi.

Özellikle Nâzım Hikmet'ın yapıtları ve yaşamıyla ilgili çalışmaları, komünist şair hakkında dilimizde biriken literatüre önemli katkılar olarak görüldü.

Nâzım Hikmet Kültürevi'nin önce Beyoğlu'nda   izleyen yıllarda Kadıköy'de kurulup güçlenmesine önemli katkıları oldu. NKE'ler bugün İzmir, Ankara ve İstanbul'da kent yaşamında önemli yer tutan kültür merkezlerinin de temeli oldu.

Eserleri:

Türk Basınında Kalem Kavgaları, İstanbul, 1998

Ağrı Eteklerinde İsyan: Bir Kürt Ayaklanmasının Anatomisi,Karakutu Yayınları, Eylül 2003

Eski Tüfeklerin Sonbaharı, Ozan yayıncılık, Ocak 2004

Plazaların Efendisi Aydın Doğan: Bir medya imparatorunun öyküsü, Karakutu Yayınları, Ekim 2003

Yeraltı Dünyadan Başka Bir Yıldız Değildi: 1929 komünist tutuklaması, Nazım Kültürevi Kitaplığı

Sevdalınız Komünisttir: Nazım Hikmet'in Siyasal Yaşamı, Gendaş Kültür, Aralık 2001

Sosyalizm Yolunda İnadın ve Direncin Adı: Kıvılcımlı, Nazım Kültürevi Kitaplığı, Ekim 2001

12 Eylül'ün Arka Bahçesinde Avrupa'daki Mültecilerle Konuşmalar, Gendaş Kültür, Şubat 2001

Sintinenin Dibinde (T.C.'nin Hukuksal Öyküsü), Gendaş Kültür, Aralık 2000

Cumhuriyet Olayı, Altın Kitaplar, 1995

Milliyet Olayı, Altın kitaplar, Mayıs 1995

Kalaşnikof'a Güzelleme, Toplumsal Dönüşüm Yayınları,1995

150'likler, Altın Kitaplar, 2007

Nazım Hikmet Şiirinde Gizli Tarih, Karakutu Yayınları, 2005

Sosyalizm Yolunda İnadın ve Direncin Adı: Kıvılcımlı, Gelenek Yayınları, 2001

Nâzım'ın Aşkları, 1995

Nâzım Hikmet Şiirinde Gizli Tarih, Gendaş Yayınları, 1999

Edebiyat-ı Cedide'nin Felsefesi - Hikmet Kıvılcımlı, 1989

https://haber.sol.org.tr/haber/olum-yildonumunde-emin-karaca-bugun-bir-avuc-komunist-soz-konusu-degil-artik-323033



Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör 75. ölüm yıldönümünde bir 'Hitler yazısı'... melnur 0 643 29.04.2020- 10:32
Konu Klasör İsmail Bilen'in 36. ölüm yıl dönümü... melnur 1 1333 20.11.2019- 19:08
Konu Klasör Şu ''ölüm orucu'' denilen şey... melnur 2 1224 28.08.2020- 07:12
Etiketler   Ölüm,   yıldönümünde,   Emin,   Karaca.
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS