SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
Kitlesel Sosyalist Parti...           (gösterim sayısı: 510)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 10.121
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

35 kere teşekkür etti.
49 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 04.04.2022- 08:18


Türkiye sosyalist hareketinin temel sorunu kitleselleşememek, toplumsa alanda bir güç olamamak. Aşılması gereken sorun da budur. Peki yapılması gereken şey ne? Sosyalizmin genel doğrularını sürekli yinelemek ve halkımızın da bu doğruları benimsemesini ve bu şekilde sosyalist bir bilince sahip olabilmesini beklemek mi? Sosyalizmi toplumsal alanda bir güç haline getirebilmenin yolu böyle bir siyasi tavırdan mı geçiyor?

Böyle değil, böyle olmayacak. Sosyalist hareket kendi kuramsal doğrularını ısrarla savunduğunda ve sınıf hareketi de kapitalist düzenin kendisine dayattıklarının bir sonucu olarak bir yere geldiğinde bir çakışma   ve bu iki hareket açısından bir buluşma ve bir bütünleşme olacak beklentisi bir sonuç vermiyor. Sosyalist hareketin sadece kendi kuramsal doğrularında takılıp kalması kitle kazanmasına, toplumsal bir güç oluşumuna ve sınıf üzerinde bir etki yaratmasına yetmiyor. On yıllardır yaşadığımız sorun da bu. Kalabalık olamıyoruz ve kalabalık olamadığımız için de kalabalıklar dönüp bakmıyor. Bir kısır döngü içinde sıkıştık kaldık. Hep aynı şeyleri yaparak, aynı yerde durarak ve aynı şeyleri savunarak farklı bir sonuç beklentisi içinde olmak gereken sonucu vermiyor. Başka yaklaşımlara, başka araçlara, ve başka siyasetlere ihtiyaç yok mu?

***

İleri haber portalında Doğan Ergün'ün yazısı ( yazı dizisi)   -bu bakımdan- önemsenmeli ve üzerinde kafa yorulmalıdır, diye düşünüyorum.





Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 10.121
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

49 kere teşekkür edildi.
35 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 04.04.2022- 08:21


Kitlesel sosyalist parti: İhtiyaç

Olgular bize, sermaye düzeninin kendi meşruiyet kaynaklarını çoğalttığını ve sosyalizmin bu (pek de yeni olmayan) koşullarda yanıt üretme zorunluluğu olduğunu gösteriyor.

Doğan Ergün  

“Türkiye İşçi Partisi, sosyalizmin eşik atlaması hedefini ancak Kitlesel Sosyalist Parti perspektifinin hayata geçirilmesiyle mümkün görmektedir. Kitlesellik ile kast edilen, partinin üye sayısının artırılmasından ibaret bir büyüme değildir. Partimiz kitleselleşme hedefi doğrultusundaki çabalarının sonuçlarını, kuşkusuz, ilk elden üye sayısındaki artışla almalıdır. Dolayısıyla, Kitlesel Sosyalist Parti perspektifi, üye sayısındaki artışla büyüyen, ancak bununla sınırlı kalmayacak biçimde geniş yığınları da temsil edip harekete geçirebilen bir partiyi tanımlamaktadır.”

Okuduğunuz satırlar, TİP tarafından 2019 yılında yapılan Utkan Adıyaman Konferansı’nın “Siyasal Raporu”nun 35. maddesinde yer aldı. Raporda, kadro sayısı binlerle, üye sayısı on binlerle ve taraftar sayısı milyonlarla ifade edilen kitlesel bir sosyalist partinin inşasının hedeflendiği belirtiliyordu.

Bu yazı dizisinde, Türkiye’de kitlesel bir sosyalist partiye neden ihtiyaç duyulduğu, böyle bir hamlede ne gibi risklerin ortaya çıkabileceği ve bu partinin yakalayabileceği/yakalamakta olduğu olanaklar ele alınacak.

***

Utkan Adıyaman Konferansı’nın üzerinden yaklaşık iki buçuk yıl geçti. Gelinen noktada TİP, 2 bine yakın üye sayısını 10 bin eşiğine yaklaştırdı. Konferansın üçüncü yılı dolmadan bu eşiğin aşılması öngörülüyor. TİP’in gönüllü sayısını hesaplamak şimdilik çok mümkün değil ancak taraftar/destekçi sayısının yüz binleri bulduğu pekâlâ söylenebilir. TİP’te çeşitli düzeylerde sorumluluk yapan, il/ilçe ve genel merkez yöneticisi yüzlerce üye bulunuyor. Kitlesel ölçekte siyaset yapma hedefine sahip bir sosyalist partinin kadro standartları sorunu “Risk” bölümünde ele alınacak. Burada, kadrolaşma sürecinin bir parçası olmaya gönüllü, bunun için çaba harcayan yüzlerce ve giderek binlerce parti üyesinin varlığını belirterek geçelim.

Yukarıdaki veriler, TİP’in henüz hedeflerine ulaşmadığını ancak kısa denebilecek sürede o yönde mesafe almakta olduğunu nicel bakımdan gösteriyor.

***

Bu yazının konusu ise ortaya konan hedefin arkasında yatan ihtiyaç…

İhtiyaç sorununa, ihtiyacın sahibini ortaya koyarak başlayalım. Konferans raporunda, kitlesel sosyalist partiyi inşa etme görevi, sosyalist siyasetin eşik atlaması arayışına verilen en önemli yanıt olarak gündeme geldi.

Sosyalizmin emekçi sınıflara ait bir dünya görüşü olduğundan hareketle, bu dünya görüşünün kitlesel ölçekte siyaset yapabilir bir güç haline gelmesine kimin ihtiyaç duyduğu da açık olsa gerek. Bu basit gibi görünen yanıt, aslında bir tercihi, bir perspektifi, bir bakış açısını da ortaya koyuyor. Sosyalist siyasetin kitleselleşmesi, sosyalist bir kadro topluluğunun meşgalesi olsun diye değil, emekçiler için gerekli. Emekçilerin güncel kazanımlarının, tarihsel zaferlerinin kapısını açacak anahtar olarak gerekli. Kitlesel güce erişmiş bir sosyalist hareketin varlığında, emekçiler haklarını daha rahat kazanabilecek, halkın örgütlenme kanalları açılacak, siyasi-ideolojik iklimin değişecek, özgürlük-kardeşlik-adalet gibi ilkelerin toplumsal ağırlığı artacak.

***

“Kitlesel sosyalist parti”ye ihtiyaç duyulduğu tespitinin ihmal edilmemesi gereken bir unsuru “parti”dir. Öyleyse bu ara bölümün sorusu, “Parti hâlâ neden önemli?” olsun.

Kapitalizmin çok yönlü saldırısı, otoriterlik düzeyinin her geçen gün daha da artması ve yurttaşlık fikrine yönelen ağır darbeler; taban örgütlerinin, ağ veya meclis tipi örgütlenmelerin zeminini kuvvetlendirmiş olsa da siyasi partiler hâlâ halk ile iktidar arasındaki en önemli köprü konumunda. Partiler, toplumsal yaşamın farklı alanlarından süzülen talepleri bir siyasi program, bir iktidar programı içinde bütünleştirme olanağına sahip. Faaliyet açısından sunduğu yasal olanakların yanı sıra siyasi partiler yurttaşlara eni konu belli, herkesin kendi hak ve sorumluluklarının ayırdına varabileceği tüzüklere sahip. Nerede yanlış, nerede doğru yapıldığına, toplumsal desteğin sağlanıp sağlanmadığına ilişkin en ölçülebilir ve denetlenebilir yapılar siyasi partiler.

Bu noktada, seçimler başlığını açmak gerekiyor. Seçimlerin, özellikle sosyalist bir parti için ne kadar önemli olduğu sorusu maalesef hâlâ tartışılabiliyor. Mevcut düzen koşullarında ve fakat ona karşı mücadele etmek üzere bir araya gelmiş/örgütlenmiş insanlar, elbette parti çatısı altında bir araya gelmek zorunda değil. Bunun başka yol ve yöntemleri şu ana kadar olmuştur, bundan sonra da olacaktır. Ancak, “taraf” kelimesinden kökünü alan “parti”yi bir örgütsel tercih olarak benimsemiş insanlar için, emekçilerin ne kadarını taraflaştırabildiklerini test edecekleri en önemli göstergelerden biri seçimler. Elbette tek gösterge değil ancak en önemlilerinden biri…

Dahası ve belki de pek tartışılmayanı, düzenin kendini hangi araçlarla meşru kılmakta olduğu sorusu… Yani, bunca adaletsizliğe ve sömürüye rağmen, bu düzen neden ve nasıl ayakta kalmayı sürdürüyor? Bu sorunun tek bir yanıtı bulunmuyor. Yanıtlardan biri, silahların büyük oranda düzen sahiplerinin denetiminde olmasıdır. Bir diğer yanıt, sermaye düzeninin, halkın büyük bölümünü öyle ya da böyle öngörülebilirlik ve istikrar vaadiyle razı etmesi; “benden sonrası tufan” fikrine ikna etmesidir. Ama en az ilk ikisi kadar önemli bir yanıt da başta emekçiler olmak üzere, toplumsal mücadelenin bir sonucu olarak kazanılmış seçimlerin bir meşruiyet kaynağı haline gelmesidir. Bu bakımdan; geçmişte yaşanmış, bize halen birçok konuda kılavuzluk yapan ancak seçimlerin düzen açısından şimdiki gibi bir meşruiyet kaynağı haline gelmediği koşullarda meydana gelmiş devrimleri öne sürerek bir seçim tartışması yapmanın, olgulardan uzaklaşmak anlamına geleceği açık olsa gerek. Hele o devrimcilerin halkı temsil edebilecekleri her fırsatı kolladıklarını, bu fırsatları yaratabilmek için mücadele ettiklerini bilmemek veya bilmezden gelmek abesle iştigal etmek değilse nedir?

Olgular bize, sermaye düzeninin kendi meşruiyet kaynaklarını çoğalttığını ve sosyalizmin bu (pek de yeni olmayan) koşullarda yanıt üretme zorunluluğu olduğunu gösteriyor.

Ve biz Marksistiz ve Marksizmde olgular esastır…

***

Kitlesel sosyalist partiye duyulan ihtiyaç, siyaseti kitlesel ölçekte yapmaya ilişkin de bir ihtiyaç aynı zamanda.

İleri Haber’de bir yıl kadar önce yayımlanan “‘Ciddi’ sosyalizm” başlıklı yazım Lenin’den şu alıntıyla başlıyordu: “Siyaset, milyonlarca erkek ve kadının olduğu yerde başlar. Binlerce değil milyonlarca insan neredeyse, ciddi siyasetin başladığı yer de işte orasıdır.” Siyasetin, tanımı gereği, kitlelerle ilgili olduğunu bilmek için bu alıntıya ihtiyacımız yok elbette. Yaşadığımız hayatın her anı bunu bize kanıtlayacak onlarca örnek sunuyor.

Yukarıda parti kavramının, “taraf” kelimesinden kökenini aldığını belirtmiştim. Siyaset de taraflaştırmayı konu ediniyor. Ancak, kitlesel ölçeği gözetmeme, daha da mühimi iktidarın nasıl ele geçirileceğine odaklanmama sorununun en çıplak yansıması “taraflaştırma” kavramının ele alınışında karşımıza çıkıyor. Başka hiçbir hareketten beklenmeyen şekilde ve yoğunlukta, sosyalist hareketin hitap ettiği kesimleri sosyalizmin kimliğine, karakterine, kavramlarına, tarihsel referanslarına göre taraflaştırması isteniyor. Zaten faaliyetini büyük oranda bu kimlik, karakter, kavram ve tarihsel referansları tekrarlamaya indirgemiş olan sosyalist hareket, şu ana kadar yaptıklarında ısrar edip giderek daha az kesime hitap edebilir hale geliyor. Daha az kesime hitap ettikçe, onların beklentisi de aynı konularda keskinleşmek oluyor ve içinden çıkılamaz bir döngünün içine hapsolunuyor. Giderek daralan çember, ister istemez muhafazakârlaşma, dogmatizm ve arayışçılıktan uzaklaşma anlamına geliyor.

Öyleyse…

Kitlesel sosyalist partiye duyulan ihtiyaç, emekçilerin hangi temel sorunlar ve bunlar için üretilmiş talepler etrafında taraflaştırılacağını tespit etmekte, bunların halkçı* bir üslupla ifade edilebilmesinde, güven veren bir yapı içinde örgütlülüğün geliştirilmesinde cisimleşiyor.

——

* Halkçılık tartışması için bkz:

https://ilerihaber.org/yazar/devamliliklar-ve-sicramalar-tanil-boraya-yanit-138679


https://ilerihaber.org/yazar/kitlesel-sosyalist-parti-ihtiyac-138890



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 10.121
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

49 kere teşekkür edildi.
35 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 04.04.2022- 08:23


‘Ciddi’ sosyalizm - Doğan Ergün  

 
“Siyaset, milyonlarca erkek ve kadının olduğu yerde başlar. Binlerce değil milyonlarca insan neredeyse, ciddi siyasetin başladığı yer de işte orasıdır.”*

‘Güleryüzlü sosyalizm’, Türkiye İşçi Partisi’nin eski liderlerinden Mehmet Ali Aybar tarafından dile getirilmiş bir sözdü. Sosyalizmin asık suratlısı olur mu, Sovyetler Birliği Çekoslavakya’ya müdahalesinde haklı mıydı, reel sosyalizm bürokratik miydi gibi bir dizi soru etrafında, Aybar’ın bu sözü son 50 yılda çok tartışıldı.

Bu yazıda sosyalizmin çehresini çekiştirme niyetim yok. Sosyalizmi değil sosyalistleri, çehreyi değil zihinleri, zihin dünyasını, geçmişi değil bugünü tartışmak istiyorum.

Türkiye’de sosyalizm “ciddi” bir siyasi hareket mi?

“Ciddi” derken, asık suratlılığı kastetmediğim açık olsa gerek. “Endişe verici”, “asık suratlı” veya olumsuz bir anlam taşımamakla birlikte “ağırbaşlı” bir sosyalizmden de bahsetmiyorum.

Sosyalizm deyince, gerçeklikle ilgili olan, güvenilir, ayakları yere sağlam basan, deyim yerindeyse “boş işlerle uğraşmayan” bir siyasi hareket ve onun kadroları mı aklımıza geliyor? İlgilendiğim soru bu aslında…

***

Sosyalist siyasetin ciddi olma ölçütünü, yazının başındaki alıntı sade bir şekilde veriyor. Söz ve eylem ürettiğin konular nüfusun ne kadarını ilgilendiriyor? Enerjini neye harcıyorsun?

Türkiye’de sosyalist kadrolar, son 40 yılın çok büyük bir bölümünde kendi sorunlarıyla ilgilendi. 1980 askeri faşist darbesinden yaklaşık olarak 1990’ların ortasına kadar oldukça anlaşılabilir bir kaygıydı bu. Hayatta kalmak, birinci öncelikti.

Ama o kadar… Oysa bizde ne oldu? 90’ların ortasından itibaren gelen her yeni kuşak bir sonrakine hayatta kalmanın şifrelerini; düşenlerin, yalpalayanların, sapanların zaaflarını; hayatta kalamayanların tedbirsizliklerini anlattı durdu.

’80 ve ’89-91 yenilgilerinin faturası yanlış yerlere kesildi. Kim uydurdu bilinmez; deformasyonun “kontrolsüz büyümeden” kaynaklandığı tezi kulaktan kulağa yayılıp durdu. ’80 öncesindeki esas sorunun, kitle gücünü iktidar hedefine yönlendirememek olduğu bir türlü akla gelmedi. Genç kuşaklar, “kitle kuyrukçusu”, “kitle fetişisti”, “büyük siyaset” öcüleriyle korkutuldu. “Halkçı” bir üslup, “avam” oldu, “popülist” oldu, yeri geldi “varoş” oldu, tukaka oldu.

Siyaset kitle ölçeğinde ciddileştiğine göre, sosyalizm kitle hedefinden koptukça gayriciddi bir hale büründü. Ayakları yere basmaz oldu. Hakikatle bağı koptu. Önce birkaç yüz bin, sonra birkaç on bin ve nihayet birkaç bin kişinin birbirine konuştuğu bir hitabet sanatına dönüştü.

“Sanat için sanat” kötüydü ama “sosyalizm için sosyalizm”, ”örgüt için örgüt” pek güzeldi…

Olan siyasete oldu ve apolitik bir sosyalizm türedi:

Toplumun geniş kesimlerini ilgilendiren bir sorun mu var; sorunu ortaya çıkaran kaynakla ilgilenme, ortaya konan çözümlerin olası ne gibi handikapları olabileceğine yönel. Taraflaştırma; zaten senden bağımsız şekilde oluşan taraflaşmaya not ver.

Bugün emekçiler büyük bir saldırıya mı uğruyor; istersen yakın ama asıl olarak daha büyük saldırıların başkaları tarafından yapılacağını vurgula.

Taleplere değil genel geçer reçetelere yoğunlaş.

Kendi örgütünden gayrı bütün toplumsal örgütlenmeleri bir tehdit olarak bellet.

İttifak, iş birliği, kitle faaliyeti, kitle örgütü gibi siyasetin temel araçlarına rezerv koy.

***

Nerede yaşıyorsan, öyle düşünüyorsun. Maddi yaşamın ihtiyaçlarını, ihtiyaçların da keşiflerini belirliyor.

Kitle ölçeğini kaybedince, tanımı gereği, siyasi düşünemiyorsun. Milyonlarca değil binlerce insanın olduğu yerde nefes alıp veriyorsan, azı yetiyor. Keşfetmen, icat etmen, öncülük yapman, yeniyi araman gerekmiyor.

***

Bu yazı, siyasi dengelerin değişmeye başladığı, giderek daha fazla yurttaşın yeniye yöneldiği bir tarihsel an’da olduğumuzun bilinciyle, sosyalistleri “ciddi” olmaya davet etmek amacıyla yazıldı. Bir daha da yazılmamalı, yazmaya ihtiyaç duyulmamalıdır.

Sosyalistlerin gündemi, kitle ölçeğidir, siyasettir. ’90’ların ortasında çoktan bitmiş olması gereken tartışmalar artık kapanmalıdır. Çağrı, bir dönemi kapatanlara omuz verme, olmuyorsa yol verme çağrısıdır.

Sosyalizme siyaset, siyasete sosyalizm damga vurabilir. 2021’de artık vurmalıdır…

* V.I.Lenin - Rusya Komünist Partisi (Bolşevik) 7. Olağanüstü Kongresi - Merkez Komitesi’nin Siyasi Raporu

https://www.marxists.org/archive/lenin/works/1918/7thcong/01.htm

https://ilerihaber.org/yazar/ciddi-sosyalizm-121952



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 10.121
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

49 kere teşekkür edildi.
35 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 07.04.2022- 02:28


Kitlesel sosyalist parti: Risk

"Risk ise paradigmanın ne olduğu sorusuna yanıt bulamamakta değil, bu paradigma etrafında yoğunlaşmış bir kültürel-düşünsel üretimin sosyalist hareketi sarıp sarmalamamasından kaynaklanıyor."

Doğan Ergün  
 
Kumar risk içerir ama risk içeren her şey kumar değildir.

Her yeni adım, bir tercihi, birçok vazgeçişi içerir. Riskler belirlenir. Vazgeçilenlerden çoğunun birer yük, diğerlerinin de telafisi mümkün kayıplar olacağı hesap edilir; kazançların ise yeni bir nitel güç anlamına geleceği öngörülürse o adımı atmaya karar verilir.

Türkiye İşçi Partisi tarafından gündeme getirilen “kitlesel sosyalist parti” yolunda ilerleme adımında da tam bu hesaplar yapılmıştır.

Elbette, yola çıkarken dikkate alınan olası sorunların bir kısmı hayatta (henüz) karşılık bulmadı ama yeni sorunlar baş gösterdi. Bu yazı, doğal olarak, başlangıç noktasının değil, gelinen aşamanın izlerini taşıyarak, kitlesel sosyalist parti hamlesinin beraberinde getirdiği kimi riskleri ve bunlarla nasıl başa çıkılabileceğini tartışmaya açmak üzere kaleme alındı.

***

Türkiye’de sol-sosyalist görüşe sahip insanlar veya kadrolar arasında sol siyasetin sorunlarına ilişkin bir anket yapılsa, muhtemelen en çok verilen yanıt zayıflık, parçalanmışlık ve nicel azlık olacaktır. Ama yine aynı insanlar, konu anket olmaktan çıkıp gerçek hayata döndüğünde, büyüme yönünde atılan adımlara kuşkuyla yaklaşacak, geçmişte ne büyük hayal kırıklıkları yaşandığını anlatacak ve sizi önce başka şeylerin yapılması gerektiğine ikna etmeye çalışacaktır.

Büyümeden önce, sağlama alınması gereken şeyler olduğu, bir dünya görüşünde, programda, örgüt işletme ve siyaset yapma tarzında asgari bir ortaklaşma sağlanması gerektiği inkâr edilemez. Ancak muhtemelen yine sosyalistler bu kez asgari düzeyin ne olduğunda anlaşamayacak, kişisel tecrübelerinden çeşitli örnekler bulacaktır.

Öyleyse dikkate alınması gereken ve halen birincil olan risk, bir tür “mahalle baskısı” veya “mahalle muhafazakarlığı” olarak adlandırılabilir. Bu faktör göz ardı edilemez. Zira sosyalist hareket kitleselleşme hamlesini başka mahallelerden veya uzaydan getirilmiş insanlar öncülüğünde yapamaz. Kitlesel ölçekte siyaset yapma hamlesi, sosyalizm mücadelesinin çok değerli, deneyimli ve fedakâr kadrolarına rağmen değil, onların itkisiyle hayata geçebilir ve geçmektedir. Endişelerin sağlıklı bir şekilde, tarihsel ve güncel yanıtlarla karşılanması gerekir. Örnek olsun; “Popülizm mi yapıyoruz? Parlamentarist mi olduk? Ama şu Marksist klasikte şöyle okumuştuk?” benzeri sorulara dört başı mamur, anlaşılır, takiyye içermeyen yanıtlar vermeniz gerekir. Zira, sosyalist kadrolar, ne iyi ki sorgulayıcıdır ve inatçıdır. Emekçileri ilgilendiren bir talebin popüler olmasıyla popülizm arasında, parlamentoyu etkin kullanmakla parlamentarist olmak arasında nasıl farklar olduğu, Marksizm’in dogmatizm olmadığı, tarihsel ve güncel bağlamın nasıl ele alınması gerektiği, gerekirse her örnekte yeniden, ısrarla tartışılmalıdır.

Bu tartışma ve yeniden üretim sürecinde iki temel ilke ise esastır. Birincisi, toplumsal bir bağlam, bir karşılık oluşturmayan, tarafların toplumsal ölçeğe taşınacak önerilerini içermeyen hiçbir tartışma siyasi partinin yapması gereken bir tartışma değildir. Ve ikincisi, siyasi parti, tartışmak üzere bir araya gelmiş insanlar topluluğu tanımına sığmaz. Demek ki, her tartışma, onu yürütenler tarafından toplumsal ölçek, tartışmanın halk nezdindeki karşılığı gözetilerek ve yol almak üzere sorumluca yapılmalıdır. Demokratik merkeziyetçilik kuralları işletilmeli, kararla birlikte kolektivitenin kararına saygı duyularak topluca eyleme geçilmelidir.

***

İlkiyle bağlantılı bir diğer risk, “kadro” sorunudur.

Bu ara bölüme, asla olumsuz yanıt verilemeyecek bir tezle başlayalım: “Kadro olmadan, kitlesel sosyalist parti için yola çıkılamaz.”

Doğrudur ama kadro derken ne kastedildiği, daha da önemlisi ne önerildiği belli olmadığı için eksik bir tezdir.

Kadro kimdir? Kadro adanmışlık mıdır? Kadro deneyim midir? Kadro donanım ve birikim midir? Kadronun niteliği her koşulda aynı mıdır?

Kitlesel sosyalist partinin kadrosu kimdir?

Örneğin, toplumsal hareketlerle ilişki konusunda 1980-90’larda edindiği deneyimi ve kuşkuları 2020 dünyasına olduğu gibi yansıtan, bu açıdan dönüşüme kapalı bir sosyalist, gönül rahatlığıyla kitlesel sosyalist partinin kadrosu olarak adlandırılabilir mi? Aynı örnek üzerinden gidersek, bugünün kadrosu, toplumsal hareketlerin içinde yetişmiş, onun aktivizmiyle şekillenmiş, ama o dünyaya içkin tek yönlülüklerle ya da zaaflarla hesaplaşmaya kapalı biri midir?

Hayatının çok büyük bölümünü sol-sosyalist gruplar arasındaki tartışmalarla geçirmiş, olası “sapmaları” ayırt yeteneğiyle öne çıkmış bir sosyalist, toplumsal alana çıkma günü geldiğinde kendini rahatça yeni koşullara uyarlayabilir mi? Öte yandan, sol-sosyalist gelenekle hiç temas etmemiş, etrafını örgütlemekte çok mahir ama Marksizm’in dönüştürücü gücüne de mesafeli bir kişi yalnız örgütçü nitelikleriyle kadro olmayı hak eder mi?

Sosyalist bir partide kadronun, adanmışlık, dönüşüme ve dönüştürmeye açık olma gibi nitelikleri elbet olmalıdır. Ancak kitlesel sosyalist parti gibi pek çok kişi açısından “yeni” sayılabilecek bir hamle için, mezun olunduğunda hayata hazır olunacak bir eğitim paketi mevcut değildir. Aksini deneyenler olsa da aslında, sosyalist kadrolaşma süreci hiçbir zaman böyle olmamıştır. Ama günümüz Türkiye’sinde, kitlesel bir sosyalist partinin üyesi, esas olarak toplumsal ilişkiler içinde, mücadelede, çevresiyle birlikte düşünme/hareket etme/gerektiğinde öncülük yapma çabası içinde kadrolaşacaktır. Kadrolaşma politikasının esası da üyesini siyasal olana sevk etmek, şablonlardan arındırılmış bir temel donanım sağlamak ve adanmışlığı, dönüşüme ve dönüştürmeye açık olmayı test edebilmektir.

***

Kitlesel ölçekte siyaset ve büyümeyi öne koyan bir parti, tanımı gereği, toplumun farklı kesimlerinden yurttaşların, farklı toplumsal hareketlerden grupların katılımını murat eder. Üyelerin politik faaliyetlerinde program ve tüzük bir çerçeve sunsa da hassasiyetler, alışkanlıklar, gündemler, hitap edilmesi gerektiği düşünülen kesimler farklılaşabilmektedir. İnsanlar değişik saiklerle, farklı yolları izleyerek veya birbirinden ayrı etkileşimler sonucunda üye olsalar da partiyi ve partililiği anlatan şey kesişimsellik vb. değil bütünselliktir. Partide kürekler bütünsel olana doğru çekilmedikçe, her farklı hassasiyet doğal olarak kendi tarafına doğru yol alınmasını talep edecektir. Üstelik, bu talepler çoğunlukla, dışarıya değil de partiye bir ayar verme eğilimine sahiptir. Çünkü pek çok toplumsal hareketin çıkışında, bütünlüklü bir politik programa sahip olmaktan ziyade, iktidarlara veya sempati duyulan siyasi partilere baskı unsuru olma misyonu başattır. Bu anlayışla birlikte, partilerin içleri birer oyun/mücadele alanı haline gelmekte, hassas olunan başlığa ilişkin görülen arızalar bertaraf edilmeye çalışılmakta, bu anlamıyla “steril ortamlar/kurtarılmış bölgeler” yaratılmaya çalışılmaktadır.

Çözüm, tüm mücadele veya hassasiyet başlıklarına eş zamanlı ve aynı şiddette politikalar üretmek değildir. Ne ki, çözüm, bu alanların inkarına da dayanamaz.

Yine hazır bir reçete önermemekle beraber, yüzlerin içeriye değil parti dışına dönmesiyle işe başlanabilir. Zira, çoğu durumda halka anlatmak, oraya çözümler üretmek, oradaki gerçeklikle yüzleşmek en öğretici, dönüştürücü ve sadeleştirici olandır.

Ama yetmeyecektir…

Herhangi biri bir sosyalist partiyi, hayvan haklarını en çok o partinin savunduğunu düşündüğü için destekleyebilir. Ama o kişi artık partili olduğunda, hayvan haklarının en radikal savunusunu hayata geçirmek üzere değil hayvan haklarıyla örneğin emek mücadelesinin bütünlüğüne bakabilmek üzere donanmalıdır. Aynı şekilde parti de kendi programatik hedefleri çerçevesinde, kurduğu politik hiyerarşi içerisinde, farklı toplumsal mücadele alanlarından nasıl zenginleşebileceğini hesap edebilmelidir. Sosyalizm, bu bütünlüğü bünyesinde barındıran ve halka sunabilecek bir dünya görüşüdür.

***

Onlarca farklı risk faktörü arasından, bu köşe yazısı için belirlediğimiz sonuncusu, belki de görece en ciddi olanıdır.

Türkiye İşçi Partisi’nin hem tarihsel hem de güncel deneyimi, sosyalist siyasetin toplumsal bir karşılık yaratabileceğini gösteriyor. TİP, 1960’ların ortalarında binlerce üyeye, yüzbinlerin oy desteğine erişebilmiştir. Henüz yolun başında olsa da TİP bugün de benzer bir potansiyeli ortaya koyuyor.

Birinci TİP’in çıkışında, onun politik ve örgütsel şekillenişini de neredeyse çerçeveleyen, kültürel-sanatsal-düşünsel olarak üretilen ve irdelenen bir paradigma vardı: Hem bir bütün olarak Türkiye’nin hem de nüfusun önemli bir kısmının geri kalmışlığı/geri bırakılmışlığı…

O TİP’in yazgısında, bu geri kalmışlıktan nasıl kurtulacağı sorusuna yanıt üretmek vardı. İçine doğduğu siyasi-iktisadi, düşünsel ve kültürel ortam TİP’i bu soruyla kuşatıyor, o da bu soruya dönemin aydınlarının üretkenliğini kuşanarak ama işçi ve köylülere sırtını dayayarak yanıtlar üretiyordu.

Bu yazıda, bugünün paradigmasının ne olduğuna ilişkin uzun bir tartışma yapılmayacak. Ama güncel paradigmanın, a) “muazzam gelişen teknoloji” ile, b) “uzun çalışma saatleri, düşük ücretler, güvencesizlik, geleceksizlik, kaybolan emniyet hissi, yıkıma uğrayan ekolojiyle birlikte elimizden kayıp giden yaşam” arasındaki müthiş çatışmada yattığı görülüyor.

Risk ise paradigmanın ne olduğu sorusuna yanıt bulamamaktan değil, bu paradigma etrafında yoğunlaşmış bir kültürel-düşünsel üretimin sosyalist hareketi sarıp sarmalamamasından kaynaklanıyor. Bu üretim yok değil yetersiz; sosyalizm düşüncesiyle henüz pek az etkileşime girdi; zaten sosyalistler de bu çerçevede bir üretkenliğe henüz hazır değil. “Yenilgi dönemi sonrasında sosyalist hareket için sıra daha hayal kurmaya, hayal kurdurmaya gelmedi” denebilir. “Kültürel bir çoraklaşma hakim” denebilir. Gerekçeler bulunabilir…

Ama çare üzerine düşünülmediğinde, sosyalizmin birkaç kuşağı daha kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya olduğu bilinmeli.

Bu risk, yukarıda sayılanlar gibi, kitlesel sosyalist parti tercihinin beraberinde getirdiği bir risk elbette değil. Ama kitlesel sosyalist partiyi kırılgan hale getiren en önemli faktörün ne olduğu sorgulandığında, kadro yetersizliği, bütünlüğü gözetmeyen üye profili vb. gerçek meseleler veya parlamentarizm, popülizm vb. sözde tehlikelerden ziyade, sosyalistleri kuşatmayan o kültür haresi üzerine düşünülmelidir.

Risk budur…

Fark edenler varsa, çaresi de bulunur.

https://ilerihaber.org/yazar/kitlesel-sosyalist-parti-risk-138990



Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Homojen ve dar bir parti mi? 'Çok kanatlı' ve kitlesel bir parti mi? melnur 4 743 19.04.2022- 09:10
Konu Klasör Sol-sosyalist parti ve örgütlerden 1 Mayıs çağrısı melnur 5 536 30.04.2022- 10:18
Konu Klasör Sol-sosyalist parti ve örgütlerden Semra Güzel açıklaması... melnur 0 170 04.09.2022- 21:22
Konu Klasör Sosyalizmde birden fazla sosyalist parti olur mu? bedrettin 31 23359 15.09.2014- 23:25
Konu Klasör Kitlesel ve kendiliğinden hareketlenme ve TKP... melnur 2 1254 16.06.2021- 03:39
Etiketler   Kitlesel,   Sosyalist,   Parti.
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS