SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
Toplumsal alanda bir güç olmaya ihtiyacımız var, ama nasıl?           (gösterim sayısı: 445)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 10.121
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

35 kere teşekkür etti.
49 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 23.06.2022- 08:11


Türkiye'nin sosyalizme ihtiyacı var. Tartışmasız bir gerçek bu. Türkiye insanlarının mutsuzluk girdabından kurtulabilmesi için sosyalizm bir büyük hülyadır, mutlaka gerçekleştirilmesi gereken bir hülya. Ama işte, sosyalizmin siyasal etkisinin ne olup ne olmadığı bir yana, toplumsal alanda hemen hemen hiçbir etkisinin olmadığı da bir başka hüzünlü gerçekliktir.

Nedenleri yıllardır konuşuluyor, tartışılıyor. 12 Eylül faşizminin yarattığı yılgınlığın üzerine gelen reel sosyalizmin çözülüşünün yarattığı hayal kırıklığı, ülkemizde farklı bir iklimin ortaya çıkmasına yol açmıştı. Sol geriliyor, neo-liberalizmin toplum üzerindeki basıncın da etkisiyle savrulmalar yaşanıyordu. Dünyada da benzer bir süreç yaşanmasına karşın ülkemizin sosyalist solu toplumsal alandaki gücünü sürekli yitirdi, yitirdikçe bölünmeler daha da arttı ve giderek daha da parçalı bir hal aldı. Toplumsal alandaki etkisizliğ arttıkça bölünme ve un ufak olma süreci daha da bir ivme kazandı.

Bu yenilmişlik durumundan nasıl kurtulacağız, toplumsal alanda bir güç olabilme yeteneğini nasıl kazanacağız? Kalabalık olmadan kalabalıkların dönüp bakabilme olanağı olmuyorsa kalabalıkları etkilemede nasıl bir yöntem izleyeceğiz?

Sanırım önümüzde duran ve ivedilikle yanıtlanması gereken sorular bunlar? Evet kalabalık olmadan kalabalıklar dönüp bakmıyorsa kalabalıkların ilgisni çekecek bir siyasal yöntem konusunda bir şeyler yapmak gerekmiyor mu?

Sorular birbirini kovalıyor.
Ve yanıtlanmayı da bekliyor.

Solun bölünmüşlüğü Türkiye'ye özgü bir gerçeklik değil, bütün dünyada böyle bu. Ama bizim farklılığımız dünyadaki örneklerinin dışında   bu bölük pörçük sol öznelerden   birinin veya ikisinin toplumsal alanda hatırı sayılır bir etkisinin de bulunmamasıydı. Sol sadece bölünüyor ve siyasi çabalar da daha çok kendi içine yönelik oluyordu. Sonuç, bu durum toplumsal alanda bir büyük etkisizlik olarak karşımıza çıkıyor ve bu etkisizlik halen   devam ediyor.

Şöyle düşünüyordum: Sosyalist sol öznelerimizin birleşme gibi bir dertleri yok, olacakları da yok, herkes halinden memnun, ''zaten Ekim devriminden önce Rusya'da da durum pek farklı değildi.'' Zamanı geldiğinde bir araya gelinebilecekmiş! Öyleyse, bu çok parçalı yapının sadeleşmesi ve bu rahatsız edici görünümden bir ölçüde uzaklaşabilmesi için aralarından en az birinin öne çıkması, toplumsal alanda bir kabul görmesi ve böylelikle bir çekim merkezi haline gelmesi gerekiyordu. Aynen böyle düşünüyordum. Güncel siyasette yaşananları ve ideolojik alandaki savrulmaları da göz önüne aldığımızda bunu gerçekleştirebilecek partinin Türkiye Komünist Partisi (TKP) olabileceği gerçeği karşıma çıkıyordu. Parti adının tarihsel önemi ve etkisi de bir başka artısıydı. Ama çok geçmedi TKP de bölünme sürecine girmişti.

Süreç sosyalist sol açısından pek de iyimserlik yaratmıyor. Aradan geçen zaman hemen hemen hiçbir sosyalist partinin diğerlerinden farklı bir toplumsal etki yaratacağı konusunda bir umut vermiyor. Bu parçalı yapı sürdükçe, ve siyaset alanımızdaki konumumuz değişmedikçe (bence) kadro açısından en zengin görünen parti(ler) dahi diğer sol-sosyalist partilerden farklı bir güç haline gelemiyorlar ve dahası gelemiyecekler. Aynı şeylerde ısrar ederek farklı sonuçlar beklentisi içine girmenin de bir anlamı yok. Birincisi benzer ideolojik ve siyasi benzerlikler taşıyan partilerimizin ve güç odaklarımızın ivedilikle bir araya gelmesi gereksiz bir zaman, emek ve maddi kaynak israfının da önüne geçmesi ve ikincisi adını ne koyarsak koyalım, daha sağda olan (CHP ve HDP gibi) partilerle yan yana görünmeme ve beraber olmama kaygılarını da bir kenara bırakalım. Daha da açık söyleyeceksek, Türkiye sosyalizminin toplumsal alandaki etkisinin artabilmesi için   adını ne olarak koyarsak koyalım, -birlik, ittifak, masa vb.- bağımsızlıktan asla ödün vermeden ve siyasal devrim perspektifi de asla yitirmeden bu tür beraberliklere ihtiyacımız var.

Becerebiliriz sanıyorum.
Türkiye sosyalizminin bunu gerçekleştirebilecek kadrolara sahip olmadığını iddia edebilmek mümkün değildir.
Evet, becerebilir, bu aşılmayacak olarak görünen sorunun üstesinden gelebiliriz, diye düşünüyorum.




Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 10.121
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

49 kere teşekkür edildi.
35 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 03.07.2022- 05:49


80 öncesinden başlayarak oylarımız ve hatta siyasi mücadelemiz CHP'den yana oldu. 80 sonrasında Kürt ulusalcılığının legal partileri kurulduğunda bir kısım solcu-sosyalistin de bu partileri tercih ettiği söylenebilir. Sosyalist partilerin 80 sonrasında daha görünür hale gelmesi de durumu pek değiştirmedi. Solun çok büyük bir kısmı yine CHP'ye yanaşmış bir biçimde siyasal yaşamını sürdürürken belli bir kısmı da (bugün) HDP ile hemhal halindedir. Sosyalist partiler ne yaparlarsa yapsınlar, nasıl bir siyasi mücadele içinde olurlarlarsa olsunlar toplumsal alandaki etkilerinin hiç olmadığını söylemek mümkün. Sürekli yinelediğim bir ifadeyi burada tekrarlamak istiyorum; sosyalist solun kalabalık olmaya ihtiyacı var, bölük pörçük yapılarla toplumun karşısına çıkmak hiçbir sorunu çözmüyor, sosyalist partilere toplumsal bir güç olma yolunda bir katkı yapmıyor. Kalabalıklar kalabalık olmayanlara dönüp bakmıyor çünkü, ilgi göstermiyorlar.

Kendini solcu-sosyalist sayanların ama   siyasal konumlanışlarını CHP'den yana   yapanların bu çelişik durumlarını ''oyum boşa gider'' tavrıyla açıklamak mümkün. Hiç kuşku yok, hem ülkemizde ve hem de dünyada yaşanan gerçeklğin de bunda çok büyük bir etkisi var. Reel sosyalizmin çözülüşünün yarattığ bir umutsuzluk dalgasının, öncesinde yaşanan 12 eyül faşizminin yarattığı bıkkınlık,yorgnluğu ve savrulmanın üstüne eklenmesi, neo-liberalizmin bu süreçte ideolojik ve siyasal basıncını arttırmasının da   bu süreçte etkisi büyüktü. Kimimiz küstü savruldu, kimimiz daha korunaklı bir siyaseti tercih eder hale geldi ve kimimiz de demokrasiyi keşfederek, demokratik mücadeleyi sosyalist mücadelenin önüne koymayı yeğledi. Sonuç, 80 öncesinin kitleselleşebilmiş sol-sosyalist yapıların bugünkü dağınık, ekisiz ve geniş kitlelerin ilgisini çekememe durumundan başka bir şey değil..

***

Kürt ulusalcığının siyasi yapılarını hiçbir dönemde   kendime yakın bulmadım. Özellikle 2002 seçimlerinden sonra AKP'nin merkezinde olduğu cemaat ve liberal koalisyonuna destek vermesi, hatta doğrudan katılması rahatsız ediciydi. Parti çevreleri belki açık seçik söylemiyorlardı ama özellikle sanal dünyanın sözde sol, sosyalist ve enternasyonal forumlarına egemen olan zihniyet ülkenin, bölgenin ve hatta dünyanın ''yeni bir paradigmalar'' bütünüyle kurtulabileceğini keşfeder hale gelmişti. Kürt ulusalcılığının yükselişe geçtiği o yıllarda bu retorik etkili de oluyor ve bu ''bölücü'' siyaset tarzı hem sosyalizme alan açacağını iddia ediyor ve hem de asıl kurtuluşun bilimsel sosyalizmden geçmediği yönünde bir propagandayı sürekli dile getirmeye çalışıyordu. Stalin başta olmak üzere Lenin ve Marks da hedef haline getirilmişti. Kafaların bulanık olduğu, neo-liberalizmin etkisini kuvvetle gösterdiği AKP'le birlikte demokrasicilik oynandığ yıllardı.


Siyasetle ilgimiz daha çok bu siyaset tarzına karşıtlıkla sınırlıydı. Gidişin hiç de olumlu bir sonuç vermeyeceğini, demokrasi ve özgürlük tepinmeleri altında ülkenin çok daha karanlık bir sürece gireceği ayan beyan ortadaydı. CHP'liliğimizin bir nedeni de buydu. ''Ulusalcı'', ''sosyal şoven'' ve hatta ''neo-faşist'' olarak damgalanmaya çok da aldırış etmeden ve elbette ki üzülerek ve bu gidişin hayırlı bir gidiş olmadığını da sürekli yineleyerek kendimizce bir siyasi çizgi tutturmuştuk.

( Bu arada hakkını verelim, bu süreçte ayakta kalan tek özne TKP'ydi. AKP'nin merkezinde olduğu bir mücadelenin daha demokratik bir açılıma yol açacağı beklentisinin yanlışlığını sürekli öne çıkardı. Haklıydı, haklı çıktı. Ergenekon davalarıyla başlayan sürecin devletin bağırsaklarını temizlemesi değil, devletin ele geçirilmesi çabaları olduğunu hep yineledi. O dönemde sanalda aylık ''yazıyaz e dergi'' çıkartıyorduk. Hatırlayan olacaktır, o dönemde büyük ölçüde TKP siyasetinde bir yayın yapmaya çalışıyor, başta Kemal Okuyan, Aydemir Güler ve Metin Çulhaoğlu'nun olmak üzere pek çok sosyalist aydınımızın yazılarını da dergimizde yayınlıyorduk.TKP'nin -daha o büyük bölünme yaşanmamıştı- bu siyasi yaklaşımı, mücadelesi elbette sadece düşmanlık ve nefrete yol açmamıştı. CHP'den yana bir tavır içinde olsak da o bulanık süreçte siyasi mücadelesini bu yanlışlığın sol-sosyalist ve geniş kitler tarafından anlaşılması yönünde çaba harcamaya da başlamıştık.-Parantezi kapatıp öyle devam edelim, yoksa bu parantez hiç kapanmayacak.-)

Pek çok TKP'li dost o dönemde ''partiye katıl'' çağrısı yapıyor, bu yönde önerilerde bulunuyordu. Hatırlıyorum, sadece ben değil, etrafımda bulunanları da bir şekilde ikna ederek özellikle seçimlerde CHP'nin desteklenmesi gerektiği yönünde bir tavır alıyor, ''oylar boşa gitmesin'' tavrını benimsiyorduk. Sadece AKP döneminde de değil, öncesinde de durum buydu. Sosyalist sol çok güçsüzdü ve oralarda mücadele etmek pek de bir işe yaramazdı. Düzen içi muhalefet de olsa ''bu iktidarın devrilmesi için mutlaka CHP desteklenmeliydi''. Garipti, TKP'li dostlara böyle söylüyor, partii olmamak için bu tür gerekçeler uyduruyordum ama yazıyaz forumda ( yani solpaylaşım önceli olan forumda) bir zaman sonra CHP değil TKP 'den yana bir siyasi tavır geliştiriyordum. Kendimin de en çok dillendirdiği bir tavrı önüme koymuş ve oradan başlamıştım. ''Kalabalık olmadığını, toplumsal alanda etkisiz olduğunu ve bir güç halne gelemediğini söylediğimiz bir partiye omuz vermezsek, destek olmazsak, onlarla birlkte mücadele etmezsek ve hiçbir şey yapmadan, hiçbir katkda bulunmadan ve herşeyi onlardan beklersek parti nasıl güçlenebilir ki?'' diyordum. Hayatımız hep Demirellerle, Özallarla, Erbakanlarla mücadele içinde geçti. Biri gitti, diğeri geldi ve sonuçta hiçbir şey değişmedi. bu gidişle de değşmeyecek, biri gidecek biri gelecek; ama hani sosyalizm, hani sosyalist mücadele? Hem sonra seçimlerde bile CHP'ye   verilecek 100-200 bin oyun karşılığı CHP için ne olabilir; en fazla bir veya iki vekil; belki o da değil. Ama bu yüzbinlerce oy'un sosyalist bir partiye akması çok şeyi değiştirebilir. O sosyalist partiyi dğer sosyalist partiler içinde öne çıkartabilir ve bir çekim merkezi haline getirebilir. Bu yüzden ''oyum boşa gidecek'' hesabı yapmak da bir kuruntudan başka bir şey değil Doğru da değil.'' diyordum, daha doğrusu demeye başlamıştım.


Evet, düzen partilerinden birinin gidip diğerinin gelmesyle hiçbir şey değişmiyordu. Böyle söylüyordum ve bugün Kemal Okuyan'ın sayfalarımıza astığım yazısını okuyunca aklıma bunlar gemişti. O da benzer şeyleri söylüyor: ''AKP çok özel bir parti. Karşı devrimci bir güç. Bu kadar yıldan sonra onun toplumda yarattığı tepkiden yararlanarak yeni bir piyasacı patron yanlısı koalisyonun, NATO’cu-Amerikancı bir hükümetin, laikliği umursamayan bir toplamın hükümet olmasını zil takıp oynayarak karşılayamayız. AKP’nin gitmesi önemli. Ancak yerine ne gelecek? Bu soruya sağlam yanıt vermek zorundayız. “Şimdi sırası değil” deniyor. Dün de öyle deniyordu, daha öncesinde de, beş yıl, on yıl önce de, kırk yıl önce de… Ve hep daha kötüye gittik.'' https://www.solpaylasim.com/k8463ks8-kemal-okuyan-kilicdaroglu-icin-oy-isteriz-.html#c26956

***

Dün Madımak katliamının 29. yıldönümüydü. Gericiliğin ön ayak olduğu bir felaketti yaşanan. Binlerce insanın yürüyüşe geçmesi ve içinde insanların bulunduğu bir oteli yakması akıl alır bir şey değil Bilinçli, planlı bir saldıydı kuşkusuz, ama şu geçeğin de üzerinden atlanılmaması gerekiyor. Eminim o gözü dönmüş kalabalıkların büyük çoğunluğu belki de kişisel yaşamlarında bir tavuğu bile kesemeyecek kadar naif insanlardı. Değil içinde insanların bulunduğu bir otelin yakılmasına katkı vermek, olayın dışında kaldıklarında bile böyle bir insanlık dışı eyleme karşı çıkacak bir yapıdaydılar. Ama nasıl oluyor da, bu tür insanların çoğunlukta olduğu bir kalabalık böyle bir vahşeti gerçekleştirmenin öznesi-faili haline geliyorlar?

Ülkemizde böyle bir iklim var. Bu iklim kaşındığnda, bu iklim kullanıldığında hiç akla gelmeyecek kötülükler gerçek olabiliyor. Madımak'ı yaratan nedenler sadece birilerinin planlı ve bilinçli bir organizasyon içinde bulunmaları değildi ve aynı zamanda bu tür eylemleri yaratabilen kötü bir ikimin de var olması, toplumsal alanda için için kaynamasıydı.

Bu iklim ötedenberi var, AKP'nin çok öncesinde de var. Bu coğrafya böyle bir coğrafya. Burjuva devrimini çok geç yapmış, burjuvazinin halledebileceği sorunlar burjuvazinin gerektiğinde kullanabileceği fay hatlarına dönüşmüş-dönüştürülmüş. AKP bu fay hatlarını kullanarak, kaşıyarak, kendi çıkarlarına uygun bir iklim yaratmaya çalışıyor, bu kötücül iklimi sürekli büyütüyor. Saray rejimi diyoruz, dinci bir faşizm nitelemesinde bulunuyoruz, karşılığı toplumsal alandaki yansıması bu.Bu kötü iklimi büyüterek kullanışlı hale getirmek ve son bir adımla ülkede geriye dönülmez bir kurumlaşmayı yaratmak....

Önümüzde böyle bir gerçeklik var.
Önümüzde hiç akıldan çıkarılmaması ve mutlaka mücadele edimesi gereken böyle kötücül bir gerçeklik var.

Ve dolayısıyla...
O da aynı, bu da aynı söylemleri hala yaşanan sürecin bir türlü bilince çıkartılamaması anlamı taşıyor.Başka bir şey değil.

Aynı değiller. Kemal Okuyan'ın yukarıya aldığım değerlendirmesini daha önce ekranlarda Aydemir Güler de söylemişti. Ama doğru değil. İçinde bulunduğumuz süreçte ''hepsi burjuva partisi, düzen partisi, biri gidip diğeri gelse hiçbir şey olmayacak'' demek kadar yanlış bir değerlendirme olamaz. Üstte söylemeye çalıştım, yazıyaz forum öncesinde, ben de benzr cümleler kuruyordum, ''bir Demirel gitti, bir Özal geldi, o gitti, Erbakan ve diğerleri geldi'' diyordum. Aynı şey mi? Aralarında bu yönde bir benzerlik kurulabilir mi?

Bugün içinde bulunduğumuz süreç ''hepsi aynı'' dyerek geçiştirilemez. Bir dönemde doğru olan bir söylem, bir başka dönemde, başka koşullarda tepeden tırnağa yanlış olabilir. Hepsi aynı benzetmesi Demireller, Özallar ve Erbakanlar için belki geçerli olabilir ama bugünkü saray rejimi için böyle bir tanım kullanılamaz. Kullanılmamalı, hangi gerekçeyle ileri sürülürse sürülsün.

Toplumsal alanda bir güç olmaya olmaya ihtiyacımız var. Ama doğru siyasetlerle... Önümüzdeki referandum niteliğinde seçim için sonuçta ''hepsi bir'' demek ve hatta ''iktidar değiştikten 6 ay sonra herşey daha da kötü olabilir'' diyebilmek bu koşullarda akla ziyan bir tutumdur. Tanmasam, bilmesem, ''bilinçli olarak AKP'nin değirmenine su taşıma gayreti'' olarak niteleyeceğim, ama işte...

Evet, bu siyasetle m toplumsal alanda etkinliğimiz artacak?
Bu siyasetle mi ülkenin ve sosyalizmin önü açılacak?

Hiç sanmıyorum.




Bu ileti en son melnur tarafından 03.07.2022- 05:53 tarihinde, toplamda 2 kez değiştirilmiştir.
Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör SGB'ne eleştiriler: ''Güç Birliği” ne ve nasıl?'' melnur 0 190 27.08.2022- 07:23
Konu Klasör HKP Emperyalistlerin soykırım yalanına karşı alanda tarihselmaddeci 0 2324 28.04.2015- 08:51
Konu Klasör Biz bu hale nasıl geldik, nasıl kurtulacağız? melnur 3 1931 18.01.2020- 09:43
Konu Klasör Bu nasıl bir zihin yapısı, nasıl bir ruh halidir böyle... melnur 1 1780 13.05.2020- 13:17
Konu Klasör Faşistler egemen olmaya başladı dayanışma 3 3500 23.02.2014- 22:26
Etiketler   Toplumsal,   alanda,   bir,   güç,   olmaya,   ihtiyacımız,   var,   ama,   nasıl
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS