SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
Demirtaş: PKK’nin Türkiye’ye karşı silahlarını tümden susturmasını, bırakmasını isterim..           (gösterim sayısı: 123)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.803
Konum: İstanbul
Durum: Forumda
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

34 kere teşekkür etti.
45 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 18.07.2022- 08:13


Demirtaş: PKK’nin Türkiye’ye karşı silahlarını tümden susturmasını, bırakmasını isterim

"Ancak ve ne yazık ki ortada iki temel engel var, bunları da herkesin bilmesi lazım"

Türkiye’de siyasetin en önemli aktörlerinden biri Selahattin Demirtaş. Beş yıl dokuz aydır hapiste tutulmasına rağmen oradan kamuoyuna verdiği mesajlarla gündem belirliyor. Sadece eski eş genel başkanı olduğu parti ve Kürt sorunu hakkında konuşmuyor. Tabii bu iki konuda özellikle sözü var ama Türkiye için birlikte, barış içinde ortak bir yaşam için de kararlılıkla bir dil oluşturuyor. Demirtaş’ın, avukatları aracılığıyla Edirne Cezaevi’nden sorularıma verdiği yanıtlar aşağıda. Takdir okurların ama benim altını çizdiğim üç konu var.

Demirtaş ‘silahla’ mesafesini çok net ortaya koyuyor.

Resim Ekleme

- HDP, PKK’nin uzantısı, sözcüsü ya da destekçisi değildir. PKK ile bir bağı yoktur. Bunu Türkiye kamuoyuna anlatabilmemiz gerekir. Demokratik siyaset yürüten bir partinin silahlı bir örgütle bağı olamaz.

Bir diğer konu iktidar ve Öcalan arasında yapılan-yapılacak ‘barış arayışlarıyla’ ilgili. Şöyle diyor:

Akan kanın durması AKP’ye oy getirir diye barışa karşı çıkmak ahlaken de siyaseten de yanlış olur. AKP’ye yarayıp yaramayacağını bilemem ama Türkiye toplumuna yarar, herkes nefes alır. Böyle bir durumda HDP seçmeni AKP’ye oy verir mi diye merak ediliyorsa bunun yanıtını ancak sandıkta görebiliriz.

Ve cumhurbaşkanlığı adaylığı. Altılı masaya mesajı var:

Son ana kadar ortak adayda ısrar edilecek.

Demirtaş’ın sözleri oldukça önemli. Yankılarını izleyeceğiz…

T24’e yazdığınız son yazıda ‘HDP olarak Türkiye açılımı yapmak zorundayız’ dediniz. Türkiye açılımından tam olarak kastınız nedir?

Öncelikle sizi ve Levent Bey’i, yeni dönemde aynı ekranda yeniden görebilmeyi umduğumu belirterek başlamak istiyorum.

HDP’nin programının da politikasının da son derece güçlü ve doğru olduğunu düşünüyorum. Sağ partilerin hiçbiri Türkiye partisi değilken HDP tam bir Türkiye partisidir. Çünkü Türkiye tek bir etnik kimlikten de tek bir inançtan da oluşmuyor. Bu açıdan HDP, temsil yönüyle Türkiye’deki her kesimi kapsıyor.

Türkiye’deki farklı kimlik ve inançları yok sayan ırkçı partiler bile kendilerini Türkiye partisi olarak tanımlıyorlar ve kimse de bunda bir sorun görmüyor. Dolayısıyla asıl Türkiye partisi olmayanlar sağ milliyetçi, ırkçı partilerdir.

Benim HDP için söylediğim, çizgisini daha görünür kılmak için çaba sarf etmesidir. Toplumun önemli bir kesimi bölünme, silah, şiddet, terör korkusu yaşıyor. İktidar da bu korkuları sürekli kaşıyarak öfkeyi HDP’ye yönlendiriyor. Dolayısıyla HDP bir günah keçisine dönüştürülmüş oluyor.

Bu cendereden çıkmak için HDP’nin daha fazla birlik ve barış mesajı vermesi, bu yönlü politikalarını somut ve görünür kılması yerinde olur. Gerekirse her gün birkaç kez, ülkeye iç barışı getireceğimizi, şiddeti kalıcı olarak sonlandıracak politikalarımızı aktarmak, bölünme diye bir gündemimiz olmadığını ikna edici şekilde anlatmak ve tüm toplumu barış, kardeşlik, duyguları etrafında buluşturmak zorundayız.

Bu açılımın parametrelerini netleştirir misiniz? Peki nasıl bir açılım?

İktidar tüm olanaklarıyla HDP’ye yönelik kirli propaganda ve algı çalışması yürütürken bizim yüzümüzü doğrudan halka dönerek niyetimizi, içten düşüncelerimizi bıkmadan ve usanmadan anlatmamız gerekir. “Biz zaten mağduruz, bizi anlamak zorundasınız” deyip yerimizde oturamayız.

Mithat Sancar’ın da son röportajında altını çizdiği gibi; HDP, PKK’nin uzantısı, sözcüsü ya da destekçisi değildir. PKK ile bir bağı yoktur. Bunu Türkiye kamuoyuna anlatabilmemiz gerekir. Demokratik siyaset yürüten bir partinin silahlı bir örgütle bağı olamaz.

Öte yandan, HDP’nin Kürt sorununa bakışı da çözüm önerileri de birçok partiden farklıdır ve en gerçekçi olandır. Bizim çözüm önerimiz askeri operasyon değil, diyalog ve müzakeredir. Diyalog ve müzakerenin yegane çözüm yolu olduğunu da topluma iyi anlatabilmek gerekir. Bu bakış açısı nedeniyle kimse HDP’yi, PKK’nin siyasi uzantısı gibi göremez.

Bu konular Türkiye toplumuna uygun bir dille ve doğru şekilde anlatılamadan siyaset alanını genişletmek mümkün olamıyor.

Tüm bunlarla birlikte, Türkiye’de demokrasinin gelişmesi hepimizin kurtuluşudur. Ekonomik sorunlar başta olmak üzere bütün sorunlarımızı ve Kürt sorununu çözümünü, ancak demokrasiyi büyüterek sağlayabiliriz.

Türkiye’nin yedi bölgesine de bunları tekrar tekrar, kardeşlik duyguları içinde anlatarak halkı kucaklayan politikalar üretmeliyiz.

Bir diğer önemli ifadeniz ‘HDP'nin yaşadığı mağduriyetler, siyasi kararlar alırken duygusal davranma gerekçesi olamaz. Türkiye'de değişim istiyorsak bunu kendimizden başlatma cesaretini göstermek zorundayız. Aksi halde, haklı olmamıza rağmen yeterince inandırıcı olamayız’. Nedir değişmesi gereken?

HDP, demokrasi iddiası en güçlü olan partidir. Dolayısıyla öncelikle parti içi demokrasiyi büyütmek ve kurumsal hale getirmek temel görevimiz olmalı.

Tüm önemli kararlar, tabanda halkın öznesi olduğu bir tartışma süreci işletilerek alınmalı. HDP bunu zaman zaman yapıyor ama daha sık ve yoğun yapılmalı.

İkincisi; tüm milletvekili, belediye başkanı ve belediye meclisi üyesi adayları mutlaka şeffaf ve demokratik bir ön seçimle belirlenmeli. HDP’de, ön seçimden çıkmamış hiçbir aday olmamalı. Bu noktayı, seçimler yaklaştıkça sık sık dile getireceğim.

Yine, bize yönelik saldırılar yoğun ve acımasızdır diye öfke dilini asla kullanmamalıyız, siyasi intikam duygularına kapılmamalıyız. “Bize şunu yaptılar, bunu dediler, o halde biz de sertleşeceğiz” demek yerine demokratik meşru mücadele zemininde kararlılıkla direnmeliyiz.

HDP büyük ve köklü bir partidir. Güçlü bir tabanı, büyük bir halk desteği vardır. Tüm zorlukları da aşabilecek iradeye sahiptir.

Aynı yazıda ‘Siyasetin ve şiddetin bir arada olamayacağını bizim de bildiğimizi, bütün sorunlarımıza Türkiye’nin bütünlüğü içinde çözüm aradığımızı ve onurlu bir barış için ciddiyetle çalıştığımızı tüm Türkiye’ye en uygun dille, söylemle anlatmamız gerekir’ diyorsunuz. Bu cümlenizden yalnızca parmakların tetikten çekilmesi değil silahlara veda da anlaşılıyor. Çağrınızın muhataplarından biri devletse diğeri de PKK’mi? PKK artık silahlara veda demeli mi?

Evet, devlet de PKK de sorunu artık şiddet zemininin dışına çıkarmak zorundadır.

Ben mümkünse PKK’nin Türkiye’ye karşı silahları tümden susturmasını, bırakmasını isterim. Ancak ve ne yazık ki ortada iki temel engel var, bunları da herkesin bilmesi lazım.

İlki, Hükümet askeri operasyon dışında hiçbir seçeneği devreye koymuyor, tartışmıyor, silahta ısrar ediyor. Oysa biz PKK’nin ikna edilmesi gerektiğini savunuyoruz.

Burada da ikinci engel çıkıyor, o da İmralı tecrididir. Çünkü PKK’yi ikna edebilecek kişi Öcalan’dır, onu da yıllardır tecritte tutuyorlar.

Bu engellere rağmen PKK silahlarını susturursa bundan mutlu olurum. Ama deneyimlerimiz, bunun kolay olmadığını gösterdi maalesef.

‘Türkiye sınırlarının içinde ve dışında çatışma durumuna dair en etkili barış kurucu aktör Öcalan’dır’ diye bir yazınız var. İktidarın Öcalan ile görüşerek seçimlere doğru bir ‘avantaj’ yakalamaya çalışacağına dair spekülasyonlar yapılıyor. Nasıl bakıyorsunuz?

Hükümet silahların susması için Öcalan ile görüşürse doğru bir şey yapmış olur. Bu ülkenin evlatlarının canlarını kurtarmak, kimsenin karşı koyacağı bir şey olamaz.

Akan kanın durması AKP’ye oy getirir diye barışa karşı çıkmak ahlaken de siyaseten de yanlış olur. AKP’ye yarayıp yaramayacağını bilemem ama Türkiye toplumuna yarar, herkes nefes alır. Böyle bir durumda HDP seçmeni AKP’ye oy verir mi diye merak ediliyorsa bunun yanıtını ancak sandıkta görebiliriz.

HDP seçmeni tüm gelişmeleri, muhalefetin tutumunu, her şeyi iyice ölçer, biçer ve en doğru kararı verir. Ben, seçmenimize çok güveniyorum.

Sizce Türkiye’nin bugün bir numaralı sorunu Erdoğan’ın seçimde yenilgiye uğratılması mı?

Hayır, değil. Türkiye’nin bir numaralı sorunu ülkede demokrasi olmaması.

Erdoğan’ın gitmesi demokrasiyi otomatikman getirmiyor. Bizim üçüncü yol siyasetimiz tam da budur zaten. Biz AKP ve Erdoğan karşıtlığı ya da Altılı Masa taraftarlığı üzerinden siyaset yapmıyoruz. Sadece köklü, radikal demokrasiyi büyütmeye odaklanmış durumdayız.

Stratejik hedefimiz budur. Geri kalan her hamlemiz bu stratejiye uygun taktiklerdir. Taktiklerimiz değişkenlik gösterebilir ama stratejimiz değişmeyecektir.

‘Muhalefetin seçimlere kadar geçecek zamanda Kürt meselesini ele almaya ya da bu konuda net mesajlar vermeye yatkın olmadığı, nasıl olsa Erdoğan’ın gitmesi şart diyecek Kürt seçmenin oylarını ister istemez muhalefet adayına vereceği hesabı yaptığı, bunun rahatlığını yaşadığı’ tartışmaları var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Umarım böyle basit bir hesap içine girmezler çünkü kesinlikle yanılırlar.

Kimse HDP seçmenini iki kötü arasında seçim yapmaya zorlayamaz. O nedenle iyi bir seçenek yaratılması için uğraşmak en doğrusu olur. Muhalefetin de buna dikkat edeceğini sanıyorum.

Anketlere göre eğer HDP cumhurbaşkanlığı seçimleri için ilk turda aday çıkartırsa seçimler ikinci tura kalıyor. Bu da muhalefet adına risk anlamına geliyor. Nasıl bakıyorsunuz?

Eş Genel Başkanlarımız, “Ortak aday düşüncesine açığız” mesajını defalarca verdiler. Partinin resmi politikası budur, son ana kadar ortak adayda ısrar edilecek. Olmazsa HDP kendi adayıyla seçime girer. Başka ne yapabiliriz ki?

Şu anda öne çıkan adaylar Kemal Kılıçdaroğlu, Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu. İmamoğlu için Yavaş’ın adaylığı için size gelen bir soru üzerine ‘Ekrem Bey’i de takip etmeye çalışıyorum, tüm baskılara rağmen elinden geldiğince hizmet etmeye, başarılı olmaya gayret ediyor. Anadolu’da toplumsal karşılığı da olduğunu görebiliyorum’ demiştiniz. İsmi tartışılan adayları nasıl görüyorsunuz?

Aday ismini biz kendi partimizde bile tartışmazken başka partilerin adayını isim düzeyinde tartışmak doğru olmaz. Ancak ortak aday olsun isteniyorsa o adayın HDP’nin de düşünceleri ve önerileri alınarak belirlenmesi daha kapsayıcı bir tutum olur.

Sadece HDP’nin de değil, Meclis dışındaki sol partilerin, meslek odalarının, sendikaların, kadın örgütlerinin, baroların, çevre örgütlerinin de düşünce ve önerileri alınmalı ki, ortak aday gerçekten de toplumun ortak adayı olabilsin.

Sizin aday olma durumunuz nedir? Siyasi ve hukuki olarak?

Ben aday olmaya, yukarıda belirttiğim çerçevede hazırım. Halk nezdinde siyasi yasaklı değilim. Gerisini iktidar düşünsün.

Bugün itibarıyla Erdoğan aday olabiliyorsa hukuken ben hayli hayli aday olabilirim. Ancak kararı halkımızın görüşleri doğrultusunda partimiz verecektir.

Ortak aday için, son dakikaya kadar hep birlikte çalışacağız, ortak adaya açık olacağız.

https://t24.com.tr/yazarlar/murat-sabuncu/demirtas-pkk-nin-turkiye-ye-karsi-silahlarini-tumden-susturmasini-birakmasini-isterim,35996



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.803
Konum: İstanbul
Durum: Forumda
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 20.07.2022- 10:07


Sanırım ilk kez oluyor. ''PKK'nin Türkiye'ye karşı silahlarını tümden susturması'' gerektiğini bu kadar yalın bir şekilde dillendirmek ilk kez oluyor. HDP'nin Türkiyelileşme konusundaki çizgisini daha görünür kılmak için çaba sarf etmesini altını sürekli vurgulayan da yine   Selahattin Demirtaş.   Selahattin Demirtaş bu ülke için, bu ülkede Kürt Sorununun çözümü için ve halklar arasında kalıcı bir barışın oluşturulabilmesi için gerçekten büyük bir şanstır. Başka bir ülkede Türkiye'de yaşanan sorunları yaşayan başka bir ülkede Demirtaş el üstünde tutulur, ona farklı ve önemli bir değer de yüklenir ama bizim ülkemizde ve iktidarın bu siyasetiyle yıllarca hapiste tutuluyor; yazık!

Bu ülkede bir an önce demokrasiye geçilmelidir. Ama demokrasi demişken...

( Bir parantez açarak bu sıradan söylemin daha anlaşılabilir olması için şunu da eklemek gerekiyor sanırım. İçinde yaşadığımız düzenin kapitalist bir düzen olması,   demokrasi söz konusu edildiğinde ikide bir sınıfsal niteliğine vurgu yapılmasını gerektirmiyor. Tam tersine otoriterliğin bu kadar tavan yaptığı, faşizmin bir şekilde kalıcı bir şekilde kurumsallaştırılmaya çalışıldığı, cumhuriyetin ve kazanımlarının bir parantez olarak görüldüğü bir karanlık iklimde ikide bir ''sınıfsallık'' deyip bu kavramı bir çeşit sıradanlaştırmak gerçekte insanlık dışı gidişi gözmezlikten gelme çağrısı yapmış olmaktan başka bir anlama gelmez. Sanal medyada sürekli yazılıp çiziliyor, cehaletin dip yapmış hali deyip geçmek de mümkün ama unutulmasın bu tavrın arkasında bir trollük ya da bir ajan provakatörlük tehlikesi de var ve bunu yabana atmamak, bu tür kişilere prim vermemek gerekir. Sınıflı bir toplumda yönetim tarzının çeşitli biçimleri olabilir, demokrasi de bunlardan biridir ve her türlü baskıcı yönetim biçimlerine göre tercih nedenidir. Demokrasi,in tıpkı faşizm gibi sınıfsal niteliğinin burjuvazinin çıkarlarına hizmet ettiği söylenebilir, son kertede de öyledir. Ama yinelemekte yarar var, sınıflı toplumlarda demokrasi mücadelesi solculuğumuzun bir gereğidir. Demokrasi mücadelesi bir solcu için merkezi bir anlama sahip de değildr, sosyalist mücadeleye tabi olarak yürütülür ama hiçbir şekilde yok sayılamaz. Faşizmin egemenlik kurduğu bir ülkede öncelik haline de getirilir. Ama yok sayılamaz. Mümkün değil. Yönetim anlayışının, özetle devletin biçimsel olarak bile demokratik olması bir solcu tarafından önemsizleştirilemez. Eğer yapılıyorsa, eğer ısrarla ve ısrarla bu tavır sürdürülüyorsa hep söylüyorum, ya cehaletin dip yapmış hali vardır karşımızda, -ciddiye almamak gerek- ya da trollük veya ajan provokatörlük söz konusudur ki, sanal medyada çeşitli şekillerde var oldukları biliniyor. Bir kez daha değinmek istedim.)

HDP'nin Türkiyelileşmesi gerekiyor. Türkiyelileşme siyaseti Demirtaş'ın da altını çizdiği gibi silahla, şiddetle araya mesafe koymaktan ve daha da önemlisi geniş yığınlar karşısında inandırıcı olmaktan geçiyor. Bu yüzden bir an önce Selahattin Demirtaş'ın ve Kavala dahil onlarca yüzlerce şiddete bulaşmamış insanların tutsaklığına son verilmelidir. Bir an önce daha demokratik bir yöneliş içine girmek gerekiyor. Bunun da en stratejik yolu siyasal iktidarı sandıkta yenilgiye uğratmaktır.

Sosyalist mücadele mi, elbette öyle, bir devrim perspektifine sahip olmak ülkede mutlak anlamda egemenlik kurmayı amaç edinmiş bir iktidarı yenilgiye uğratmak zorunluluğundan geçmiyor mu? Yoksa kendi kendine demokrasi ve sınfsallık sözcükleri üzerinde sürekli tepinme çabası solculuk falan değildir. Dediğim gibi ya cehaletin dip yapmış hali ya da..

Demirtaş'ın   demir parmaklıklar arkasından sürdürdüğü   çabaları karşılık bulmalıdır. Bu ülkede bir Kürt sorunu var ve bu sorun önemsizleştirilerek, görmezlikten gelinerek ya da devrim sonrasına havale edlerek solculuk yapılamaz. Sosyalist mücaeleden ne anlaşılıyorsa, nasıl yapılmak isteniyorsa ve hangi siyasetler öne çıkartılacaksa bu çizgiye Demirtaş da, HDP de, dahil edilmelidir. Bu ülkede gerçekçi bir mücadelenin başkaca bir yolu olduğunu düşünmüyorum.

Kısaca demokrasi...
Özetle demokrasi...

İsteyen solcunun solcuya propagandasını yapabilir ve ''biz daha keskin sosyalistiz'' algısı yaratmaya çalışabilir. Ama artık bu siyasi tavır gerçekten bıktırdı, ve daha önemlisi bir sonuç vermediği de görülmüyor mu?








Bu ileti en son melnur tarafından 20.07.2022- 10:09 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.803
Konum: İstanbul
Durum: Forumda
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 31.07.2022- 01:28


Tekrar tekrar aynı konu işlenmelidir; ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.

Face'te okuyorum, özellikle bir sosyalist parti üye ve sempatizanlarından geliyor bu tür yorumlar ve bu yorumlarda demokrasi konusu nedense önemsizleştirilmeye çalışılıyor. ''biz onu desteklemeyiz'', ''onlar burjuva partis, onlarla bir işimiz olamaz '' ve '' bizim işimiz devrim yapmak'' çeşidinden bir yığın yorum, tavır... Peki AKP ne olacak, sorusuna hiçbir yanıt da yok. Saray rejimi konusunda sizler ne yapacaksınız, ne yapmayı düşünüyor ve topluma, sınıfa ne yapılmasını öneriyorsunuz?

Hala bir yanıt yok.
Varsa yoksa ''onlar şöyle, bz böyleyiz'' ezberleri...

İyi de o burjuva partilerinin   saray rejiminin yıkılması yönünde iyi kötü bir mücadelesi ve bir hedefi var. Sizin yok; bu konudaki sorulara karşı da inandırıcı bir yanıt yok. Sadece ''örgütlenelim'' diyerek, sadece insanların yakıcı sorunu olan dinci faşizme karşı doğrudan hiçbir şey söylemeyerek bir güç olabilmek mümkün değil ki. Böyle bir siyasal tavrın sosyalist mücadeleyle de bir ilgisi yok. Olabilir mi? Biz söylemiştik, AKP'nin sıradan bir burjuva partisi olmadığını; o sıradan olmayan burjuva partisi MHP gibi bir partner de bularak ülkede dinci bir faşizmi mutlak bir biçimde egemen kılmaya çalışırken solcu-sosyalist olduğunu söyleyenlerin ve hatta komünist partilerimizin sanki böyle bir sorunumuz yokmuş gibi davranmaları ve üye ve sempatizanlarını da bu yönde etkilemeleri anlaşılabilir ve kabul edilebilir bir şey değil. CHP ve HDP merkezli bir mücadele hattından değil, CHP ve HDP ile birlikte faşizmi alt etme çabasından söz ediyorum.

****

Bu ülkeye sosyalizm gerek. Bu ülkeye sosyalizm de öncelikle partinin toplumsal alanda bir güç olmasıyla mümkün hale gelecek. Peki topumsal alanda bir güç haline gelmek, sınıfı da bir ölçüde değiştirip-dönüştürmek nasıl olacak? Şu anda içinde bulunduğumuz derin karanlığın kurumlaşması yoluyla mı yoksa saray rejiminin yıkılıp yerine düzenin nispeten daha demokratik bir yapıya kavuşmasıyla mı? Soru çok basit, yanıtın da basit olması gerekmiyor mu? Bu soruyu görmezlikten gelen, sağından, solundan ve dahi arkasından dolanan cümleler ne içeriyorsa içersin toplumda karşılık bulamayacaktır, diye düşünüyorum.

***

Böyle bir yaklaşımın Demirtaş başlığında ne işi olabilir diye sorulacaksa, yanıtı, Demirtaş'ın son zamanlarda yaptığı açıklamalarda da var. Evet, bu ülke bir an önce saray rejimiden kurtulmalı, silahları toprağa gömüp gerçek bir barış ve demokrasi kulvarında yol almalı. Sosyalizm mcadelesinin toplumda bir karşılık bulabilmesinin yolu da buradan geçiyor. Önce demokrasi ve sonra sosyalizm değil. Demokrasiyi hep yanı başında tutan ve önceliğine alan bir sosyalist mücadele...



Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Demirtaş: Ülke tümden batmadan derhal erken seçim yapılmalı... melnur 1 502 18.12.2021- 06:18
Konu Klasör Hakan Fidan'ın Dışişleri Bakanı olmasını isterim denizcan 6 3819 31.08.2014- 19:55
Konu Klasör Türkiye’de bu kadar çok faşist var mı? melnur 0 490 28.08.2021- 10:47
Konu Klasör 2020 başında Türkiye’de sol... melnur 1 1373 16.03.2020- 05:11
Konu Klasör Türkiye’de Toprak Reformu Denemeleri... melnur 0 665 12.01.2021- 11:07
Etiketler   Demirtaş:,   PKK’nin,   Türkiye’ye,   karşı,   silahlarını,   tümden,   susturmasını,   bırakmasını,   isterim
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS