SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
Sosyal demokrasi mi devrimci demokrasi mi?           (gösterim sayısı: 128)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.914
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

34 kere teşekkür etti.
45 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 07.08.2022- 09:47


Sosyal demokrasi mi devrimci demokrasi mi-I - Merdan Yanardağ

Tarihsel ve siyasal bir saptama olarak belirtelim ki, CHP klasik anlamda sosyal demokrat bir parti değildir… Bu kavramsallaştırma ya da kimlik arayışı üzerinden partinin siyasal safını belirleme çabası çok anlamsızdır.

Resim Ekleme

Cumhuriyetçi sol, belki de son 40 yıldır gerçek anlamda ilk kez iktidara en yakın konumda olduğu tarihsel bir eşikte bulunuyor. Bazı kamuoyu araştırmalarında CHP ya birinci parti olarak çıkıyor ya da çok az farkla ikinci parti oluyor. Siyasal islamcı AKP iktidarı ise, yüzde 30 eşiğinde bir direnç göstermesine karşın –ki bu durum başlı başına bir inceleme konusudur- giderek artan bir hızla çözülüyor. Diğer bir ifade ile AKP ve MHP, çekirdek oylarına / tabanına doğru daralıyor. Millet İttifakı’na öncülük eden CHP, kamucu ve cumhuriyetçi karakteri hayli aşınsa da, hala “sol” adına en büyük kümeyi temsil ediyor. Demokrasi güçleri ve ilerici kamuoyu bakımından önemi de bu özelliğinde yatıyor.

Durum böyle olunca, sadece partililer değil, toplumun önemli bir kesimi de CHP’yi tartışıyor. Sosyalist sol için ise zaten bitmeyen bir tartışma alanı ve bir eleştiri nesnesi olma özelliğini koruyor. Bu tarihsel dönemeçte sadece belli bir seçmen kitlesi değil, seçkinler de CHP’ye yöneliyor. Cumhuriyet burjuvazisinin seküler kesimleri, beyaz yakalılar, çeşitli sendika ve meslek örgütlerinin yöneticileri, uzmanlar ve toplum liderleri CHP’nin politikalarını bire bir benimsemeseler bile, her zamankinden daha fazla ilgili görünüyorlar.

Bir siyasal hareketi ya da partiyi iktidara taşıyan temel etkenlerden biri, “seçkinler mutabakatı” diye tanımlayabileceğimiz, siyasal süreç içinde kendiliğinden oluşan toplumsal durumdur. Öyle ki, söz konusu seçkinlerin CHP yönelik kimi eleştirilerini geri çekmeye ya da askıya almaya başladığı gözleniyor. Bu mutabakat, CHP ve Millet İttifakı’nın, mevcut düzenin sınırlarını pek zorlamayan, ancak aşırılıklarını ve kötülüklerini törpüleyecek “restorasyoncu” bir iktidar konusunda oluşuyor,

CHP’NİN KİMLİĞİ VE SOL

CHP’nin önemli bir rol oynacağı tarihsel bir kavşağa/çatala yaklaşırken bu partinin kimliği konusundaki belirsizliğin devam etmesi, ilgiç bir durum oluşturuyor. CHP, kendi tarihsel mirasına, devrimine, cumhuriyetine (örneğin laikliğe) sahip çıkmak konusunda -güncel politik nedenleri öne sürse de- önemli bir tereddüt yaşıyor. Örneğin; dinciliğe karşı laiklik, Osmanlıcılığa karşı cumhuriyetçilik ilkelerini savunmuyor. Din düşmanı ya da darbeci diye yaftalanmaktan korkuyor. Ama korkunun faydası olmuyor, zaten ne yaparsa yapsın bu sıfatlarla suçlanıyor.

Gelelim, kimlik konusuna; bilindiği gibi, son 30-40 yıldır siyasette en çok duyduğumuz kavramlardan biri, "sosyal demokrasi" oluyor. Dolayısıyla, "CHP gerçek bir sosyal demokrat parti olmalı" ya da "CHP sosyal demokrat özüne dönmeli" gibi, öneri, görüş ve eleştiriler sık sık karşımıza çıkıyor.

Peki, “sosyal demokrasi” nedir, dolayısıyla “sosyal demokrat” kime denir? Sosyal demokrasi iyi bir şey midir, yoksa solda önemsiz bir ayrım mı? O halde sosyal demokrasinin tarihsel ve düşünsel kaynaklarına biraz daha yakından bakalım. Nasıl bir geleneği temsil eder? Bizim gibi ulusal bağımsızlık mücadelesi veren ve feodal din devletlerini yıkarak demokratik devrimler yapan ülkelerde, sosyal demokrat partiler olur mu? Devam edelim..*

CHP ‘SOSYAL DEMOKRAT’ MI?

Sosyal demokrasi, sanılanın aksine siyasal tarihte ve literatürde saygın bir kavram değildir. Batıya özgüdür, sınıf mücadeleleri tarihinin bir ürünüdür. Solun tarihinde "sosyal demokrasi" belli bir dönemden sonra işçi sınıfına ve halka ihanet anlamına gelir. Batı’da sosyal demokrat partiler esas olarak büyük bir sağa savrulmanın, emperyalizm ve sermaye sınıfı ile uzlaşmanın sonucunda doğmuştur.

Tarihsel ve siyasal bir saptama olarak belirtelim ki, CHP klasik anlamda sosyal demokrat bir parti değildir, olamaz da.. Daha önemlisi, olması da gerekmez. Bu kavramsallaştırma ya da kimlik arayışı üzerinden partinin siyasal safını belirleme çabası çok anlamsızdır. Bu nedenle, CHP’ye sosyal demokrat bir kimlik biçmek, fazlasıyla sentetik bir tutumdur. Doğasına aykırıdır.

https://www.birgun.net/haber/sosyal-demokrasi-mi-devrimci-demokrasi-mi-i-398085




Bu ileti en son melnur tarafından 07.08.2022- 09:48 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.914
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 15.08.2022- 00:35


Sosyal demokrasi mi devrimci demokrasi mi-II

Geçen hafta, yani bir önceki yazımda kaldığımız yerden devam edelim..

Merdan YANARDAĞ

Bilindiği gibi, tarihsel bakımdan sosyal demokrat partiler, Marksist kökenli işçi sınıfı örgütleridir. İşçi sınıfının ilk siyasal örgütlerine ya da partilerine "sosyal demokrat" adı verilirdi. Batının sosyal demokrat partilerinin tümünün kuruluşunda Marksistler vardı. Örneğin, Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin kurucuları arasında, bilimsel sosyalist teorinin iki yaratıcı babası Karl Marx ve Friedrich Engels’in de payı bulunuyordu. Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin lider kadrosu arasında Plehanov, Lenin, Troçki, Kamanaf gibi marksistler vardı.

Bu anlamda,"sosyal demokrasi" kavramının kendisi kadar, anlamı ve ortaya çıkış nedenleri de önem taşır. Sosyal demokrat partiler, tarih sahnesine, yukarıda da belirtildiği gibi, Marksizme dayalı işçi sınıfı partileri olarak çıktı. Söz konusu parti ve hareketler I. Dünya Savaşına kadar da bu niteliklerini korudular. Örneğin, Rusya’da, insanlığın en büyük eşitlik ve özgürlük atılımı olan 1917 Ekim Sosyalist Devrimi’ne önderlik eden Bolşevikler, Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin (RSDİP) bir fraksiyonu, onun sol kanadıydı.

İŞÇİ SINIFINA VE HALKA İHANET

Emperyalistler arasındaki ilk paylaşım kavgası olan ve sonuç olarak çeşitli uluslardan emekçilerin birbirini boğazladığı I. Dünya Savaşı öncesinde, sosyalistler arasında da ilk ve en büyük küresel ayrılık ortaya çıktı. Sosyalistlerin devrimci kanadı haklı olarak savaşa karşı çıktı. Enternasyonal tavırda ısrar ederek, işçilerin ve halkların kardeşliğini savunmayı sürdürdü. Çeşitli uluslardan emekçilerin, yani sınıf kardeşlerinin birbirinin kanını dökmek yerine, kendi burjuva iktidarlarını devirmeleri için çağrı yaptı. Bu çağrının gereğini Rus sosyal demokratlarının Bolşevik kanadı yerine getirdi.

Sosyal demokrat partilerin sağ kanatları ise, işçi sınıfına ve kendi halklarına ihanet ederek, parlamentolarda savaş kararlarını destekledi. Bu partilerin sağ ve daha büyük kanadını oluşturan sosyal demokratlar savaş bütçelerine oy verdi. Diğer bir ifadeyle, kendi ülkelerinin sermaye sınıfı ve egemen güçleriyle utanç verici bir suç ortaklığı yaparak uzlaştı.

Bu gelişme üzerine Rusya’da Vladimir Ilyiç Lenin ve Almanya’da Rosa Luxemburg gibi sosyalistlerin önderliğinde İkinci Enternasyonal’in sol kanadını oluşturan devrimci sosyalistler, sosyal demokrat partilerden ayrılarak "komünist" adını verdikleri yeni partilerde kurarak ayrıca örgütlendi. Bütün ülkelere yayılan bu bölünmeden sonra, II. Enternasyonal fiilen çöktü. Dünya sosyalist hareketinin devrimci kanadını oluşturan partiler, Komünist Enternasyonel diye de bilinen III. Enternasyonel’i kurdu. Sermaye sınıfıyla uzlaşan, emperyalist paylaşım savaşının bir parçası haline gelen sosyal demokratlar ise, siyasal tarihte her zaman halka ve işçi sınıfına ihanet ve "döneklik" ile anıldı.

KURULU DÜZENE DAHİL OLMAK!

Sosyal demokrasinin ideolojik ve siyasal önderleri arasında iki isim öne çıkıyor; ilki, Marksizmde bir "revizyon", yani düzeltme gerektiğini savunan Eduard Bernstein, diğeri de Karl Kautsky gibi bir dönemin ünlü Marksistleridir. Başkaları da var, ama özellikle bu iki isim sosyal demokrasinin kurucu babaları olarak kabul edilebilir. Lenin’in, "Proletarya Diktatörlüğü ve Dönek Kautsky" adlı ünlü kitabı, sosyal demokratlar arasındaki bu kopuşun tarihsel ve teorik temellerini ortaya koyar.

Bu anlamda sosyal demokrat partiler kurucu ve devrimci değildir. Sol ve demokratik gerekçelerle kurulu düzenin devamını savunan, sınıf uzlaşmacı partilerdir. Ufukları kapitalizmi aşmaz, aşamaz. Deyim uygunsa, emekçileri gözeten “iyi niyetli” ve “vicdanlı” bir kapitalizmden yanadırlar.

Özetle; sosyal demokrat bir partiden söz ettiğinizde, Marksist bir kökenden ve bir sınıf partisinden de söz ediyorsunuz demektir. Bu "köken" sizi aynı zamanda işçi sınıfına ve halka "ihanet" eden bir siyasal geleneğe de götürür. Önce Marx’a, Engels’e, sonra da “revizyonist” Bernstein ve “dönek” Kautsky gibi isimlere kadar gidersiniz. Durum böyle olunca, Erzincanlı, Trabzonlu, Edirneli, Mersinli ya da İzmirli bir CHP’liye çok uzak olan bu “köken” ve isimler üzerinden siyaset yapmak zordur.

Dahası, partileri CHP ile bu isimler ve gelenek arasında bir ilişki kurmak da mümkün değildir. Ortada tuhaf bir durum vardır. Çünkü CHP, Yeni Osmanlılar, Jön Türkler, İttihat ve Terakki Fırkası, Kuvayi Milliye, Müdafai Hukuk Cemiyetleri çizgisinden gelen, daha başka, ulusal kurtuluşçu, halkçı, modernleşmeci, kalkınmacı, aydınlanmacı (laik) ve bu anlamda “devrimci” ve demokratik bir damarı temsil eder.

CUMHURİYETİN SOLU

Cumhuriyetin kurulması, inşa sürecindeki bütün kusurlarına ve tarihsel bakımdan -diğer bütün burjuva devrimleri gibi- yol açtığı kaçınılmaz kimi sorunlara /kötülüklere karşın, bu topraklarda (Doğu-İslam dünyasında) gerçekleşen en büyük tarihsel atılımdır. Bu nedenle siyasal islamcılığın en büyük nefret öznesidir.

CHP’nin kaynağında Marksizm değil, Kemalizm vardır. Sınıf mücadelesi geleneğine değil; emperyalizme karşı bağımsızlık savaşı, feodaliteye karşı halkçı bir modernleşme ve aydınlanma/ laiklik mücadelesine dayanır. Doğası böyledir.

Çok açık ki, ulusal kurtuluş mücadeleleri ve halkçı devrimler, tarihsel bakımdan çok daha prestijli atılımlardır. Bu bakımdan, devrimci demokratik bir parti ya da harekete “sosyal democrat” demek, ne tarihsel ne siyasal ne de bilimsel bakımdan doğru olmadığı gibi, gereksiz bir zorlamadır.


Ulusal bağımsızlıkçı devrimci demokrat partiler, sınıfsal değil, halkçı örgütlerdir. Bu nedenle, ulusal burjuvazi dahil bütün halk sınıflarını içerir. Halkçı ya da devrimci-demokratik partilerin ulusal burjuvaziyle ilişkileri ise, bir “uzlaşma” siyasetinden çok, ortak bir mücadele tarihine dayalı, görece daha organik bir tarihsel bağa dayanır.

LATİN AMERİKA ÖRNEĞİ

Sosyal demokrat partiler ve devrimci demokratik hareketler arasındaki farkı daha iyi ortaya koymak için Latin Amerika örneğine de kısaca bakmakta yarar var. Latin Amerika’daki bağımsızlık mücadelelerinin içinden doğan Simon Bolivarcı partiler de genellikle "sosyal demokrat" adını kullanmaz. Marksizm dışı sol akımlar olarak da bilinen bu siyasi hareketler ve partiler için, daha çok, “devrimci demokrat” kavramı kullanılır. Doğrusu da budur.

Bu nedenle Latin Amerika’da birçok örgüt, kendi tarihlerindeki ulusal kurtuluşçu bir devrimci liderin adını alır. Dolayısıyla bu parti ya da siyasal hareketler; bağımsızlıkçı, laik, halkçı ve demokratik bir çizgiyi temsil eder. Latin Amerika’da İspanyol sömürgeciliğine karşı ilk mücadele bayrağını açan efsanevi devrimci lider, Albay Simon Bilovar’dan (1783-1830) adını alan çok sayıda devrimci parti ve örgüt vardır.

Sonuç olarak, "sosyal demokrat" yerine "devrimci demokrat" kavramını kullanmak, hem bilimsel bakımdan doğru olacaktır hem de daha saygın bir tarihsel posizyonu ifade edecektir. Ayrıca, siyasal bakımdan kimliğini doğru tanımlamak, rotanın belirlenmesi için de önemlidir.

https://www.birgun.net/haber/sosyal-demokrasi-mi-devrimci-demokrasi-mi-ii-398961



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.914
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 29.08.2022- 08:41


Bir kez daha sosyal demokrasi üzerine - MERDAN YANARDAĞ

CHP istediği kimliği seçebilir. Ancak, “sosyal demokrat” olmayı iyi bir şey sanmak tam anlamıyla bilgisizliktir. Dahası bu bir partiyi sosyal demokrat diye tanımlamak tam anlamıyla cehalettir.

Resim Ekleme

CHP’nin tarihsel, felsefi ve siyasal kaynakları üzerinden tartıştığımız “sosyal demokrasi” ve “devrimci demokrasi” konusu ve kavramları üzerinde bir kez daha durmakta yarar görüyorum. Çünkü, elzem olmasa da solda verimli bir tartışmayı amaçlayan iki bölümlük yazımın, beni çok şaşırtan şekilde yer yer yanlış anlaşıldığını, daha doğru bir ifadeyle, tam olarak anlaşılmadığını gördüm. Dahası, kimi kesimlerin kavrayış yetersizliği, sosyalist referans alanlarının eksikliği, bazı sağ tezleri “sol” ve “devrimci” bir anlayış sanan bilgi düzeyi, ideolojik önyargıları nedeniyle üzüldüm. Allahtan bu çevre ve kişiler pek fazla değil. Bu durum belki bir teselli, ama yine de önem vermek gerektiğini düşünüyorum.

Diğer taraftan, acaba, ben mi yeterince anlatamadım derdimi diye de bakıyorum. Bu olasılık da hiç az değildir. O nedenle yazdıklarımı gözden geçirdim. Derdimi, Marksist bir perspektiften yeterince anlattığımı, ya da bunu yapmaya çalıştığımı gördüm. Ancak, belli ki yine de eksik kalan ya da açılması gereken bir şeyler var. Artık her ne ise, bazı konularda tekrara düşmek pahasına, konunun yeniden ele alınarak kimi kavramların açıklanması yerinde olacak. Ancak, her ne şekilde olursa olsun bu konunun tartışılması olumlu bir durumdur.

Ayrıca, çok yerinde yapılan bazı uyarılar ve sorulan sorular olduğunu da belirtmeliyim. Özellikle, “devrimci demokrasi” kavramının, konunun doğru anlaşılması bakımından biraz daha açılması gerekiyor. Dolayısıyla bu metin, BirGün’de iki hafta önce arka arkaya iki bölüm halinde yayımlanan, “Sosyal Demokrasi mi Devrimci Demokrasi mi” başlıklı yazılarımın üçüncüsü diye okunması yerinde olacaktır.

O HALDE BAŞLAYALIM…

Marksist kökenli işçi sınıfı örgütleri olan sosyal demokrat hareketler, zamanla sosyalizm davasından koparak ‘sınıf uzlaşmacı’ düzen partileri haline geldiler. Demokratik gerekçelerle kurulu düzeni meşrulaştıran, kapitalist sistemin sürekliliğini sağlayan partilerdir. Yani ufukları kapitalizmi aşmaz. Bir hayalin peşinden koşar ve “olmayacak duaya amin” derler. Deyim uygunsa, emekçileri gözeten “insancıl” bir kapitalizmden yanadırlar. Özetle; sosyal demokrasiden söz ettiğinizde, Marksist bir kökenden ve bir sınıf partisinden de söz ediyorsunuz demektir. Bu "köken" sizi aynı zamanda işçi sınıfına ve halka "ihanet" eden bir siyasal geleneğe götürür.

Gelişmiş kapitalist ülkelerdeki sosyal demokrat partiler, tarihsel bir süreklilik, kopuş ve esaslı bir bölünmenin ürünü olduklarını bilirler. Dolayısıyla, pozisyonlarını da kararlılıkla savunurlar. Sosyalistler, sosyal demokratları “hainlik” ile suçlasa da, bu artık uzak geçmişte kalan uzak bir anıdır. Sosyal demokratlar ise sosyalistleri aşırılıkçı, bireyi ıskalayan ve özgürlükçü olmayan akımlar olarak suçlamayı sürdürür.

Türkiye’de belki sosyal demokrasinin değil, ama sosyalist hareketin kökleri ve bir geleneği vardır. Türkiye Komünist Partisi (TKP) neredeyse dünyadaki diğer komünist partiler ile aynı tarih diliminde, 10 Eylül 1920’de Bakü’de kurulmuş, bu ülkenin en eski partisidir. Şefik Hüsnü’nün Aydınlık Grubu, Kurtuluş Grubu, Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası (1920-23) ve diğerleri de 1920’li yıllarda bu topraklarda varlık göstermiş, ilk Meclis’e milletvekili olarak girmiş, ulusal kurtuluş savaşında yer almış ve geleneklerini bugüne kadar aktarmış sosyalist/ Marksist hareket ve partilerdir. CHP ise, Yeni Osmanlılar, Jön Türkler, İttihat ve Terakki Fırkası, Kuvayi Milliye, Müdafai Hukuk Cemiyetleri çizgisinden gelen, daha başka ve önemli bir “devrimci” damardır.

Bazen CHP içinde dağıtılan ve genellikle adı, "Sosyal Demokrasi Nedir?" diye başlayan kimi broşürler ve çalışmalar elime geçtiğinde, kendisini anlatmakta hiç bu kadar zorlanan metinler ile karşılaşmadığımı düşünürüm. Bu çalışmalar, sadece karmaşık değil, ideolojik bakımdan sorunlu, teorik bakımdan ise yanlış zemine basan metinlerdir.

Yazar ya da hazırlayıcıları, bütün iyi niyetlerine karşın, ne kadar uğraşsalar da sosyal demokrasi ile CHP arasındaki ilişkiyi bir türlü tatmin edici şekilde kuramaz. Çünkü, sosyal demokrasinin tarihinde, önceki yazılarda da altı çizildiği gibi, Eduard Bernstein ve Karl Kautsky gibi “dönek” sosyalistler vardır. Devrimci demokrasinin tarihinde ise genellikle ulusal kurtuluş mücadeleleri ve devrimlerine önderlik eden liderler bulunur. Sosyal demokrasi, sosyalizm gibi post-aydınlanmacı bir akımdır. Devrimci demokrat hareketler ise halkçı, yurtsever ve aydınlanmacı kitle partileridir.

LAİKLİĞİ ESAS ALMAK

CHP gibi partilerin demokratik karakteri, feodal bir din-tarım toplumunu dönüştürmesinden, hilafeti ve saltanatı yıkmasından, meclisi kurmasından, yurttaşlık hukukunu oluşturmasından, medeni kanunu yerleştirmesinden ve nihayet laik bir düzeni esas almasından kaynaklanır. Sosyal demokrat ve devrimci demokrat hareketler arasındaki bütün siyasal, tarihsel ve felsefi farklılıklar birer kusur değil, aksine birer gurur kaynağı olabilecek özelliklerdir. Bu bakımdan, devrimci demokratik bir parti ya da harekete sosyal demokrat demek, tarihsel ve bilimsel bakımdan doğru olmadığı gibi, gereksiz bir zorlamadır.

Şimdi, maddeler halinde kimi yanlış anlamaları ve anlaşılamayan noktaları açmaya çalışalım:

1- Bu seri yazıda ifade ettiğim “devrimci demokrasi” ya da “devrimci demokrat” kavramları, anti-emperyalist ve anti-feodal burjuva devrimci demokrasisi ya da burjuva devrimci demokratlığıdır. Bu yanıyla, yani tarihsel ve kategorik bakımdan ilerici karakteri nedeniyle dünya sosyalist hareketinin dostudur. Üçüncü Enternasyonel’in ve Lenin liderliğindeki Sovyetler Birliği’nin Türkiye’de Kemalist harekete destek vermesinin ve ulusal kurtuluş mücadelesini desteklemesinin anlamı budur. Burada kullanılan “devrimci demokrasi” kavramı ile bazı Marksistlerin (daha çok Sovyetik ve Troçkist hareketlerin) kimi radikal devrimci akım ve hareketler için kullandığı “devrimci demokrasi” kavramı ile bir ilgisi yoktur. Kullanılan kavram burjuva devrimci demokrasisidir. Ayrıca, genel olarak sosyalist olan, referanslarını daha çok Marksist literatürden alan bu sol akımların, “devrimci demokrat” diye nitelendirilmesi de doğru değildir.

2- Benim bu yazılarda, CHP’nin yeniden Kemalist bir parti haline gelmesini sağlamaya çalıştığımı, dolayısıyla demokratik kimliğinden uzaklaştırarak tekrar otoriter bir siyasal harekete dönüştürmeye kalkıştığımı iddia edenler var. Hatta bu bakışın benim “sol kemalist” yaklaşımımdan kaynaklandığını ileri sürenler bile oldu. Şaka gibi ama böyle.. Teorik oylumu da olan bir yazı, ancak bu kadar yanlış yorumlanabilir. Eğer bir kasıt yoksa, düpedüz derin bir cehalet söz konusu. Sosyalist bir gazeteci ve Marksist bir araştırmacı olarak, bir durum tespiti yapmaya ve tarihsel/ siyasal bir analizi geliştirmeye çalıştım. Yaptığım tespitler ve ulaştığım sonuçlar, benim tercihlerim değil, analizin nesnel sonuçlardır. Toplum bilim metodolojisinden (yönteminden) haberi olmayan bir bakış ancak yazılanları böyle yanlış yorumlayabilir.

3- CHP istediği kimliği seçebilir. Ancak, “sosyal demokrat” olmayı iyi bir şey sanmak tam anlamıyla bilgisizliktir. Dahası bizim gibi ülkelerde, ulusal kurtuluş mücadelesinin içinden doğmuş bir partiyi sosyal demokrat diye tanımlamak tam anlamıyla cehalettir. Buna işaret ettim. Ayrıca böyle bir tanımlamaya gerek de yoktur. Çünkü, sosyal demokrat olmak daha iyi bir şey değildir. Böylece daha demokrat olunacağını sanmak ise tam bir yanılgıdır. Kemalizm (örneğin onun demokratik yorumu) sosyal demokrasiden daha prestijli bir harekettir. Türkiye’de Kemalizmi, Marksist bir perspektiften en doğru şekilde değerlendiren sosyalist kuramcı Mahir Çayan’dır. Eserlerinde / yazılarında çok sayıda öncü kavram ortaya atan, bu bakımdan sadece Türkiye’nin değil, dünyanın da en parlak devrimci liderlerinden biri olan Çayan’ın Kemalizme bakışı ile mutabık olduğumu söylemeliyim.

4- Gelelim Simon Bolivar konusuna.. Bolivar hakkında Marx’ın yaptığı değerlendirme elbette doğrudur. Marx, İspanyol sömürgecileri kovarak, onların yerine kendi iktidarını kurmak isten bir bujuva hareket olarak değerlendirir Bolivar’ı ve Boluvarcı oluşumları. Aynı değerlendirme, gecikmiş bir burjuva devrimci hareket olarak kemalizm için de geçerlidir. Çünkü, sosyalistler de öncülük yapsa, her ulusal kurtuluş mücadelesi, “milli burjuva” sınıflarını içeren hareketlerdir. Dolayısıyla son tahlilde sahip olacağımız bu bakış, ilk tahlilde Latin Amerika’daki Bolivarcı hareketlerin “devrimci” ve “anti-emparyalist” niteliğini ortadan kaldırmaz. Zaten Marx’da böyle bir şey söylemez. Örneğin; Engels, İngiliz sömürgeciliğinin dünyanın geri kalmış diğer bölgelerinde kapitalizmi geliştirdiğini, böylece işçi sınıfının oluşumuna yol açarak ilerici rol oynadığını yazar. Bu yaklaşım Engels’in sömürgeci İngiliz burjuvazisini desteklediği anlamına gelir mi? Marx’ın Bolivar hakkında yazdıkları da tersinden böyle okunmalıdır.

https://www.birgun.net/haber/bir-kez-daha-sosyal-demokrasi-uzerine-400623



Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Sosyal Demokrasi ve sosyalizm... melnur 3 1818 18.07.2022- 09:12
Konu Klasör Sosyal demokrasi nereye? umut 1 4325 25.08.2014- 19:06
Konu Klasör Sosyal Demokrasi ve Sosyalizm... melnur 15 4133 05.08.2021- 05:23
Konu Klasör 1914’te Sosyal Demokrasi proleter 0 2797 01.06.2014- 15:10
Konu Klasör Atatürkçülük ve sosyal demokrasi melnur 7 196 17.08.2022- 00:35
Etiketler   Sosyal,   demokrasi,   devrimci
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS