SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
( CHP ) Kazanan ve kaybeden           (gösterim sayısı: 268)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 11.046
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

36 kere teşekkür etti.
50 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 10.09.2023- 09:52


Kazanan ve kaybeden - Yakup Kepenek

Resim Ekleme
Dün, 9 Eylül, İzmir’in kurtuluşunun 101.; CHP’nin kuruluşunun 100. yıldönümüydü.

Ülke siyaseti, bu parti bağlamında, bugünlerde köklü bir dönüşüme tanıklık ediyor.

Ülke tarihinin uzak ara en önemli seçimini, 2023’ü kaybeden Genel Başkan Kılıçdaroğlu ve destekçileri, kurultaya giden CHP’de yerlerini korumak için çırpınıyorlar.

Şu kazanma-kaybetme olgusuna daha yakından bakalım.

KAYBEDENLER

Parti, önce kimliğini yitirdi. CHP’nin kimliği, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet’in kuruluşu yıllarında oluşturulan   “insanlığın çağdaşlaşma değerlerinin” özetidir.

Unutanlara bir kez daha anımsatalım.

CHP milliyetçiliği, yerinde bir deyimle olumludur; çatışmacı değil, dayanışmacıdır, etnik değildir; ırkçı bir özellik taşımaz; dahası, eşitlikçidir; yabancı dilin/dillerin değil, Türkçe’nin kullanılmasını iş edinir; yerli üretimi ve onun kullanımını önceler; “yurtta barış, dünyada barış” yaklaşımını ve tüm ulusların eşitliğini de içeren evrensel değerdir.

CHP, halkçıdır. Mustafa Kemal, daha Kurtuluş Savaşı başlamadan 1 Aralık 1921’de TBMM’ye sunduğu “Halkçılık Programı” ile ilgili konuşmasında şöyle diyor:

“…Çalışmak sayesinde bir hakkı iktisap ederiz… Yoksa hayatını saydan muarra geçirmek isteyen insanların (çalışmadan yaşamak isteyenlerin) bizim heyet-i içtimaiyemizde (toplumuzda) yeri yoktur, hakkı yoktur.”

Kadın-erkek eşitliğini toplumsal yaşamın her alanında öngören yasal düzenleme; izleyen yıllarda uygulanan okuma-yazma seferberliği, Harf Devrimi, Halkevleri ve Halk Odaları ile “dokuz dalda” sanat ve kültürün halk ile bütünleştirilmesi, Cumhuriyet’in kazanımlarının bir bütün olarak kırsal kesimde de yaşama geçirilmesi olan Köy Enstitüleri, birlikte, halkçılığın somut uygulamalarıdır.

Devletçilik, kazanılan siyasal bağımsızlığın ekonomik bağımsızlıkla taçlandırılması amacının; biz de “yaparız ve üretiriz” kararlılığının ve sanayileşme ile azgelişmişlikten kurtulmanın girişimidir; örnek çiftliklerle tarıma da önem verilmesiyle tamamlanan ekonomik ve toplumsal kalkınma atılımıdır.

CHP’nin kuruluşunda sahiplendiği laiklik, yerinde deyimiyle Cumhuriyet’in “olmazsa olmazıdır”,   çünkü “birey için” özgür düşünmenin ve yaşamanın, “düşünüyorum, öyleyse varım” diyebilmenin; toplum için de “bilimsel bilginin yol göstericiliğinde gelişebilmenin” temelidir. Türkiye’yi, Alman faşizminden kaçan bilim insanlarının sığınağı yapan kavramdır.

Bu niteliklerin tutarlı bir “bütünlük” içinde, “hukuk devleti, hukukun üstünlüğü”   ve “kurumlaşma” ile temellendirilerek; devletin tüm sermaye kesimlerine “eşit uzaklık” olması ve bunun sağladığı doğruluk, dürüstlük ve ahlakın yaşama geçirilmesi ve değişen iç ve dış koşullara göre geliştirilmesi, tanımı gereği, devrimdir ve Cumhuriyet devrimcidir.

Bu beşli birlikte olunca, egemenliğin kaynağının halkın olduğu anlamına gelen cumhuriyet oluşuyor. Bunlar olmayınca Cumhuriyetin yalnızca adı kalıyor.

Bilinen ve bilinmeyen çevrelerin alkışları arasında, üstelik bir milletvekili yaptığı bir “okumuş” tarafından “doktrini” ve bir başkası tarafından “modeli” oluşturulan Kılıçdaroğlu, bu değerlerin yok edilmesine var gücüyle destek oluyor.

YA KAZANANLAR?

Meclis’te Diyanet Medresesine evet diyen; NATO’yu demokrasinin güvencesi sayan, “laiklik tehlikede değil” diyebilen; Cumhurbaşkanlığı adayı olabilmek için sağcı partilere aday yapılması için 38 milletvekili rüşvet veren; Cumhuriyetin değerlerinin düşmanlarını yanından ayırmayan, danışman atayan Kılıçdaroğlu ile birlikte kazananlar kimler olacaktı; elbette, Cumhuriyet değerlerinin açık düşmanları oluyor.

Milliyetçilik Arap milliyetçiliğine doğru evriliyor, daha ne olsun, Türkçe, Arapça ve Farsça ile boğuluyor. Ulusa ait ne varsa, son Zeytinburnu’nda yaşanan AK Zirve örneğinde görüldüğü gibi Osmanlı benzeri kapitülasyon uygulamasıyla Arap sermayesi tarafından yağmalanıyor. Halkçılığın yerini çoktandır sermayecilik almış bulunuyor. Devletçilik unutuldu; CHP ile işbirliği içinde yürütülen AOÇ talanının sonu gelmiyor. Laikliğin adı anılmıyor; Madımak’ta laikliği savundukları için diri diri yakılan 33 aydını yakanlardan biri, yaşam boyu hapis cezası almış olmasına karşın, geçtiğimiz günlerde   affediliyor. Devrimcilik, geleceğe yöneliş, kültür ve sanatta bile yerini gericiliğe bırakmış bulunuyor; sanat etkinlikleri engelleniyor. Feshane’de açılan çağdaş resim sergisi “halkı ve düşmanlığa alenen tahrik ve aşağılama” gerekçesiyle savcılık tarafından soruşturma açılıyor.

Mayıs 2023 seçimlerinde Cumhuriyet’in değerleri kaybetti.   100.kuruluş gününü de, sözcüğün gerçek anlamıyla, çok ama çok sönük ya da   “ölgün” kutlayan; Cumhuriyetin de CHP’nin de kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü, ilke ve devrimleriyle ya da aklıyla anamayan;   yalnızca mavi gözleri yüzeyselliğine indiren CHP’de Kılıçdaroğlu ve arkadaşları kazandıkça, ülkede de Siyasi İslam kazanıyor.

Yine de, Avrupa Şampiyonu olan Kadın Milli Voleybol Takımının oyuncuları ve uluslararası yarışlarda büyük başarılara ulaşan kadın sporcu, sanat ve bilim insanları bir kez daha kanıtlıyor ki, Türkiye, Cumhuriyetin çağdaşlaşma değerlerini içselleştirecek, güncelleştirecek ve ilerleyecektir.

https://www.birgun.net/makale/kazanan-ve-kaybeden-467391



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 11.046
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

50 kere teşekkür edildi.
36 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 11.09.2023- 09:48


Örsan K. Öymen - CHP’nin 100. yılı

Cumhuriyet Halk Partisi’nin kökeni, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ne dayanır. Bu cemiyet 4-11 Eylül 1919 tarihlerinde gerçekleşen Sivas Kongresi’nde kurulmuştur. Kurucusu ve lideri Mustafa Kemal Atatürk’tür. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Kurtuluş Savaşı’nı, halkın egemenliği ilkesi üzerinden yürüten siyasi örgütlenmedir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin de katkılarıyla, 23 Nisan 1920’de kuruldu. Saltanat, yani padişahlık, 1 Kasım 1922’de TBMM tarafından kaldırıldı.

CHP, bir siyasi parti olarak, 9 Eylül 1923’te kuruldu.

CHP, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisidir. Türkiye Cumhuriyeti 29 Ekim 1923’te, CHP’nin kuruluşundan yaklaşık yedi hafta sonra kuruldu.

1920’lerdeki, 1930’lardaki ve 1940’lardaki CHP iktidarında büyük devrimler gerçekleştirildi.

3 Mart 1924’te halifelik kaldırıldı, bilimsel eğitim sisteminin temeli olan Öğretim Birliği Kanunu kabul edildi.

17 Şubat 1926’da, kadın ve erkek eşitliği dahil, birçok özgürlüğün hukuk tarafından güvence altına alınmasını sağlayan Medeni Kanun kabul edildi.

15 Ekim 1927’deki CHP Kurultayı’nda, cumhuriyetçilik, halkçılık, laiklik ve milliyetçilik ilkeleri, 10 Mayıs 1931’deki CHP Kurultayı’nda, devletçilik ve devrimcilik ilkeleri, parti programındaki temel ilkeler olarak kabul edildi.

“Devletin dini İslamdır” ifadesi 10 Nisan 1928’de anayasadan çıkarıldı. Böylece devletin dinselleşmesinin önlenmesi ve din konusunun vatandaşların özgür iradesine bırakılması yolunda bir adım daha atıldı.

5 Aralık 1934’te kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı.

5 Şubat 1937’de laiklik ilkesi anayasa maddesi haline geldi.

1920’li yılların başından 1940’lı yılların sonuna kadar, köylünün ve çiftçinin toprak sahibi olmasını sağlayan, toprak reformu olarak da bilinen düzenlemeler gerçekleşti.

Halkın eğitimde, teoriyle pratiği bütünleştirmesini ve köy ilkokullarına öğretmen yetiştirilmesini sağlayan Köy Enstitüleri, 17 Nisan 1940’ta kuruldu.

Çok partili serbest seçimli sisteme, 14 Mayıs 1950’de geçildi.

CHP muhalefette olduğu dönemde de uzun yıllar devrimci ruhunu korudu.

14 Ocak 1959’da CHP Kurultayı’nda kabul edilen “İlk Hedefler Beyannamesi” ile kişi hak ve özgürlükleri konusundaki temel ilkeler geliştirildi. Bunlar, Türkiye’nin en özgürlükçü anayasası olarak bilinen 27 Mayıs 1961 Anayasası’nda yer aldı.

CHP, 29 Temmuz 1965’te ortanın solunda yer aldığını, devletçilik ve halkçılık ilkelerinin ortanın solu anlamına geldiğini açıkladı.

CHP 27 Kasım 1976’daki Kurultay’da demokratik sol ve sosyal demokrat ilkeleri de parti programına ekledi ve Sosyalist Enternasyonel’e üye oldu.

CHP, çok partili serbest seçimli düzene geçildikten sonra, 1950 seçimlerinde yüzde 39, 1954 seçimlerinde yüzde 35, 1957 seçimlerinde yüzde 41, 1961 seçimlerinde yüzde 37, 1973 seçimlerinde yüzde 33, 1977 seçimlerinde yüzde 41 oy aldı.

CHP, parti içi demokrasi sürecini işlettiği ve partinin ilkelerine ve kurumsal kimliğine sahip çıktığı yıllarda, nadiren yüzde 30’un altında oy aldı.

1973 ve 1977 yılında CHP birinci parti olarak hükümet kurdu.

CHP 12 Eylül askeri darbesi tarafından 1981 yılında kapatıldı.

CHP’nin oyları, 1992 yılında yeniden açıldığından beri yüzde 26’nın üzerine çıkmadı. Bu aynı zamanda, CHP’de parti içi demokrasinin rafa kaldırıldığı ve partinin kendi kurumsal kimliğinden ve ilkelerinden uzaklaştığı dönemdir.

CHP’nin kuruluşunun 100. yılında alınacak ders bellidir.

https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/orsan-k-oymen/chpnin-100-yili-2117983?utm_source=Anasayfa&utm_medium=Yazarlar



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 11.046
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

50 kere teşekkür edildi.
36 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 14.09.2023- 09:00


CHP 100 yaşına girdi ve cumhuriyet tarihinin en önemli seçimini yitirmenin sancılarını yaşıyor. Sancı sözü biraz hafif kaçıyor, bir büyük kriz olarak nitelemek belki çok daha doğru.

14 ve 28 Mayıs seçimlerine mutlak kazanmak ve iktidardaki totaliter yapıya kaybettirmek için hemen hemen pek çok yanlış karara gözlerini kapamak zorunda kalan insanlar -parti üyeleri ve sempatizan kitle- ''artık bu böyle süremez, değişim gerekli'' diye veryansın ediyorlar. Parti değişim talebiyle çalkalanıyor. Bu kabulü pek de mümkün olmayan başarısızlık nedeniyle seçimden sonra istifa etmesi gereken Kılıçdaroğlu büyük bir pişkinlik örneği göstererek koltukta oturmayı sürdürüyor. İnanılmaz bir şey.

2023 sonunda bir kurultay kararı alındı. Kurultayda Kılıçdaroğlu aday olmayacakmış ama, delege aday gösterirse geri çevirmezmiş. Kılıçdaroğlu'nun karşısına da Özgür Özel CHP Genel Başkanlığına aday olacakmış. Yarın saat 14'te CHP genel merkezinde adaylığını açıklayacak. Açıklanacak tuum belgesi sadece Kılıçdaroğlu'nun gitmesi ve sadece yerel seçimlere dönük bir ittifak planı içericekse değişen pek bir şey olmayacak. CHP önce aslına dönmeli, kuruluş ilkelerine ve o süreçte gerçekleştirdiği devrimlere sahip çıkmalı ve sonra bunun üzerine sosyal demokrat ilkeleri yerleştirebileceğini kamuoyuna açıklamalıdır. Parti içinde Kılıçdaroğlu marifetiyle yer bulan ve hatta kilit noktalara yerleştirilenler konusunda sessiz de kalmamalı. Sağ siyasetlerden gelip partiye girenler burada CHP'nin ''devrimci'' kimliği ve yüzü batıya dönük aydınlanmacı çizgisi ile bir sorunları yoksa elbette partide kalmalarında bir sakınca yoktur. Ne var ki böyle de olsa bu kişilerin bu aşamada partide etkin bir konumda bulunmamaları gerekiyor. Özgür Özel bu konularda neler söyleyecek açıkça merak etmiyor da değilim.

Mayıs yenilgileriyle parti içinde ve dışında bir ''değişim'' arzusu dillendiriliyor. Bu değişim isteklerinin başını da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu çekiyor. Son konuşmalarından birinde konuşmasını ''Türkiye değişecekse, CHP değişmeli'' demişti. ve CHP de Türkiye'nin de bir değişim yaşaması gerektiğine vurgu yapmıştı. İmamoğlu hemen her konuşmasında bu konunun öneminin -haklı olarak- altını çiziyor. Ama sorun bu değişimin ne içerdiği konusunda ortaya çıkıyor. CHP ve Türkiye İmamoğlu'nun saptamasına göre nasıl değişmeli ve değişecek? İmamoğlu'nun kişisel özelliklerinin bir parti lideri için gerekli olan özellikler içerdiği konusunda hiç kuşku yok. Partiyi nicel olarak büyütebileceği de söylenebilir. Ama ideolojik yönden Kılıçdaroğlu ile yaşanan savrulma aynı yönde daha da ileri noktalara gider mi, kuşkusu da epey yaygın.

14 Mayıs seçimleri öncesinde Kılıçdaroğlu'nun cumhurbaşkanı, İmamoğlu'nun da CHP'nin başına geçeceğini öngörüyordum. O dönemde bile -nedense- İmamoğlu yerine Kaftancıoğlu'nu dillendirenler ve İmamoğlu'na mesafeli davrananlar parti içinde seslerini yükseltiyordu. Bu eleştirileri ''Erdoğan'dan bile kötü olur...'' noktasına vardıranlar da çıkıyordu. Şimdiki durumda sanki İmamoğlu ile Özgür Özel anlaşmış gibi duruyor.   Özel partinin başına, İmamoğlu önce İBBbaşkanlığına ve sonra cumhurbaşkanı adaylığına...

CHP çok başlı, çok amaçlı bir sürece giriyor gibi...
Bir yandan da 2024 belediye seçimleri yaklaşıyor.

Yarın Özgür Özel'in açıklamaları sürece bir nebze de olsa ışık tutacaktır, diye düşünüyorum.



Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Benzer konu yok
Etiketler   CHP,   Kazanan,   kaybeden
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS