Menü Üye Giriş

Şifre Sıfırla · Kayıt Ol

Ulusalcılık ve liberalizm konusunda pek çok başlığımız var. Her ne kadar ayrı ayrı ve birbirine epeyce düşman iki ideoloji de olsalar temelde özel mülkiyete karşıt olmadıkları konusunda birbirlerine yakın olduklarını da söylediğimi hatırlıyorum. Bugün bu konuda yeni bir başlık açılmasının nedeni Metin Çulhaoğlu'nun İLERİ'deki yazısı. Çok genel çizgileriyle bir yaklaşım göstermiş, ve ''yok aslında birbirinizden bir farkınız...'' demek istemiş. Gerçi İlhan Selçuk ve Uğur Mumcu'nun adını vererek bir farklılık yaratmaya çalışmış ama Marksizm açısından bugünün (sol) Kemalistleri ile sağlı sollu liberallerinin aynı kefede değerlendirilmesi bana çok da doğru gelmiyor. Yazıyı buraya alalım, sonrasında bu konuyu detaylandırmaya çalışırız.

melnur  |  Cvp:
Cevap: 1
22.09.2020- 09:23

Ulusalcılar ve liberaller kapışırken… - Metin Çulhaoğlu

Gün geçmiyor ki (klişe başlangıç yapmasını biz de biliriz!) ülkedeki ulusalcılar ya da Kemalistler veya Atatürkçüler liberallere giydirecek bir vesile bulmasın, fırsat yakalamasın…  

Etme bulma dünyası derler ya bu da onun gibi bir şey. Oysa on yıl kadar önce durum tam tersiydi: “Gün geçmiyor ki liberaller Kemalistlerin ya da ulusalcıların tarihteki bir melanetini ya da güncel bir komplosunu ortaya çıkarıp gündem yaratmasın…”

***

“Arkadaş, önce kavramlarda anlaşalım!” diyenler çıkacaktır: Ne yani, “ulusalcılık”, “Kemalizm” ya da “Atatürkçülük” hep aynı şey mi? Sonra “liberaller” denip geçiliyor; bunun sağı, solu, hatta ortası yok mu?

Bu tür kavramlar ve aralarındaki ayrımlar konusunda anlaşmak mümkün olsa denerdik. Ama beyhude bir çaba olacağını bildiğimizden bu yazı bağlamında basitleştirici bir önerimiz olacak: Okur, “ulusalcılık”, “Kemalizm” ya da “Atatürkçülük” dendiğinde aklına ilk gelen kim oluyorsa onun temsil ettiği düşünceyi bunlardan biri (ya da hepsi) saysın. Aynı şekilde, “liberal” dendiğinde zihinlerde canlanan ilk kişi kimse o da liberalizmin temsilcisi sayılsın…

***

Ulusalcılarla liberaller arasındaki polemiklerde dikkat çekici bir özellik, bu iki kesimden her birinin zaman zaman sosyalizme atıflarda bulunmasıdır.

Bizce pek hayra yorulacak bir durum değildir. Bu durumu, sosyalist düşüncenin kendisinden kolay kopulamayacak bir çekim alanına sahip olmasıyla, sonuçta ulusalcıların da liberallerin de bir noktadan sonra bu düşünceye başvurma zorunluluğunu hissetmeleriyle açıklamak fazla iyimserlik olacaktır. Oysa (bugün için konuşuyoruz) Türkiye’de liberalizm denebilecek bir yönelim hiç ama hiç olmasaydı ulusalcılar sosyalizmin adını bile anma gereği duymazlardı. Aynı şekilde, ülkede belirli bir etkiye sahip “ulusalcılık” olmasaydı ara sıra Marksizm’e ve sosyalizme göndermede bulunmak tek bir liberalin bile aklına gelmezdi…

O zaman neden yapıyorlar?

Bizce nedeni basittir: Her iki kesimin de aslında sosyalizme “sempatisi” olmadığı gibi bu konularda fazla bilgisi de yoktur; her iki kesim de kendisi dışında ayrı bir düşünce sisteminin ve pratiğinin bu ülkede güçlenmesini istememektedir; yaptıkları da Marksizm’e ve sosyalizme yönelebilecek özellikle genç kuşaklara “Aradıklarının hepsi bizde var” mesajını iletmekten ibarettir.

Örneğin şöyle:

“Madem sosyalistim diyorsun, o halde anti-emperyalist olmak durumundasın; o zaman işte biz varız, daha ne duruyorsun…”

“Madem sosyalistim diyorsun, o zaman demokrasiden yana olman, zamanında hepimize çok çektirmiş otoriter, vesayetçi, bürokratik, monolitik, despotik, elitist, vb. anlayışlara karşı çıkman gerekir; e, biz de yıllardır hep bunları söylemiyor muyuz?”  

***

Bir “ulusalcı”, “Kemalist” ya da “Atatürkçü” olarak Cumhuriyet yazarı Barış Doster’e haksızlık etmek istemeyiz. Ancak bir yazısında liberallere yüklenirken (Maskeli balonun liberal solcuları, Cumhuriyet, 19 Eylül 2020) söylediği bazı şeylerin insana “Bu konularda bir de kendi cephenize baksanız” dedirtmemesi mümkün değildir.

Doster’e göre liberallerin dillerinden özgürlük, demokrasi, insan hakları lafları düşmüyor; ama “üretim, mülkiyet, bölüşüm ilişkilerini konuşmayı sevmiyorlar.”

Öyle ya Doster’in temsilcilerinden biri olduğu düşünce yatıp kalkıp “üretim, mülkiyet, bölüşüm ilişkilerinden” söz etmekte, bunları dilinden düşürmemektedir!

Gene Doster’e göre liberaller “emek-sermaye çelişkisinde sermayenin yanında saf tuttuklarını”, “sınıf siyasetini değil kimlik siyasetini benimsediklerini” açıkça söylemeyip gizliyorlar.

Öyle ya Doster’in kendi cephesi emek-sermaye çelişkisinde ikirciksiz biçimde emeğin yanında saf tutmakta, tam tamına sınıf siyasetini benimsemektedir!

Doster’in kendisi ne kadar o “cepheden” ayrı yerde durmaktadır bilemeyiz; ama bunları duyan bir liberalin “Dinime küfreden bari Müslüman olsa” dese haklı olacağını söylemek zorundayız.

***

İlhan Selçuk ve Uğur Mumcu gibi temsilcilerinden sonra Kemalizm’in Marksizm’le ve sosyalizmle ilişkileri iyiden iyiye şaibeli hale gelmiştir; burası bizce kesindir.

Bir de bir ihtimalden söz edelim:

Örneğin, Cihat Yaycı bir gün çıkıp “Mevzubahis mavi vatansa gerisi teferruattır” dese, “ulusalcı” cephenin mülkiyet ilişkilerini, emek-sermaye çelişkisini, sınıf siyasetini, vb. o teferruattan sayması sizce çok mu uzak bir ihtimaldir?

https://ilerihaber.org/yazar/ulusalcilar-ve-liberaller-kapisirken-117563.html

melnur  |  Cvp:
Cevap: 2
23.09.2020- 05:12

Metin Çulhaoğlu'nun söyledikleri hiç de yanlış değil. Ulusalcılık hakkında söylediklerini   kendisini ulusalcı olarak niteleyen birilerinde görebilmek mümkündür. Aynı şekilde liberaller hakkında söylediklerini de kendisini liberal olarak tanımlayanlarda rastlayabiliriz. Ama sorun bu söylenenlerin ortalama bir liberal veya ulusalcı kimliğini yansıtıp yansıtmadığıdır. Bana öyle geliyor ki, yüzeysel bir bakışın ötesine geçildiğinde her iki tarafta da kendi tavrını sosyalizmle ilişkilendiren ve hatta kendi tavrını gerçek bir sosyalizmle ilişkilendiren, öyle olduğunu   iddia eden kişi ve grupların mevcut olduğunu görmek mümkündür. Örnekse, özellikle güncel konularda tuttuğu yola, öne çıkardığı temel yaklaşıma bakarak değerlendirdiğimiz sol liberallerde bu durum çok daha belirgin. Bu kesimlerin bir yönetim biçimi olarak demokrasi olgusunu sürekli önde tutmaları nedeniyle marksizmle hiçbir bağlarının olmadığını iddia etmek sanırım gerçeklikle pek de bağdaşmamaktadır. Marksizmi bu kesimlerde sadece ulusalcılığa dönük/karşıt bir söylem olarak yorumlamak bana çok doğru gelmiyor. Tıpkı kimi ulusalcılarda, (sol-kemalistlerde) rastladığımız sosyalizm vurgusu gibi. Onlarda da bağımsızlık, anti-emperyalizm ve cumhuriyet yaklaşımının öne çıktığı görülse de sosyalizm ve hatta marksizm vurgusunun bulunmadığını iddia edebilmek pek de mümkün değildir.

Hem sağlı sollu liberallerde ve hem de her türlü ulusalcılık tanımında doğrudan ve ''görünür'' bir biçimde özel mülkiyet karşıtlığına rastlamak zor. Ama bu durumu da anlayabilmek mümkün. Ulusalcı ve liberal kesimlerin en azından bir bölümündeki aşamacılığın bu söyleme yol açtığını yadsımak mümkün mü?   Bence bu durumun temel nedeni de aşamacılık. Çünkü aşamaçılık sağlı   sollu liberallerin büyük çoğunluğunda demokrasi vurgusunu öne çıkartırken, ulusalcı olarak nitelenen kesimlerin önemli bir bölümünde de cumhuriyet, aydınlanma ve laiklik vurgusunun sürekli dillendirilmesine yol açmaktadır. Hem ulusalcılık söylemlerinde ve hem de özellikle sol liberallerde sosyalizm ve hatta Marksizm vurgularının sadece karşı taraf/karşı ideoloji nedeniyle savunulur göründüğü tezi bu yüzden bana pek de doğru gelmiyor.

Hiç kuşku yok bu durum ülkemiz ve bölgemizin genel durumundan kaynaklanmakta. Bölgenin zengin petrol yataklarına sahip olması ve buralarda burjuva devrimlerinin tam anlamıyla yerleşiklik kazanmaması, etnik ve dinsel farklılıkların sürekli kaşınması, ve Kürt halkının buralardaki özel durumu güncele ilişkin siyasal yaklaşımların da çeşitlenmesine yol açmaktadır. Sadece ulusalcılık ve liberalizm de değil, bilimsel sosyalizmin de siyaset alanına taşınması konusundaki farklı yorumlar da   bu nesnel koşulların kaotik yapısından kaynaklanmaktadır, diye düşünüyorum.

Bu konu daha çok su kaldırır, özellikle AKP döneminde ve özellikle sanal medyada, sözde sol, sosyalist ve dahi enternasyonalist forumlarda   bu etkileşimin yansımaları görülmüştür. Enternasyonalizm kavramı bağlamından soyutlanmış ve bir burjuva kozmopolitizmine dönüştürülmüş, çoğu kez de bilinmeden bir ulusalcılık düşmanlığı rüzgarının buralarda esmesine yol açmıştır. Kürt hareketinin etrafında kümelenen gruplar sol ve enternasyonalist, Kürt hareketinin siyasetine eleştirel yaklaşanlar ise ulusalcı, sosyal şoven ve neo-faşist olarak nitelenmiştir. Kavramların içi boşaltılmış, anlamsız, tutarsız bir söylem buralarda solculuk ve enternasyonalizm adına sürekli köpürtülmüştür.

Sanırım bu konuya arada bir de olsa devam etmek yararlı olacaktır.

Tam Sürüme Geç »
 phpKF Mobil Android Uygulaması Kullanın [X]