SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
Devrimi düşünmek           (gösterim sayısı: 1.538)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
denizcan
[ devrimci ]

Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 24.12.2013
İleti Sayısı: 2.431
Konum: Trabzon
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Konu Yazan: denizcan
Konu Tarihi: 22.10.2015- 10:05


Devrimi düşünmek-Metin Çulhaoğlu

Gözlerimizi kapatıp düşlere dalmamıza gerek yok.

Türkiye’de devrimi, kimilerinin “soğuk nesnellik” sayacağı işaretlerden ve gerçeklerden hareketle de düşünebiliriz. Bunlar epeyce birikmiş durumda. Kuşkusuz ayrıntılardan, kritik anlardan, gündeme gelebilecek çeşitli olasılıklardan söz etmiyoruz. Türkiye’de devrimi ana süreçleriyle, temel sınıfsal saflaşmalarıyla, ama belki de en önemlisi kronolojisiyle düşünmek, bugün geçmişe göre daha fazla mümkün görünüyor.

Ne kadar “yakında” ya da “uzakta” olduğu da önemli değildir. Her ikisi için de geçerlilik taşıyacak şeyler söylenebilir.

Bunu kastediyoruz ve bunlardan söz edeceğiz.  

***

Bizce açıktır: Türkiye’de “aşamalı devrim” kesinlikle gerçekçi bir perspektif sayılamaz. Bugün Türkiye’de sosyalist devrimi önceleyen bir başka devrim aşamasının zorunluluğunu savunmak, hararetli devrim tartışmalarının yaşandığı 50 yıl öncesine göre çok daha güçtür.

O zaman, 50 yıl öncesinin “sosyalist devrim” tezini bugün aynen benimsemek mi gerekiyor?

Tam da böyle değil; ama önce “aşamalı devrim” üzerinde duralım.

Aşamalı devrim perspektifi, tanım gereği, belirli bir devrim uğrağından bir sonraki ve daha ileri devrim uğrağına uzanan bir dönem öngörür. Gene tanım gereği, bu iki uğrak arasındaki dönem, belirli sınıfsal ittifaklarla sağlanacak, ikinci uğrağa kadar bir süre devam edecek bir oturmuşluğu ve istikrarı varsayar.

Olamaz mı?

Olabilir; ancak böyle bir dönemi başlatan siyasal iktidar değişikliği için “devrim” tanımı yapılması mümkün değildir. İkinci uğrağa (sosyalist devrime) uzanacak dönemin başlarında iktidar değişiklikleri, koalisyonlar, yeni hükümetler, birtakım reformlar vb. gündeme gelebilir. Ancak, Türkiye’nin bugünkü koşullarına bakıldığında hiçbiri ya da hepsinin toplamı “devrim edemez.” Kaçınılması mümkün olmayan bir determinizm nedeniyle: Ne yapılırsa yapılsın, “devrim” nitelemesini hak etmeyecek ölçüde eskisiyle süreklilikler taşıyacak, önceki dönemde yapıldığı düşünülen “kimi iyi şeyleri” sahiplenecek, hele hele egemen sınıfın dayanaklarına hiç dokunmayacak, emperyalist odaklarla ilişkilerini ufak tefek rötuşlar dışında değiştirmeyecektir…

Böyle “devrim” olur mu?

O zaman 60’ların “sosyalist devrim” tezini aynen benimsemek mi gerekiyor?

Az önce “tam da böyle değil” demiştik; açmaya çalışalım.

***

60’ların sosyalist devrim tezi, devrimin, daha doğrusu siyasal devrimin bir süreçten çok bir moment olduğunu vurgulardı. Belirli bir yılın belirli bir ayının belirli bir haftası, hatta günüyle tanımlanabilecek bir moment… Büsbütün yanlış değildi;   ancak bugünün Türkiye’sinde devrimi düşünürken bu “momentin” zaman aralığını biraz daha geniş tutmakta yarar vardır. Neden böyle olması gerektiği, başka bir durumla ilişkilidir.

Temel tespit: Dünyada, kendi kuşatıcı çevresi, hitap ettiği en geniş kitle, harekete geçirici dinamiklerinden en azından biri burjuva demokrat, demokrat, devrimci demokrat, ulusal kurtuluşçu (anti-emperyalizm ve/ya da ulusal sorun bağlamında) vb. özellikler taşımayan tek bir sosyalist devrim gerçekleşmemiştir ve bundan sonra gerçekleşeceğe de benzememektedir.

1917 Ekim, Çin, Küba, Vietnam ve diğer devrimlere bir de bu gözle bakılmalıdır.

O zaman şunu söylemiş oluyoruz: Az önce sıralanan arayışların ve dinamiklerin, sosyalist devrimi önceleyen ve adıyla sanıyla devrim olan bir aşamada karşılık bulması en azından Türkiye’de mümkün görünmüyorsa, bunların hepsi sosyalist devrimin üzerine yıkılacaktır.  

“Bana ne, ben istemiyorum” demek, devrimi de istememek demektir.

“Evet, zor iş, ama ancak böyle olabilir” denirse de üzerinde titizlikle durulması gereken özel noktalar vardır.

Örneğin, sadeleştirilip sınıflanması teorik düzeyde mümkün olsa bile devrim sürecinin bileşeni durumundaki özlemler ve arayışlar, kendini olanca çeşitliliğiyle, “her kafadan bir sesin çıktığı” ortamlarda ortaya koyacaktır. Devrimci ve bu anlamda “olumlu” bir kakofonidir; ancak, bir noktadan sonra “düzlenmesi”   gerekiyorsa, bunu yapabilecek tek güç, “öncü örgütten” de önce, bilinçli, kararlı ve ne istediğini bilen bir işçi sınıfı olabilir…

Bu yoksa devrim kapanın elinde kalacaktır.

Sonuçta, “devrimi düşünmenin” pek çok açıdan mümkün göründüğü bir ülkede, bu düşüncelerin gidebileceği yerin sınırını işçi sınıfı hareketinin henüz zayıf kalması çizmektedir. Gene de, “güçlenen sınıf hareketi” varsayımlarıyla bir miktar daha yol alınması mümkündür.

Kürt coğrafyası ve Kürt dinamiği mi?

Devrimi düşüneceksek son derece önemlidir ve burada da devreye girmesi gereken asli parametre, bir kez daha, güçlü bir sınıf hareketidir…



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
denizcan
[ devrimci ]

Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 24.12.2013
İleti Sayısı: 2.431
Konum: Trabzon
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: denizcan
Cevap Tarihi: 22.10.2015- 10:07


Devrimsiz sosyalizm-Erkan Baş  

Metin Çulhaoğlu’nun Salı günü yayınlanan yazısının başlığı “Devrimi Düşünmek”ti.

Üzücü ama devrim üzerine düşünmeye başladığınızda ilk aklımıza gelenlerden birisi, halihazırda solumuzda bunun pek düşünülmüyor oluşu...

Türkiye solunda güncel gelişmeler ve güncel gelişmelere dair takınılacak tavır konusunda fırtınalar kopuyor ama galiba en az düşünülen ve tartışılan başlıklardan birisi Devrim.

Türkiye’yi devrime taşıyacak dinamiklerin, yolların tartışılmasından, özel olarak yüklenilecek alanlara dair bir tartışmadan söz ediyoruz. Örneğin işçi sınıfının rolünün, Kürt emekçilerinin yerinin, gençliğin, kadınların üstlenebilecekleri misyonların, ittifak ilişkilerinin de bu eksende tartışılmasından...

Açık yazalım, bunlar yoksa, bir devrim düşüncesi-iddiası da yoktur.

Bu yazıda her şeyden önce, bunu bir başlangıç noktası olarak ele almayı, yakın geçmişte yaşanan ve yakın gelecekte yaşanacak tüm sol içi tartışmalara bu eksende bakmayı öneriyorum. Kim ne öneriyorsa önersin, ne söylüyorsa söylesin biz önce bir devrim hedefi olup olmadığına bakmak, değerlendirmelerimizde bunu temel veri olarak almak durumundayız.

Devrimsiz “sosyalizm perspektifi”

Tüm yaşadıklarımızın sorumlusu kapitalizmdir, tüm dertlerimizin çözümü sosyalizmdedir.

Bundan daha özlü, daha değerli bir analiz yapılamaz.

Bilimsel olarak, tarihsel olarak, ideolojik olarak, teorik olarak son derece doğru.

Aklı başında tek bir insan bile buna karşı çıkamaz.

Bu kadar.

Bununla sınırlı kaldığımızda her yerde ve her zaman doğruları söylemiş oluruz, hep haklı çıkarız ancak bir arpa boyu yol ilerleyemeyiz. Daha kötüsü, burada kaldığımız sürece kapitalizm hep kazanır ve bu kutsal doğrumuz geçerliliğini hep korur!

Temel sorun şu; örgüt dediğimiz, siyaset dediğimiz, strateji ve taktik dediğimiz şeyler, bu tartışmasız doğrunun “dışınızdaki” insanlarca benimsenmesini, bu ülkenin “sıradan insan”larının özneleşerek sürece müdahale etmesini konu alır.

Hadi bunları da şimdilik bir kenara bırakalım.

Çözüm olarak ortaya koyduğumuz sosyalizme ulaşmak için de bir devrime ihtiyacımız var. Dolayısıyla, işçi sınıfını iktidara taşıyacak bir devrim stratejimiz ve buna uygun taktik adımlarımız yoksa, tüm söylediklerimiz sadece laftan ibaret kalır.

Türkiye’de solun sosyalizmi gerçek bir toplumsal seçenek haline getirmesinin ön şartları vardır, en başa yazılması gerekense bir devrim hedefine sahip olmaktır.

Garip ama içinden geçtiğimiz günlerde şunun yazılması gerekiyor; Devrimsiz “sosyalizm perspektifi” olmaz.

Devamla şunları eklemeden geçmeyelim, devrimci bir ideolojik-teorik zemine, devrimci bir stratejiye, bu stratejiye uygun taktiklere ve bunları hayata geçirebilecek bir öncü örgüte sahip olmak başlangıç için son derece önemlidir. Ancak tüm bunlara ihtiyaç duymamızın nedeni de devrim iddiası, devrim hedefidir.

İleride daha uzun tartışmak üzere kısa bir not düşmek istiyorum.

Artık sanıyorum sadece Lenin’in eserinde adı geçtiği için hatırlanan, döneminin ünlü Marksist otoritesi Karl Kautsky ile Lenin’in kavgasının temeli budur. Kautsky’nin “dönek” olarak tarihe geçmesinin temel nedeni esas olarak bir iktidar hedefi olmasına, bunun nesnel koşullarının geliştiğini ilk ortaya koyan isimlerden birisi olmasına rağmen buna uygun bir hamle yapmamak için bin dereden su getirmesidir. Kautsky hep koşulların olgunlaşmakta olduğunu söylemiş, “İktidara giden yol” adıyla sürecin analizini de yapmış, ancak sosyalizmin kurulabileceği o mükemmel anın gelmesini beklemiştir. O mükemmel devrim anını beklerken tarihe sadece “Dönek Kautsky” olarak geçmek bir kaza değil, okumak isteyenler için önemli bir derstir.

Hayalle gerçeğin bağlanma noktası

İnsanlığın sınıfsız, sömürüsüz toplum hayali, eşitlik-özgürlük özlemi yüzyıllar öncesine dayanıyor. Bunlar insanlığın yüzyıllardır taşıdığı “büyük hayal”dir.

Devrimciler, insanlığın tüm ilerici birikimini sahiplendikleri gibi bu büyük hayalin de günümüzdeki taşıyıcılarıdır. Öyle ki, devrimciler ile devrimci olmayanlar arasındaki temel fark bir ütopyaya sahip olup olmamak olarak bile tanımlanabilir.

Kimileri iş, eş, ev, araba, para, mal-mülk için yaşarlarken kimilerimiz de insanlığın büyük hülyasına ulaşması için yaşamayı tercih etmiş durumdalar.

Birincilerin hedeflerine ulaşma oranı nedir bilmiyorum ama neye ulaşırlarsa ulaşsınlar biraz daha fazlası için ömürlerini tükettiklerini ve çok büyük bir çoğunluğun hayallerine ulaşamadan öldüklerini biliyoruz. Buna rağmen, bizleri “ütopyacı”, “hayalperest” olmakla suçladıklarını da...

Kapitalizmin yakın dönemde en önemli başarılarından birisi insanların hayal kurma yeteneklerini köreltmek oldu. Oysa, hayaller kurmak, bir ütopyaya sahip olmak kapitalizmin esaretinden kurtuluşun başlangıcıdır.

Önemli olan hayal ettikleriniz için mücadele etmenizi sağlayacak bir devrimci düşünce ve eylem bütünlüğüne ulaşabilmek, bunu güncel siyasete müdahale için bir silah olarak kullanabilmektir.  

Devrim iddiası, hayal ile gerçeğin/geleceğin birbiriyle en sıkı bağlandığı nokta olarak önemlidir. Devrimcilik, hayal ile gerçek arasındaki ince çizginin hayallerin lehine ötelenmesiyle hayallerin artık gerçeğin alanına girmesinin sağlanmasıdır.

Güncel siyasette pozisyon almak, özne olmak işte bu nedenle önemlidir.

Devrimcileşme ihtiyacı

Buraya kadar söylenenler doğruysa, içinden geçtiğimiz süreçte önemini daha fazla hissettiğimiz bir mesele olarak ülkemiz solunun, sosyalistlerinin ve hatta komünistlerinin devrimcileşmesi üzerine daha fazla düşünmemiz gerekiyor.

Devrim iddiasını soyut bir iddia olmaktan çıkaracak olan, düzeni bir bütün olarak parçalama, toplumu ve insanı dönüştürme iddiasıyla desteklenmesidir.   Dolayısıyla, koşulların mükemmel olduğu bir anı bekleyip, ondan sonra devrimcilik yapma beklentisinin de yıkılması gerekir.

Türkiye solunun, çok uzun yıllar sonra yeni yeni içinden çıktığı yenilgi döneminin bir ürünü olarak, tek tek devrimci kadroların ve örgütlü güçlerin artık kesinlikle değiştirilmesi gereken kimi alışkanlıklar edindiklerini görmek gerekiyor.

Pek çok boyutu olan bu sorunun yoğunlaştığı nokta, özne olma iddiasının ve devrim hedefinin yitirilmesidir. Bunun sonucu, bir tarafta apolitik bir örgüt fetişizmi diğer tarafta örgütsüz ama sözde büyük iddiaları-fikirleri olan topluluklar-bireylerdir.

İçinden geçtiğimiz sürecin siyasetsiz bir örgütsel varoluşa yaşam, örgütsüz siyasete ise başarı imkanı tanımayacak olması bir şanstır.

Devrimcilerin görevi bu şansı en iyi biçimde değerlendirmektir.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
denizcan
[ devrimci ]

Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 24.12.2013
İleti Sayısı: 2.431
Konum: Trabzon
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: denizcan
Cevap Tarihi: 22.10.2015- 10:25


İki yazıdan söylenmek istenen ne? Türkiye'de sosyalist devrim için kürt ulusal hareketinin önemi mi? Ben bunu anlıyorum. HTKP'li yazarlar son zamanlarda aynı konulara değiniyorlar. Bence doğru değil. Türkiye'de sosyalist bir devrimin gerçekleşebilmesini kürt ulusalcı hareketiyle birlikte olunmasına bağlıyorlarsa yanlış yapıyorlar. Bence bu yazılar bize yanlışı doğru olarak göstermeye çalışıyor. TKH yanlış dedi ve ayrıldı. HTKP'nin bundan çark edecek hali yok. Israr ediyorlar ve giderek de belli etmemeye çalışarak Emep'leşiyorlar.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.072
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
9 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 09.07.2019- 01:54


'Devrim sohbeti' - Metin Çulhaoğlu

Ciddi tartışma gerektiren konu şudur: Var olan örgütleriyle, mesajları ve söylemleriyle sosyalizm geniş kesimlere ancak çok sınırlı biçimde hitap edebildiğine, arada ciddi bir boşluk olduğuna göre bunun nedeni nerede aranmalı?

Bu sorunun yanıtında ağırlığı öznelliğe, yani var olan sosyalist örgütlerin eksiklik ve zaaflarına tanıyanlar olduğu gibi, daha çok nesnelliğe, geniş kesimleri kuşatan ideolojik, siyasal ve kültürel ortamlara işaret edenler de vardır.

Tartışmak yararlıdır;   ancak, sonu bir türlü gelmeyen mecralara sürüklenme gibi bir risk de vardır. Buralara kadar gitmeden başka bir olguya işaret etmek yerinde olacak: Yaşanan sorunun bir boyutu, bugün ülkede “sınıf hareketi” denebilecek bir dinamiğin olmayışıyla ilgilidir.

Sınıf hareketinin yokluğu, yalnızca işçi sınıfından insanların sosyalizm mücadelesine katılmamasıyla ilgili bir sorun değildir. Sınıf hareketinin varlığı, en azından Türkiye’de, toplumun başka kesimlerinden insanların mücadeleye daha kararlı biçimde katılmalarını da teşvik eden bir olgudur. 1960’ların ikinci yarısında, 1973-1980 arasında, ardından 1989 bahar eylemlerinde böyle olmuştur.

Nedeni de basittir: İnsanlar, sosyalizmi içselleştirmiş olsunlar olmasınlar, sınıf hareketinde maddi bir güç görmekte, başka türlü yeterince gelişmesi pek mümkün olmayan özgüvene böyle ulaşmaktadır.   Bu etki, belirli bir sektöre sınırlı kaldığı halde Tekel direnişinde bile görülebilmiştir.

Peki, oturup yeni bir sınıf hareketinin doğması beklenemeyeceğine göre başka neler söylenebilir?

Çubuğu ister öznelliğe ister nesnelliğe bükelim, sosyalizmin kitlelerle buluşmasını sağlayacak herhangi bir formülden söz edilmesi mümkün değildir. Deneyerek, deneyim kazanarak yol alırken önce bir koşulu vurgulamak, sonra da belirli bir anlayışı reddetmek işin başında yeterli olacaktır. Koşul, sosyalist öznelerin mahalle baskısından kurtulmalarıdır (şöyle dersek, böyle yaparsak sonra bize ne derler). Reddedilmesi gereken anlayış ise şudur: Günümüzün ideolojik, siyasal ve kültürel ortamlarının hiç açık-gedik bırakmayan, nüfuz edilmesi mümkün olmayan bir “yapısal belirlenmeyi” yansıttığı…  

Bundan sonra söyleyeceklerimiz, asıl tartışma konusuna ilişkin bir mıntıka temizliği olarak değerlendirilmelidir.

***

Birincisi: Sosyalist öznenin propaganda ve ajitasyon gibi araçlarla işçi sınıfı başta toplumun çeşitli kesimlerinden insanları sosyalizme kazanması elbette mümkün ve gereklidir. Ancak, bu yolla alınacak mesafenin doğal bir sınırı olacaktır. Örneğin herhangi bir sosyalist öznenin bir ülkede böyle yapa yapa parlamenter sistem içinde tek başına iktidar olacağı bir çoğunluğu yakalaması mümkün görünmemektedir.

İkincisi: Yukarıda söylenenin kesinliğine rağmen, parlamenter sistemin, içinde sosyalistlerin de yer aldığı bir cephenin iktidarı için zorlanması mümkündür. Bir şekilde gerçekleştiğini varsayarsak, buradan sosyalist iktidara geçiş bugünden bakıldığında bütünüyle gri bir alandır ve üzerinde detaylı konuşmak için henüz erkendir.

Üçüncüsü: Bugün için düşünsel planda yapılabilecek olan, sosyalist bir iktidarı “cephe”, “ikili iktidar”, “kurucu meclis” ve “devrimci cumhuriyet” gibi kavramlar ve olasılıklar bağlamında tasavvur etmektir.

Dördüncüsü: Sosyalizm mücadelesinde güç toplama dönemi ile devrim uğrağı arasında bir ayrım gözetilmesi gerekir. Bu iki dönem arasında süreklilik mutlaka olacaktır; ama kopuş, belki de nitel değişim daha ön plana çıkacaktır. Başka türlü söylersek, güç toplama döneminde “kitlelerle buluşma”, öğrenmeyle, farkına varmayla, bilinçlenmeyle, yani daha “rasyonel” temellerde gerçekleşebilirken, devrim uğrağında kitlesel ölçekte yaşanacak “bir şeyler bitsin”, “birileri gitsin” yönelimleri daha ağır basacaktır.

Beşincisi:   Başka pek çok sürecin, bu arada “devrimci durumun” bile bilimi olabilir. Ama devrimin kendisinin, “devrim anının”   bilimi olamaz. Bu noktadan sonra işin içine bir sanat olarak politika girer ve eski bir deyişe başvuracak olursak bu sanatı icra edecek öznenin “sıçrayamayacak kadar yüklü” olmaması gerekir.

https://ilerihaber.org/yazar/devrim-sohbeti-100271.html



Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Ekim Devrimi (Rus Devrimi - Bolşevik Devrim) spartakus 0 2839 22.08.2015- 13:51
Konu Klasör 1905 Rus Devrimi spartakus 0 1903 08.03.2015- 19:09
Konu Klasör Enternasyonal dünya devrimi tekyoldevrim 5 2169 29.04.2015- 01:26
Konu Klasör 1908 Jön Türk Devrimi solcu 2 3713 30.10.2017- 11:10
Konu Klasör Ekim Devrimi ve Lenin melnur 7 1187 09.11.2017- 08:19
Etiketler   Devrimi,   düşünmek
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS