SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
KARL MARXIN YABANCILAŞMA TEORİSİ           (gösterim sayısı: 3.838)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
spartakus
[ .... ]

Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 23.11.2013
İleti Sayısı: 624
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Konu Yazan: spartakus
Konu Tarihi: 09.10.2015- 00:37


KARL MARXIN YABANCILAŞMA TEORİSİ

Karl Marx’ın yabancılaşma ile ilgili metinlerinden hazırlanan bu derleme, Marx’ın Yahudi Sorunu gibi gençlik dönemi ürünlerinden başlayarak Kapital gibi olgunluk dönemi yapıtlarına   kadar kronolojik olarak Marksist düşüncenin bu temel kavramına yer vermiştir.[1]

            İnsanın kayıtsız şartsız ve hatta düşman bir evrende kendi başına yalnız olduğu anlamında yabancılaşma, nerdeyse tüm insan ve toplum bilimlerinde, felsefede ve edebiyatta önemli bir tema olmakla birlikte yabancılaşma kavramını ilk kez felsefi bir kavram haline getiren Hegel’dir. Hegel’de bilişsel bir durum olarak analiz edilen yabancılaşma yabancı doğayı, kendi oluşunun bir uğrağı olarak koyan Mutlak Tin’in kendine özgü etkinliğidir. Aslında doğa, özne ve nesnenin özdeşliği olan tinin kendine dönüş aşamasından başka bir şey olmadığından, Hegel’de Yabancılaşma, kendi içinde kendi ortadan kaldırılışını ifade eder. Marx’ın 1844 Elyazmaları’ında hesaplaştığı Hegelci yabancılaşma   kavramı bu şekilde özetlenebilir. Marx’tan önce yabancılaşma kavramını felsefi olarak işlemiş öteki düşünür Feurbach’tır. Feurbach, Hegel’in doğanın mutlak tinin kendisine yabancılaşmış   biçimi olduğu görüşüne   karşı çıkarak insanın kendine yabancılaşmış   tanrı değil, tanrının kendine yabancılaşmış insan olduğu   ileri sürer. Feuerbach’ın dinsel yabancılaşma kuramına göre insan Tanrı’yı yaratarak kendi özünü nesnelleştirir, kendine yabancılaşır. İnsan, yaratıp yüce varlık haline getirdiği Tanrı imgesinin kölesi olur.[2]

            Hegel insanın kendi bilincine varmasındaki yabancılaşmadan; Feuerbach tarihi ve sınıfı olmayan, soyut insan yabancılaşmasından söz ederken Marx, işçinin yabancılaşmasından hareket eder. Marx’ın “yabancılaşma”ya bakış açısı, işçinin kapitalist için zorla çalışması, işçinin çalışmasının ürününü kapitalistin kendisine mal etmesi ve kapitalistin mülkiyetinde bulunduğu için işçinin karşısına yabancı, köleleştirici bir güç olarak çıkan üretim araçlarından işçinin ayrılması şeklinde belirginleştirilebileceğimiz bir teorik çerçeve üzerine oturur.

            Marx’a göre, insan, makinenin bir parçası haline indirgenmiştir. Ve buradan hareketle, yabancılaşma da, insan emeği sonucunda yaratılan şeyin aynı insana, kendisini köleleştiren yabancı bir öz olarak geri dönme süreci olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsan etkinliğinin özünde yabancılaştırıcı bir etkinlik olmadığını belirten ve yabancılaşma kavramını toplumsal bir temele oturtan Marx, yabancılaşmanın her zaman her yerde sonsuz geçerli bir kavram olmadığını, tarihsel bir olgu olduğunu vurgular. Dolayısıyla, Marksizm, Hegelci bakış açısının aksine, yabancılaşmayı insanlığın kaçınılmaz ve şifasız bir felaketi olarak değil,   insanın bilinçsiz faaliyetinin ortaya çıkardığı ve yine insanın, bilinçli toplu eylemiyle değiştirilebilecek belirli tarihsel koşulların ürünü olarak ele alır.  

            Marx, yabancılaşmayı özel mülkiyet, emek ve iş bölümü açısından da ele alır. Marx’a göre özel mülkiyet, yabancılaşmadan başka bir şey değildir. Özel mülkiyet, hem “yabancılaşmış emeğin” ürünü, yani zorunlu bir sonucu hem de emeğin kendine yabancılaşmasının nedeni ve kaynağıdır. Diğer yandan, işbölümün zorunlu sonucu olarak ortaya çıkan uzmanlaşma ve insanların iş bölümünü kendilerini köleleştiren ve kendisine boyun eğilmesi gereken bir güç olarak algılamaları da yabancılaşmaya neden olmaktadır.

            Marx’a göre, yabancılaşma, kapitalizme özgü bir olgu değildir fakat kapitalizm, insanın yabancılaşması olgusunu en üst düzeye çıkaran nesnel koşulları içeren bir sistemdir. Kapitalizm, bir yandan yeni gereksinmeler aracılığıyla yeni bağımlılıklar yaratırken, diğer yandan insanın kendi yabancılaşmasının farkına varmasını önleyecek ya da geciktirecek tuzakları da içermektedir.

            Marx’a göre, kapitalist toplumlarda emekçinin elde ettiği para, emekçiye sahte bir özgürlük verir ve aslında onun efendisi haline gelir. Para, insanlığın yabancılaşmış gücüdür Marx’a göre. Bireyler, insan olarak yapamadıklarını para aracılığıyla yapabilirler. Para, bütün insan niteliklerini tersine çeviren, onları kendi karşıtları durumuna sokan dışsal evrensel bir güçtür. Emeğin yabancılaşmasından söz eden Marx, emeğin, kendi yabancılaşmasını, kendi karşıtını ürettiğini ileri sürer. Emeği yaratma eylemi insanı özgürleştireceğine, her adımda ona hükmeden gücü daha da devleştirmeye yaramaktadır. Her ürettiği kendisinin biraz daha eksilmesine, her eylemi biraz daha pasifleşmesine ve gücünü her kullanışı biraz daha güçsüzleşmesine yol açmaktadır.

            Marx’ta “yabancılaşmış emek” konusu önemlidir çünkü mesele, insan özünün ve doğasının yabancılaşmasından ayrı düşünülemez. Marx’a göre, insanın kendi emeğinin ürününe, hayat etkinliğine, türsel varlığına yabancılaşması, aynı zamanda dolaysız bir biçimde, insanın insana yabancılaşması sorununu doğurmaktadır. Marx, emek ve paranın yabancılaşmaya etkisinin yanı sıra bizzat “iş”in kendisini de yabancılaşma bakımından söz konusu eder. İş, işçinin kendisinden uzaklaşmasına yol açmaktadır. Çağdaş üretim sürecinde emeğin yabancılaşması, üretimin ağırlıkla elle gerçekleştirildiği geleneksel imalathanelere oranla çok daha yüksek bir düzeydedir. El emeğine dayanan zanaatlerde işçi bir aletten yararlanırken; fabrikada ise, makine işçiden yararlanmaktadır. Birincisinde iş aletleri kullanın işçi, ikincisinde makinelerin hareketini izlemek zorundadır. El   emeğine dayanan işlerde işçiler canlı bir düzeneğin parçalarıdırlar. Fabrikada ise, işçiden bağımsız, cansız bir düzenek vardır ve işçi yalnızca bu düzeneğin canlı bir eki, bir uzantısı durumundadır.[3]

            Bu bakımdan,   Yabancılaşma teorisi ile Marx’ın insan doğası anlayışı arasında önemli bir ilişki vardır. Ona göre, insanı diğer canlılardan ayıran en önemli unsur; yaratıcı üretim faaliyeti, içinde bulunduğu doğayı biçimlendirme ve değiştirme kapasidesidir. İnsan, emeği ile arzuladığı şeyi yaratmak ve gerçekleştirmek için düşünce geliştirebilecek kapasiteye sahiptir. Marx’a göre emek, ‘insanın kendi kendini gerçekleştiren özü’dür. İnsan kültürünün özünü emek oluşturmaktadır.

              Diğer bir deyişle kültür ancak emek aracılığıyla gerçekleşen insan faaliyetinin bir ürünü olarak ortaya çıkmaktadır. Marx’a göre tarihsel olarak insan , bir yandan doğa üzerinde artan bir şekilde denetim sağlarken diğer yandan da yabancılaşmaktadır. Yani ,insanlık tarihi insanın doğa üzerindeki denetimini sağlamasının ve yabancılaşmasının tarihidir. Yabancılaşma; insanın kendi yarattıkları güçlerin kendi karşılarına yabancı güçler olarak çıktığı, onların egemenlikleri altına girdikleri bir durum olarak tanımlanmaktadır.[4]

            Marx’ın yabancılaşma teorisi maddi ve ekonomik temellere dayanmaktadır. Kapitalist toplumda ekonomik anlamda yabancılaşma, sadece zihinsel değil, aynı zamanda insanların günlük yaşamlarında ve gerçekleştirdikleri etkinliklerinde bulunan bir durumdur. Yabancılaşma teorisinin dört ana özelliği şunlardır; insanın doğadan, kendisinden, türsel varlığından ve başkalarından yabancılaşması. İnsanın doğadan kopması anlamına gelen yabancılaşma, insanın doğadan koparak kültürel-toplumsal alanda yeni bir dünya kurması anlamına gelir. İnsanlık toplumsal dünyayı yaratırken doğayı yabancı ve düşman olarak deneyimler, ve dünyaya yabancılaşır. İnsanın kendine, türsel varlığına ve başkalarına yabancılaşması ise kapitalist pazarın ve kapitalist toplumsal sistemin yarattığı bir yabancılaşmadır.

            Kapitalist toplumda insanın kendisine, türsel varlığına ve başkalarına yabancılaşması şu anlama   gelmektedir; kapitalist toplumda çalışma işçinin yaşamını sürdürmesi için bir araca dönüşmüştür. Kapitalist üretim süreci, insana özgü olan çalışma veya insanın özünü oluşturan emeğin kendi yeteneklerini ortaya çıkarmasını engelleyen baskıcı ve zorlayıcı bir içeriğe sahiptir. Kapitalist toplumda zorunlu bir faaliyet olan çalışma, insanın yeteneklerini sınırlandırmakta, sefalet, tükeniş ve umutsuzluğu güçlendirerek insanın kendi varlığının reddine ve kendisine yabancılaşmasına neden olmaktadır. Üretim sürecinde makinanın bir parçası haline gelen emek, neyin ne kadar üretileceğinin bilgisinden yoksundur ve kendi yaratıcı potansiyelini gerçekleştiremez. Kişi sadece çalışma dışında boş zamanlarında ailesi ile birlikte iken kendini özgür hissetmektedir. Yabancılaşmış emek için, emeğin kendi ürünü kendi türünün yaratıcı bir faaliyeti olmaktan çıkmıştır. Başka bir deyişle, piyasada alınıp satılan metalar gibi işçinin emeği de alınıp satılan bir metaya dönüşmüştür.[5]

          Genç Marx için emek; insanın ürettiği ve böylece kendisini nesneden ayırdığı en önemli bir beşeri süreçti. İnsan kendi ürettiği nesneleri tüketerek bu ayrımı reddediyor ve nesne ile özneyi tekrar birleştiriyordu. Özne ile nesne arasındaki Hegelci ayrılık ve bütünleşmeye yönelik çaba üretim ve tüketimin iktisadi çevrilmiş; üretilen her şeyi tüketerek hayatı yaratan ve onu destekleyen metabolizmanın fizyolojik süreci olarak anlaşılmıştır. Bu süreç, üretimin tüketim tarafından tamamıyla yok edilmediği zaman engellenir. Bu engellemeye sermaye ve ürünün bir bölümüne sermaye birikimi ve kendi zenginliği için el koyan kapitalist neden olur. Üretimin eşit olmayan bölüşümü, sömürmenin neden olduğu yoksunluk metabolik düzeni bozar. Ama özel mülkiyet ortada yokken, emeğin ürününün tüketim sayesinde kişisel olarak kullana bileceği, özgürlük dönemi vardı. Özel mülkiyetten önce birey ürününü serbestçe kullanabilirdi ve tüketebilirdi. Özel mülkiyet ve işbölümü bu özgürlüğü yok ederek yabancılaşmaya yol açtı. En sonunda sınıfsız bir toplumda üretim araçlarının kolektif mülkiyeti yabancılaşmayı ortadan kaldırır ve insan, emeğinin ürünleriyle yeniden özdeşleşir.[6]

            İlk dönem yapıtlarında yukarıda da gördüğümüz gibi Marx; yabancılaşmanın nedenini işbölümünde ve uzmanlaşmada görmüştür. Bunlar, insanın bütünlüğünü tehlikeye sokuyor ve onu tüm potansiyellerini gerçekleştirmekten   alıkoyuyordu. Marx’a göre ‘‘komünist toplumda kimse dar bir şekilde belirlenmiş etkinlikler içinde değildir. Herkes   kendini herhangi bir etkinlik içinde geliştirebilir. Yalnızca   toplum genel üretimi düzenler. Benim bir şeyi bugün, başka bir uğraşı yarın yapmamı olanaklı kılar; sabah avlanmamı, öğleden sonra balık tutmamı, akşam sığır beslememi ve yemekten sonra da bir eleştirmen olmamı sağlar. Avcı, balıkçı, çoban veya eleştirmen olmadan şu anda yapmak istediklerimi gerçekleştirebilirim.’’ Bu alıntıda yabancılaşma konusu açıkça sezilebilir. İnsan hayatının ve varoluşunun hedefi bütün kişiliğin ve potansiyellerin gerçekleştirilmesidir. Bu sanayi toplumunda gerçekleşebilenden daha fazla potansiyele sahip bir kişiliğin olduğunu belirtiyor. Marx, Hegel gibi çok yönlü bir yaratıcılığı insanın kendini bütünüyle gerçekleştirebilmesinin en önemli bir aracı olarak görür bu çok yönlü Rönesans insanın sanayi toplumunda da var olmasını istemektir.[7]      

            Marx’ın daha sonraki yapıtlarında yabancılaşma iş bölümüne ve işçinin ürününden ayrılmasına bağlanırken daha sonra sömürülmeye dönüştü, işçi ürünün fiyatının ancak bir bölümünü alabiliyordu. Ama yabancılaşmanın ve bastırılmanın temel modelinin, gerek Hegelci çerçevede gerek klasik iktisatçıların dilinde ifade edilişi aynıydı; bütün onun parçalarından bir tanesine indirgenmişti, bunu izleyen yabancılaşma ve parçalanma benzer biçimde tanımlanmıştı.[8]
 
            Son olarak; Marx’a göre yabancılaşmanın ortadan kaldırılması, kapitalizmin ve tüm sınıflı toplumların, özel mülkiyetin, işbölümünün ve dinin ortadan kaldırılması ve üretim biçiminin değişmesiyle mümkündür. Bu da ancak komünist toplum evresine ulaşmakla gerçekleşecektir. Komünist toplumun yaratılmasıyla yabancılaşma sona erecek ve insan kendi seçimleri doğrultusunda istediği üretken faaliyetleri ortaya koyabilecektir. Komünist toplumda herkes hoşuna giden faaliyet dalında kendisini geliştirme imkanına kavuşacaktır.[9]

Sümeyye Bozkurt

[1] Karl Marx, Yabancılaşma, çev. Barışta Erdost, sol yay, Ankara 2010, s.9.


[2] Age, s.10-11.


[3] Ömer   Osmanoğlu, “Yabancılaşma Üzerine ”, Sosyoloji Notları 3 Aylık Yaygın Sosyoloji Dergisi, İdeal Kopy, Ankara 2008, s.13-16.


[4] Klasik Sosyoloji   Tarihi, Anadolu Ünv. Yay, Eskişehir 2011, s.67-68.


[5] Age, s.68-69.


[6] Walter A.Weisskopt, Yabancılaşma ve İktisat, çev.Kenan Erçel(B), Anahtar Kitaplar Yay, İstanbul   1996, s.58-59.


[7] Age, s.57.


[8] Age, s.59.


[9] Ömer   Osmanoğlu, “Yabancılaşma Üzerine ”, Sosyoloji Notları 3 Aylık Yaygın Sosyoloji Dergisi, İdeal Kopy, Ankara 2008, s.16





Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
hakkı
[ ]
Üye Silindi
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi:
İleti Sayısı: 0
Konum: Gizli
Durum: üye silinmiş
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: hakkı
Cevap Tarihi: 16.10.2015- 08:41


Bu gün yabancılaşma Marx ın insanı anlattığı dönemden daha çok baskındır.
Marx ın zamanında insan ürettiği ile birleşikti makinanın parçası idi şu an çalıştığı şirketin parçası borcu olduğu bankanın parçası giydiği ayakkabının parçası bindiği otomobilin parçası

Dolayısıyla yaşadığı düzenin bir parçası. İşçi işçi olduğunun farkında değil ne zaman işten atıldı veya bir kaza sonucu terk edildi ancak o zaman fark ediyor kendinin bulunduğu yeri.

Her kes yabancı düşünün beline bombayı sarıp toplumda kendini patlatanı bu her şeye yabancı kendi vücuduna bile yabancı.

İnsanı yabancılaştıran sadece din değil bütün ekonomik faaliyetler insanı yabancılaştırır yabancılaşma sadece üretim faaliyetinde yok tüketimde de yabancılaşma var.
İnsan ihtiyacına göre tüketmiyor görüntü ve öğünmek için marka giyiyor pahalı olduğu halde İnsan gelirini hesaplamadan uzun yıllar alacak borçlanmaya giriyor her gün devlete sövdüğü halde KPSS çalışır devletin parçası olmak istiyor.

İnsan bir dönüm toprağı yokken vatan perver oluyor milli ekonomiden ancak çalışırsa pay aldığı halde milliyetçi oluyor.

Artık yabancılaşma insanın kemiklerine işledi.
Dünya insanı   her şeye yabancı Şehit olmak sonunda ölmek olduğu halde feda eylemcileri baş gösteriyor
Bu yaşadığı topraklarda hiç önemsenmediği halde o topraklar için ölüme gönüllü gidiyor. Şehitlik makamı din e has bir olay olmasına rahmen devrimcilerde bu makamı seçiyor
Yabancılaşma artık yaşam biçiminin en önemli barçası oldu. Bu sol örgüt yapılarında da var

Kurtulmak mümkünmü belki ama kafalar değişmeden mümkün değil.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
spartakus
[ .... ]

Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 23.11.2013
İleti Sayısı: 624
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: spartakus
Cevap Tarihi: 20.02.2016- 22:08


Marksist Teoride ‘Yabancılaşma’ nedir?

Resim Ekleme

Karl Marks, 1844 Ekonomik ve Felsefi Elyazmaları adlı eseriyle birlikte, kapitalist üretim tarzının işçileri sömürme sürecini ana hatlarıyla özetlemiştir. Bu olguya, işçilerin varını yoğunu ortaya koyup karşılığında ise neredeyse hiçbir kazanım elde edememesini hesaba katarak, yabancılaşma ismini vermiştir. Marks, kapitalist düzende işçilerin üç sekilde yabacılaştırıldığını söylemiştir: kendi işine (üretim sürecine) yabancılaşması, kendi emeğiyle ürettiklerine yabancılaşması, doğaya ve insanlığa yabancılaşması…

Kendi işine yabancılaşma


İşçi sınıfı için emeğin anlamı, hayatta kalabilmek için bir araç olmaktan öteye gidemez. Yani işçiler için, yaptıkları iş uğruna verdikleri emek onları ne tam anlamıyla eğitebilir ne de zenginleştirebilir. Marks bu sürece, ”hayatiyetin feda edilmesi” adını vermektedir. Bu demek oluyor ki, neredeyse bütün işçiler, işini sevdiği için değil gerçekten zorunda kaldığı için yapmaktadır. Sabahın köründen akşama kadar süren işinden memnun olup uygun miktarda kazandığını söyleyen pek az sayıda mavi yakalı veya beyaz yakalı işçiye rastlayabilirsiniz. Her işçinin zamanı, enerjisi ve zihni özel mülkiyet sahibi sermayecilerin yapacağı kârlara yoğunlaştırılmış durumdadır.

Marks’ın da dediği gibi, kapitalizmde ”Üretmeyen (yani sermaye sınıfı), üretimi ve ürünü kontrolünde bulundurmaktadır.

Örneğin bir restorandaki garson ekibi, mekânın kâr edebilmesi için neredeyse bütün enerjisini feda etmektedir. Haftada ortalama 40 ila 60 saatlerini restorana ayırırlar. Yani, aileleriyle geçirebilecekleri veya eğlenip rahatlayabilecekleri zamanın çoğunu restoranda çalışarak geçirirler. Çünkü yaşamlarını sürdürebilmek için paraya ihtiyaçları vardır ve çalışmak kaçınılmazdır. Her ayın veya haftanın sonunda aldıkları üç kuruş maaş ise, aç gözlü ev sahipleri, süpermarketler ve mağazalar gibi asalaklar tarafından hunharca sömürülmektedir. Bütün bunların ardından işçilerin kendisine kalan miktarı, az çok tahmin edebiliyorsunuzdur.

Kendi ürettiklerine yabancılaşma

Kapitalizm adı verilen sömürü düzeninde, işçi sınıfı sürekli üretim halindedir, ancak ürettikleri eşyalar ve sundukları hizmet yalnızca sermayeci mülk sahiplerine aittir. Kemik ağrıları, baş ağrıları, terlemeler, zihinsel zorluklar, yaralanmalar, stres… Hepsi, başkasının kâr etmesini sağlayan malların ve eşyaların üretimi içindir. İşçilerin, ürettikleri üzerinde bir hakimiyeti yoktur; onlar üretimi yapar ve sonra da, ürettiklerine yabancılaşır.

Marks, bu gerçek hakkında şunları söylemiştir:

”İşçilerin mevcut durumu, kendileri için adeta bir eziyet iken, kapitalistler için keyif ve neşe kaynağıdır. […] Mevcut düzende işçinin sefaleti, ürettiklerinin boyutu ve kudretiyle ters orantı içerisindedir.”

Yani özel mülkiyet sahipleri, işçilerinin yıprandığı derecede zenginleşir. İşçi ne kadar hızlı temizlik yaparsa veya yemeği pişirirse (yani, işini ne kadar kısa sürede hallederse), kapitalist o kadar fazla kâr edecektir. Örneğin yoğun bir şehir lokantasında mutfak işçileri, asgari ücretten düşük bir maaşla yaşamını devam ettirmelerine karşın, işleri gereği, 20 dolardan başlayan yemek tabakları hazırlamaktadırlar. (Aldıkları maaşla, tabağı 20 dolar olan yemekle beslenmeleri sadece bir hayaldir.) İşçiler emeklerinin karşılığında üç kuruş maaş alırken, özel mülkiyet sahipleri onların emekleri üzerinden, adeta bir parazit gibi, kârlarını artırmaya devam etmektedir. Ve bu durum, kapitalist sömürü düzeninin temel niteliğidir.

Doğaya ve insanlığa yabancılaşma

Marks’ın bahsettiği üçüncü yabancılaşma şekli, aralarında en karmaşık ve yaygın olanıdır: işçilerin toplumsal çevrelerine yabancılaşması.

Gün boyu ağır şartlar altında çalışarak yaşam mücadelesi vermekten fazlasıyla yorulup tükenen insanların yalıtılmış hissetmesi oldukça kolaydır. Kapitalizm, işçileri, işlemekte olan bir mekanizmanın parçaları haline getirir; makineleştirir.

Kapitalizmin aygıtları, birçok işçinin toplumda daha iyi bir mevkiye erişmek ve kendilerine zulmeden kapitalistlere (fikren ve fiziksel olarak) benzemek istemelerine sebep olabilir. Buna Marksist teoride ”yanlış bilinçlilik” adı verilmektedir. Gerçek şu ki, işçilerin çok büyük bir çoğunluğu asla kapitalist veya zengin falan olamayacaktır. Bunun için ne kadar çok çalışırlarsa çalışsınlar, pek çoğu zar zor geçinmeye devam edecektir.

Yabancılaşma, kapitalist düzenin bir gerçekliğidir. İşçiler birlik olup mücadele edince durum elbette değişmektedir. Kendilerini sömüren bir toplumda bölük pörçük bireyler olarak yaşamaktansa, ortak bir güç olarak bir araya gelebilirler. İşçiler birlikte mücadele ettikçe, onları birbirlerine yabancılaştırmayan yeni bir bağ keşfederler. Bu bağ, mevcut toplumsal düzene karşı verilen kavgada ortaya çıkmaktadır.

Bu bağ, yanlış bilinçliliği sınıf bilincine dönüştürebilecek olan anti-kapitalist mücadelede saklıdır. Sınıf bilinci, mücadelenin bir ürünüdür. Ruhsal ya da metafiziksel değil, gerçek bir şeydir bu. İnsanlar zulmü rüzgârlara savurmak için birlikte harekete geçtiğinde ortaya çıkacaktır. Çünkü, o zaman artık kendi kafasına göre takılan bireyler değillerdir; devrimci değişim için başlatılan ortak ve güçlü bir hareketin parçası haline gelmişlerdir.

Sınıf bilinci, yoğun sınıf savaşımlarının baş gösterdiği dönemlerde gelişmeye başlar. Ancak asla unutulmamalıdır ki, devrimci sınıf bilinci, kitlesel başarıya ulaşmış bir komünist partinin müdahalesi olmaksızın işçi sınıfına taşınamayacaktır.

İşçi sınıfının karşı karşıya kalacağı (yabancılaşma gibi) temel zorlukları aşmanın yegâne yolu, siyasi iktidara giden yolda sınıfın sesinin yükseltilmesidir. Bu sürece ise, sosyalist devrim adını vermekteyiz.

http://komunos.org/marksist-teoride-yabancilasma-nedir.html



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.029
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

44 kere teşekkür edildi.
33 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 01.05.2021- 09:48


Yabancılaşma - Aydemir Güler

Marx’ın yabancılaşma kavramı kapitalizmin akla gelebilecek her şeyi alınıp satılır bir mala dönüştürmesini temel alır. İnsan kendi emeğinin ürünüyle, hatta kendisine ait soyut veya somut, sosyal veya bireysel her bir unsurla mesafelenir. Artık söz konusu olan, kişinin barınmasına, doymasına, mutlu olmasına, doğal veya insani diyebileceğimiz herhangi bir işlevin yerine getirilmesine yarayan bir şey değil, sadece değişim değeri olan bir metadır. Uygun bedelle sevgiden de vaz geçebilirsiniz, böbreğinizden de! Harcadığınız emek gücüyle ilaç mı yoksa zehir mi üretildiğinin önemi yoktur. Her şey metadır. Meta fetiştir. Kapitalizmde yabancılaşma meta fetişizmidir.

https://sol.org.tr/yazar/yabancilasma-31236



Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Karl Marks melnur 0 758 05.05.2020- 10:38
Konu Klasör Karl Marks proleter 2 3669 05.05.2021- 00:43
Konu Klasör Genç Karl Marks! melnur 1 2784 17.06.2017- 06:36
Konu Klasör Karl Marks aşılabilir mi? solcu 5 3462 23.11.2014- 23:42
Konu Klasör Karl Marx 196 yaşında! ilkay 1 4102 05.05.2014- 13:52
Etiketler   KARL,   MARXIN,   YABANCILAŞMA,   TEORİSİ
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS