SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
Anti-emperyalizm ve milliyetçilik           (gösterim sayısı: 1.207)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 10.121
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

35 kere teşekkür etti.
49 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 17.05.2021- 00:39


Anti-emperyalizm ve milliyetçilik-I - MERDAN YANARDAĞ

Sol Parti’nin Deniz’lerin idam yıldönümü vesilesiyle başlattığı, ama basit bir yıl dönümü anmasının çok ötesine geçen önemli bir etkinlik olarak gördüğüm “Tam Bağımsız Türkiye için Bağımsızlık Konferansı” çerçevesinde davet edilen konuşmacılardan biri de bendim. Bu konferans iki bakımdan önemlidir. Birincisi; devrimci ve sosyalist hareketin liberalizmin bozucu etkisiyle anti-emperyalist niteliğinin silikleştiği bir dönemin ardından yapılmasıdır. İkincisi ise; kendi devrimci referans alanlarına dönüş ve ideolojik-politik kimliğinin belirleyici köşe taşlarından birinin yeniden üretilmesi girişimidir. En azından etkinliği ben böyle değerlendiriyorum.

Bu nedenle, değerli arkadaşımız Barış İnce’nin konferans sırasında sorduğu soruları yanıtlarken söylediklerimi, bu haftaki yazımda farklı boyutlarıyla kez daha ele alıp kayıtlara geçirmek istedim. Daha önce de çeşitli çalışmalarımda üzerinde önemle durduğum bu konuyu, yani solun anti-emperyalizm konusundaki tutumu sorunsalını; yurtseverlik, ulusalcılık ve milliyetçilik kavramları bağlamında ele almanın iyi olacağını düşünüyorum. Çünkü bu kavramlar üzerinden solda büyük zihin kirlenmesi yaratıldı.

Bugün yurtseverlik, ulusalcılık ve milliyetçilik gibi birbirinden farklı anlamlara ve oyluma sahip kavramlar uzunca süre liberaller tarafından hem bir akım hem de bir politik tutum olarak bir ve aynı anlamda ele alındı. Oysa ulusalcılık, milliyetçilik sözcüğünün Türkçesi olmanın ötesinde bir anlamla yüklüydü. Görece yeni bir kavram olmasına karşın –konuyu aşağıda açacağım- ulusalcılık, milliyetçilik ile bir aynı şey sayıldı. Dahası anti-emperyalizm kavramı ve tutumu ile kasıtlı olarak karıştırıldı.

Bu sadece "cehaletle" açıklanamayacak basit bir tutum değil. Çünkü son 15-20 yıldır durum öyle bir hal aldı ki, emperyalizme karşı olmak, liberaller ve liberalizmin etkisi altındaki sol çevreler tarafından adeta "ayıp" sayıldı. Öyle ki sol ve devrimci bir kavram olan “yurtseverlik” de neredeyse milliyetçilikle eşitlendi. Bu yaklaşımın küreselleşmecilik, Antonio Negrici “sol küreselleşmecilik”, postmodernist gericilikle yakın bir ilgisinin olduğu açıktır. Esas olarak liberalizmin sosyalist harekette yol açtığı yıkıcı etkiyle ortaya çıktığını saptamak lazımdır.

Şimdi milliyetçilik, ulusalcılık ve yurtseverlik kavramları üzerinden bağımsızlıkçılık ve anti-emperyalist tutumu irdeleyelim.

Kurucu milliyetçilik

Türkiye'nin modern tarihinde bir ideolojik akım ve bir siyasal hareket olarak milliyetçiliğin izi sürüldüğünde bile, birbirinden hayli farklı akımlarla karşılaşılır. Bu farklı milliyetçilik anlayışlarının hem birbiriyle örtüşen ortak alanları hem de bir birinden uzaklaşan farklı uçları vardır. Şimdi öncelikle bu farklı milliyetçilik ekollerine güncellikle ilişkilendirerek biraz daha yakından bakalım.

Bir cumhuriyet ideolojisi şeklinde gelişen batıcı Türk milliyetçiliği, "200 yıllık geri kalmışlık" kompleksinin (aşağılık duygusunun) aşıldığı iddiasına dayanır. Bu zihniyet dünyası, Batılı olmayı çağdaşlaşma ve ilerleme olarak anlamakta, dolayısıyla milliyetçiliği yerel ölçeklerin üzerine çıkarak evrensel düzeyde yeniden kurmaya çalışmaktadır. Batılı bir eğitimden geçmiş, görece modern bir estetik anlayışına sahip ilk kuşak, cumhuriyetçi seçkinlerin temsil ettiği bu orta ve üst sınıf kültürüdür.

Ancak bu orta ve üst sınıf kültüründe, kapitalistleşme sürecinin derinleşmesiyle paradoksal olarak (özellikle 1980'lerden itibaren) gelişen siyasal gericilik, derin bir çözülmeye yol açtı.

Yeni burjuvalaşan kesimler, taşra sermayesinin yükselmesi ve bir ara tabakanın oluşması, sınıflar arasındaki kültürel geçişkenliği de beraberinde getirdi. Bu ara tabaka, yeni sınıfsal konumuna uygun olarak bir yandan Batı kültürüyle buluşmaya çalışmakta, ama diğer yandan da taşraya ait değer yargılarından, zevklerinden ve davranış kalıplarından da kopamıyordu. Taşra sadece siyasal olarak değil, kültürel olarak da kuşatıcı bir karakter kazanıyordu. Ve fakat bu kuşatma sürecinde kendisi de dönüşüme uğrayacaktı.

Cumhuriyetin en önemli kurucu ilkelerinden biri olan kurucu milliyetçilik, modernist ve batıcı bir karaktere sahiptir. Daha çok kültürel ve hukuki bir içerikle tanımlanmaya çalışılan bu milliyetçilik, Kemalist modernleşme projesinin taşıyıcı kavramlarından biridir. Kemalist milliyetçilik bu özelliğiyle vatandaşlık hukukunu ve vatan bağını esas alan Fransız (Batı tipi ulusçuluk) ekolüne yakındır. Ancak Kemalist milliyetçilik diğer ucuyla da Anadolucu bir Türkçülüğe, soy ve köken birliği arayışına açılır ve bu yanıyla da Alman (Doğu tipi ulusçuluk) milliyetçiliği ekolüne yaklaşır. Ancak, son çözümlemede ulus kurucu, seküler ve bu özelliğiyle –bütün eksikliklerine karşın- burjuva demokratik bir karaktere sahiptir.

Resmi milliyetçilik, bu iki ekol arasında bir sentez oluşturmaktan çok, eklektik bir yapıya sahiptir. Bu nedenle sol yorumları bulunduğu gibi, ırkçı-faşist açılımlara da yol veren bir yapısı ve kurgusu vardır. Dolayısıyla manevra alanı hayli geniş bir egemen/resmi milliyetçilik anlayışından söz etmek mümkündür. Konjonktürel olarak bu milliyetçilik anlayışı, kimi zaman kültürel bir demokratik milliyetçilikten, soycu ve muhafazakâr bir Türkçülüğe savrulabilmektedir.

Hürriyet Devrimi (1908) ve Cumhuriyetle birlikte hızlanan modernleşme sürecinde sadece etnik temele dayalı bir uluslaşma modeli, kaçınılmaz olarak Türk kökenli olmayan Kürtleri, Çerkezleri vb. dışında bırakacaktı. Bu durumda din bağı dışında başkaca birleştirici bir unsur bulmak mümkün değildi. Bu bir açmazdı. Oysa aydınlanmacı projenin kaçınılmaz sonucu olarak yeni ve kültürel bir Türklük tanımı, Anadolu'yu esas alan, dolayısıyla vatan ve toprak birliğini gözeten bir eksene sahip olmak durumundaydı.

Ancak, cumhuriyet milliyetçiliğinde kültürel bir millet tanımının yanı sıra etnik-soycu bir damar da her zaman etken konumda oldu. Kürt sorununun büyüdüğü dönemlerde resmi milliyetçiliğin Türkçü-etnik yanı öne çıkarıldığı gibi, Kürt sorununun görece geri çekildiği dönemlerde ise kültürel-sosyolojik bir tanıma dönüş eğilimi güçlendi.

Faşist ya da ülkücü milliyetçilik

Ülkücü hareket resmi milliyetçiliğin bu eklektik özelliğinden sonuna kadar yararlandı. Onun etnisist yanını Turancı-Türkçü bir yoruma tabi tutarak uca taşıdı. MHP, Anadolucu ekolden de Pan-Türkçü çizgisiyle ayrılacak ve ırkçı-faşist bir ideolojik hat inşa edecekti. Bu yanıyla ülkücü hareket, 19. Yüzyılın sonunda bir burjuva devrimci akım olarak doğan ve uluslaşma sürecini ateşleyerek tarihsel bakımdan ilerici bir rol oynayan demokratik Türkçülükle ciddi bir bağa sahip olmadı. Var olan zayıf ilişki de zaman içinde silindi.

Otantik Türkçülük uygarlığın evrenselliğini benimseyen, kentli, aydınlanmacı ve kültürel bir millet tanımına yatkın olduğu halde, ülkücü hareket esas olarak taşra/kasaba milliyetçiliği üzerinden yürütülen muhafazakâr ve ırkçı bir yapıya sahip oldu. Bu zemin ülkücü hareketi, ideolojik evriminin belli bir aşamasında İslamcılığa doğru taşıdı. Türkçülükten İslamcılığa doğru yaşanan bu serüven, "Türk-İslam sentezi" de denilen gerici faşist çizgiyi oluşturdu.

Ülkücü hareketin bu ideolojik dokusu, Türkiye’nin NATO’ya üye olmasından sonra Amerikancı ve işbirlikçi bir karakter de kazanmaya başladı. Özellikle, NATO’ya bağlı Kontrgerilla örgütlenmesinin sokaktaki operasyon aygıtı olarak MHP’nin şekillendirilmesi, ülkücü hareketin ideolojik-politik yapılanmasını da belirledi. Bu çizgiye “Soğuk Savaş milliyetçiliği” diyebiliriz.

MHP milliyetçiliği ya da ülkücülük bir Soğuk Savaş milliyetçiliğiydi. Soğuk Savaş, sadece MHP milliyetçiliğini değil, devlet milliyetçiliğini de etkisini altına aldı ve dönüştürdü. Batıcı, seküler, aydınlanmacı cumhuriyet milliyetçiliği yerini anti-komünist gerici milliyetçiliğine bıraktı. Sol ve sosyalizm düşmanlığı milliyetçilik ile dinci gericilik arasındaki ilişkiyi ve ortak zeminleri daha da güçlendiren bir etki yarattı.

Dolayısıyla Türkiye'de birer soğuk Savaş ürünü ve gücü olan siyasal İslamcılık ve aktüel milliyetçiliğin kaynakları aynıdır. Dolayısıyla Türkiye'de milliyetçilik, muhafazakâr, hatta gerici bir karaktere sahiptir. Sağcılıktır, etnik temele vurgu yapar, ayrıştırıcı ve dışlayıcıdır. Farklı yorumları olsa da, yüzyılın başlarındaki uluslaşma döneminin ilerici ve demokratik Türkçülüğünden farklı olarak, aydınlanmacı ve modernist değildir.

https://www.birgun.net/haber/anti-emperyalizm-ve-milliyetcilik-i-344086



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 10.121
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

49 kere teşekkür edildi.
35 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 17.05.2021- 00:41


Antiemperyalizm ve milliyetçilik-II - MERDAN YANARDAĞ

Antiemperyalist olmak, küresel kapitalizme karşı bir ülke halkının tamamının dinine, ırkına, mezhebine bakmaksızın hakkını savunmaktır. Emekçilerin ayaklarını bastıkları topraklara ait tüm kültürel değerleri içermelidir. Aydınlanmadan, laiklikten yana olmaktır.

Geçen hafta ilk bölümü yayımlanan ve esas olarak uluslaşma modelleri ile milliyetçilik akımını Türkiye bağlamında incelediğim yazımın bu ikinci ve son bölümünde, “ulusalcılık” kavramını tartışarak, “yurtseverlik” anlayışının neden farklı olduğunu irdeleyeceğim

Son 20 yıldır Türkiye’nin siyaset diline giren “ulusalcılık” kavramı, aslında sınırları net şekilde çizilemeyen, genel ve soyut bir niteleme olmanın ötesine geçemedi. Daha da önemlisi, gericiler ve liberaller tarafından olur olmaz kişi ve çevreleri suçlamak için sıkça kullanılan bir kavram olmasına karşın, üzerinde doğru-dürüst çalışma da yapılmadı.

Genellikle sözlük anlamından yola çıkarak ulusalcılık ile milliyetçiliğin aynı şey olduğu söylendi. İlk bakışta doğru gibi görünse de biri Farsça diğeri Türkçe olan bu iki kavram gerçekte çok farklı bir anlam yüküne sahiptir. Çünkü siyasal ve felsefi oylumu olan bazı kavramlar her zaman düz bir çeviriyle karşılanamaz. Özellikle siyasal kavramlar, tarihsel ve toplumsal koşulların ürünüdür. Ulusalcılık da böyle kavramlar arasındadır. Bu nedenle olsa gerek, MHP başından itibaren ‘ulusalcılık’ kavramına itiraz etti.

Ancak liberaller ve dinciler, milliyetçilik ile ulusalcılığı her zaman bir ve aynı anlamda kullandı. Oysa bu yaklaşım gerçeği ifade etmiyordu. Çünkü kendilerini “ulusalcı” diye tanımlayan kesimlerin gerici /muhafazakâr Soğuk Savaş milliyetçiliği ile aralarına mesafe koymak ve bu kesimlerden ayrı durmak istedikleri anlaşılıyordu. Ulusalcılık kavramını kullananlar ya da bu sıfatla anılmaya itiraz etmeyenler, emperyalizme karşı oldukları gibi cumhuriyet devrimlerine bağlı, laiklik ve aydınlanmadan yana olduklarını da ifade etmek istiyorlardı. Şeriata ve İslamcılığa karşı olmak ortak paydalarıydı. MHP’nin temsil ettiği Soğuk Savaş milliyetçiliği ile bir ilgilerinin olmadığını anlatmak için özellikle “ulusalcı” kavramını tercih ediyorlardı.

Ulusalcıların belli bir bütünlükleri, örgütlülükleri, sözcüleri ya da liderlikleri yoktur. Somut olarak “ulusalcılar kimdir” diye sorulsa, buna hemen yanıt vermek zordur. Daha çok, siyasal bir refleks ve kendiliğinden gelişen cumhuriyetçi-modernist bir tepki akımıdır. Önemli bir bölümü kendilerini solda görse de sosyalizmle bir ilgileri yoktur. Bütünlükten uzak ve eklektiktir. Dolayısıyla, ‘sağ’ ve ‘sol’ yorumlara açıktır.

Bu bahiste -bir tür turnusol kağıdı gibi- en önemli ayrım Kürt sorununa yaklaşımda ortaya çıkıyor. Çünkü, ulusalcıların Kürt sorununa bakışları ile hâkim ulus ideolojisi ve milliyetçiliği hemen hemen örtüşüyor. Dolayısıyla ulusalcıların antiemperyalizmi de sınırlı bir politik tutuma işaret ediyor. Bu, antikapitalist olmayan bir emperyalizm karşıtlığı oluyor.

SOL ARADAN ÇEKİLİNCE

Emperyalizmin, popüler dilde “küreselleşme” de denilen yeni aşamasında, neredeyse her ayrı etnik gruba, her farklı dile ve lehçeye, her farklı kültüre, uluslaşma kapasitesine sahip olup olmadığına bakılmaksızın ayrı devlet kurdurma girişimine tanık olduk. Bu durum, liberalizmin etkisi ve büyük bir yanılsama ile çok kültürlülük, özgürlükçülük, hatta “ulusların kendi kaderini tayin etme hakkı” diye yorumlandı. Oysa emperyalizmin yeni aşamasında, sermayenin küresel planda serbest dolaşımının önündeki siyasal, kültürel, fiziksel ve ideolojik engelleri kaldırma stratejisi izleniyordu. Bu yönelime uygun olarak güçlü ulus devletleri parçalayarak daha küçük, transparan sınırlara sahip, güçsüz ve denetlenebilir siyasal birimler oluşturmak isteniyordu.

Öyle ki Yugoslavya, Avrupa’nın ortasında 10 yılda 7 parçaya bölündü. Küçük yeni devletler, Amerikan ve AB bayrakları sallanarak “bağımsızlık” kutlandı. Balkanlar, Kafkaslar, Ortadoğu ve Doğu Avrupa kana bulandı. Dünyanın güneyi parçalanıp ufalanırken, kuzeyin kapitalist merkez ülkeleri ise sınırlarındaki dikenli telleri daha da yükseltiyordu. ABD-Meksika sınırına bildiğiniz anlamda duvar örülmeye bile başladı.

Sovyetler Birliği ve sosyalist blokun dağılmasından sonra, sadece sosyalizmin değil, genel olarak solun da güçlü ve çekici bir alternatif olmaktan -bir süreliğine de olsa- çıktığı bir dünyada, bu boşluğun başka / yerel akımlar ve ideolojiler doldurulması kaçınılmazdı. Emperyalizmin bu yönelimine ilk tepki, ulusalcı ya da milliyetçi motiflerle ortaya çıktı. İkinci tepki ise kapitalizm öncesi ideolojilere yaslanan dinci hareketler kanalıydı.

Kilisenin görece muhalif bir geleneğinin bulunduğu, toplumun genel olarak sekülerleşmiş olduğu Latin Amerika ülkelerde daha çok laik karakterli “ulusalcı” akımlar güçlenirken; aydınlanma ve modernleşme geleneğinin çok zayıf olduğu, kendi ortaçağını aşamamış Müslüman ülkelerde ise solun bıraktığı boşluk siyasal İslamcı akımların güçlenmesiyle doldurulacaktı.

Bu durum, Türkiye gibi hem Müslüman hem de ciddi bir aydınlanma ve modernleşme geleneği bulunan ülkelerde ise, her iki akımın da gelişmesine ve bir biriyle çatışmasına yol açtı. Bu mücadeleyi, liberaller ve sol liberallerin ahmakça desteği, hatta ihaneti sonucu, şimdilik İslamcı hareket kazanmış görünüyor.

YURTSEVERLİK VE SOL

Sosyalist harekette önsel olarak doğru olduğu kabul edilen bir denklem vardır. Bu kalıp; “tutarlı bir antiemperyalist olmak için önce tutarlı bir antikapitalist olmak gerekir” diye ifade edilir. Bu yaklaşım doğrudur. Ancak bu denklemin tersi de doğrudur. Çünkü günümüzde tutarlı bir anti-kapitalist olmak için de tutarlı bir anti-emperyalist olmak gereklidir. Mahir Çayan’ın Marksist literatüre en önemli katkılarından biri olduğunu düşündüğüm, “Çağımızda emperyalizmin bir iç olgu haline geldiği” tespitini anımsarsak; emperyalizmi önemsizleştiren, antiemperyalist mücadeleleri “milliyetçilik” diye küçümseyen ya da lekelemeye kalkan liberal yaklaşımlarla, tutarlı bir sınıf mücadelesinin yürütülmesi imkansızdır.

Çağımızda, emperyalizmden bağımsız ulusal bir kapitalizm yoktur. Yani deyim uygunsa, artık “tek ülkede kapitalizm” mümkün değildir. Ancak bu durum emperyal anavatanların önemsizleştiği bir çağda yaşadığımız anlamına da gelmez. Dolayısıyla küresel kapitalizmin yurtsuzlaştığı iddiası doğru değildir. Lenin, ‘Emperyalizm’ kitabında, kapitalizmin işleyiş yasaları ve dinamiği gereği dünyanın tek bir tekele doğru gittiğini, ama bunun bir dizi siyasal, ulusal, kültürel vb engele takıldığı ve takılacağı için hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini belirtir.

ANTİEMPERYALİST OLMAK

Bu nedenle Antonio Negri ve Michael Hardt’ın ‘İmparatorluk’ kitabında ve bir dizi makalede ortaya attığı “sol küreselleşmeci” tezleri, üzerinden henüz 10 yıl bile geçmeden yaşam tarafından yanlışlanmış ve çökmüştü. Negri ve Hardt’ın emperyalizmi iptal eden “imparatorluk” tezleri ile sınıf mücadelesini ve işçi sınıfını silikleştiren “çokluk” teorileri, fantastik bir zihin egzersizi olmanın ötesine geçemedi. Sadece Irak’ın işgali, Suriye ve Libya’ya yapılan saldırılar bile, emperyalizmin yeni aşamasında klasik sömürgecilik yöntemlerine dahi başvurulduğunu ortaya koydu. Bu işgal ve sınır ötesi operasyonlar, emperyalist ülkelerin ulusal orduları, bayrakları ve simgeleriyle yürütülüyordu.

Antiemperyalist olmak, küresel kapitalizme karşı bir ülke halkının tamamının dinine, ırkına, mezhebine ve rengine bakmaksızın hakkını ve hukukunu savunmaktır. Solun ve emekçilerin ayaklarını bastıkları topraklara ait bütün kültürel değerleri çoğulcu ve birleştirici bir anlayışla içermesi demektir. Daha önemlisi aydınlanmadan, laiklikten, bilimden yana olmaktır.

Bu anlamda yurtseverlik yerelci değil, enternasyonalisttir. Yurtseverlik, halkçı /toplumcu bir karaktere sahiptir. Bu özelliği nedeniyle sadece emperyalizme değil, ulusal kapitalizme karşı bir mücadele potansiyeli de taşır. Her yurtsever sosyalist olmasa da her sosyalist yurtseverdir ya da olmalıdır.

https://www.birgun.net/haber/antiemperyalizm-ve-milliyetcilik-ii-344879



Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Yeniden, ulusalcılık ve milliyetçilik konusu... melnur 2 2234 06.05.2019- 18:14
Konu Klasör Milliyetçilik ve dincilik üzerine gösterdiğimiz tepkiler... melnur 1 1516 05.10.2020- 11:06
Konu Klasör 'Kürt düşmanlığı' ve anti-emperyalizm melnur 4 2414 16.12.2021- 09:09
Konu Klasör Anti-emperyalizm yoksa barış da yok! melnur 1 3767 08.10.2014- 21:16
Konu Klasör Üyelik, merkeziyetçilik ve TKP... melnur 3 2911 25.11.2019- 09:06
Etiketler   Anti-emperyalizm,   milliyetçilik
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS