Ana Sayfa  |  Yardım  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Forum Ana Sayfası  »  Güncel Tartışma Konuları
 »  Liberal itiraf: Yanılmışız

Yeni Başlık  Cevap Yaz
Toplam 4 Sayfa:   «ilk   <   1   2   [3]   4   >   son» 
Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.094
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 12.01.2018- 20:44
Alıntı yaparak cevapla  


AYM kararına uymayan ağır ceza mahkemesinin Mehmet Altan ve Şahin Alpay hakkında verdiği ''tutukluluğun devamına'' kararına verdiği tepki böyle: ''Ne hazin, hâlâ unutabiliyorum, bunun adının faşizm olduğunu...''

http://t24.com.tr/yazarlar/hasan-cemal/ne-yazik-hala-unutabiliyorum-bunun-adinin-fasizm-oldugunu,18936

Çok yazıldı, çok söylendi; şimdilerde gerçekten rahatsızlık duyuyorlar mıdır, siyasi iktidarın bu kadar egemen ve despot hale gelmesinde kendilerinin de sorumlulukları olduğu konusunda bir pişmanlıkları var mıdır? Bu liberallerden bazıları hala yaptıkları tarihi hataların farkında değiller. Hala ''biz demokrasiden yanaydık'' gibi bir gerekçeye sığınabiliyorlar. Anlamadıkları ve bir türlü kabullenemedikleri hatanın bu gerici kadrolardan demokrasi, özgürlük çıkmayacağı, çıkamayacağı, egemen ve muktedir hale gelinceye kadar sadece takiyye yapacakları gerçeğiydi. Bu liberal takımının affedilemez hatası buydu. Sadece onlar değil, dönekler vardı bu geminin içinde, bir kısım sözde solcular vardı ve AKP ile burjuva devriminin tamamlanabileceğini bile ileri sürebiliyorlardı. Kürt siyasetçiler vardı, el ele kol kola girmişler Erdoğan AKP'sinin hem kürt sorununu çözeceğini ve hem de ülkeyi askeri vesayetten kurtaracağını iddia ediyorlardı.

Şimdi ne diyorlar; 'ne hazin, hala unutabiliyorum, bunun adının faşizm olduğunu...''

Unuttukları o kadar çok şey var ki!


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.094
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 13.02.2018- 09:45
Alıntı yaparak cevapla  


Kapağı İngiltere'ye atmaya çalışan Murat Belge'nin günah galerisi...

Türkiye'nin AKP-Fethullah Gülen cemaati koalisyonuyla karanlığa mahkum edilmesi sürecine tam destek veren liberal cenahın simge isimlerinden olan Murat Belge, 'risk altındaki akademisyenler' kontenjanından Oxford Üniversitesi'ne 'iltica' etmek için başvurdu. İşte İngiltere'ye kaçmak isteyen Belge'nin günah galerisi...

Resim Ekleme

Kurulduğu 2001'den beri AKP'ye tam boy destek veren, hatta bir süre AKP'nin hayata geçirdiği "çözüm süreci" projesinde "akil adam" olarak görev yapan liberal cenahın simge isimlerinden Murat Belge, Oxford Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olmak için Britanya merkezli Risk Altındaki Akademisyenler Konseyi’ne başvurdu.

Türkiye'nin AKP-Fethullah Gülen cemaati koalisyonuyla yönetildiği yıllarda, bu koalisyona her düzeyde destek veren ve arka çıkan Murat Belge'nin, yaratılmasına katkıda bulunduğu bu "cehennem"den kaçmak istemesi, akademi, basın, yayın çevrelerinde ve sosyal medyada alay konusu oldu.

Halen İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde öğretim üyesi olan Murat Belge, Britanya merkezli Risk Altındaki Akademisyenler Konseyi’ne başvurdu. Belge, Oxford’a gidişi için konseyin mali fonundan ve prosedür desteğinden de faydalanmak istedi.

Belge'nin ilk yararlanacağı mali fon elbette bu değil. Fethullah Gülen cemaatinin Abant toplantılarına katılıyordu. Yıllarca Gülen'in sağ kolu olan Nurettin Veren’in ifadesine göre Abant toplantılarına katılanlara, zarf içinde 2-3 bin dolar verilmekteydi. Belge, bu bilgiyi bugüne dek hiç yalanlamadı.

İşte Murat Belge'nin günah galerisi...

'MEVCUTLAR İÇİNDEKİLERDEN AKP YÖNETSİN'

Belge, AKP'nin kurulduğu 2001'den itibaren bu partiye çeşitli düzeylerden destek verdiğini hiç gizlemedi. AKP-Fethullah Gülen cemaati koalisyonunun zirvede olduğu günlerde, 2008'de Gazeteport'a verdiği demeçte, "Mevcutlar içindekilerden, AKP yönetsin diyorum” demişti. Belge’nin “AKP yönetsin” derken gerekçesi ise evlere şenlikti. Belge’ye göre AKP yönetmeliydi çünkü alternatifi yoktu!

YETMEZ AMA EVETÇİ TAYFANIN ÖNDE GİDENİ...

AKP'ye destek veren akademisyen, yazar, gazeteci, sanatçı güruhunun oluşturduğu "Yetmez Ama Evet" tayfası, 12 Eylül 2010'da referandumda güçlü bir "evet" propagandası yapıyorlar ve AKP-Fethullah Gülen koalisyonundan medet umuyorlardı. Bu güruhun simge isimlerinden biri yine Murat Belge'ydi. "Gerekirse mezardaki ölülere bile evet oyu kullandırın" diyen Fethullah Gülen'le birlikte Murat Belge ve şürekâsı da AKP'ye adeta bir hayat öpücüğü veriyorlardı.

2010 referandumu öncesinde Belge, "AKP bir plebisiter diktatörlük kurmayı planlıyor mu?" diye sormuş ve şöyle cevaplamıştı: “Varolan koşullarda bence bu anlamlı bir soru sayılmaz..., tersine [pakette] demokrasi yönüne ağırlık koyan değişiklikler öngörülmüş."

AKP FAŞİZMİNİN KATLETTİĞİ METİN LOKUMCU'YA 'ERGENEKONCU' DEDİ


2011 seçimleri arifesinde Erdoğan'ın Hopa mitingi öncesinde bölgedeki HES'leri protesto ederken polisin sıktığı tazyikli su ve biber gazıyla katledilen emekli öğretmen Metin Lokumcu'yu hatırlarsınız. Lokumcu'nun cenazesi daha kaldırılmadan, Murat Belge yine kalemi alıp eline, AKP'ye methiye düzüyor ve Lokumcu'yu da "Ergenekoncu" ilan ediyordu. Belge, Lokumcu’nun ölümünü “birilerinin AKP’ye oy kaybettirme çalışmasına” bağlayacak denli şirazesini, izanını ve insafını kaybedecekti.

AKP'NİN "AKİL ADAMI"

AKP'nin adamı Murat Belge, 2013'teki "çözüm süreci" ya da "barış süreci" denilen projede yine sahne alıyor ve 63 akil adamdan biri oluyordu. Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ne giden ekip içinde yer alıyor ve AKP'nin "çözüm süreci"nin bir parçası haline geliyordu.

BELGE GERİ ADIM ATTI MI?


Murat Belge'nin son dönemlerde "kandırıldık" dediğini, sonra çark ederek "kandırılmış değilim" dediği çok yazılıp çizildi. 2015 seçimi öncesinde "Kendimi kandırılmış hissediyorum" diyen Belge, seçimden sonra kaleme aldığı bir yazıda, "Kandırılmış filan değilim" diyordu. Hatta AKP'ye yeniden destek verilebileceğinin sinyalini şu sözlerle veriyordu:

"Şu yakınlarda, yeniden biçimlenen Türkiye’de, siyasi kutuplaşma gitgide 'demokrasi/ demokrasi yokluğu' eksenine doğru kayıyor. Hangi partiyi desteklediğimiz değil, hangi demokratik adımı desteklediğimiz önem kazanıyor. Beğenmediğimiz 'parti' böyle bir adım atabilir, kendi partimiz buna engel çıkarabilir. Bunlar zaten fiilen oluyor, olmakta."

MURAT BELGE GERÇEKTEN PİŞMAN MI?  

Bu sorunun yanıtı: Hayır.

Pişman olmadığı birkaç ay önceki demecinden anlaşılıyor.

İflah olmaz bir AKP'li olan Murat Belge, birkaç ay önce Ahval News'tan Eylem Yılmaz'a verdiği röportajda AKP destekçiliğini çeşitli düzeylerde sürdürüyordu. Belge kelimesi kelimesine şunları söylüyordu:

"Vaktiyle solun savunduklarını, AKP oy potansiyeline sahip ve müslüman bir parti olarak adım adım yapıyor."

Sadece bu deli saçması sözleri bile Belge'nin asla pişman olmadığını kanıtlıyor!

http://haber.sol.org.tr/toplum/kapagi-ingiltereye-atmaya-calisan-murat-belgenin-gunah-galerisi-228258


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.094
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 13.02.2018- 09:47
Alıntı yaparak cevapla  


Murat Belge'nin çevresi ve çevresinin çevresi
Taylan Kara





Her yakın zulmün büyük hisseli yakın ortağı (*)

Çevresi, çevresinin çevresi… Murat Belge, Hopa’da ölen Metin Lokumcu’nun çevresini bu sözlerle Ergenekoncu ilan etmişti.

“Emekli öğretmen Metin Lokumcu’yu Ergenekon’a mı bağladınız?” sorusunu, “Kendisini değil ama onun bir çevresi var, çevresinin çevresi var. Toplumda her şey böyle olur. O kişiyle sınırlı değil” diye yanıtlamıştı. (1)

M. Belge, M. Lokumcu’nun ölümünü “birilerinin AKP’ye oy kaybettirme çalışmasına” bağlayarak 3 Haziran 2011’de köşesinde şunları yazmıştı:

“Türkiye seçime yaklaşırken ben de birkaç günlüğüne Türkiye’den uzaklaştım. Ben yola çıkarken Hopa’da adam öldüğü, bir başkasının ağır yaralandığı haberini okuyordum. Nedir, nedendir, Türkiye’de ‘siyaset’ denince böyle bir şey anlamak gerekir? Ortalık kan revan içinde kalmadıkça siyaset siyaset olmaz? Birileri bununla AKP’ye oy kaybettireceğini umuyor herhalde." (2, 3)

M. Belge, M. Lokumcu’nun ölümünü, “Yalnız Hopa’daki gariban adamın bu kadar heyecanlanacağı bir durum yoktu. Biraz da yapay olarak pompalanan, ucu Ergenekon’a uzanan bir gerginlikti” diye yorumlamıştı.

***

M.BELGE'NİN ÇEVRESİ

M. Lokumcu hakkında, her hangi bir kanıt göstermeye gerek duymaksızın bu suçlamayı getiren M. Belge, “çevresi, çevresinin çevresi” diye tanımladığı şeyi acaba kendisine uygulamış mıydı?

M. Belge’nin “çevresinde, çevresinin çevresinde” acaba kimler vardı?

Bu soruyu yanıtlamak için fazla soyutlama yapmaya ve “çevresinin çevresi”ne gitmeye de gerek yok aslında; Murat Belge boğazına kadar Fethullahçı çete ile, Hrant Dink’in artık afişe olmuş katilleriyle yan yana durmaktaydı. (4, 5)

M. Lokumcu’nun çevresini böyle suçlayan M. Belge, Fethullahçı çetenin (pardon o “hizmet hareketi”ydi di mi!) Abant toplantılarının nadide demirbaşlarından biriydi. Yıllarca Fethullah Gülen'in sağ kolu olan Nurettin Veren’in ifadesine göre Abant toplantılarına katılanlara, zarf içinde 2-3 bin dolar verilmekteydi. (6)

Şimdiye kadar gazeteci Aydın Engin dışında kimse bu ifadeyi yalanlamamıştır. (7)

***

FETHULLAHÇI MI? O DA NE?

M. Belge 2009 yılında konusu “cemaat” olan üç ayrı yazı yazmıştı. Bu üç yazıda cemaat diye andığı tek şey Alevi “cemaati” idi. (8)

Devletin bütün kademelerinin, adı anılmayan ancak herkesin bildiği malum “cemaat”e teslim edildiği bir dönemde,   Alevi "cemaati"nin yüksek yargıda örgütlü olduğunu iddia etmişti. M. Belge’nin 2009 yılında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde cemaat diye gördüğü tek şey Alevilerdi!

Fethullahçılar, devletin her kademesine itina ile yerleştirildiği için, artık “neresi devlet, neresi Fethullah çetesi” ayırt etmek mümkün olmadığından olsa gerek, bu “sevgi pıtırcıklarından” tek bir kelime bile söz etmeme başarısını gösterebilmişti. Bu yazılarında çok önemli bir saptama yapmış olmalı ki malum yazılara hemen aşağıdaki köşe yazarları atıfta bulunmuştu:
•Vakit gazetesinden Ali Karahasanoğlu (9)
•Milli gazeteden Ekrem Kızıltaş (10)
•Zaman gazetesinden Ali Ünal (11)

Kısacası iddia şuydu: “Bu Aleviler yargıda örgütlenip Müslümanları ya da Sünnileri ezmektedir.”

M. Belge, yazıyı şöyle bağlamıştı:

“Ama TSK içinde Suriye’dekine benzer bir Alevi örgütlenmesi var mı? TSK her haliyle kapalı kutu. Birileri, birtakım gözlemler yapıp bu yolu açmış olabilir. Ama bunun olduğunu sanmıyorum. Yüksek Yargı’daki durum var. Alevilik orada örgütlü: kimi düşman, kimi dost olarak gördüğü de kendi açısından açık seçik ortada. Kararları da bunu gösteriyor. Biz aramızda konuşuyoruz, 'Yüksek Yargı' diye. Oysa orada cemaat ilişkileri geçerli. Ve modernleşen Türkiye’den söz ediyoruz." (12)

M. Belge dünyanın en kanlı mezhep savaşlarından birinin arifesinde, “yargıdaki Alevi vesayeti”nden söz etmişti. Hayvanat bahçesine alınacak hayvanların bile Fethullahçı çeteden olması şartının arandığı bir dönemde, bir devletin bütün organlarının kılcallarına kadar tek bir cemaate kapalı gişe sunulduğu bir zaman diliminde, M. Belge’nin aklına Türkiye’de cemaat diye gele gele Alevi “cemaati” gelmekteydi!

M. Belge, kimin nerede ne kadar örgütlendiğini 17-25 Aralık sürecinde ya da 15 Temmuz darbe girişiminden sonra anlamış mıdır acaba?

Acaba M. Belge, bu müthiş öngörüsü hakkında şimdilerde ne düşünmektedir? M. Belge, Fethullahçı çetenin kör kör gözüm parmağıma faaliyetlerine karşı neden bu kadar “aşırı kör” kalmıştı? Yoksa kandırılmış mıydı?

***

AZ ÖNCESİNE KADAR ÇOK İYİYDİ, SONRA TU KAKA OLDU

Kandırılma ya da yanılma M. Belge’nin yabancısı olduğu bir şey değildir.

Yazdığı sayısız yazıyla yıllarca AKP’yi destekleyen M. Belge, sonrasında “Daha önce bizim desteklediğimiz, doğru işler yapan adam uydurma bir Tayyip Erdoğan’mış” diyerek pişmanlığını dile getirir. (13)

Kendi beyanına göre yanılmıştır.

***

M. Belge, 2010 referandumu hakkında ise “Ben de doğrusu kendimi kandırılmış hissediyorum. ‘Elim kırılaydı da oy vermeseydim’ diyecek halim yok. O zamanın şartlarında doğru davrandığımı düşünüyorum" diye yazmıştır. (13)

Biraz pişman mı olmuştur ne!

***

2010 referandumu öncesinde (10.09.2010) M. Belge, "AKP bir plebisiter diktatörlük kurmayı planlıyor mu?" diye sormuş ve şöyle cevaplamıştı:

“Varolan koşullarda bence bu anlamlı bir soru sayılmaz... tersine [pakette] demokrasi yönüne ağırlık koyan değişiklikler öngörülmüş." (14)

Aynı M. Belge, 27 Eylül 2014’te ise “AKP'nin HSYK açıklamaları korkunç, plebisiter diktatörlüğe doğru gidiliyor" diye yazmıştır. (15)

Bunları bir başkası değil Murat Belge yazmıştır. 4 yıl önce kendinden emin ve karşı iddiaları küçümser bir tavırla söylediklerini çok değil 4 yıl 3 hafta sonra aynı sözcükleri kullanarak bizzat kendisi yalanlamıştır.

Öngörüsü bu derece kısa sürede yanlış çıkan M. Belge, bugün dünyanın, “K. Marx’ın 137 yıl önce söylediği gibi” olmadığını söylemektedir! (16)

***

Çözüm sürecinin akil adamı M. Belge, sonrasında ise bu durumuyla ilgili “bizler orada konu mankeniydik” açıklaması yapar. (17).

***

Kendini “bir komünist olarak” tanımlayan M. Belge, 1993 yılında “Tansu Çiller’in danışmanı olma” teklifini de “Böyle bir şey istenirse memnuniyetle yaparım” diye karşılayacak kadar da “geniş gönüllü”dür! (18)

O zamanlar bu bir şaka olarak kalsa da bu hevesini sonradan akil adam olarak gidermiştir.

***

İKTİDARLA İÇ İÇEYİM AMA EB MUHALİF DE BENİM!

M. Lokumcu’nun çevresini, çevresinin çevresini darbecilikle suçlayan “muhalif” M. Belge, iktidarla ve zamanın “paralel iktidarı”yla girebildiği her türlü ilişkinin içindeydi. En küçük bir muhalif duruş gösterenlerin işten atıldığı ve sesinin kesildiği bir dönemde televizyonlarda sayısız program yaptı, gazetelerde sayısız yazı yazdı, Abant Toplantıları dahil sayısız toplantıya davet edildi, saray kahvaltılarında ağırlandı, akil adamlık yaptı.

***

M. Belge’nin işlevini en iyi açıklayan AKP milletvekili Muhsin Kızılkaya olmuştu:

“…ben de kibirli bir sosyalist, devrimciydim. Sonra Birikim Dergisi’nde Ömer Laçiner, Murat Belge’lerin yazdıkları beni çok etkiledi. İslami hareketlere, muhafazakârlara hoşgörüyle yaklaşıp onların memleketi dönüştürebileceğine, vesayetçi rejimi kırabileceğine dair bir inanç gelişmişse bende, tek müsebbibi Birikim Dergisi; Laçiner, İnsel ve Belge’dir." (19)

***

Bu örnekleri uzatabiliriz.
•Bir referandumun demokrasinin önünü açacağını söylüyorsunuz. Çok değil bir kaç yıl sonra bu referandum ülkedeki bütün kurumları tek elde toplamanın yolunu açıyor ve bunu da bizzat kendiniz söylüyorsunuz.
•Bir siyasal hareketin, bir partinin ülkeyi demokratikleştireceğini söylüyorsunuz. 2-3 yıl sonra aynı siyasi partiye karşı diktatörlük suçlaması yapıyor ve sanki bu iktidarın pekişmesinde hiç payınız yokmuş gibi hiç bir utanma belirtisi göstermeden ona karşı açıklamalar yapıyorsunuz.

Bütün bu dönüşleri de “Bizim önyargımız yok iyi yapılan işleri takdir ederiz kötü yapılanları eleştiririz” gibi bir pişkinlikle açıklıyorsunuz.

***

M. Belge’nin son 15 yılda siyasetle ilgili söyledikleri yanlış çıkmıştır. Yanlış çıktığını da bir başkası değil bizzat kendisi söylemiştir. M. Belge kendi söylediklerinin hepsinin sadece bir kaç yıl sonra tam tersini yazmıştır. Dün “demokratik” dediğine ertesi gün “diktatör” demiştir. Dün öve öve bitiremediğini birkaç gün sonra yerin dibine sokmuştur.

***

M. Belge otobüs sürücüsü olsaydı, çoktan ehliyeti elinden alınırdı.

M. Belge komutan olsaydı, emrindeki birliği çoktan esir düşerdi.

M. Belge doktor olsaydı, öldürdüğü hastalar nedeniyle hapse girerdi.

M. Belge müteahhit olsaydı, yaptığı evler yıkıldığı için iflas ederdi.

M. Belge bir gemi kaptanı olsaydı, gemilerinin hepsini batırırdı.

Ancak M. Belge, M. Belge olduğu için Archeproject kapsamında hala topluma siyaset anlatmaktadır! (20)

Samuel Beckett’in meşhur sözünü (**) uyarlayacak olursak M. Belge’nin ilkesi (ilke mi!) şudur:

“Hep konuştun, hepsi yanlış çıktı. Olsun. Gene konuş, gene yanlış çıksın. Daha çok yanlış çıksın, Hiç ama hiç utanma!“

*

Görüşleri bu kadar yanlış, bu kadar kısa süre içinde çürütülen, neredeyse her söylediğinin tam tersi çıkan (bu bir yorum değil bizzat kendi beyanıdır) bir kişinin söyledikleri-yazdıkları nasıl ciddiye alınabilir?

Geçmişinde bunca körlük vakası olan bir kişinin hiçbir şey olmamış gibi hala öngörülerde bulunması, hala entelektüel diye ortalıkta ahkam kesmesi ancak ve ancak utanmazlıktır.

***

CESET YAŞIYOR MU!

Yıl olmuş 2017. Ben Murat Belge hakkında yukarıda yazdıklarımı tekrar tekrar yazmak zorunda kalıyor ve hala topluma yukarıdaki deli saçması görüşleri anlatıp yanlışlığını kanıtlamaya uğraşıyorum. Karşımızda “düşünsel bir ceset” var. Bu yazı ile “cesedin ceset olduğunu”, kalbinin atmadığını, yaşam belirtisi göstermediğini, çoktan çürümüş olduğunu,   yani kısacası “cesedin bir ölü olduğunu” gösteriyorum. Çünkü bu “düşünsel cesedi” bize “normal canlı bir insan” diye tanıtan, yutturmaya çalışanlar var.

2017 yılında sözünü ettiğim bunca olaydan sonra hala M. Belge’nin entelektüel sefaletini kanıtlamak zorunda kalmak ciddi bir zaman yitimidir. Bu ülkede bu tutum hala prim yapıyorsa, yukarıdaki gibi bir düşünce dünyası bu ülkede hala geçer akçe ise, bu bizim büyük beceriksizliğimiz ve hatta suçumuzdur.

Öte yandan ne kadar can sıkıcı olursa olsun, M. Belge’nin sanki hiçbir şey olmamış gibi hala ortalıkta bilirkişi edasıyla dolaşarak fütursuzca ahkam kesme girişimlerinde bunları hatırlatmak da bir görevdir.

***

Sizi hiç unutmayacağız Murat Belge. Bu topluma, bu toplumun aklına, bilincimize verdiğiniz korkunç zararları daima teşhir edeceğiz.

Siz utanana kadar…

Hiç bıkmadan her fırsatta size kendinizi hatırlatacağız. Siz utanana kadar…

taylankara111@gmail.com

(*) Ece Ayhan’ın “Ala ala hey” şiirindeki mısranın özgün hali şudur: “Her yakın zulmün küçük hisseli uzak ortağı”

(**) S. Beckett’in sözünün özgün hali şudur: “Hep denedin hep yenildin. Olsun. Yine dene, yine yenil, daha iyi yenil.”

Kaynaklar:

1. http://www.birgun.net/haber-detay/murat-belge-lokumcu-nun-cevresi-ergene...

2. http://www.soldefter.com/2011/06/04/murat-belge-diye-biri-varmis/

3. http://taraf.com.tr/murat-belge/makale-potsdam-dan.htm

4. http://odatv.com/cemaat-hatirasi-1002131200.html

5. http://haber.sol.org.tr/yazarlar/taylan-kara/hrantin-arkadaslari-grubund...

6. http://www.birgun.net/haber-detay/cemaat-abant-toplantilarina-katilanlar...

7. http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/584526/9_bin_dolari_kim_zimmetin...

8. http://www.kriter.org/index.php?option=com_content&task=view&id=1499&Ite...

9. http://www.habervaktim.com/…banin_adi_ali_onun.html

10. http://www.milligazete.com.tr/…ciplak-mi-145698.htm

11. http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=921451
12. http://www.haksozhaber.net/cemaat-ve-yargi-13475yy.htm

13. http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/395439/Murat_Belge_den_itiraf...

14. http://www.3b-liberal.com/index.php?sid=yazi&id=33407

15. http://t24.com.tr/haber/murat-belge-akpnin-hsyk-aciklamalari-korkunc-ple...

16. http://t24.com.tr/k24/yazi/belge-populizm,1217

17. http://t24.com.tr/haber/murat-belge-2010-referandumunda-evet-diyenler-ka...

18. http://www.gazeteciler.com/haber/belge-ve-altan-kimin-danman-olacakt/189266

19. http://odatv.com/eskiden-sosyalisttim-murat-belge-ve-ahmet-insel-okudukt...

20. https://arkhesiyaset.wordpress.com/



__________________

Bu ileti en son melnur tarafından 13.02.2018- 09:49 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.

Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.094
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 14.02.2018- 06:50
Alıntı yaparak cevapla  


Liberalin son yolculuğu - Orhan Gökdemir


Christopher Caudwell 1907’de doğdu. Eğitim gördüğü Papaz Okulu’nu on altı yaşında terk etti. Bir gazetede üç yıl muhabir olarak çalıştı. Sonra Londra’ya döndü ve bir havacılık yayınları şirketine yazar olarak girdi. Oradaki yazarlığı sırasında devamlı değiştirilebilen bir vites icat etti. Havacılık üzerine ders kitaplarının yanı sıra, polisiye romanlar, şiirler, hikâyeler yayımladı. Daha yirmi beşinde değildi bunları yaparken.

Yirmi yedisinde Marksizm’le tanıştı. Yirmi sekizinde ilk önemli romanı, This My Hand'i yazdı. İngiliz şiiri üzerine kapsamlı bir inceleme olan Yanılsama ve Gerçeklik'i yazmaya girişti sonra. O sırada Komünist Partisi’nin Poplar örgütüne girdi. Bir yandan işçi olarak çalışıyor, bir yandan durmaksızın yazıyordu. Fiziğin Krizi de o günlerin getirisi oldu.

Yirmi dokuzuna bastığında İspanya İç Savaşı patlamıştı. Partinin Poplar örgütü, kısa sürede bir cankurtaran arabası satın alacak kadar para toplamayı başardı. Satın alınan arabayı İspanya’ya götürüp direniş hareketine teslim etmek üzere genç Caudwell’i görevlendirdiler. Caudwell görevi tamamladıktan sonra gönüllü savaşçılardan oluşan Uluslararası Tugay’a katıldı. Makinalı tüfek eğitmeniydi. Yoldaşlarına geri çekilmek için zaman kazandırmak için makinalının başında tek başına direnişe geçti. Faşistler tarafından öldürüldüğünde 30 yaşındaydı.

Caudwell bir komünist olarak yaşadı ve öldü. Kısacık yaşamına sığdırdığı romanları ve havacılık üzerine yazdığı ders kitapları dışında yazdıklarının tamamı ölümünden sonra yayımlandı. Yanılsama ve Gerçeklik ve Ölen Bir Kültür Üzerine İncelemeler Türkçede var. Fiziğin Krizi ne yazık çevrilmiş değil.

Yaşamı ve eserleri Türkiye’de iki kitaba ilham verdi. Biri benim ilk kitabım Ölen Bir İdeoloji Üzerine İncelemeler'dir. Adı Caudwell’in Ölen Bir Kültür Üzerine İncelemeler'ine bir saygı duruşudur. İkincisi Murat Belge’nin Marksist Estetik - Christopher Caudwell Üzerine Bir İnceleme'sidir. Doçentlik tezidir ve Caudwell’e bir reddiyedir. Hayat çoğu zaman işte bu kadar nettir!

***

Weberyan bir terimi ödünç alarak söylüyorum; Murat Belge, Türkiye’deki liberal zihniyetin “ideal tip”idir. Laikliğe ve cumhuriyete düşmandır. Devrimlerden ve devrimcilerden nefret eder. İşçi sınıfı onun için bir karikatürden ibarettir. O bir aydın değil, entelektüeldir. Bilgisini bir aydın gibi değil, bir mühendis gibi kullanmaya çabalar. Ama gelin görün ki, kendisi ve dergisi 1970’li yıllardan beri ülkedeki resmi ideolojinin değirmenine su taşımaktadır. Birikim dergisi, devletin sadece solcuları vurmaya ayarlanmış bir gizli silahı gibidir yayımlanmaya başladığı günden bu yana. Hoşlanmadıkları hemen herkesi jakoben olmakla suçlamalarına karşın gerçek jakobenler onlardır!

Bu dergi 1987’de yayına yeniden başladığında, tuhaf bir şekilde dümeni “Avrupa solu”ndan “İslamcılığa ve milliyetçiliğe” kırmıştı. “İslamcı aydınlar”ı (Nasıl bir şeyse!) dağarcığımıza sokan onlardır. Yazıp çizdikleri şeyler, 12 Eylül generallerinin topluma yedirmeye çalıştığı “Türk-İslam Sentezi”nin sol için ezilip yutulabilir hale getirilmiş versiyonuydu. Bunların yanı sıra ülke tarihinin çarpıtılmış bir versiyonu üzerine geniş bir azınlık mağduriyeti külliyatı geliştirdiler. Kemalistler darbe yapıp, İslamcı, Kürt, Ermeni kim varsa ezip geçmiş, zulüm yapmıştı. Sosyalizm yıkılıp gitmişti, özgürlüğün ideal hali piyasa mekanizmasıydı ve kaynağı Batıydı. Antiemperyalizm çocukluk hastalığı, Aydınlanmacılık bir ham hayalden ibaretti. Yeni dönemin ruhu “özgürlükçülük”, “İslamcılık” “çok kültürlülük”tü.

Bir umacıya dönüştürdükleri Kemalizm nihayetinde yoksul halka ışık götürme çabası, onunla yakınlaşma hissiyatıydı hâlbuki. Küçümsediler ve karaladılar. Cumhuriyet ve laiklik bu halkın başına gelmiş en büyük şansızlıklardan biriydi, öyle yazdılar.

***

Can Dündar dizaynı Cumhuriyet gazetesi, malum, küçük Murat Belge'lerle dolu. Onun gazetenin başına musallat ettiği Nuray Mert’ten uzun uğraşlar sonucu kurtulduk ama başta Aydın Engin ve Ahmet İnsel olmak üzere Cumhuriyet’teki liberal çete hâlâ hükmünü sürdürüyor. Bir ara Murat Belge’ye bile açtılar gazetenin sayfalarını. Yazdı o da hepimizin aklıyla alay eder gibi… Türkiye Cumhuriyeti'nin genel olarak gelenekle arası hoş değildi, çünkü çeşitli nedenlerle Osmanlı geçmişinden uzaklaşmanın iyi olacağına inanılmıştı. Bu tavır, İstanbul Ramazan'larını da sekteye uğratmıştı. Hâlbuki Osmanlı Ramazanları daha hoşgörülüydü. Bu genel dindarlaşma başka her şey gibi hemen siyasetle buluştuğu için bir süredir “oruç tutmayan filanca dövüldü” türünden haberler okuyor veya dinliyorduk. Ölüm olayı bile görülmüştü ki çok fenaydı bu. Hâlbuki Osmanlı'da bambaşka bir özgürlük âlemi hüküm sürmekteydi. Teokratik Osmanlı düzeninde göz önünde oruç yiyeni bekçi alır götürür, falan, olurdu böyle şeyler. İslamcılığı temel siyaset yapmış Abdülhamid zamanıydı netice itibariyle…

Adını Cumhuriyetten alan Cumhuriyet gazetesinde bunları yazma cüreti gösterebilen Belge, yakın zamana kadar AKP'nin önde gelen destekçilerindendi. Cemaatin operasyon gazetesi Taraf yazarı, bugünlere gelmemizin kırılma noktası 12 Eylül referandumunda "evet" kampanyasının şampiyonu, iktidarın "Akil Adam" projesinin aktörü aynı zamanda. Cumhuriyet gazetesini de hedef alan Ergenekon ve Balyoz davalarının şakşakçısı, Cemaatin Abant toplantılarının daimi elemanı. Öldürülen Hopalı öğretmen Metin Lokumcu’ya “Ergenekoncu” demişliği, Taksim’de 1 Mayıs kutlama girişimini "darbe teşebbüsü" saymışlığı, "yargıyı dedeler yönetiyor" diyerek Alevileri hedef göstermişliği var. İçeriksiz, derinliksiz Cumhuriyet ve Kemalizm nefretiyle yoğurup yazdığı kitap, makale, Birikim-Radikal-Taraf yazıları ile solumuzun önemli bir bölümünü zehirledi, komaya soktu. Müthiş bir başarı hikâyesidir!

***

Yıl 2016. Cumhuriyet gazetesi, "Türkiye nereye koşuyor, çıkış nerede?" başlığı ile bir yazı dizisi başlattı ve mikrofonunu “aydınlara” uzattı. Bu isimlerden biri Murat Belge’nin uzatmalı yoldaşı, Birikim dergisi kurucularından liberal “yetmez ama evetçi” Ömer Laçiner’di. "Türkiye tam teşekküllü bir diktatörlüğe doğru koşuyordu” dediğine göre. Oysa aynı Laçiner, 2002 yılında AKP'nin iktidara gelişini "Muhafazakâr demokrat İnkılap 1946-1983 ve sonunda 3 Kasım" manşeti ile Birikim dergisinde kapağına taşımıştı. Hem tam teşekküllü diktatörlük olsa ne olmasa ne? Biliriz, liberaller birer hacıyatmazdır.

“Hiç mi halkın hayrına işleri yok” diye soracaksınız. Olmaz mı? AKP’nin Mehmet Metiner’ini ve HDP’nin Altan Tan’ını, Yasin Aktay’ını üzerimize salanlar bunlar. Bir söyleşide eskiden sosyalist olduğunu, ancak Ahmet İnsel ve Murat Belge okuduktan sonra AKP'li olduğunu söylemişti; Muhsin Kızılkaya onların eseri. “Başdanışman” Cemil Ertem, “hepdanışman” Hilal Kaplan Birikim’in sayfalarında üretilip üzerimize boca edildi. Saymakla bitmez…

Liberal dediğimize bakmayın, durumu karşılayacak başka bir sözcük icat edemediğimizden ödünç alıp kullandığımız bir kavram bu. “Okuryazar mürteciler"dir sözünü ettiğimiz. Ülkede düzeni ayakta tutmak için zorunlu olan karşı devrim örgütlenmesinin gönüllü ideologlarıdır. Düzenin solu kirletme, ahlakını ve aklını bozma ajanlarıdır.  

Laikliği elbirliği tepelediler ve cumhuriyetin gerici güruh tarafından yıkılışına destek verdiler. O yıkıntıda din destekli saf bir faşizm yeşeriyor şimdi. Demek ki okumuş mürteciler için sıvışma zamanı. Nitekim Murat Belge’nin de Oxford Üniversitesi'nin “Risk Altındaki Akademisyenler” kadrosuna başvuruda bulunduğunu haber verdiler birkaç gün önce. Okuryazar mürtecinin son yolculuğudur.

***

Bunca kavgadan, bunca zulümden, bunca kayıptan sonra hâlâ böyle yazılar yazmak zorunda kalmak ne acı. Yazıyoruz, çünkü zehirlediler solumuzu. Bunları solcu, şunları muhalif, onları aydın sananlar var aramızda.

Şimdi bir Christopher Caudwell’e bakın gönül gözüyle, bir dönüp ona reddiye yazan Murat Belge’ye…

Bazıları bir komünist gibi yaşar ve ölür, bazıları zoru görünce batan geminin fareleri gibi sıvışır. Hayat çoğu zaman bu kadar nettir.


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.094
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 15.02.2018- 09:18
Alıntı yaparak cevapla  


M.Belge'nin kapağı İngiltere'ye atma çabası bir kere daha liberal solu gündem haline getirdi. İyi de oldu. Unutmamak lazım çünkü. Evet, hiç unutmayalım. Türkiye'nin içine yuvarlandığı gericiliğin egemen hale gelmesinde bu adamların çok büyük suçları var. Hatırlayın AKP'nin iktidar olduğu dönemi; bu liberal takımı, döneklerle, Kürt siyasetçilerle, dinci yazar-çizer takımıyla bir ittifak kurmuşlar, askeri vesayeti bitirecek, demokrasinin kurumlaşmasını sağlayacak ve kürt sorununu da çözeceklerdi. O günleri hatırladıkça gerçekten rahatsız oluyorum. Ahmet Hakan (sanırım) Kanal 7'de program yapıyordu ve hemen her programına Birikim'ci Ömer Laçiner'i çıkartarak onun ağzından demokrasinin erdemlerini ve Kemalizm'in bu ülkede ne kadar yıkıcı bir rol oynadığını sürekli yinelerdi. Sadece onlar mı, cemaat medyasında da Maoculuktan liberal demokrasiye meyleden onca insan -örnekse Şahin Alpay- aynı senaryoyu büyük bir heyecanla dillendirirlerdi. Murat Belge dahil, kendilerini solcu, sosyalist, Marksist olarak tanımlayan veya öyle bildiğimiz bir yığın insan bütün bu zavallılıklarıyla AKP'nin önünü açmaktan ve gericiliğin yolunu düzlemekten başka bir şey yapmadılar. Ve yine hiç unutmayalım ki, bu tablonun internet dünyasına yansıyış biçimi de farklı değildi.

Kürt milliyetçileri, kendilerini solcu-sosyalist olarak tanımlayıp sorunlara sınıfsal bakmak yerine etnik bir siyasetin sesi olmaya çalışanlar da aynı özgürlük masalının birer parçası haline gelmişlerdi. Abileri de vardı. Onlar ise bazen komünist, bazen leninist, bazen enternasyonalist ve dahi Blanquist oluyor görünürde kürt hareketine destek veriyorlar, haniliğine soyunuyorlardı. Evet görüntü buydu. Ve bunu yaparken de hepsi keskin komünist, keskin Leninist ve keskin Enternasyonalist oluyorlar, kılıktan kılığa giriyorlardı. Farkında değillerdi, destek oldukları zannettikleri Kürt hareketi tarafından biçimleniyorlardı. Kürt hareketi boykot kararı mı alıyorlar, bunlar da ''boykot'' diyorlardı. Kürt hareketi -o zamanlar- en önemli ittifak gördükleri AKP'ye muhalif olanları mı eleştiriyor, eleştiri ne kelime düşmanlık ediyorlar, bunlar da aynı sularda AKP muhalifi ne varsa, cahillikleriyle bezeli kinlerini ortaya döküyorlardı.

Murat Belge yalnız değildir.
Murat Belge'nin ve onun gibilerinin bu süreçte bağışlanamaz suçları vardır.

Ne var ki, -evet- yalnız değiller.

Sağlı sollu liberaller, dönekler, dinciler, Kürtçüler ve sanal dünyanın kuyrukçuları hepsi aynı cephenin birer parçasıydılar. Hepsi birbirinden farklı gerekçelerle AKP'ye toz kondurmuyorlar, onu özgürlük şampiyonu ilan ediyorlar, ona alan açıyorlar ve ilerlenen yolda düzleme yapıyorlardı. Bu günlere böyle geldik. Ergenekon ve Balyoz soruşturmaları bu yüzden bu cephe tarafından destekleniyor ve bu yolla da AKP'nin devlete yerleşmesi sağlanıyordu. Oysa AKP bu gün neyse o gün de öyleydi.   Ve hiç kuşkunuz olmasın, bu günlerde AKP'ye karşıtmış gibi görünen bu kesimler, başta Kürt hareketi olmak üzere, koşullar biraz değişsin, söylemlerinin de eylemlerinin de değişecektir. AKP yine baş tacı olacak, ''Kürt hareketini çözerse ancak Erdoğan çözer'' olacak ve '' AKP olmasa şu ulusalcılar ne yapardı'' söylemi geri gelecek ve liberaller de yine ''özgürlükçü AKP'' üfürmesine sarılacaktı.

Hiç kuşkunuz olmasın.

İşte bu yüzden Murat Belge ve benzerlerinin bu ülkeye ve bu ülke insanlarına yaptıkları hiç unutulmamalı!


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.094
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 20.02.2018- 10:03
Alıntı yaparak cevapla  


Bir Murat Belge yorumu da M.Çulhaoğlu'ndan:

'' ...Murat Belge…

“Yetmez ama evetçiliği” dışında son dönemde “risk altındaki akademisyen” kimliğiyle yaptığı bir başvuru nedeniyle gündeme geldi.

Biz bu defteri açmayacağız.

Amacımız, Belge’yi de bir tür postmodernist sayanlar varsa, en azından çıkış noktası ve temel tarih-toplum okuması açısından hiç de öyle olmadığını, tam tamına liberal bir modernist sayılması gerektiğini vurgulamak.

Belge’nin zamanın ruhuna uyarak yer yer postmodernist eğilimler sergilediği, bu tür söylemlere başvurduğu söylenebilir. Ancak kendisinin ve kendisi gibilerin temel paradigması modernizm sınırları içinde kalmaktadır. Çünkü bu liberal tarih okuması da kendine göre “indirgenmiş” bir eksene, başka bir “tek öyküye” ve “büyük anlatıya” dayanmaktadır.

Cumhuriyet tarihi söz konusu olduğunda bu büyük anlatı ya da okuma bir dizi “ikiliğe” oturur: Devlet-sivil toplum, merkez-çevre ve elitler-halk… Başka bir deyişle ortada postmodernizmdeki gibi sonuçta bir bütünlük sunmayan ve bir temele bağlanması mümkün olmayan sayısız öykü yoktur. Evet, çok sayıda öykü gene vardır; ama bunların istisnasız hepsi az önce sıralanan ikilikler bağlamında okunabilir ve bu ikiliklere yerleştirilebilir.

Kısacası, Belge’nin temsil ettiği liberal tarih okumasının özü modernisttir ve paradigması da modernleşmedir.

***

Bu tarih okumasının zaafı, saptanan olguların ardında çok daha temel bir başka sürecin, o sürece ilişkin dinamiklerin yattığının görülememesidir: Sermaye birikim süreçleri, bu süreçlerle birlikte gelişen sınıf karşıtlıkları ve hepsinin birlikte toplumsal, siyasal, kültürel yapılanmalarda yol açtığı değişiklikler…

Liberal tarih okumasının temel aldığı ikiliklerden ilki (devlet-sivil toplum) peşinen, en temel düzeyde yanlış konulmaktadır. Devlet-sivil toplum “karşıtlığı” aslında tam tamına bir bütünlüğün görüntüsüdür. Kapitalizmde devleti olmayan bir sivil toplum düşünülemeyeceği gibi, sivil toplumu olmayan bir devlet de mümkün değildir.

İkiliklerden ikincisi ve üçüncüsü ise (merkez-çevre ve elitler-halk) birikim süreçlerinin, kapitalist gelişmenin, sınıfsal oluşumların ve karşıtlıkların sonuçlarından etkilenmeyen sabit yapılar varsaydığı için tarih dışıdır. Böyle olduğu için de dün “çevrede” görülenin merkeze yerleşebileceğini, eskiden “halktan” sayılanların ise yeni bir elit kesim oluşturabileceğini göremez.  

***

Belge’ye yapılan “haksızlık” var mıdır?

Bizce vardır: Çünkü kendisi ne yaparsa yapsın, ne söylerse söylesin belirli kesimler tarafından hala Marksist sayılmaktadır. Oysa kendisi daha 1989 yılında yayınlanan “Sosyalizm, Türkiye ve Gelecek” adlı kitabında Marksizme ilişkin kimi kaba yorumları karşısına alarak (bunları bahane ederek), Marksizm sanki buymuş, bunlardan ibaretmiş gibi bu öğretiye mesafesini koymuştur. Dolayısıyla karşısına çıkıp “Sen nasıl Marksistsin?” demenin anlamı yoktur.

Biliyoruz, bu yazıda Belge’ye ağır sözler edilmediği için kızanlar çıkacaktır.

Zaten ağır söz ihtiyacı Belge’nin “teorik” yaklaşımlarından değil “yetmez ama evet” başta siyasal aymazlıklardan ve öngörüsüzlüklerden kaynaklanmaktadır.''

http://ilerihaber.org/yazar/postmodernizm-modernizm-ve-iki-isim-82160.html



__________________

Bu ileti en son melnur tarafından 20.02.2018- 10:03 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.

Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.094
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 23.02.2018- 08:10
Alıntı yaparak cevapla  


Cübbeli Murat Belge Hocaefendinin müritleri için: 'Linç nedir?' ve 'utanma kültürü'
Taylan Kara



Murat Belge her türlü eleştirinin dışında tutulması gereken biridir. Bunu idrak edemeyen haddini bilmezdir. (Ali Nesin)

Kavramların ırzına geçmek, “yerli” liberallerin “milli sporu”dur. Her kavramı tersyüz etmek, içeriğini değiştirmek ya da takla attırmakta kimse ellerine su dökemez.

Murat Belge’nin “Risk Altındaki Akademisyenler Konseyi”ne başvurarak Oxford Üniversitesi’nde çalışma girişiminde bulunmasına yönelik sosyal medyada gösterilen tepkilere “Belgeperverler”in verdikleri isim de bu cinstendi (1): Linç.

M. Belge linç ediliyor!

Linç dedikleri ise M. Belge’ye sosyal medya üzerinden gösterilen tepkilerdi.

M. Belge’yle ilgili Mayıs 2017’de yazılan bu yazı (2) bile “linç” olarak yorumlandı.

“İt”, ”utanmaz”, “ahlaksız”… Bunlar “Murat Belge Hocaefendi Hazretleri”ni eleştirdiğim bu yazıdan dolayı bana atfedilen sıfatların sadece birkaçıydı.

Bu yazıma gösterilen tepkilerde her hakaret vardı ama yazının içeriğiyle ilgili tek bir cümle yoktu.

Bu yazıda yalan olan neydi?

Bu yazıda yanlış olan neydi?

Bu yazıda iftira olan neydi?

Bununla ilgili hiç ama hiç konuşulmadı.

*

Fiziksel saldırı yok.

Fiziksel saldırı tehdidi yok.

Hiçbir şekilde herhangi bir tehdit yok.

Hakaret yok.

M. Belge hapse girmedi.

M. Belge işinden atılmadı.

Yapılan tek şey, M. Belge’nin vaktiyle iktidarı desteklemek için kendi yazdığı ve söylediği sözleri gündeme getirmek, hatırlatmak ve yüzlerine çarpmaktı.

Yapılan sadece M. Belge’nin bu sözlerinden ve yaptıklarından utanmasını beklemekti.

*

Bir liberale anlatır gibi anlatmak

Linç nedir?

Wikipedia’ya göre linç, hiçbir adil yargılama olmadan insanları cezalandırma yöntemidir (3). Sözcük kökenini 18. yüzyılda yaşamış Amerikalı yargıç Charles Lynch’ten almaktadır (4).

Daha somut ve güncel olalım.

Linç nedir bilir misiniz?

Linç, 2 Haziran 2013’te Eskişehir’de Ali İsmail Korkmaz’a yapılan şeydir. Hani Murat Belge kalemiyle iktidarı desteklerken, M. Belge’nin “iktidardaş”larınca döve döve öldürülen 19 yaşındaki genç…   M. Belge, Ali İsmail Korkmaz sokakta dövülerek öldürüldüğünde bir “akil adam”dı*.

*

Liberal linçe karşı bellek

Liberal buyurmuş: Murat Belge linç ediliyormuş!

Linç nedir bilir misiniz?

Linç, sırtını iktidara dayayarak, kolluk kuvvetlerinin, iktidarın ve bütün yandaş medyanın “terörist” ilan ettiği Metin Lokumcu’yla ilgili şu cümleleri söylemektir:

“Yalnız Hopa’daki gariban adamın bu kadar heyecanlanacağı bir durum yoktu. Biraz da yapay olarak pompalanan, ucu Ergenekon’a uzanan bir gerginlikti (5)”

Çok önemsemezler ama yine de liberaller için “küçük bir detay”ı daha hatırlatmakta fayda var: Metin Lokumcu 31 Mayıs 2011 tarihinden beri ölü.

“Murat Belge Hocaefendi”nin şu sözleriyle ilgili bir özeleştiri yaptığını okuyanınız oldu mu? M. Lokumcu’nun ölümüyle ilgili şöyle buyurmuştu Murat Belge:

“Türkiye seçime yaklaşırken ben de birkaç günlüğüne Türkiye’den uzaklaştım. Ben yola çıkarken Hopa’da adam öldüğü, bir başkasının ağır yaralandığı haberini okuyordum. Nedir, nedendir, Türkiye’de ‘siyaset’ denince böyle bir şey anlamak gerekir? Ortalık kan revan içinde kalmadıkça siyaset siyaset olmaz? Birileri bununla AKP’ye oy kaybettireceğini umuyor herhalde."

“Emekli öğretmen Metin Lokumcu’yu Ergenekon’a mı bağladınız?” sorusunu şöyle yanıtlamıştı:

“Kendisini değil ama onun bir çevresi var, çevresinin çevresi var. Toplumda her şey böyle olur. O kişiyle sınırlı değil.”

*

M. Belge, bu sözleri söylediğinden beri yaklaşık 6.5 yıl geçti ve bu süre boyunca bu iftirasıyla ilgili tek bir kanıt ortaya koymadı. Çamurunu attı ve kenara çekildi.

İçinde “bir nanogram” utanma duygusu olan birinin şu cümlelerden sonra yüzünün kızarması gerekirdi.

İçinde “bir nanogram” utanma duygusu olan birinin, şu cümleleri eleştiren bizleri değil bu cümleleri söyleyeni eleştirmesi gerekirdi.

*

Linç nedir bilir misiniz?

500 korumayla üniversiteye gelen bakanı protesto eden öğrencileri “faşist” ve “darbeci” ilan etmektir. Bu protesto için 11 öğrenci 4 yıl hapisle yargılanmış, 2 öğrenci 6 ay hapis cezası almıştı (6,7). Okul idaresinin öğrencilere verdiği uzaklaştırma ve disiplin cezalarını ise saymıyorum.

M. Belge bu konuda şunları söylemiştir:

“Bir bakana yumurta atan öğrencileri düşün… Niçin darbeler iyidir diyen Süheyl Batum’a atmıyorlar?”

Belge, “Siz de mi Başbakan gibi öğrenci protestolarının arkasında başka bir şey arıyorsunuz?” sorusuna ise şöyle yanıt vermiştir:

“Öyle düşünüyorum evet. Çünkü Tan gençliğinden itibaren böyle bir gelenek var. Eğitimle yapıyoruz bunu. Türkiye’de faşizm aileden değil eğitimden gelir. 68’den beri ben bu hareketlerin içinden geldiğim için biliyorum. (5)”

M. Belge’ye göre protestocu öğrenciler darbeci ve faşist,   bakan Burhan Kuzu ise mağdurdu.

*

Linç nedir bilir misiniz?

Linç, son evre kanser hastası 74 yaşındaki Türkan Saylan’ın sabaha karşı saat 5’te evi basıldığında şunları yazmaktır:

“Türkân hanım darbeye karşı olduğunu söyledi ve kendisini biraz olsun tanıyan biri olarak benim bundan hiç şüphem yok, ama bütün bu cunta/darbe ajitasyonu içinde bayağı önemli ve bayağı merkezî bir rol oynayan bir örgütün başkanı olduğunu da unutmamak gerek. “Ülküdaşlarım” diye nitelediği, darbeyle içli dışlı olmuş kişiler hakkında kanıt olabilecek şeyleri, diyelim onun bilgisayarında da aramaları, büsbütün akla aykırı bir ihtimal değil.(8)”

Fethullahçılar ve yandaş basın Türkan Saylan’ı terörist ilan edip “ askerlere kız pazarlıyordu” gibi “düzeyli” haberler yaparken M. Belge’nin yazdıkları buydu (9,10).

M. Belge, “aferin, devam edin, cuntanın merkezine girdiniz, bilgisayarına da bakın!” diyerek olanları alkışlıyordu kısacası.  

Peki Türkan Saylan ve derneğiyle ilgili 19 ay sonra hiçbir kanıt bulunamadığından takipsizlik kararı verildiğinde M. Belge bu yazdıklarını geri aldı mı (11)?

Özür diledi mi?

Attığı iftirayla ilgili tek kelime yazdı mı?

Bir cümle özeleştiri yaptı mı?

Her zaman yaptığını yaptı: Çamur attı ve hiç utanmadı.

*

Linç nedir bilir misiniz?

Hiçbir kanıt göstermeksizin, kendi desteklediği iktidara muhalefet eden herkesi “Ergenekoncu”, “darbeci”, “faşist”, “darbe merkezi”, “Alevi” diyerek yaftalamak ve iktidara hedef göstermektir. M. Belge’nin hedef gösterdiği hiçbir kişi ya da kurum şu ana kadar ıskalanmadı.

M. Lokumcu “Ergenekoncu” ve “terörist” ilan edildi.

“Darbeci” ve “faşist” diye hedef gösterdiği protestocu öğrenciler hapis cezası aldı.

“Darbe merkezi” dediği derneğin 81 adresi ve Türkan Saylan’ın evi basıldı, onlarca kişi gözaltına alındı.

“Alevi” diye hedef gösterdiği yüksek yargı tasfiye edildi.

Linç nedir merak mı ediyorsunuz?

Lincin ne olduğunu en iyi bilen M. Belge’dir.

Linç, M. Belge’nin defalarca öncülüğünü yaptığı şeydir.

Sırtını iktidara dayayarak muhalifleri yaftalamak bir Murat Belge rutinidir.

O öğrencilerin hapis cezası alması ya da Metin Lokumcu’nun ölmesi Murat Belge’yi zerrece ilgilendirmez. Murat Belge Hocaefendi Hazretleri’nin müritlerini de ilgilendirmez. Çünkü Murat Belge, her türlü eleştiriden münezzehtir.

Şaka mı yapıyorum?

Hayır.

Bu benim değil Ali Nesin’in ifadesidir.

Ali Nesin, 3 Aralık 2015’te sosyal medya hesabından kelimesi kelimesine şunları yazmıştır:

“Murat Belge her türlü eleştirinin dışında tutulması gereken biridir. Bunu idrak edemeyen haddini bilmezdir.”

Bizler için “alçak”, “ahlâksız”, “it” gibi “özgürlükçü”, “ekolojik” ve “kibar” ifadeler kullanan Ali Nesin’in peygamber muamelesi yaptığı Murat Belge için söylediği şey budur.

Cümlesi o kadar açık ki başka söze gerek kalmıyor: “Murat Belge Hocaefendi Hazretleri ne derse desin, o eleştirilemez”.

Liberallerin derdi aslında tam olarak budur. Dertleri linç minç değil “peygamber”lerine laf edilmesidir.

Birinin bir an için “Atatürk her türlü eleştirinin dışında tutulması gereken biridir. Bunu idrak edemeyen haddini bilmezdir” dediğini düşünün.

Ali Nesin ve tarikat arkadaşlarının bu cümle için neler yazacaklarını tahmin edebiliyor musunuz?

Cübbeli Ahmet Hoca’nın müritleri bile Ali Nesin’e kıyasla çok daha şüphecidir.

Cübbeli Murat Belge Hocaefendi Hazretleri’nin müritleri ise asla şüpheye düşmezler.

*

Kısacası “dağılın” diyor Ali Nesin.

SUSUN.

Konuşmayın. “M. Belge Hocaefendi Hazretleri’ni eleştirmeyin.”

M. Belge Hocaefendi, 90’ların en karanlık yıllarında kendisine teklif edilen “Çiller danışmanlığı”nı kabul edecek kadar iktidara yanlayabilir (12), ama eleştirmeyin.

M. Belge Hocaefendi, “Yüksek yargıyı Alevi cemaati yönetiyor” diyerek iktidara operasyon için kılavuzluk yapabilir (2), ama eleştirmeyin.

M. Belge Hocaefendi, Fethullahçı çeteyle sarmaş dolaş olabilir, onlardan para alabilir (13,14), ama eleştirmeyin.

*

Çünkü Ali Nesin, Cübbeli M. Belge Hocaefendi tarikatı mensuplarının aklından geçeni iki cümlede özetlemiştir:

“Murat Belge her türlü eleştirinin dışında tutulması gereken biridir. Bunu idrak edemeyen haddini bilmezdir.”

Karşımızdaki Cübbeli M. Belge Hocaefendi Hazretleri tarikatının ahlâkı bundan daha iyi özetlenemezdi.

Ama mesela Mustafa Kemal Atatürk’e “Selanik piçi” diyebilirsiniz (15).

Mustafa Kemal Atatürk’ e “38’de geberen şahıs” diye hitap edebilirsiniz.

Mustafa Kemal Atatürk için “evlatlığıyla yatıyordu” diye işkembeden atarak yazabilirsiniz.

Bunların hepsi Ali Nesin’e göre fikir özgürlüğüdür.

Ama Murat Belge, “her türlü eleştirinin üzerindedir”.

Ali Nesin’in ahlâkı budur. Bu ahlâktan sadece tarikat çıkar, biat çıkar, mürit çıkar. Çıkanlar da zaten budur.

*

Alçaklığın yerel tarihi

Bu topraklarda alçaklığın yerel tarihinin oluşmasına bizzat katkıda bulunan ateşli gönüllülere en küçük bir eleştiri getirildiğinde “vay linç var” diye karşı çıkan bir liberal güruhla karşı karşıyayız. Bu kişiler, hiçbir zaman eleştirinin içeriğini tartışmıyor. İçeriği görmüyorlar bile.   Belge Hocaefendi Hazretleri’nin ne kadar eğitimli, iyi, yüce ve entelektüel, buna karşın eleştirenlerin ne kadar sorunlu (kıskanç, kindar, nefret dolu, it, utanmaz vb.) olduğundan bahsedip eleştirinin önünü tıkıyorlar.  

*

Hocaefendi Hazretleri’nin müritlerinin gözünde, ölen, hapse giren ya da mağdur olan insanların bir sinek kadar bile değeri yoktur.

Utanma duyguları alınmıştır. Onlar her zaman ve her koşulda haklıdır.

Her şeyi yaparlar, iktidarlarla her türlü ilişki içinde olurlar ama hiç yanılmazlar.

Bunlara “utanç transplantasyonu” yapacak bir teknoloji ne yazık ki yok!

Tek yaptığımız kendilerini kendilerine hatırlatmak ve durumu teşhir etmektir.

*

Dün yaptıkları unutulsun istiyorlar. Sırtlarını iktidara dayayarak ölçüsüzce, kanıtsızca hedef gösterdikleri insanları, dile getirmeyelim istiyorlar. Bunları hatırlatanları da “işte bu linç kültürü” deyip susturuyorlar.

Hiç kolay değil biliyorum ama yine de söylemek gerek:

M. Belge ve çevresi, çevresinin çevresi, “linç kültürü” ezberiyle onu bunu ilgili ilgisiz suçlayacağına biraz “utanma kültürü” edinse daha iyi olmaz mı?

Taylan Kara

taylankara111@gmail.com

Kaynaklar:

1. https://odatv.com/ve-murat-belge-de-gidiyor-10021803.html

2. http://haber.sol.org.tr/yazarlar/taylan-kara/murat-belgenin-cevresi-ve-c...

3. http://www.wiki-zero.com/index.php?q=aHR0cHM6Ly90ci53aWtpcGVkaWEub3JnL3d...

4. http://www.wiki-zero.com/index.php?q=aHR0cHM6Ly90ci53aWtpcGVkaWEub3JnL3d...

5. https://www.birgun.net/haber-detay/murat-belge-lokumcu-nun-cevresi-ergen...

6. http://www.haber7.com/ic-politika/haber/767842-burhan-kuzuya-yumurtaya-4...

7. http://www.ulusal.com.tr/m/gundem/kuzuya-yumurta-atan-11-ogrenci-beraat-...

8. http://t24.com.tr/haber/belgeden-cyddye-agir-elestiri,41594

9. http://www.analizmerkezi.com/turkan-saylan-kizlar-askerlere-her-turlu-fe...

10. http://www.habervaktim.com/haber/67387/iste-turkan-saylan-gercegi.html

11. http://www.gazetevatan.com/turkan-saylan-aklandi-343340-gundem/

12. http://www.gazeteciler.com/haber/belge-ve-altan-kimin-danman-olacakt/189266

13. https://www.birgun.net/haber-detay/cemaat-abant-toplantilarina-katilanla...

14. https://odatv.com/cemaat-hatirasi-1002131200.html

15. http://haber.sol.org.tr/yazarlar/taylan-kara/liberal-ozgurlukculuk-ve-al...

*M. Belge “akil adam” heyetinden 25.06.2013’de istifa etmiştir.


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.094
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 24.02.2018- 16:48
Alıntı yaparak cevapla  


Sadece ''yanılmışız'' demek pek de yeterli değil. Kökenleri belli olan bir siyasi anlayıştan demokrasi beklentisi içine giren ve onun önünü açmak açısından her türlü entellektüel ve ideolojik destekte bulunanların gelinen noktada sadece ''yanılmışız'' demeleri, evet, yeterli değil. Oysa öyle olmuyor, bu zevatın geçmişinde böylesine önemli bir yanlış ve M. Yanardağ'ın deyimiyle ''ihanet'' varken hala siyasetin içinde bulunmaları, hala partilerde görev almaları, eş başkan olmaları ve hala televizyonlarda akil adammış gibi pozisyon almaları inanılmaz bir şey.

Tekrar edilmeli, hiç unutulmamalı, bu sağlı sollu liberal zevatın desteği olmasaydı AKP bu kadar güçlü olamayacak ve devleti ele geçirme sürecinde böylesine düzleşmiş bir alanla karşılaşmayacaktı. Zeytinyağından kıl çeker gibi, nerdeyse sorunsuz bir şekilde devlet biat noktasına getirilmişse, bu zevat ve bu zevatla birlikte hareket edenler nedeniyledir. Hatırlayın o günleri, AKP'nin ''özgürlükçü demokrat'' olarak önünün açıldığı günlerde sanalın sözde solcu-sosyalistleri neler yapıyorlar, neler yazıyorlardı! Bu liberaller, bu dönekler, ve bu zevata teslim olanlar sabahtan akşama, CHP, TKP, ÖDP, ve hatta Cephe ile uğraşıyorlar, AKP gericiliğine doğrudan veya dolaylı tam destek veriyorlar ve utanıp sıkılmadan bu iklime cepheden karşı çıkanlar için '' AKP olmasaydı bu ulusalcılar ne yapardı?'' diyerek süreci hiç anlayamadıklarını ortaya koyuyorlardı.

Bu kesimlerin tamamının bu konumlanışlarını bilinçli yaptıklarını düşünmüyorum. Özellikle sözde sol-sosyalist forumların keskin görünme sevdası içinde olanları kuyrukçulukları gereği kürt hareketinin perspektifiyle dünyaya bakmaları olan biteni anlama konusunda sıkıntı yaratıyordu. Bu tipler akıllarınca UKKTH bağlamında Kürt ulusalcılığına destek verirken, (siz onu   biat etmek olarak anlayın), zihinlerinin kürt ulusalcılığı ve bu sağlı sollu liberaller tarafından biçimlendirildiğini fark edemiyorlardı. Fark edemiyorlardı çünkü böyle bir donanımları da yoktu. Onların tek derdi, kürt ulusalcılığına destek vermek ve kendini solcu-sosyalist sanan kürt milliyetçilerinin Türkiye siyasetine yaklaşım tarzına uygun bir konumlanış   içinde olmaktı. Türkiye karanlık bir tünelin içine girerken AKP'nin karşısına dikilmeye çalışan toplumsal kesimler hem sağlı sollu liberaller, dönekler ve kürt hareketi tarafından hedef tahtası haline getirilirken, bu kuyrukçu tipler de benzer söylemlerle aynı safların değişmez militanları halindeydiler.

''Konu buraya nasıl geldi?'' diye gülümseyenleriniz, ''yine mi kuyrukçuluk'' diyenleriniz vardır, eminim. Murat Belge yalnız değildi, önce onu söyleyelim, o dönemde bu kuyrukçu tipler olan biteni nasıl anlamadan konuya dahil oluyordu ve bu liberal ve döneklerle aynı mevzide bulunuyorlarsa ve AKP'nin ekmeğine yağ sürüyorlarsa, bugün de aynı şeyi yapıyorlar. Hala anlamıyorlar ve hala o liberal ve dönek zevatla aynı yerde bulunuyorlar. Hiç farkları yok.

Evet, o günlerde de anlamıyorlardı, bu günlerde de öyle...


Yeni Başlık  Cevap Yaz
Toplam 4 Sayfa:   «ilk   <   1   2   [3]   4   >   son» 



Forum Ana Sayfası  »  Güncel Tartışma Konuları
 »  Liberal itiraf: Yanılmışız

Forum Ana Sayfası

 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.

Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Liberal ihanet mi, liberal cehalet mi; Hayko Bağdat.. melnur 2 253 10.06.2018- 18:14
Konu Klasör ABD'den itiraf:Türkiye'nin önceliği IŞİD değil PKK denizcan 1 1593 31.07.2015- 18:50
Konu Klasör İsmet Berkan'dan itiraf: Benim hıyarlığım... solcu 2 1641 24.06.2014- 13:24
Konu Klasör Türkiye itiraf etti: Reyhanlı'yı El Kaide yaptı! melnur 3 1590 07.04.2014- 23:18
Konu Klasör Liberal safra melnur 3 1234 14.11.2016- 03:18

Etiketler   Liberal,   itiraf:,   Yanılmışız


Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Liberal ihanet mi, liberal cehalet mi; Hayko Bağdat.. melnur 2 253 10.06.2018- 18:14
Konu Klasör ABD'den itiraf:Türkiye'nin önceliği IŞİD değil PKK denizcan 1 1593 31.07.2015- 18:50
Konu Klasör İsmet Berkan'dan itiraf: Benim hıyarlığım... solcu 2 1641 24.06.2014- 13:24
Konu Klasör Türkiye itiraf etti: Reyhanlı'yı El Kaide yaptı! melnur 3 1590 07.04.2014- 23:18
Konu Klasör Liberal safra melnur 3 1234 14.11.2016- 03:18

Etiketler   Liberal,   itiraf:,   Yanılmışız


Forum Yazılımı:   php Kolay Forum (phpKF)  ©  2007 - 2014   phpKF Ekibi



Forum Mobil RSS