SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 3 Sayfa:   Sayfa:   [1]   2   3   >   son» 
Proletarya Diktatörlüğü (PD) nedir?           (gösterim sayısı: 7.366)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.123
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

34 kere teşekkür etti.
44 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 12.08.2013- 14:52


Proletarya Diktatörlüğü (PD) siyasal devrimden sonra kurulması zorunlu olan devlet biçimidir. İşçi sınıfının devleti anlamındadır ve sonuçta, sosyalist toplumun ( geçiş sürecinin) devlet tipinden başka bir şey de değildir.K.Marks bu konuda şunları söylüyor:

"Kapitalist toplum ile komünist toplum arasında, birinden ötekine devrimci dönüşüm dönemi yeralır. Buna politik alanda bir geçiş dönemi tekabül eder ve bu dönemde devlet, proletaryanın devrimci diktatörlüğünden başka bir biçim alamaz."
((Marks-Engels/ Gotha ve Erfurt programlarının eleştirisi; Sol yay. sah.39)

Marks bu saptamayı o kadar önemsiyor ki, sınıfların ve sınıf mücadelesinin kendisinden önceki dönemde de varolduğunu, kendisinin bu sınıf mücadelesi teorisine esas katkısının proletarya diktatörlüğü olduğunu söylemiştir.

" Bana gelince, modern toplumda ne sınıfların ne onlar arasındaki savaşımın varlığını bulmuş olmanın onuru bana ait. Benden çok zaman önce burjuva tarihçiler bu sınıf savaşımının tarihsel gelişimini, burjuva iktisatçılar da sınıfların ekonomik anatomisini ortaya koydular. Benim yeni olarak yaptığım şey: 1-sınıfların varlığının, üretimin gelişimindeki belli aşamalarla ilişkili olduğunu,2-sınıf savaşımının zorunlu olarak proletarya diktatörlüğüne varacağını, 3- bu diktatörlüğün yalnızca bütün sınıfların ortadan kaldırılmasına ve sınıfsız topluma bir geçiş olduğunu göstermekten ibarettir.

( 5 Mart 1852,Marks'tan Weydemer'e mektup;Marks-Engels; seçme Yazışmalar; sol yayın.sah.75)

Marks'ın bu kadar önemsediği ve kapitalizmden enternasyonal düzeydeki sınıfsız topluma kadar süreceğini öngördüğü proleter diktatörlüğün ( işçi sınıfının devleti) temel görevi sınıfları ve meta kategorisini ortadan kaldırmaktır. Tanım zaten proleter devletin geçici bir yapılanma olduğunu içermektedir. Sönümlenme de bu çerçeve içinde anlaşılmalıdır. Yine Engels'in dediği gibi işçi sınıfı ihtiyaç duyduğu sürece proleter diktatörlük varolacaktır. Önemli olan bu süreçte toplumsal ( devrimci) dönüşümlerin gerçekleştirilebilmesinin koşullarının yaratılması ve bu dönüşümlerin gerçekleştirilmesi yönünde adımlar atılması, proleter diktatörlüğün kuruluşundan itibaren kalıcı bir mekanizma olarak değerlendirilmemesidir. Şu da eklenmelidir ki, proleter diktatörlüğün önemini yoksayacak veya bu anlama gelebilecek herhangi bir ifade-çaba-eylem gerçekte geçiş sürecinde ( sosyalizmde) sınıfların ortadan kaldırılmasının önünde engel oluşturmaktan başka bir işe yaramayacaktır.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
bedrettin
[ ..... ]

Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 30.08.2013
İleti Sayısı: 907
Konum: Trabzon
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: bedrettin
Cevap Tarihi: 28.07.2015- 12:09


Sınıf mücadelesinin nihai çözümü komünist topluma ulaşmaksa proleterya diktatörlüğü bu sürecin zorunlu bir aşamasıdır. Zorunludur, çünkü proleterya diktatörlüğü olmadan sınıf mücadelesi başarıya ulaşamaz. Proleteryanın kendisi dahil bütün sınıfları ortadan kaldırabilmesinin yolu proleterya diktatörlüğünden geçer. Sovyetlerin yıkılmasının nedenini bürokrasi, ve proleter diktatörlük olarak gören çevrelerin proleterya diktatörlüğüne karşı oluşlarını anlamak güç. Hem marksist olmak ve hem de proleter diktatörlüğe ölümüne karşı çıkmak çelişkidir ve bu çelişki marksizmden uzaklaşmış olmanın bir delilidir.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.123
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

44 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 30.07.2015- 01:40


Alıntı Çizelgesi: bedrettin yazmış

Sınıf mücadelesinin nihai çözümü komünist topluma ulaşmaksa proleterya diktatörlüğü bu sürecin zorunlu bir aşamasıdır. Zorunludur, çünkü proleterya diktatörlüğü olmadan sınıf mücadelesi başarıya ulaşamaz. Proleteryanın kendisi dahil bütün sınıfları ortadan kaldırabilmesinin yolu proleterya diktatörlüğünden geçer. Sovyetlerin yıkılmasının nedenini bürokrasi, ve proleter diktatörlük olarak gören çevrelerin proleterya diktatörlüğüne karşı oluşlarını anlamak güç. Hem marksist olmak ve hem de proleter diktatörlüğe ölümüne karşı çıkmak çelişkidir ve bu çelişki marksizmden uzaklaşmış olmanın bir delilidir.



Proletarya diktatörlüğü dediğimiz mekanizma-aygıt bir devlet biçimidir. Devlettir. Sınıfsal özü farklı bir devlet biçimidir. Adında diktatörlük sözcüğünün bulunması ürkütücü gelmemeli. Sınıfsal özü ne olursa olsun her devlet gerçekte bir baskı mekanizmasıdır, özünde diktatörlüktür. Demokrasi ve diktatörlük arasındaki fark biçimseldir aralarındaki fark niteliksel değil, nicelikseldir. Bilimsel yorumuyla demokrasi ile diktatörlük arasındaki fark, birinde egemenin çıkarlarının daha ağır bir süreçle gerçekleşebilmesi, diğerinde ise daha hızlı gerçekleşmesidir. Öz hep aynıdır. Proleter diktatörlük de böyledir, işçi sınıfının devleti anlamında kullanılır.   Bu kavrama bu kadar tepki gösterilmesinin üstelik bu tepkinin kendini solcu, sosyalist, komünist olanlardan gelmesi gerçekten bir hayli şaşırtıcı!



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.123
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

44 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 25.11.2018- 10:32


Proleter diktatörlük siyasal devrimden sonra sadece sınıf mücadelesinin bir aracı olarak görmemek gerek, proletarya diktatörlüğü aynı zamanda sınıfları ortadan kaldırmanın da aracıdır. Sınıfları ortadan kaldırmak demek de sınıfları oluşturan koşulların ortadan kaldırılması demektir ki, bu da bir anlamda basit meta üretiminin ortadan kaldırılmasına tekabül etmektedir. Başka bir ifade ile proleter diktatörlüğü için basit meta üretiminin ortadan kaldırmanın bir aracı olduğu tanımı yapılabilir.

Bu tanımlamalardan da proleter diktatörlüğünün yani sosyalist devletin oldukça uzun bir süreci kapsayacağı sonucunu çıkarmak mümkündür.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
Kaçak
[ ]
Üye Silindi
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi:
İleti Sayısı: 0
Konum: Gizli
Durum: üye silinmiş
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: Kaçak
Cevap Tarihi: 25.11.2018- 13:15


Kapitalist düzen sermaye sınıfının diktatörlüğüdür. Rejim demokratik bile olsa sonuçta var olan şey kapitalizmin diktatörlüğüdür.

Sosyalist dönemde de proleterya diktatörlüğü olacağı belirtilmiştir. Bu da sınıfsız toplumun inşaasına kadar böyle olacak ve sonra kendiliğinden sönümlenecektir. Marksist teori böyle der.

Onun dışında bu diktatörlüğün rejiminin nasıl olacağı belirtilmemiş. Ama pratikte yaşanan şey, tek partili, baskıcı bir parti devleti olmuş.

Bu yaşananın proleterya diktatörlüğü olduğu söylenmiş. Ama pratikte bunu sürdürenler, belirleyenler, karar alanlar ve uygulatanlar partili yönetici kesim olmuş. Proleterya bir sınıf olarak pasif, izleyici, uygulayan ve uyan bir kitle olmuş.

Mesela sosyalist sistem çökmeden önce Bulgaristan'da bir Todor Jivkof vardı. Bu adamın şahsında cisimleşen rejim oradaki Türk azınlığa Bulgar isimleri dayatmıştı ve onları zorla asimile etmeye çalışıyordu. Hatta bu nedenle oradaki Türk azınlık Özal döneminde kitleler hâlinde Türkiye'ye göç etti.

Şimdi bu rejime proleterya diktatörlüğü demek mümkün mü? Tabii ki değil ve kimse de bunu diyemiyordu.

SSCB'de Stalin döneminde ve sonrasında tek pati egemenliği vardı ve aykırı seslere izin verilmiyordu. Bırakın burjuva partilerini, işçi veya köylü emekçi partilerine bile izin yoktu. Bu da mı proleterya diktatörlüğü idi?

Kamboçya'da Kızıl Kmerler gibi aşırı uç örnekleri söylemiyorum bile.

Kısacası sosyalizmi inşa etmekte olduğunu söyleyen ülkelerde proleterya diktatörlüğü adı altında baskıcı, tek parti rejimleri tesis edildi. Marx'ın bu kavramı en çok iğdiş edilen ve tacize uğrayan kavramıdır hiç kuşkusuz.

Bu nedenle sosyalist sistem bir proleterya diktatörlüğü olarak kabul edilmeli, ancak sosyalist rejim çok partili, çok sesli, demokratik bir rejim olabilmelidir.

1980 sonrasında Ertuğrul Kürkçü bile dayanamayıp, "işçi sınıfı ve köylülük arasında farklı fraksiyonlar, kesimler var; en azından onlar için farklı partilere veya aynı parti içinde farklı fraksiyonlara izin verilmelidir" mealinde sözler etmeye başlamıştı.

Evet, farklı kesimler var, farklı gruplar var ve tabii ki farklı sesler olacak. Ama sosyalist devlet bu farklılıklara izin vermeyecek mi? Ve bunu da proleterya diktatörlüğü kavramının arkasına sığınarak yapacak mı?

Sosyalizm kapitalizme göre daha ileri bir sistemse bu teorik önermenin pratikteki yansıması görülebilmeli. Hangi alanda daha ileri olabilmiş? Demokrasi alanında olamadığı ortada.

Ekonomide devasa gelişim, kitlesel üretimde artış, geri toplumları geri üretim düzeyinden daha ileri düzeye getirmek gibi kapitalizme özgü konularda başarılar göstermiş. Çin bugün merkezî devlet gücü ve merkezî planlama sayesinde dünyanın süper gücü olmaya aday. Ama bunun sosyalizme ne kadar uyduğu sorusu da ortada.

Tabandan yukarıya örgütlenen ve inşa edilen bir demokratik proleterya diktatörlüğü anlayışı benimsenebilmeli. Tabanın söz, karar ve yetkiye sahip olduğu bir anlayış lafta kalmamalı, slogan düzleminden çıkıp hayata katılmalı. Pratikte bunun örnekleri oluşturulabilmeli. Ama şimdiye dek böyle bir kalıcı başarı hikayesinden söz edilemiyor ne yazık ki.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
sorgulayan
[ kamil koc ]
Yasaklı
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 08.08.2013
İleti Sayısı: 139
Konum: YurtDışı
Durum: üye uzaklaştırılmış
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: sorgulayan
Cevap Tarihi: 25.11.2018- 15:22


Proletarye dikdatörlüğü pratikte kapitalist sistem karşısında daha ileriye gidemeyip kendi kendisini yok etmiştir. Burada tabiiki "proletarya dikdatörlüğünü" hayata geçirdiğini iddia eden kadroların etkisi belirleyici olmuştur. Teori ile reel hayat birbirine ters düşmüştür ve kapitalizmin gelişmesini sağlamıştır.
Proletarye dikdatörlüğünde demokratik haklar kapitalist sisteme göre daha fazla olmalıki bir alternatif olarak algılanmalı. Aksi taktirde tüm iddialar sadece teoride kalır ve ütopya olur.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
Sosyalist27
[ Sosyalist27 ]
Yasaklı
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 14.11.2018
İleti Sayısı: 55
Konum: Gizli
Durum: üye uzaklaştırılmış
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: Sosyalist27
Cevap Tarihi: 25.11.2018- 16:43


Alıntı Çizelgesi: Kaçak yazmış

Kapitalist düzen sermaye sınıfının diktatörlüğüdür. Rejim demokratik bile olsa sonuçta var olan şey kapitalizmin diktatörlüğüdür.

Sosyalist dönemde de proleterya diktatörlüğü olacağı belirtilmiştir. Bu da sınıfsız toplumun inşaasına kadar böyle olacak ve sonra kendiliğinden sönümlenecektir. Marksist teori böyle der.

Onun dışında bu diktatörlüğün rejiminin nasıl olacağı belirtilmemiş. Ama pratikte yaşanan şey, tek partili, baskıcı bir parti devleti olmuş.

Bu yaşananın proleterya diktatörlüğü olduğu söylenmiş. Ama pratikte bunu sürdürenler, belirleyenler, karar alanlar ve uygulatanlar partili yönetici kesim olmuş. Proleterya bir sınıf olarak pasif, izleyici, uygulayan ve uyan bir kitle olmuş.

Mesela sosyalist sistem çökmeden önce Bulgaristan'da bir Todor Jivkof vardı. Bu adamın şahsında cisimleşen rejim oradaki Türk azınlığa Bulgar isimleri dayatmıştı ve onları zorla asimile etmeye çalışıyordu. Hatta bu nedenle oradaki Türk azınlık Özal döneminde kitleler hâlinde Türkiye'ye göç etti.

Şimdi bu rejime proleterya diktatörlüğü demek mümkün mü? Tabii ki değil ve kimse de bunu diyemiyordu.

SSCB'de Stalin döneminde ve sonrasında tek pati egemenliği vardı ve aykırı seslere izin verilmiyordu. Bırakın burjuva partilerini, işçi veya köylü emekçi partilerine bile izin yoktu. Bu da mı proleterya diktatörlüğü idi?

Kamboçya'da Kızıl Kmerler gibi aşırı uç örnekleri söylemiyorum bile.

Kısacası sosyalizmi inşa etmekte olduğunu söyleyen ülkelerde proleterya diktatörlüğü adı altında baskıcı, tek parti rejimleri tesis edildi. Marx'ın bu kavramı en çok iğdiş edilen ve tacize uğrayan kavramıdır hiç kuşkusuz.

Bu nedenle sosyalist sistem bir proleterya diktatörlüğü olarak kabul edilmeli, ancak sosyalist rejim çok partili, çok sesli, demokratik bir rejim olabilmelidir.




Söylediklerinizde haklı olduğunuz noktalar var.
Marksizmin ideologları tarafından yapılmış olan demokrasi eleştirileri, Komünistler tarafından çoğu zaman yüzeysel bir demokrasi karşıtlığına indirgeniyor ve şahıs diktatörlüklerini olağanlaştırma eğilimini ortaya çıkarıyor.
Halbuki Bulgaristan, Romanya, Yugoslavya gibi ülkelerde soğuk savaş döneminde mevcut tek adam rejimlerinin, sosyalizmde demokratik bir merkeziyetçiliğin gerekliliğini ortaya koyduğu muhakkaktır.
Fakat bununla birlikte bu doğu bloğu ülkelerinin salt burjuva demokrasisi üzerinden değerlendirilmeside fazlasıyla tek taraflı bir yaklaşım olur.
Örneğin, Romanya ve Bulgaristan'da anti-demokratik(!) sosyalist rejimlerin yıkılışı ile gelen özgürlük, Bulgar ve Rumen kadınlarının (ki bunların çoğu son derece eğitimliydi. Aralarında akademisyen olanlar bile vardı.) hangi ülkede hayat kadınlığı yapacağını seçme özgürlüğü olabildi ancak...
Bu ülkelerdeki gelişmiş sanayi tasfiye edildi, işsizlik yüzde 50'leri buldu, tüm sosyal haklar gasp edildi, gelir dağılımı arasında kıyaslanamayacak bir uçurum oluştu, eşitlik-adalet-anti-emperyalizm gibi tüm sosyalizm değerleri parçalanarak kapitalizmin bireyci-bencil-yapay kültürü onun yerine ikame edildi.
Bu açıdan bakıldığında bu ülkeler için demokrasinin ve olmadığı iddia edilen özgürlüklerin getirisi, götürüsünden fazla olmuş gibi gözüküyor.




Bu ileti en son Sosyalist27 tarafından 25.11.2018- 16:44 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
sorgulayan
[ kamil koc ]
Yasaklı
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 08.08.2013
İleti Sayısı: 139
Konum: YurtDışı
Durum: üye uzaklaştırılmış
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: sorgulayan
Cevap Tarihi: 25.11.2018- 16:58


Romanya ve Bulgaristan'daki gelişmeleri sırf hayat kadınlarının konumuna indirgemek çok basit bir açıklama olur. Bu ülkelerde işsizlik fazlalaştı daha doğrusu öyle gözüküyor çünkü dağılma öncesindeki gizlenen gerçekler su üstüne çıktı. Subvensa edilen işyerleri aslında gizli işsizliğin bir açıklamasıdır. Ve bundan dolayı da zaten zayıf ve bağımlı olan ekonomi birden çökmüştür. Sovyetlerin çöküşü ile diğer doğu bloku ülkelerinde aynı zamanda çöküşü tesadüf değil. Bağımlılığın bir sonucudur.
Tekrarlıyorum eski kötüyü kapitalizme karşı iyi göstererek bir yerlere varılamaz, gerçek anlamda alternatif olacaksın. Sosyalizmin tarifi insanlara özgürlük ve refah getirmek, sömürüyü sonlandırmak oluyorsa bu konulara değinmek ve bu argümanları reelde hayata geçirerek alternatif oluşturulur. Yoksa şimdi daha kötü durumdalar, işsizlik daha da arttı,..... gibi argümanlar ikna edici değil.




Bu ileti en son sorgulayan tarafından 25.11.2018- 16:59 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.123
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

44 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 25.11.2018- 18:21


Sn.Kaçak;

Sosyalizm ile kapitalizm arasında gece ve gündüz kadar fark var. Kendini sosyalist olarak gören biriyle reel sosyalizmi tartışmak başkadır, sosyalizmi lafta bile olsa savunmayan biriyle konuşabilmek farklı. Sizin bu uzun yazılarınıza nasıl yanıt verilecek gerçekten zor. Çünkü bir solcunun, bir sosyalistin sahip olması gereken doğrulardan bir tekine bile sizde rastlanmıyor. Böyle olunca da   yazının neresinden tutmalı, neresinden başlamalı, gerçekten çok kolay olmuyor.

Önce basit ve gerekli olan temel bilgiler; sosyalizm ve kapitalizm arasındaki temel fark birinin kendisinden önceki düzenden başlayarak kendiliğinden bir süreçle gelişebilmesi. Sosyalizm için böyle bir durum söz konusu olamaz. Birincisi kapitalizm içinde herhangi bir dönüşüm gerçekleşmiyor, ve ikincisi siyasal iktidar alındıktan sonra bile dönüşümün gerçekleşebilmesi için öncünün öncülüğüne ihtiyaç duyuluyor. Yanı bu şu demek: Kapitalizmin biçimsel demokrasisine özenerek, onu savunarak ve bu yaklaşımı bilimsel sosyalizme yamamaya çalışarak toplumu sosyalist bir dönüşüme uğratabilmek ve sınıfsız topluma doğru yol alabilmek mümkün değildir.

Çözüm proleter diktatörlüktür; çözüm parti içinde demokratik merkeziyetçiliği sağlamlaştırmak ve partinin sınıfsız yoldaki öncülüğünden hiç vazgeçmemektir. Detaylarına girmiyorum; öncesinde yanlışlıklar mı vardı, o yanlışlıkları yapmamaya çalışırsınız. Yoksa bilimsel sosyalizm reddedilerek, kapitalizme (biçimsel de görünse) öykünerek sosyalizm savunulamaz, komünizme de ulaşılamaz.

( Bu konuda temel bir yanlışlık varsa, başka konuları tartışmanın anlamı yok ve o tartışmalar bir gevezelikten öteye de gitmez. Ama bu yazdıklarınız benim için gerçekten zaman da alsa ve üzücü de olsa- çünkü yıllardır hep aynı şeyleri yazmaya çalışıyorsunuz- yanıt vereceğim. Yararı olmuyor çünkü! Bilimsel sosyalizme karşıtlığın da öncelikle bilimsel bir temelde olması gerekir. Reel sosyalizme yönelik eleştirilerinizin de haklı bir temeli yok. Ama haklı bir temeli olsa da -öyle sanıyorsunuz çünkü-, bu yazdıklarınızı bilimsel sosyalizmi-komünizmi savunan biri gerçekten savunmaz. İşin keyifsiz olan yanı da bu!)



Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 3 Sayfa:   Sayfa:   [1]   2   3   >   son» 



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör PROLETARYA nedir ? spartakus 0 2975 10.02.2015- 15:16
Konu Klasör Proletarya diktatörlüğü nedir? spartakus 1 4036 20.07.2015- 13:08
Konu Klasör Proletarya Diktatörlüğü melnur 2 3367 13.08.2013- 21:21
Konu Klasör Yaşasın proletarya enternasyonalizmi proleter 0 2855 13.05.2014- 15:30
Konu Klasör Proletarya diktatörlüğü nasıl bir şey? spartakus 2 3797 06.02.2016- 21:16
Etiketler   Proletarya,   Diktatörlüğü,   nedir
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS