SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 9 Sayfa:   Sayfa:   «ilk   <   5   6   7   [8]   9   >   son» 
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.914
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 06.11.2021- 01:30


Metin Çuhaoğlu'nun İLERİ haber sitesindeki bu günkü yazısından bir bölüm:


''...bugün Türkiye solunda BDS’nin D’si, yani demokrasi, bağımsızlığı da sosyalizmi de gölgede bırakacak ölçüde öne çıkmıştır.   Bugüne dek yaşanan sosyalizm deneyimlerinde tespit edilen demokrasi zaaflarının yanı sıra, Türkiye’nin özellikle 1970’lerin Milliyetçi Cephe iktidarları, ardından 12 Eylül faşizmi ve son olarak Saray rejimi ile yaşadığı “anti-demokratik” ortamların demokrasi taleplerine özel ağırlık kazandırdığı söylenebilir.

Ancak biz, özellikle Türkiye solunun bugünkü konumu açısından bir başka etmenin de önem taşıdığı kanısındayız: Düzenin köklü biçimde değişmesini öngören sosyalizm “uzaklardaki” bir hedeftir; “bağımsızlık” ise, 1960’lardan farklı olarak, dünyamızın bugünkü koşullarında olumsuz çağrışımlar da yaptırabilen (otarşik-totaliter yönelimler, izolasyon, milliyetçilik, şovenizm, vb.) bir hedef haline gelmiştir.   Buna karşın ülkedeki sol muhayyile, “daha iyi” ya da “ileri” bir demokrasinin mevcut düzen ve sınıf egemenliği koşullarında bile gerçekleşebileceğini öngörmektedir.    

Dahası, sosyalizmin, ancak demokrasiyle, demokrasinin adım adım ileriye taşınmasıyla gerçekleşebileceğini, hatta “en ileri” denebilecek demokrasi biçimlerinin sosyalizmi “kendiliğinden” getirebileceğini düşünenler de vardır.

Durum bizce böyledir ve ciddi tartışmaları davet etmektedir.

https://ilerihaber.org/yazar/bagimsizlik-demokrasi-sosyalizm-60-yil-sonra-yeniden-132591.html





Bu ileti en son melnur tarafından 06.11.2021- 01:31 tarihinde, toplamda 2 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.914
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 09.11.2021- 02:00


Çulhaoğlu'nun da altını çizdiği şekliyle demokrasi ve özellikle sosyalizm-Marksizmle ilişkisi bağlamında belki yeniden tanımlanmaya ve anlamlandırılmaya ihtiyaç var. Türkiye'nn kapalı ve karanlık bir süreç içnden geçtiği gerçeği karşısında demokrasi konusunda çok daha özenli ve kaba saba yorumlardan da kaçınmak gerekiyor. Bir kez daha hatırlamak ve ihmal etmemek gerek, Saray Rejimi karşısında demokrasi mcadelesi bir anlamda düzenin, sistemin restorasyonu anlamına gelse de   hiç önemsiz değildir. Marksizm ve demokrasi ilişkisi bir şekilde tanımlanmalıdır, ayrı, belki çok daha gelişkin değerlendirmelere ve soyutlamalara ihtiyaç gösterir ama bugünün nesnelliğinde demokrasi mücadelesini ve doğrudan saray rejimi karşıtığını asla küçümsemeden ve bir şekilde katılım da göstererek sol-sosyalist bir program çerçevesinde organize olmak gerektiğini düşünüyorum. Ve Türkiye'nin sola, sosyalizme olan acil ihtiyacı da düşünüldüğünde demokrasi mücadelesi   saray rejimi karşıtlığı çerçevesinde üye ve sempatizan kesimlerden başlayarak çok da kapsamlı olmayan basit çözümler sunarak bu konu sosyalistlerin gündeminde baş köşeye oturtulmalıdır.

Ülkenin, emekçi hakımızın ve solun buna gerçekten ihtiyacı var.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.914
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 25.01.2022- 05:47


Sıradan bir rastlantı bu, internette gezinirken Metin Çulhaoğlu'nun eski bir söyleşisindeki yorumuna rastladım; belki forumun bir yerinde de asılı haldedir ama şimdi bulamam; tam da bu başlığa göre, onu ekliyorum. Demokrasi ve marksizm konusunda açıklayıcı olduğu kesin. Söyleşiyi yapan kişi soruyu soruyor Çulhaoğlu da yanıtlıyor. Şöyle:

''Türkiye'de sosyalist solda keskin bir ayrışma yaşandığını düşünüyor musunuz? Bu ayrışmanın ana cepheleri, nedenleri nelerdir? 12 Eylül referandumu nasıl bir milat oluşturdu? Bazı kesimler solun bir çıkmazda olduğunu ve artık "geleneksel yapıların/politikaların" duvara çarptığını düşünüyor. Siz bu değerlendirmeye katılıyor musunuz?

Sorunuzdaki “ayrışma” kavramı bence yerine oturmuş. Çünkü bugün sosyalist solda kimilerinin ileri sürdüğü gibi bir “bölünme” değil, ayrışma söz konusudur. Örneğin, öyle durumlar vardır ki, belirli bir siyasal topluluk, hedef tanımı, mücadele stratejisi, örgüt anlayışı vb konularda kendi içinde saflaşma yaşar, topluluğun mensupları ayrı yerlere düşerler. Bu, bölünmedir.

Ancak, başka durumlar da vardır. Böyle durumlarda, dünyadaki veya herhangi bir ülkedeki mevcut Marksist birikimin kendi içinde ayrıştığı görülür. Burada asıl belirleyici olan, belirli bir uğrağa kadar ortaklaşa sahiplenildiği düşünülen Marksist temele ve birikime artık farklı yerlerden, farklı anlamlandırmalar ve ağırlık kaydırmalarıyla bakılmasıdır. Bu, bölünmenin ötesinde, Marksist birikimin kendi içinde ayrışmasıdır.

Bir de, öyle ayrışmalar vardır ki, ayrışanlardan birinin bundan böyle Marksizm içi sayılması mümkün olmaz.

Türkiye’deki duruma bakarsak, ayrışma şöyledir: Bir tarafta demokrasiyi/“demokratikleşmeyi” Marksizm’in bunlara biçtiği yerden ne bir adım ileride ne de geride, sınıf mücadelesinden, yani emeğin kurtuluşu ve özgürleşmesi mücadelesinden türetip olabileceği kadarıyla öyle anlamlandıranlar vardır diğer tarafta da demokrasiyi/”demokratikleşmeyi” esas alıp Marksizm’in kendisini böyle, bunlarla anlamlandıranlar...

Bu, kimsenin “canım o kadar da olur” diye es geçemeyeceği, son derece ciddi ve köklü bir ayrışmadır.

Ayrışmayla devam edersek, bence 12 Eylül 2010 referandumuna “milat” demek doğru olmaz. Çünkü bugünden bakıldığında ayrışma ana hatlarıyla 20 yıllık bir geçmişe sahiptir nüveleri 1989-90 “Kuruçeşme sürecinde” ortaya çıkmış, daha sonra bu nüveler giderek netleşmiş, kristalize olmuştur. 12 Eylül referandumundaki tutum farklılaşması, sürece yayılan ayrışmanın kesinleşmesi, tescilidir.

Thomas Carlyle’ın bir sözü vardır: “Eğer bir papağana ‘arz’ ve ‘talep’ demesini öğretirseniz karşınızda bir iktisatçı bulursunuz.” “Demokrasi” ve “sivil toplum” lafları öğretilen bir papağan ise belki her şey olabilir, ama Marksist olamaz.

Sorunuzun son kısmına gelince bana göre bugün Türkiye’de sosyalist sol, dünyaya ve ülkeye ilişkin ana tespitleri, temel mücadele hattı, hedefleri vb açısından “çıkmazda” değildir ancak dışa açılma, toplumsallaşma, ülkenin siyasal gündeminde ağırlık kazanma açısından bir eşiğe dayandığı ve bu eşiği henüz aşamadığı da ortadadır. Çabalar, bu eşiğin aşılmasına yöneliktir. Yani ortada duvar değil, eşik vardır. Eğer bu eşiğin henüz aşılamamış olmasının nedeni “geleneksel yapılar/politikalar” ise, geleneksel olmayan yapılar ve politikalar aynı eşiği kendileri aşsınlar da görelim.

https://haber.sol.org.tr/soldakiler/metin-culhaoglu-soldaki-ayrismayi-anlatti-haberi-37463



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.914
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 08.03.2022- 03:23


Demek ki, bugüne kadar buralarda söylemeye çalıştığımız gibi ''Bir tarafta demokrasiyi/“demokratikleşmeyi” Marksizm’in bunlara biçtiği yerden ne bir adım ileride ne de geride, sınıf mücadelesinden, yani emeğin kurtuluşu ve özgürleşmesi mücadelesinden türetip olabileceği kadarıyla öyle anlamlandıranlar vardır diğer tarafta da demokrasiyi/”demokratikleşmeyi” esas alıp Marksizm’in kendisini böyle, bunlarla anlamlandıranlar...'' olduğu gerçeği kabul edilmelidir. Sürekli yineleniyor, ksaca ve basitçe şu demektir, demokrasiyi, demokrasi mücadelesini biçimleyecek ve onu anlamlandıracak şey Marksizmdir, yoksa Marksizme şekil verecek olan demokrasi anlayışının Marksizmle doğrudan bir ilişkisi olamaz.

Çok şey söylenebilir. Demokrasinin sınıfsal niteliğinden başka bir anlamı yokmuş gibi yorum yapmanın ve onu bu bağlamda değersizleştirmeye çalışmanın yanlışlığından söz etmek, demokrasiyi merkeze alan bir anlamlandırma siyasetinin haklılığı anlamına gelmez. Aralarındaki farkı anlayabilmek gerek. Marksizmi yüzeysel yaklaşımlarla kirletmemek gerektiini düşünyorum ve bu konuda en fazla kirletilen ilişki Marksizmle demokrasi ilişkisinin nasıl olacağı, nasıl kurulacağıdır.

Marksizm bir ansiklopedi değildir. Bir felsefe, içinde bir sınıfın, proletaryanın kurtuluş ideolojisi olan bir dünya görüşü ve bütünüyle de bir düşünme ve sorgulama yöntemidir. Marksizmi sıradan bir ezbere dönüştürmek, varolan, içerdiği diyalektik aklı-yöntemi benimsememek, içselleştirmemek, solda olduğunu söyleyen herhangi biri için önemli bir kayıptr. Böyle bir tavrın yanlış siyasetlere kapı aralayacağı açıktır. Bugünün Türkiye''sinde işte bu nedenle, özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimi için demokrasi vurgusu yapan kesimler için sınıfsallığı öne çıkarmak, ''o da aynı bu da aynı'' teranesini sürekli yinelemek ve başkaca bir şey de söylememek, sürece sadece böyle bir yaklaşımda bulunmak..-yanlıştır; Marksizmle ilişkili bir kavrayış değildir.

Demokrasi ve Marksizm ilişkisini teorik düzeyde ele alıp sorgulamak mümkündür ve hatta gereklidir ama varılan sonuç güncelle ilişkili değilse, ve hatta güncel olanla çelişiyorsa doğru bir ilişki kurulamadığı anlamına gelmez mi? Faşizm ile burjuva demokrasisi arasında hiçbir fark olmadığı anlamına gelen ''o da aynı, bu da, sınıfsal olarak hiçbir farkları yok'' yaklaşımını sürekli yinelemenin sosyalistler için ve içinde bulunduğumuz nesnellikte, faşizmi yeğlemekten öte bir anlamı olmayacağı ve hatta faşizmin ekmeğine yağ süreceği neden anlaşılmaz onu da anlayabilmek mümkün değil.





Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.914
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 09.03.2022- 00:55


Kendini solda tanımlamaya çalışan birinin demokrasi konusunda '' kimin için demokrasi'' sözlerinden başka hiçbir şey söylememesi, söyleyememesi bence önemli bir sorundur ve bu sorun sadece bu konuda değil hemen hemen pek çok konuda bir yetersizlik olarak karşımıza çıkmaktadır. (Belki abartıyorum ama, örgütlü arkadaşlarımızın pek çoğunda böyle bir sorunun olması sanki sosyalist partilerde varolan yönetim biçiminden kaynaklanıyor gibi geliyor bana.) Yeterince sorgulama becerisi mi gösteremiyoruz yoksa zihinsel bir tembellik nedeniyle mi bu tür hatalar yapılıyor, kestiremiyorum. Uç örneklerde geziniyorum daha kolay anlaşılabilsin diye, örnekse herhangi bir ülkedeki gerici, totaliter bir askeri yönetimle bir başka ülkedeki burjuva demokrasisi arasında sınıfsal aynılık dışında hiç mi fark yoktur ve bu farklılık sosyalistler için önemsiz midir? Faşist bir yönetim biçimiyle demokratik bir yönetim biçimi için aynı sınıfsal niteliğe sahiplik her iki yönetim biçimini aynı yapar mı, faşizme karşı demokrasi mücadelesini önemsizleştirir mi?

Hep aynı şeyleri yazıp çiziyoruz, sosyalistler için demokrasi mücadelesinin merkezi bir mücadele biçimi olmadığını dahası geri kalmış bir ülkede, sanayileşme devrimini kaçırmış, çok geç gerçekleştirmiş ve onu da kısmi bir şekilde gelişiminin parçası haline getirmiş coğrafyalarda demokratikleşme yolu ile daha özgür bir toplum yaratabilme düşüncesi ve mücadelesinin gerçekçi olmadığını da söyleyebilmek mümkündür. Yoksulların, ezilenlerin demokratikleşme talepleri sınıfsal yapı sürüp gittiği ve temelden değiştirilemediği sürece egemenlerin çıkarlarına yönelik talepler haline gelecek, getirilecektir. Ne var ki, sosyalistlerin demokrasi konusunda böyle bir gerçekliğinin bulunması, demokrasinin,   günlük hak ve özgürlükler mücadelesinin önemsiz ve gereksiz olduğu anlamına gelmez.Bu yüzden demokrasi mücadelesi sınıfsal mücadelenin bir parçası olarak yürütülür.

Böyle bir gerçeklik varsa, bu ülkede böyle bir gerçeklik solu da yakıcı bir biçimde etkiliyorsa hiç kimse cumhurbaşkanlığı seçimi için   gereksiz, anlamsız ve gevezelikten öteye gitmeyen bir ''hangi sınıf için'' tekerlemesine sarılmamalıdır. Sarılıyorsa:

1- Ne yaptığını bilmeyen, cahil cühelanın tekidir ve bilgiçlik taslayarak kendi egosunu tatmin peşindedir.
2- Solun içine sızmış veya sızmaya çalışan bir trol, veya ajan provakötürdür.




Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.914
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 21.04.2022- 01:24


... hala, Lenin'e göndermelerle demokrasinin sınıfsal gerçekliği üzerinde tepinmeye çalışmaktan kurtulamayanlar var. Sayıları da az buz değil. Face'te rastlıyorum, daha önce de sözde sol, sosyalist, ve dahi enternasyonalist forumlarda boy gösteriyorlardı. Üzücü aslında. Tamam, belki analiz etme, güncel olanla ilişkilendirme gereği duyma, tutarlı olma, uygun mantıksal çıkarımda bulunma gibi kimi yol ve yöntemlere uzağız ama insan hiç olmazsa bu konuda bir çaba da göstermeye çalışmaz mı? Tıpkı devlet dendiğinde ''kimin devleti?'' diye sormanın tarihsel anlamda ortaya çıkmış bir mekanizmanın ne olup olmadığı konusunda sanki her konuyu, her şeyi açıklıyormuş gibi bir tavır sergilemenin yanlışlığını bir türlü kavrayamama gibi, demokrasi dendiğinde de aynı yanlışın içine sürükleniyorlar. Komik olmanın ötesinde, yakışmıyor. Marksizmi bir ansiklopedi gibi kullanmaya çalışmanın ve bir ezber cümleler yığınına dönüştürmenin   kolaycılığına saplanmak gerçekte günümüzü anlamada yetersizlik içereceğini en baştan kabul etmezsek, olmaz; bir solcuya yakışmaz. Samimiyetsizliktir bunun adı ve dahası sadece kendine oynamak, kendi egonu tatmine çalışmaktır ve başka bir şeydir de aynı zamanda. Bir üstte söylediğimi yeri geldiği için tekrar edeyim: Bunlar, bu kişiler, bu samimiyetsizlik denizinde debelenip duranlar ya,1- Ne yaptığını bilmeyen, cahil cühelanın tekidirler, ya da 2- Solun içine sızmış veya sızmaya çalışan bir ikiyüzlü trol, veya ajan provaköterden başka bir şey değildir.

Devamı:
https://www.solpaylasim.com/k8521-demokrasi-ve-lenin-.html



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.914
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 26.05.2022- 09:50


Karanlık bir süreçten geçtiğimiz konusunda sola sızmış üç beş ''enternasyonalist''in dışında hiç kimse yoktur sanırım. Peki bu karanlık süreçten nasıl kurtulacağız? Önemsiz bir soru mu bu? Kendini ilerici, solcu, demokrat olarak tanımlayan hemen herkesin üzerinde düşünmesi ve yanıt vermesi gereken bir soru değil mi?

Sosyal medyada bu konularda koca bir gri alan var. Dediğim gibi üç beş enternasyonalist(!), trol ya da ajan provokatör dışında hemen herkes AKP karşıtlığı ve iktidardan mutlaka düşürülmesi gerektiği konusunda hemfikir; en azından karşı çıkılmıyor, saray rejiminin bu ülkenin siyasal ve toplumsal yapısına büyük ölçüde etki ettiğinin ve geriye doğru dönüştürdüğünün bilincindeler. Ne var ki, ortada yine de bir sorun var gibime geliyor. Şöyle:

Saray rejiminin yıkılması, ve Erdoğan'ın tek adam diktatörlüğüne bir son verilmesi gerektiğine pek de karşı çıkmayan, hatta destekleyen kimi sosyalistlerimizin bunun nasıl olacağı sorusu karşısında çok da net bir tavır almadıklarını düşünüyorum. Sosyal medyada gri olarak tanımladığım alan da burası. Açıkça bir yanıt verilmiyor. Rejimin değiştirilmesi gerektiğinin bilincindeler, sosyalistlerin tek başına bunu gerçekleştirecek bir gücü olmadıklarını da biliyorlar, seçim-sandık konuları ve düzen muhalefetinin ''öncülüğü'' de ortaya çıktığında ne yapacaklarını, ne söyleyeceklerini ve hatta neyi-nasıl savunacaklarını da kestirememe durumu ortaya çıkıyor...-sonuç; işte o kararsızlık ya da yine ne yapacağını bilemekten kaynaklı tutarsız ve eksik-yarım savunma cümleleri....

Komünistlerin sandıkla işi olmaz.
Komünistler düzen partilerinin peşine takılmaz.
Demokrasi zaten egemen olanın bir yönetme biçiminden başka bir şey değil.
Ve zaten Lenin de demokrasi için ''hangi sınıf için'' koşulunu öne çıkarmadı mı?

İyi de soru hala ortada duruyor; yıkılmasını istediğin saray rejimi konusunda sen ne yapacaksın? ( Örgütlenmeli, rejim değiştiğinde düzen değişmez, düzeni değiştirmek için çaba göstermeli...-şeklindeki   söylemleri şimdilik bir kenara ayırmalı, sorunun yanıtı değil bu tür açıklamalar.) Hangisinden yana olacaksın, tek adam diktatörlüğünden ve ülkeyi nerelere götüreceği açık seçik belli olan saray rejiminden yana mı, yoksa bütün olası zaaflarına karşı demokrasiden yana mı?

Basitçe, demokrasi mi, diktatörlük mü?

( Kapitalist bir toplumda her tür burjuva demokrasisinin de bir tür diktatörlük olduğu gerçeğini bu aşamada, bu referandum öncesinde sürekli köpürtmeye çalışan cehaletin dip yapmış haline ve trollere, ve ajan provokatörlere bırakarak devam ediyorum.)

Evet, soru bu, demokrasi mi diktatörlük mü?

Bu konuda pek çok başlığımız olduğunu da yineleyerek, bilimsel sosyalizmi rehber edinenlerin bu konudaki tavırlarının çok net olduğunu, olması gerektiğini ve her koşulda bu netliğin tek bir biçimde işlediği anlamına gelmediğinin altını çizelim.

Demokrasi konusunda marksistler her koşulda aynı tavrı göstermezler. Örnekse, Ekim devrimi öncesinde (burjuva) demokrasi diye tutturmak gerçekte gerçekleşebilme koşullarının olgunlaştığı bir momentte sosyalist devrime ve proleter demokrasiye karşı çıkmak anlamına gelecektir. Lenin'in o dönemde bu tavrı sergileyenlere karşı çıkışı ve demokrasinin sınıfsal niteliğini öne çıkarmasının nedeni buydu. O dönemin demokratları için karşı-devrimci nitelemesi elbette yapılabilir. Bugün ise...

Bugün Türkiye'de, 1917 Ekim devriminin öncesindeki koşullar yoktur. Büyük harflerle YOKTUR.   Ve sanki Ekim devrimi öncesindeki koşullar varmış gibi, demokrasiyi küçük görenler, gereksiz görenler, önemsizleştirme gayretinde olanlar,   gericiliğin değirmenine su taşımaktan başka bir şey yapmıyorlar. Sosyalistler sınıflı bir toplumda ve ekim öncesindeki koşullar da ortada yokken kayıtsız koşulsuz demokrasiden yana tavır alırlar. Demokrasiyi sosyalist mücadeleye eklemlerler. Çünkü demokrasi mücadele olmadan sınıflı bir toplumda sosyalist mücadelenin önü de açılamaz, proletarya da bu sürece dahil edilemez ve sosyalist mücadele başarıya ulaşamaz.

Ve dolayısıyla, bugün için, ''Komünistlerin sandıkla işi olmaz. Komünistler düzen partilerinin peşine takılmaz.
Demokrasi zaten egemen olanın bir yönetme biçiminden başka bir şey değil. Ve zaten Lenin de demokrasi için ''hangi sınıf için'' koşulunu öne çıkarmadı mı?'' ve benzer sorularının köpürtülecek hiçbir gerçekliği bulunmamaktadır. Bugünün konjöktüründe hiçbir gerçekliği yoktur bu soruların.

Erkan Baş'ın bir dönem söylediği ''bir günlük ittifak'' konusu içinde bulunduğumuz referandum sürecinde sosyalistler için önemsenmeli ve gerekli bir siyasi tavır olarak değerlendirilmelidir diye düşünüyorum, ve
emin olun böyle bir siyasi tavır hiç kimsenin komünistliğine bir zeval getirmeyecektir.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.914
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 18.07.2022- 09:01


Sosyal demokrasiyle ilgili bir başlık arıyordum, karşıma burası çıktı. İlk birkaç yorumumu da okudum. Tam da güncelliğe uygun yorumlar da var Sürdürülmesi gerekir. Bu yüzden güncellemek gerektiğini düşündüm Eminim yararlı olacaktır.



Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 9 Sayfa:   Sayfa:   «ilk   <   5   6   7   [8]   9   >   son» 



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Sosyal Demokrasi ve Sosyalizm... melnur 15 4133 05.08.2021- 05:23
Konu Klasör Sosyal Demokrasi ve sosyalizm... melnur 3 1818 18.07.2022- 09:12
Konu Klasör Sosyal demokrasi mi devrimci demokrasi mi? melnur 2 128 29.08.2022- 08:41
Konu Klasör sosyalizm ile reel sosyalizm arasında ne fark var yura 5 12793 23.03.2014- 12:22
Konu Klasör Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm melnur 19 14412 30.08.2013- 00:25
Etiketler   Demokrasi,   sosyalizm.
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS